17. bölüm · GÖZLERİM KAPALIYKEN

16.BÖLÜM

Buse Mina

KEYİFLİ OKUMALAR

Karan kolyeyi boynumdan geçirdiğinde diğer elimle ucunu tuttum. Çok güzeldi.

Taktıktan sonra ıslak saçlarımı indirip ellerini karnımda birleştirdi ve hala arkamdan sarılırken boynumu öptü.

Oradan yanağıma ve kulağımın yanına geldiğinde kurduğu cümle yerimde mıh gibi kalmamı sağladı.

"İyi ki doğdun Alara Lidya Kutluhan."

Biliyordu.

Nefesimi tutmuş bir şekilde dururken onun bedeni arkamdan çekildi ve önüme dikildi.

"Güzel bir oyundu tebrik ederim Alara."

Şaşkınlıktan konuşamıyordum.

"Umarım sen de benim oyunumu beğenmişsindir."

O kadar korkmuştum ki anında kendimi açıklamaya çalıştım.

"Lütfen açıklamama izin ver, bak ben zaten sana her şe.."

Kolumu tuttuğunda dişlerini sıkarak bana bakıyordu.

Karan beni susturup ellerini birbirine vurduğunda gözlerinde gördüğüm alaylı ifadeye bakakaldım.

Bedenim sopa yutmuş gibi dururken Karan dudaklarını vay be der gibi büktü ve güldü.

"Oyununu buraya kadar iyi getirdim Alara Lidya Kutluhan."

Yutkunamadım.

Biliyordu.

"Gerçekten aptal bir oyun için mi benimle bunca şeyi yaşadın .?" Yüzündeki güleç ve alaylı ifadenin aksine boynundaki damarlar sinirden şişmişti.

"Benim seni gerçekten sevdiğimi mi zannettin Alara.!" Bağırışıyla gözlerim kapandığında elimdeki kutuyu bıraktım ve yere düşmesine izin verdim.

Koluma dokunan ellere rağmen gözlerimi açmayıp onun konuşmasını bekledim.

"İlk andan beri...ilk andan beri kim olduğunu biliyordum."

Onu kandıracağımı sanmak aptallıktı.

"Sen beni kandırabileceğini mi zannettin küçük kız.?"

Son söylediğiyle gözlerim açıldığında anında göz göze gelmiştik.

"Tüm bunlar..söylediklerin, yaşadıklarımız yal.."

"Yalandı.!" Yüzüme doğru haykırdığında dudaklarım titredi.

Ağlama Alara.

"Hepsi, her şey yalandı.!"

Yanımızda duran masaya tekme atıp devirdiğinde dolu gözlerimle onu izliyordum.

"Nereye kadar gideceğini görmek istedim. Senin benimle oynadığın gibi ben de seninle oynadım Alara."

Onu daha önce hiç bu kadar sinirli görmediğim için korkuyordum.

Arkamızda duran tabloları söküp atarken ondan bir iki adım uzaklaştım ama kollarımdan tutup bedenimi sarstı.

"Sen Karan Beyoğlu'yla oyun oynayabileceğini mi sandın.? Attığın her adımdan, aldığın her nefesten senden önce haberim vardı."

"Sus." Diyerek kolumu ondan çekiştirdiğimde gözlerime sinirle bakıyordu.

"Ama tebrik ederim son günlerdeki hamlelerin gerçekten çok inandırıcıydı."

Ona bırakması için mırıldanırken tekrar konuştu.
Canımı acıtıyordu, sözleri canımı öyle bir yakıyordu ki tarif edemezdim.

"Bana aşıkmış gibi rol yapma konusunda çok başa.."

"Bırak.!" Kolumu hırsla çektiğimde artık ağlıyordum.

O hiçbir şey söylemeden bana bakarken hıçkırığım odada yankılandı.

"Bırak." Dedim tekrardan ve kollarımı birbirine sardım.

"Bana hesap vermeden seni bırakacağımı mı düşünüyorsun.?" Dudakları alayla kıvrılmıştı ama hızla değişen ifadesiyle çenesini sıvazladığında aslında kendini tuttuğunu anlamıştım.

"Ne anlatsam da şu an beni dinlemeyeceksin."

"DİNLEMEYECEĞİM." Haykırdığında gözlerimi yine korkuyla kapattım.

Arkasını dönüp odada ne var ne yoksa kırıp dökerken ağlayarak onu izliyordum.

"Dinlemeyeceğim lan bir daha seni.!"

Kalbim ağrıyordu.

Yarım saat önce bunların olacağını tahmin edemezdim.

"Aptal! APTAL!"

