5. bölüm · GÖZLERİM KAPALIYKEN

4.BÖLÜM

Buse Mina

KEYİFLİ OKUMALAR

"Siktir...siktir." Kulağımın arkasındaki doğum lekeme bakarken gözlerim dolmuştu.

Bu ne demekti şimdi?

Sakinleş..

Araştırmam lazımdı.

Bir şeyler oluyordu ve benim bunu araştırıp öğrenmem lazımdı.

"Lara." Duyduğum sesle gözlerimi silip Nazlı'ya döndüm.

"İyi misin.?"

Başımı salladım.

"Tansiyonum düştü galiba...iyiyim şu an." Boynumu ıslattım.

Gözüm Lale'nin görmeden tam yerini bildiği doğum lekeme kaydı. Kulağımın arkasında olduğu için kimse fark etmiyordu...yani onun da görüp bilmesi imkansızdı.

Annesinde de varmış.

Yüzüm tekrar ağlak bir ifadeye büründüğünde Nazlı'nın elini kolumda hissettim.

"Gel çıkalım biraz dinlen ben ilgilenirim misafirlerle." Başımı sallayıp beni götürmesine izin verdiğimde Karan'ın kapısının önünden geçtikten sonra kahve bölümündeki koltuklara oturmuştuk.

"Yüzün bembeyaz olmuş istersen izin alıp eve git."

Başımı olumsuz anlamda sallayıp arkaya doğru attım.

"Nergis Hanzadeyi tanıyor musun.?"

Ne alaka der gibi baktı.

"Şirkete geliyor arada sırada çok güzel bir kadın.." Gözlerini kıstı.

"Kız siz çok benziyorsunuz...o da aynı senin gibi sarışın yeşil gözlü...aynen gerçekten benziyorsun sadece senin biraz yaş almış halin gibi."

Gözlerimi kapattım.

Neden bu ailenin hepsine benzerken kendi ailemden kimseye benzemiyordum.

Abilerimin hepsi esmer ve kahve gözlüydü.

Annem de aynı şekilde...onun saçları bir ara sarıydı ama boyalı bir sarıydı. Şu an doğal kahve saçını kullanıyordu.

"Ben izin alsam...şef nerede.?"

Nazlı hemen ayağa kalktı.

"Sen bekle ben durumunu bildirip geliyorum." Ona minnetle bakarken derin bir nefes verdim.

Telefonumu çıkartıp rehberde annemin numarasına baktım.

Arayıp söylemeli miydim.?

Bir süre numarasına baktıktan sonra gelen kişiyle doğruldum.

"Tamamdır hallettim...çantanı da aldım." Ona borçlanmıştım.

"Teşekkür ederim Nazlı." Koluma girip kalkmamda yardımcı oldu.

"Aşağıya kadar geleyim düşüp kalma." Gerek yok desem de asansöre binmiştik bile.

Karan'a söylemeden çekip gidiyordum.

Asansör aşağı katta durduğunda düşündüklerimle bedenimden bir titreme geçti.

Saçmalama Alara. İmkansız.

Giriş katına geldiğimizde neredeyse tüm yükümü Nazlı'ya vererek yürüyordum. Dışarı çıkarken gelen temiz havayla derin bir nefes aldım.

"Taksi çağırır mısın İsmail abi.?" Dedi Nazlı.

Bunu dedikten sonra cebinden bir şeyler çıkartıp avucuma koydu.

Göz ucuyla bakıp para olduğunu görünce kaşlarımı çattım.

"Nazlı n'apıyorsun.?"

"Taksiyle git otobüste sürünme bu halde." Beni ağlatacaktı.

Eslem'den sonra ilk defa birinden gerçek arkadaşlık görüyordum...hem de Nazlı'ya hiç rol yapmamıştım.

Ona kollarımı sardığımda önce şaşırsa da karşılık verdi.

"Teşekkür ederim ama param var merak etme." Geri verdiğimde almadı.

"Tamam bu da yanında dursun bir şey olmaz." Gerçekten beni şaşırtmıştı. Beni sevdiğini bile düşünmüyordum.

"Poyraz beyin arabasını otoparka alın hemen." Arkamızdan gelen sesle hızla önüme döndüm.