Tekrar karşıma geldiğinde elinden damlayan kanlarla bana bakıyordu.

Her şeye rağmen eline uzanıp tutmak istediğimde izin vermedi.

"Abimi sen öldürdün sanıyordum hiçbir şey yalan deği.."

"SUS."

Saçlarını karıştırıp arkasını döndükten sonra tekrar duvara yumruk attı.

Duvara vurmasına dayanamayıp hızla önüne geçtiğimde gelecek hamleyi gözlerimi kapatarak bekledim ama gelmedi.

Eli havada soluk soluğa bana bakıyordu.

"Elimden bir kaza çıkmadan git."

Sesi soğuk ve sertti.

"Tek bir şey istiyorum lütfen...beni biraz sevdiysen senden sadece yarım saa.."

Dudakları yana kıvrıldığında sözümü keserek konuştu.

"Sevmedim diyorum kızım, sevmedim!" İşaret parmağını başıma bastırdı.

"Oynadım seninle. Benimle oynadığın gibi oynadım."

İnkar eder gibi başımı iki yana salladım. Yalan söylüyordu.

Onca şey oyun olamazdı.

"Karan sinirl.." Yine sözümü kesti.

"Her şeyi geçtim lan.! Her şeyi geçtim sen abine bunu nasıl yaparsın! Onun projesini nasıl sabote edersin Alara!" Sesi o kadar yüksekti ki irkilmiştim.

"Bilmiyordum, arkadaş olduğunuzu bilmiyordum diyorum nolur sakinleş öyle konuşalım."

Başını elleri arasına aldı.

"Her siki biliyordun...Yiğit sana video attı sen her boku biliyordun lan.!"

Ne videosu ne diyorsun Karan.?

Başımı iki yana salladığımda dişlerini tekrar sıktı.

"Yiğit sana o gün video attı. Hepimizi tanıttığı bir videoydu."

Kalbimi parçalara ayıran adama gözümdeki yaşlarla bakıp başımı iki yana salladım.

"Ben içinde sizin olduğunuz bir video izlemedim."

Karan bana hayalkırıklığıyla bakarken ben de ona aynı şekilde bakıyordum.

Ona doğru bir kaç adım atıp karşısında durduğumda duymaktan korktuğum şeyi sordum.

"Her şey yalan mıydı.?"

Dişlerini sıkıyordu.

"Son iki ayda bana söylediklerin...yaptıkların yalan mıydı.? Bu aptal oyunu oynamak için miydi.?"

Cevap vermediğinde göğüsüne dokundum.

"Cevap verirsen bir daha seni asla rahatsız etmeyeceğim söz veriyorum."

Vermedi.

Yalandı..

"Eğer beni çok kısa dinlersen kendimi açıkl.."

"Evimden gidebilirsin." Dedi gözlerime bakmadan.

"Evinden zaten gideceğim...sadece neden böyle bir şey yaptığımı anl.."

"Tekrar etmekten hoşlanmam. Adamların hakkımda bilgi toplamaya çalışırken bunu da öğrenmiş olman gerekirdi."

"İstediğim cevabı ver gideceğim. Hepsi mi oyundu.?"

Değil de.

Gözleri tekrar gözlerimi bulduğunda bana nefretle bakıyordu.

"Söylediklerim, yaptıklarım, bakışlarım...
dokunuşlarım..hepsi acımasız bir oyundu."

Beni ne hale getirdiğini bilmeden devam etti.

"İlk başta küçük bir kız çocuğu olduğunu düşünüp oyun oynamana izin veriyordum ta ki Yiğit için, dostum için yaptığım projeyi bozana kadar. Oyunu o günden sonra benim kurallarımla oynamaya başladık."

"O kadına para verip hayatıma sokmaya çalıştığın andan itibaren beni kızdırmayı başardın."

Annesini de benim getirdiğimi sanıyordu.

"Kardeşim o kadın için ağladığında senin fişini çoktan çekmiştim."

Eslem...o da mı bu oyunun içindeydi.?

"Ben sandım ki sö.." sözümü yine ve yine kesti.

"Benim sana birden aşık olduğuma inandın mı gerçekten.? Karan Beyoğlu birisine bu kadar kolay aşık olur mu sandın Alara?." Çenesi kasıldığında dolu gözlerimle ona bakıyordum.

"Senin gibi iğrenç birisini sevdiğim için kendimden tiksiniyorum." Karan'ın gözlerinde gördüğüm ifadeyle bu sefer alayla gülen taraf bendim ama gülerlen gözlerimden yaşta akmıştı.

"Her şeyi hak ediyorsun...annenin seni bırakıp gitmesini sonuna kadar hak edi.." Sözlerimi kesen şey gözlerinde gördüğüm hayalkırıklığıydı. Bu beni susturmuştu.

Sinirle saçmalamıştım.

"Devam et." Dedi Karan korkunç sert sesiyle.

"DEVAM ET LAN.!" Yüzüme karşı haykırdığında yutkundum.

Karan'ın hassas noktasını bulmuştum.

Onun da benimkini bulduğu gibi.

"Defol git evimden.! Defol git."

Hıçkırıklarım arttığında o tekrar arkasını dönüp bir şeyleri devirmeye devam etti.

"Karan." Bir adım atıp yanına gidecekken hızla yanıma gelerek omuzlarımdan tuttu.

"Videoyu izlemedim, yemin ederim bana video gelmedi Karan."

Soğuk bakışları gözlerimdeydi.

Elimi yanağına götüreceğim sırada kolumu sıkarak buna izin vermedi.

"İnanmıyorsun." Dedim kısık sesimle.

"Oyun değildi...seni seviyorum."

Kollarımı bırakıp odadan çıktıktan sonra beni burada tek başıma bırakmıştı.

Bitmişti.

Karan Beyoğlu benim değildi. Hiçbir zaman benim olmamıştı.

Odanın kapısı tekrar sertçe açıldığında Karan elindeki telefonu bana doğru fırlattı.

Duyduğum seslerle yere yığılmıştım.

"Herkes buraya baksın." Abimdi konuşan.

Kadrajı geriye çevirdiğinde gördüğüm tanıdık bedenlerle yutkunamadım.

Cemal, Samet ve Sezgi..

"Sevgilim." Kaşlarım çatıldığında abime doğru gelen bedenle telefon ellerimden kayıp gidecekti.

Sezgi abimin dudağından öptüğünde Samet onlara peçete kutusunu atınca ayrılmak zorunda kalmışlardı.

Sezgi ve abim.

Ellerim titredi ve yaşlar gözümden hızla aktı.

"Siktirtme belanı Samet.!" Abim Sezgi'yi kolları arasına alarak sinirle konuştuktan sonra alnından kocaman öpmüştü.

"Onlar nasıl.." derken ellerim titriyordu.

"Yoruldun mu bir tanem?."

"İyiyim." Diyordu Sezgi.

"Ölürüm sana...Karan.! Sen de gel şuraya kadrajda görün." Abim bağırarak arkaya seslendiğinde kamerayı arkası dönük adama çevirmişti.

Karan Beyoğlu.

"Lidya'ya mı atacaksın aşkım." Adımın geçmesiyle kalbim hızla atmaya başlamıştı.

Beni tanıyorlardı.

Abim Sezgi'nin sorusuna başını salladığında yanındaki kadın kamerayı kendine çevirdi ve konuşmaya başladı.

"Selam Lidya, henüz tanışmadık ama umarım diğer hafta sen İstanbul'a döndüğünde sonunda tanışabileceğiz...ben Sezgi. Bu yanımda gördüğün adamın sevgilisiyim..şey sanırım seninde yengen oluyorum." Abim ve ikisi kahkaha attığında yanlarına Samet'te gelmişti.

"Beni de gösterin...Merhaba Alara Lidya ben Samet Taş ama sen taş Samet'te diyebilirsin." Ve tekrar gülüştüler.

Sezgi abimin boynundan öptüğünde hıçkırığımı artık tutamamıştım.

"Cumartesi günü abin sonunda seni bizimle tanıştıracak. Fotoğraflardan gördüğüm kadarıyla başımıza çok işler açacaksın küçük hanım."

Gözümden bir damla daha yaş aktı.

Başından beri beni tanıyorlardı.

Ben onlara oyun oynadığımı sanarken, onlar bana oyun oynamıştı.

Karan söylediğinde inanmamıştım ama şu an gerçekler yüzüme tokat gibi çarpıyordu.

"Bir durun amına koyayım kızı daha ilk andan kendinizden tiksindirdiniz...bacım selamın aleyküm." Cemal kamerayı kendine çevirdiğinde arka plana baktım.

Karan'ın evindelerdi.

Buradaydılar.

"Ben Cemal, sen Cemal abi diyebilirsin tabii...bu hayırsız abin seni dilinden düşürmüyor ama tanışmak bir türlü kısmet olmadı. Cumartesi için hazırlıklarımızı yaptık ve seninle tanışmayı bekliyoruz haydi selametle."

Cumartesi. Bu video bana çekilmişti ama bana atılmamıştı. Atılamamıştı.