Poyraz Hanzade aracından iniyordu. Sanırım biz yukarıda oyalanırken o bir yere gidip geri gelmişti.

Nereye gitmişti ki.

Kulağında tuttuğu telefonla arabasından indiğinde gözlüklerini çıkarttı. Yanımdaki kadın derin bir nefes aldığında göz ucuyla ona baktım.

Poyraz'ı izliyordu...beğeni dolu gözlerle.

"Yunan tanrısı gibi." Diyip güldüğünde karşımdaki adama baktım.

"Siktirtme işlerini araştır diyorsam araştır Taha.!" Yavaş yavaş duyduğumuz sesle beni görmemesi için arkamı dönmüştüm ama onun adımları maalesef yanımızdan geçerken durmuştu.

Nazlı'nın bedeni gerildiğinde ben de aynı durumdaydım.

"Hanımlar bir sorun mu var.?"

Acaba onların kuzeni olabilir miydim.?

Babam Asım beyle kardeş olabilir miydi.?

Ama benzemiyorlar.

Belki sadece ben benzemişimdir.

Saçmalama.

"Lara biraz rahatsız da eve gidecek Poyraz bey...biz de beraber taksi bekliyoruz."

Avuçlarımda olan parayı sıkmıştım.

Bir süre konuşmayan adamla yerimde rahatsızca kıpırdandım. Ona hala arkam dönüktü.

"Ben bırakabilirim." Dediğinde gözlerimi açıp kapattım.

"Gerek yok teşekkür ederim."

"Israr ediyorum." Şimdi gerilen taraf Nazlı'ydı.

Sanırım Poyraz'dan hoşlanıyordu.

"Evim çok ters bir tarafta gerçekten ger.." Dediğimde bitirmeme izin vermedi.

"Sorun yok zamanım var."

Nazlı'ya baktım.

Üzgün gözlerle karşısındaki adama bakıyordu. Poyraz Hanzadeye bakmak için arkamı döndüğümde yüz yüze geldiğimiz an onun gözleri hızla yüzümde gezinmeye başlamıştı.

Gözlerindeki şaşkınlığın aynısı bende de vardı.

Ben sanki...sanki Lale ve onun kardeşi gibiydim.

Üçümüz çok benziyorduk. Asım beyle de çok benziyordum. O bana kaşlarını çatarak ve şaşkınlık dolu ifadesiyle bakarken Nazlı'da onu izliyordu.

"Gidelim mi.?" Diyip eliyle kapıda duran son model arabasını gösterdiğinde Nazlı'ya baktım.

"Çok teşekkür ederim Nazlı...unutmayacağım bunu." Kollarımı tekrar boynuna sardığımda o da bana sarılmıştı.

"Lafı olmaz saçmalama." Diyip burukça gülümsediğinde bir bana bir de arkamda kalan adama bakıyordu.

Ne düşünüyordu bilmiyorum ama kesinlikle yanlış düşünüyordu.

Son kez gülümseyip döner kapıdan içeriye girdiğinde omuzlarım düşmüştü.

"Gel bakalım." Arabanın ön kapısını benim için açtığında gerginlikle bindim ve kemerimi taktım.

Eve gidip annemle konuşma sürem uzamıştı. O mahalleye gidip sonra da eve gitmem uzun sürüyordu.

Başka bir yere bıraktıralım...eve yakın bir yere.

Olabilir.

"Evin bu yakada mı.?"

Başımı salladığımda arabayı yola çıkartmıştı.

"Yurt dışına çıkmadığına emin misin.?"

"Evet." Dedim hızla.

Ellerimi birbirine bastırmış tırnak etlerimi soyarken kalbim çok hızlı atıyordu.

"Anneme çok benziyorsun...çok şaşkınım şu an lütfen kusura bakma."

Başımı salladım sadece.

"Fotoğrafı var mı.? annenizin yani...merak ettim."

Yüz ifadesi değiştiğinde cevap vermemişti.

"Daha sonra gösteririm fotoğrafını...konumu girebilirsin." Arabanın ekranını gösterdiğinde bizim eve kırk dakikalık bir yerin konumunu girmiştim.

"Ne okumuştun üniversitede."