Ekrana dokunup videonun tarihine baktığımda ağzımdan bir hıçkırık daha kaçtı.

Öldüğü gün çekilmişti.

Beraberlerdi.

Bu videodan bir kaç saat sonra abimi kaybetmiştik.

Ölmüştü abim.

"Güzelliğim.." Abim derin bir nefes verip kameraya gülümsediğinde ekrana dokundum.

"Abi." Dedim ağlamalarımın arasında.

"Tanışınca korkma diye sana ufak bir fragman atmak istedim." Yine Sezgi ve ikisi gülmüştü.

Aklımı kaybedecektim.

"Seni bu hergelelerle ve meleğimle tanıştırmak için heyecandan geberiyorum...Seni seviyorum abim."

"Abi."

"Lan şerefsiz niye Lidya'ya selam vermedin ırzını si.."

Ve video burada bitmişti.

"Bitme.! Bitme nolur bitme biraz daha konuş abi.!"

Telefonun ekranına vururken gözyaşlarımdan önümü göremiyordum.

"Abi tekrar konuş.!"

Hıçkırarak ağlıyordum.

"Bilmiyordum yemin ederim bilmiyordum!" Çığlık atarcasına konuşmamla Karan yatağa oturmuştu.

Ellerinden damlayan kan damlalarını gördükçe neye üzüleceğimi şaşırmıştım.

Neye tepki vermem gerekiyordu.?

Sevdiğim adamın sözlerine mi? Videoya mı? Yoksa düştüğümüz şu duruma mı?

Arkadaş olduklarını da bu videoyu da bilmiyordum.

Hiçbir şeyden haberim yoktu.

Video tekrar oynarken benim ağlamalarım dışında ikimizden de ses çıkmıyordu.

"Git Alara."

Gözlerim bir kaç saniyeliğine kapandı.

"Konuşmayacak mıyız?" O kadar bağırmıştım ki sesim kısılmıştı.

"Konuşacak bir şey yok." Tavrı çok netti ve asla bana bakmıyordu.

"Benim var."

"Evimden gidebilirsin Alara Lidya." İsmimi sinirle söylediğinde gözyaşlarım tekrar aktı.

Daha fazla ısrar etmeyecektim.

Dinlesin diye çabaladım ama o dinlemedi.

Sevmediğini de söylemişti zaten.

"Eğer beni burada, bu odada bunca yalvarmama rağmen dinlemezsen bir daha sesimi duyamazsın."

Aynı ifadesini koruyarak gözlerime baktı.

"Yüzünü dahi görmek istemiyorum." Dedi acımadan.

Tamam.

Gözyaşlarımı silerek ayağa kalktığımda odanın halini görüp dudaklarımı birbirine bastırdım.

Her yer mahvolmuştu.

Yanından geçerken kendimi sarılmamak için o kadar zor tutmuştum ki içimdeki bu savaşı nasıl anlatabilirdim bilememiştim.

Deli gibi sarılmak istiyordum.

Onunla uyumak istiyordum.

Odanın kapısını açıp son kez yatakta oturan bedene baktım. Doğrudan karşı duvara bakıyordu.

"Doğum günümde bana bunları yaşattığın için teşekkür ederim. İntikamını en iyi şekilde aldığından şüphen olmasın...umarım tatmin olmuşsundur."

Kendimi zar zor dışarı attığımda üstümde sadece onun tişörtü vardı.

Bahçeden çıkacağım an bir korumanın seslenmesiyle yaşlı gözlerimle ona baktım.

"Sizi evinize ben bırakacağım, buyurun lütfen." Açtığı kapıya bakıp gülümsedim.

Gülümsemem sesli bir gülme haline gelince birden ağlamaya başlayarak bahçeden koşar adım çıktım.

27 Ağustos saat 03.25.

Hayatımın en kötü günüydü.

Doğduğum gündü ama ben ölmek istiyordum.

Ne zamandır yürüyordum bilmiyorum ama sahil kenarındaki banka oturduğumda ayaklarımın altındaki sızlamayla yüzüm buruşmuştu.

Çıplak ayaklarım kanıyordu.

Tekrar ağlamaya başladığımda bedenim kaskatıydı.

İki elim bankı kavramış bir şekilde hafif öne eğilmiştim ve önümden geçen kişi ya da arabaları önemsemeden sesli bir şekilde ağlıyordum.

Şu an yaşadığım hayalkırıklığıyla başka ne yapmam gerektiğini düşünemeyecek haldeydim.

Abim onun yakın arkadaşıydı.

Sezgiyle de sevgiliydi.

Sezgi sevgilisini kaybetmişti.

Önümde duran arabayı umursamadan gözlerimi kapattığımda duyduğum kapı sesiyle kıpırdamadım.

Yanıma oturan bedenle gözümü hafifçe açıp Cemal'e baktım.

"Rahat bırakın beni."

"Eve götüreyim seni hadi."

"Defol git Cemal."

Derin bir nefes verip arkasına yaslandığında onun gibi ben de arkama yasladım. Gözüm tekrar üzerime takıldığında dudaklarım titredi.

Bu halde, bu kıyafetle bana git demişti.

"İğrenç insanlarsınız...abim nasıl sizinle arkadaş olabilir aklım almıyor. İğrençsiniz."

Konuşmadı.

Kollarını göğüsünde birleştirdi ve karşıya baktı.

Ben de ağlamaktan kıpkırmızı olan gözlerimi karşıdaki manzaraya odakladığımda acıyan gözlerimi kapattım.

Dudaklarım hala titriyordu.

"Karan'a böyle bir oyun oynamayı hangi akılla planladın.?"

"Sana ne.?"

Bir kaç dakika sustuktan sonra tekrar konuştu.

"Sana daha farklı şeyler yapabilirdik ama Yiğit'in kardeşisin diye karışmadık. Nereye kadar götüre.."

"Bitirmiştim.! Onun suçsuz olduğunu öğrendikten sonra her şeyi bitirmiştim.!" Avazım çıktığı kadar bağırdığımda şaşkınlıkla bana bakıyordu.

Oyuncağı elinden alınan şımarık çocuklar gibi Cemal'in koluna vurmaya başladığımda ağlıyordum.

"Allah hepinizin belasını versin tamam mı.? Allah Karan'ın belasını versin." O hiçbir tepki vermeden benim bitirmemi beklerken ellerimi ondan çekip tekrar önüme döndüm ve ağlamaya devam ettim.

"Abim sizden nefret ediyordur."

"Abin senden de nefret ediyordur." Dedi bana kaçamak gözlerle bakarken.

"Nefret edilecek bir şey yapmadım." Derin bir nefes alıp verdikten sonra yaşlı gözlerimle Cemal'e döndüm.

"Sevdim Cemal...o Allahın belasını sevdim.!" Saçlarımı çekiştirip gözlerimi tekrar kapattım.

Mahvolmuş bir halde onun arkadaşıyla bankta oturuyordum.

"O senin sevebileceğin birisi değil."

"Kimsenin sevebileceği birisi değil...o kimsenin sevgisini hak etmiyor. O benim sevgimin şu kadarını bile hak etmiyor." Cemal'in tekrar bana döndüğünü hissediyordum.

"Annesini getirdin lan...onu daha yedi yaşında terk edip giden ayyaş kadını getirdin Lidya.!" Onun da sesi yükselmişti.

Gözlerimi açıp başımı hafifçe Cemal'e çevirdiğimde bunu benim yapmadığımı söyleyecektim ama o tekrar konuştu.

"Kendisinin kaç milyona satıldığını öğrendi...Karan senin sayende annesinin gözünde kaç para olduğunu öğrendi. Bir kaç saat önce ne öğrendi biliyor musun? O kadına senin hala para verip burada tuttuğunu."

O yüzden mi telefon konuşmasından sonra bana bunları yapmıştı.

Benim hala onun canını yakmak istediğimi mi sanıyordu.

Yapmadığımı söylemedim nasıl olsa bana inanmayacaklardı.

"Yiğit'i Karan öldürmedi.!" Bağırdığında önüme döndüm.

"Bağırma bana."

İkimizde bir süre sustuk.

"Her şeyi yapacaktın ama o kadını bu oyuna dahil etmeyecektin Lidya."

"BEN YAPMADIM. O KADINI BEN GETİRMEDİM."

Cemal'in şaşkın bakışları yüzümdeyken hıçkırarak tekrar önüme döndüm.

"Kadın senin olduğunu söyledi diyorum anlamıyor musun.?" Dedi.

"Son kez söylüyorum iyi dinle geri zekalı. Abimi öldürdüğünü sandığım zamanlarda ondan intikam almak istiyordum...şirketle ilgili her şeyi ben yaptım ama o kadınla bir ilgim yok."

"Hakaret etmeden konuş delirtme beni."

Güldüm alayla.

"Delirirsen delir çok umrumda sanki."

Olduğum durum yine aklıma geldiğinde hıçkırığım benden bağımsız çıktı.

Terk edilmiştim.

Bir bankta oturup onun en yakın arkadaşıyla konuşuyordum.

Birden ayağa kalkıp yürümeye başladığımda Cemal'in de kalktığını görebiliyordum.