"İşletme." Diyerek Eslem'e söylediğim yalanı devam ettirmiştim.

Hukuk.

"Tam adın Lara mı.? İkinci bir adın var mı.?"

Sorduğu sorularda onun da benim gibi şüphelendiğini anlamıştım.

"Tam adım Lara." Sesim titrediğinde cama doğru dönüp dışarıya baktım.

Yansımadan ona bakarken çenesini kaşıdığını görmüştüm.

"Burada mı doğup büyüdün.?"

"Evet."

"Yirmi üç yaşında mısın.?" Gözlerimi kapattım.

Bir şeyler oluyordu.

"Evet." Dediğimde bir süre sessiz kaldı.

"Küçük kardeşimle aynı yaştasın." Küçük kardeşleri mi vardı.?

O zaman onların kardeşi olma tezim suya düşmüştü.

Rahatlar gibi bir nefes verdiğimde tekrar konuşmuştu.

"Yaşasaydı aynı yaşta olacaktınız.."

Siktir.

"Başınız sağ olsun."

"Başımız sağ olmuş mu olmamış mı anlayacağız." Dişlerinin arasından konuştuğunda bedenim daha çok kasıldı.

Bunlar peşimize düşmesin.

Beynim durmuştu.

Telefonu çaldığında hemen açmıştı.

"Efendim baba."

Bir süre karşı tarafı dinledikten sonra göz ucuyla bana baktı.

"Lara'yı eve bırakıyorum."

Karşı tarafı yaklaşık bir dakika boyunca dinledi.

"Tamam baba geldiğimde konuşalım."

Ve kapatmıştı.

"Burası mı.?" Dedi girdiğim konuma geldiğimizde. Etrafıma bakındım.

Burasıydı galiba.

"Evet..çok teşekkür ederim size de zahmet ol.."

"Görüşürüz Lara." Dedi yumuşak olmayan bir ses tonuyla.

"Hoşça kalın." Kemerimi titreyen ellerimle çözüp hızla arabadan inmiştim.

Karşımda gördüğüm apartmanla bakışırken az önce indiğim araba son hız gitti.

Kaldırıma çöküp ellerimle yüzümü kapattığımda gözyaşlarım akmaya başlamıştı.

Başıma gelenler şaka olmalıydı.

Hanzade ailesiyle karşılaşmam, tamamen hesaba katmadığım kaderin oyunlarından birisiydi.

Kardeşim öldü derken yaptığı ima tüm vücudumu titretmişti.

Caddeye çıkıp bir taksi çevirdiğimde eve gidene kadar başıma ağrılar girip durdu. Taksiye ücreti ödeyip eve girdiğimde adımlarım beni direkt olarak annemin odasına getirmişti bile.

Odasına kapıyı çalmadan girdiğimde yatağında cips yiyen kadını incelemeye başladım.

Gerçekten benzemiyorduk.

Hanzade ailesini görene kadar bunu kafama takmamıştım ama bugün onları gördükten sonra gerçekler yüzüme sert bir su gibi çarpmıştı.

"Anne." Diyip yatağın kenarına oturduğumda umursamaz gözlerle bana baktı.

"Ne var yine Lidya..?"

"Hanzadeleri tanıyor musun anne.?" Gözleri kocaman açıldığında şok olmuş bir ifadeyle bana bakmaya başlamasıyla boynum yana doğru büküldü.

"Yanlış anlıyorum değil mi.? Sadece saçma bir benzerlik." Sağ gözümden akan yaş diğerlerine öncü olmuştu.

Annem yutkunup gözlerini kaçırdığında dudaklarım titredi.

"Tanımıyorum desene." Yatağın diğer tarafına gidip çenesini sıktığımda gözlerini kapattı.

"Anne.!"

Yüzüne doğru haykırdığımda tüm vücudum titriyordu.

"Anne konuş."

"Nerede gördün.?" Dediği tek şey buydu.

Boşalan sinirlerimle beraber hıçkırdığımda ellerimle yüzümü kapatıp ağlamaya başlamıştım.

Ben bu anı şu an gerçekten yaşıyor muydum.?

Ailem sandığım kişiler benim gerçek ailem değildi.