"Geç arabaya eve bırakacağım."

"Kaybol." Arkamı dönmeden ona orta parmağımı gösterirken konuşmuştum.

Araba sesi duyduğumda gideceği için rahatlamak istedim ama olmadı. Araba yan tarafımdan yavaş yavaş gelmeye devam ederken yaklaşık yarım saat bu şekilde yürümüştük.

"Hadi bin şu arabaya yağmur yağacak."

Binmedim.

Dediği gibi beş dakika sonra yağmur atıştırmaya başlamıştı.

Üzerimde tek bir kuru yer kalmayana kadar ıslandığımda gök gürültüsüyle beraber yürüyordum.

Sabahın ilk ışıkları yavaş yavaş doğuyordu.

"Lidya.!" Cemal arabayı önüme kırıp bana doğru geldiğinde kolumdan tutup zorla arabaya çekiştirdiğinde ondan kurtulmaya çalışıyordum.

Buz gibiydim.

"Defol git.!"

"Bin şu arabaya gebereceksin."

"Bırak.!" Bedenimi kucaklayarak ön koltuğa koyduğunda kendi tarafına geçti ve hızla arabayı çalıştırdı.

"Geri zekalı." Diyordu bana bakarak.

Klimayı açtığında kollarımı birbirine sararak ısınmaya çalıştım ama olmadı.

"Eve gidince hemen banyoya gir sıcak suda biraz dur."

"Karışma bana." Dedim boğuk sesimle.

"Zatürre geçirmek istemiyorsan dediğimi yap." Ona döndüm.

"Doktorsun da haberim mi yok.?" Alayla söylediğim cümleye bu cevabı alacağımı bilsem asla konuşmazdım.

"Doktorum."

Siktir.

Benim bundan niye haberim yoktu.

Cemal gülmemek için kendini zor tutarken önüme dönüp ellerime baktım.

"Karan seni seviyor." Başım hızla ona döndüğünde konuşması için sustum.

"Sadece senin ona oyun için yaklaştığını ve gerçekten sevmediğini düşünüyor. O kadına her şeyi senin yaptırdığını sandığı için deliriyor."

"Zaten öyle." Dedim ağzımın içinden ama bu onu güldürmüştü.

"Az önce öyle söylemiyordun küçük hanım."

"Yalan söyledim. Hepsi oyundu. Annesini ben getirdim. Ondan hep nefret ediyorum ve sonsuza kadar nefret edeceğim."

İnanmadığını belli etti ve başını sallayarak bizim evin yoluna döndüğünde yan gözlerle ona baktım.

Tabii ki evimi biliyorlardı.

"Seni her zaman takip ediyorduk. Her adımından haberimiz vardı...o seni seviyor ve değer veriyor...tıpkı senin gibi."

"Onu sevmiyorum.!"

"Tüm yaptıklarına rağmen senden etkilendi ve kendine bu yüzden kızıyor. Sana tutulduğu için kendine sinirli."

"Gebersin." Dedim tekrardan.

Cemal, benim o aptala olan sinirimi anlayıp sustu.

"O kadar salaksın ki hepimizin ekli olduğu instagram hesabı aklına bile gelmedi değil mi?"

Kaşlarımı çatarak ona döndüm.

"Yiğit'in tüm fotoğrafları neredeyse seninle ve orada hepimiz ekliyiz küçük aptal."

Alayla güldü.

"Bir de tanınmayacağını sanıyor geri zekalı."

Gözlerimi kapatıp arkama yaslandım.

Gerçekten büyük sıçmıştım.

Cemal ağzını açacağı sırada onu engelledim.

"Tek kelime daha edersen kendimi arabadan atarım."

"Öyle bir şey yaparsan Karan benim tüm sülalemi siker."

"Ben onun tüm sülalesinin am.."

"Şşşt o kadar da değil yavaş gel kızım." Dedi sesini yükselterek.

"Senin peşinden geldim çünkü Karan arayıp sahilde oturduğunu söyledi."

Burnumu çektim.

"Yani o seni bu halde tek başına dışarıda bırakacak bir adam değil...sadece sana çok sinirli..hepimiz sinirliyiz."

Konuşmadım.

Karan beni bugün mahvetmişti. Duygularımla oynayıp canımı yakmıştı.

Araba evimizin önünde durduğunda bir şey söylemeden hızla indim ama Cemal'de benimle birlikte indi.

İkimizde kapıya doğru yürürken arkamdan seslenince ona döndüm.

Elinde telefonumu tutuyordu.

Elimi uzatıp bana vermesini beklediğimde gözlerini kısarak yüzüme baktı.

"Destek vermek için söylemedim bunları. Karan sana aşık oldu."

"O yüzden mi bu haldeyim." Kendimi gösterdim.

Yüzünü buruşturduğunda kolumu tuttu.

"Senin hala ona oyun oynadığını zannediyor. Ben de öyle sanıyordum ama şu halini gördükten ve seni sakince dinledikten sonra kafamda bir şeyler oturdu. Ayrıca izlediğin videodan başından beri haberin var sanıyorduk. Yiğit'in arkadaşları olduğumuzu bilmene rağmen bunları yaptığını sanıyorduk Lidya."

"Tamam. Nasıl istiyorsanız öyle düşünün. Bu olanlardan sonra hiçbiriniz umrumda değilsiniz.." Dedim çenemi buruşturup.

Telefonumu bana verdiğinde geri dönüp yürürken durup tekrar ona döndüm.

"Beni yerle bir etti." Dudaklarım yine titremişti.

"Çocukluğumdan beri hep kötü geçen doğum günlerime yesini ekledi ve mahvetti.! Ben ona gitmişken o beni mahvetti Cemal.!"

Benim bu halime içi acır gibi bakarken kolumdan tutarak kendine çektikten sonra sarıldığında daha sesli ağlamaya başladım.

Sırtımı okşadığında ben onun kolları arasında titreyerek ağlıyordum.

"Ona aşık oldum."

Bir şey demedi.

"Çok aşığım Karan'a." Hıçkırdım.

"Beni dinlemedi bile...dinlemedi beni. Evimden git dedi. Hepsi oyundu seni sevmiyorum dedi." Ağlamam arttığında Cemal'den ayrıldım.

Akan gözyaşlarımı silerek ona arkamı döndüğümde şifreyi gireceğim sırada kapı benden önce hızlıca açıldı ve annem beni görünce gözleri sonuna kadar açıldı.

İlk önce şaşkın bir şekilde beni süzdükten sonra hızla kollarımı tutup ona bakmamı sağladı.

"N'oldu.? Konuş Lidya." Dedi hafif sesini yükselterek.

"Anne." Dediğim an ağzımdan bir hıçkırık çıktığında kollarımı ona doladım ve daha fazla ayakta tutamadığım bedenimle ikimizde sarılı bir şekilde yere oturduk.

"Anne.!" Dudaklarımı omzuna koyduğumda hıçkırıklarım yankılanıyordu.

"Ne yaptı kızıma." Muhattabı Cemal'di.

"Bana oyun oynamış. Her şey oyunmuş anne.!" Ağlamam şiddetlendiğinde annem kasılmıştı.

"Oyunmuş." Dedim tekrardan.

"Kandırdı...doğum günümde her şeyin oyun olduğunu söyledi. Ben onu bu kadar severken...ben ona...her şey oyunmuş anne, sevmiyormuş beni..git dedi. " Daha sıkı sarıldım.

Hala yağmur yağıyordu.

Annem ne diyeceğini bilemiyor gibi sesini çıkartmadan saçlarımı açarken kollarında ağlıyordum.

"Yalan söylemiş anne..oyun dedi." Dedim tekrardan.

Başımı annemin omzundan kaldırıp yüzüne baktığımda titreyen dudağımla konuştum.

"Hepsi yalandı dedi....seninle oynadım hiçbiri gerçek değildi seni sevmiyorum dedi." Eli yüzüme çıkıp gözyaşlarımı silerken sürekli yenileri ekleniyordu.

"Sevmemiş.."

"Evimden git dedi." Sayıklar gibi söylemiştim bunu.

Başımı tekrar omzuna koydum ve gözlerimi kapattım.

Şu an bunların rüya olması için canımı bile verirdim.

"Ona eserini anlatabilirsin." Annem konuştuğunda başımı hızla arkamda duran adama çevirdim.

Cemal gitmemişti hala buradaydı ve benim bu halime içi gider gibi bakıyordu.

Gözyaşlarımı silerek ayağa kalkıp koşar adım içeriye girdiğimde annemde arkamdaydı..

"Lidya."

Merdivenlerden çıkıp odama geldiğimde annemde benimle beraber gelmişti.

"Üzerini değiştirelim önce...küveti hazırlıyorum biraz sıcak suda kal."

Annem banyoya gittiğinde ben de makyaj masamın önüne geçip sandalyeye oturdum ve bir süre kendimi izledikten sonra iç çektim.

Bugünden sonra o adam için ağlamayacaktım.

Ondan tiksiniyordum.

Nefret ediyordum.

Kandırma kendini.

Bana tüm bunları yaşattığı için ondan nefret ediyordum.