"Asım'ımı mı gördün Nergis'i mi.?" Duyduğum isimlerle ağlamam daha da arttı.

Yataktaki cipsleri diğer tarafa fırlatıp yorganı üstünden çekip attığımda çığlık atıyordum.

"HAYIR DE.!" Haykırışım odada yankılandığında boğazım yanmıştı.

Onun gözlerinde yirmi üç yıldır ilk defa gördüğüm acımayla yere oturup ellerimi halıya koyarak eğildim.

"Ağlama konuşalım." Bir kere daha hıçkırdım.

Anlamıştım...o adamı gördüğüm ilk an anlamıştım bir boklar döndüğünü.

Asım beyi gördüğüm an hızlanan kalbimle gerçeği zaten öğrenmiştim ama annemin söylemesi beni mahvetmişti.

Kolumu tutan eli bağırarak ittirdiğimde o da benim gibi yere çökmüştü.

"Öğrenmezsin sandık." Omuzlarını tutarak yüzüne karşı çığlık attım.

Bu nasıl bir açıklamaydı.

Öğrenmezsin sandık ne demekti.

"ANNE ÇILDIRTMA BENİ.!"

"Lidya kendine gel.! Kes ağlamayı.!" Bedenimi sarstığında hâlâ bağırarak ağlıyordum.

"Nerede gördün.? Hangisini gördün.?"

Yine hıçkırdım.

Bir saat önce arabasında olduğum adam benim abimdi.

Gerçek abim.

"Onların mı kızıyım?." Sesim çatallı çıktığında yaşlı gözlerimle karşımdaki kadına bakıyordum.

Başını salladığında dünyam başıma yıkılmış gibi güçlü bir çığlık attım ve yataktaki çarşafları söküp yere attım...öz çocuğu değildim ve bunu biliyordu.

Ağlamalarım arttığında beni omuzlarımdan tuttu ama elini itiyordum. İkimizin arasında kısa bir itişme çıktığında onu tüm gücümle ittirip geriye doğru düşmesini sağladım.

"Elimden bir kaza çıkartma." Dedi sinirle.

"Çıksın.! Çıksın, çıkart ne bok yapacaksan yap.!" Yüzüme yediğim tokatla başımı eğdim.

Önüme gelip beni dizlerinin arasına aldığında omuzlarımdan sıkıca tuttu ve bedenimi kendine çekerek sarıldı.

"Sakinleş...sakinleş söz veriyorum her şeyi anlatacağım." Odada ağlamalarım dışında ses çıkmadı.

Evde olan herkesin bizi duyduğunu biliyordum.

Yarım saate yakın titreyerek ağlamam devam ederken o hala bana sarılıyordu.

"Baban yirmi üç yıl önce kucağında bir bebekle geldiğinde 'onun annesi artık sensin' diyip seni kucağıma verdiğinde şu an senin yaşadığın şokun aynısını yaşadım...bana ve oğullarıma benzemeyen sarışın bir kız bebeği.."

"Babanın iş yaptığı adamlardan birisi Hanzade ailesiyle düşmandı...aptal kocamda iflasın eşiğindeydi."

Hıçkırdım.

Beni kaçırmışlardı.

"Adam, babanın borçlarına karşılık seni Hanzadelerden almasını söyleyince alıp getirmiş...sonradan haberim oldu."

Hala ağlıyordum ama bu sefer güçsüz bedenimin tüm yükünü anneme vererek ağlıyordum.

Onun kolları arasından çıkmaya çalıştım ama izin vermedi.

"Nergis doğum yaptıktan üç gün sonra hastaneden çıkacakları zaman senin havale geçirdiğini söyleyip yoğun bakıma almışlar...zaten ne olduğuysa o zaman olmuş...seni başka bir bebekle değiştirip ölü gösterdikten sonra eve getirmiş."

"Baban beni de tehdit etti yemin ederim...seni ailene geri vermek istediğim içim bir yıl evden çıkamadım."

Çok sevdiğim ailemin aslında gerçek olmadığına mı yoksa bugün öz ailemi görmeme mi şaşırmam gerektiğini bilmiyordum.

"Babanla üç sene önce ortak bir iş yaptıklarında bizi evlerine davet etmişlerdi...Nergis'i gördüğüm an karşımda sen varsın sanmıştım."