Tekrar ağlamaya başladığımda acımasızlığını düşündüm. Cemal'in dediği gibi beni sevseydi kıyar mıydı.?

Kıyabilir miydi.?

"Çıkar tişörtü çabuk." Annem konuştuktan sonra komut almış gibi ayağa kalkıp banyoya girdiğimde onun tişörtünü çıkartıp küvete oturdum.

Bedenim aniden gelen sıcakla irkilsede bir kaç dakika sonra alışmıştım.

İki saate yakın küvette öylece durup karşıya bakarken bacaklarımı kendime çekmiştim.

"Çık artık içeri gireceğim yoksa.!"

Daldığım düşüncelerden çıkmamı sağlayan sesle soğuyan sudan çıktım ve beyaz bornozumu giyerek odaya girdim.

Annem yanıma gelip yüzümü elleri arasına aldığında konuşmam için bakıyordu.

"İyiyim merak etme." Diyerek onu hafifçe ittiğimde yatağa uzanıp yastığıma sarıldım.

Aklıma gelenlerle gözlerimi kapattığımda gözyaşım yastığa doğru akmıştı bile.

"Biraz konuşalım mı.? Bana neler olduğunu anla.."

"Şu an konuşmak istemiyorum." Diyerek sözünü kestiğimde yatağın kenarına oturmuştu.

"Şimdi konuşalım."

"Sonra anne." Dedikten sonra dudaklarım yeniden titremeye başlamıştı.

Hepsi acımasız bir oyundu.

Yüzüm buruştu.

"Ne söyledi...ne dedi de sen bu hale geldin Lidya.?" Omzumdan tutup beni kendine çevirdiğinde gözlerimi açtım.

Hıçkırdığımda ellerimi yüzüme kapattım.

O kadar aptaldım ki Karan beni parmağında oynatmıştı.

"Neden her şeyi söylemedin.? Hani anlatacaktın."

Kaybetmek istemedim.

Beni bırakır diye korkup, yapacağım konuşmayı sürekli ertelemiştim.

"Soru sorma anne...lütfen soru sorma. Kalbim yerinden çıkmış gibi hissediyorum."

Bir şey söylemedi.

Ona tekrar sırtımı dönüp uzandığımda iç çekmelerim devam ediyordu.

"Beraber uyuyalım bugün."

Bir şey demediğimde aslında kabul etmiştim ama annem odadan çıkmıştı.

Buna bile gözlerim dolarken yastığıma iyice sarıldım ve acıyan gözlerimi kapattım.

Bir kaç dakika sonra odamın kapısı tekrar açıldığında aynı şekilde durdum ama adım sesleri yatağın diğer tarafında durmuştu bile.

Gözlerimi açtığımda gördüğüm tepsi ve üstündeki pastalarla dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Bugün istediğin kadar yiyebilirsin." Dedi tepsiyi yatağın ortasına bırakırken.

Burnumu çekerek yatakta doğrulduğumda tabağı alıp bacaklarımın üstüne koydum ve çatala batırıp hızla yemeye başladım.

Bir lokmam bitmeden diğerini ağzıma atıyordum.

"Sana bir şey yaptı mı.?"

Ağzım doluyken başımı olumsuz anlamda iki yana salladım.

"Emin misin zarar vermedi değil mi.?"

Yine başımı iki yana salladım ve bu sefer ağzıma sütlü tatlıdan attım.

Benim sana aşık olduğuma inandın mı.?

İnanmıştım.

Bunları düşünmemeye çalışıyordum ama fazla zordu.

Sabahın yedisinde ağlayarak üç kase tatlı yedikten sonra yorgunlukla kendimi yatağa bıraktım ve ağlayarak uyuyakaldım.

Annemin kolları arasında uyanmayı beklemiştim ama o her zaman ki gibi erkenden uyanıp gitmiş olacak ki yoktu.

Aklıma gelenleri düşündüğüm için aynı pozisyonda bir buçuk saate yakın durmuş ve yataktan çıkmamıştım.

Ta ki gelen o tanıdık sese kadar.

"Lara.!"

Hızla aşağıya doğru koştum.

Eslem buradaydı.

"Lara gel buraya.!"

Annem dış kapıyı açtığında Eslem şimdi ön bahçemizdeydi. Ben de onu kapının arkasından izliyordum.

Derin bir nefes alıp neler olacağını bilmeden bu yüzleşmeyi de yaşamak için yürümeye başlamıştım.

BÖLÜM SONU

Bölümü beğendiniz mi.?

Oy sınırı 120. Yorum sınırı 150

Sonraki bölümde görüşmek üzere.