Onun bacağına sertçe vurdum.

"Nefret ediyorum sizden.!" Diye bağırdım.

"Nergis çok güzel bir kadın."

Yüzüm acıyla buruştu.

"Bir kere ciddi ol...bir kez olsun ciddi ol anne.!" Bağırmıştım.

"Baban seni neden bunca sene yurt dışında tuttu...bir fikrin oluşmuştur umarım o çok sevdiğin babana karşı."

Tekrar ağlamaya başlamıştım.

"Düşmanlarımız falan yoktu Lidya...o adamın tek derdi Hanzadelerin seni görmemesiydi...seni magazinden ve basından bilerek uzak tuttu çünkü eğer haber olursan seni görüp anında tanırlardı."

Aklıma oturmayan çok fazla şey vardı.

"Şirkete girmeme nasıl izin verdi o zaman.?"

Güldü.

"Onlar bir yıldır Türkiye'de değillerdi." Derin bir nefes aldığında öğreneceğim diğer şeylerin olduğunu da anlamıştım.

"Baban, ihaleyi Hanzadeler kazandığında bir şey yaptı." Ne yaptı der gibi yüzüne bakıyordum.

"Onlara senin yaşadığınla ilgili bir bilgi gönderip adamın resmen delirmesini sağladı." Adam dediği Asım Hanzade oluyordu.

Yüzüm daha çok buruştu.

"Onlar bir iki yıl seni aradıktan sonra baban bu seferde yaşadığını söylediği bilginin yalan olduğunu iletti adamlara."

Yani babam o acılı aileyi parmağında oynatmıştı.

"O yüzden mi beni diğerlerinden daha az seviyorsun.?"

"Ben hepinizi aynı seviyorum."

Aynen.

"Öyledir." Dediğimde sinirlenmişti.

"Hangisine senden daha çok değer verdim...ben dördünüzle de ilgilenen bir kadın değildim."

Doğru söylüyordu.

"Çocuk sahibi olmayı istemiyordum ama babanın ısrarıyla üç çocuk yaptım...bir de sürpriz yumurtadan çıkan sen vardın."

"Sana neden Alara demiyorum biliyor musun.? Nergis senin adını Lidya koymuş...baban Alara olsun dediğinde o ismi sana hiç yakıştırmadım ama bir şey söylemedim."

Hıçkırıklarım tekrar başladı.

"Annen sana tıpkı ona benzeyen bir isim koymuşken Alara demek istemedim."

Lidya...Soylu ve güzel demekti.

"Arkadaş mısınız.? Fotoğrafı var mı.?" Burnumu çektiğimde uzattığı peçeteyi alıp sildim.

"Nergis'le mi.? saçmalama istersen o herkesle arkadaş olacak bir kadın değil."

"Neden.?"

"Diyorum ya fazla asil bir kadın...gerçek annen benim tam tersim yani Lidya."

Gözyaşlarım durmuyordu.

"Onu görmek istiyorum." Burukça gülümsedi.

Benden ayrılıp ayağa kalktığında kenardaki çekmeceyi açıp arabasının anahtarını alınca ben hala yerde ağlak gözlerle ona bakıyordum.

Belki iki belki de üç saattir onun kollarında hiç konuşmadan sadece ağlıyordum.

Beni elimden tutup kaldırdığında koluma girdi.

"Annene götürelim seni." Odadan çıktığımızda bir şok daha yaşıyordum.

Annem bir buçuk yıl sonra neredeyse ilk defa odasından çıkmıştı.

Hem de beni öz anneme götürmek için.

Garajdaki arabanın ön kapısını açıp kemerimi bağladıktan sonra kendi tarafına geçerek arabayı bahçeye çıkartmıştı.

"Eğer konu sen olmasaydın o odadan asla çıkmazdım...beni neden az sevdin derken bir daha düşün istersen." Kısmi şok geçiriyor gibiydim. Sadece ağlıyordum.

Bir şey demeden tırnaklarımı elime batırdım.

Yaklaşık bir buçuk saattir yoldaydık ve ben son on dakikadır anneme sürekli gelmedik mi diye sorup duruyordum.

"Kafamı şişirdin sus artık Lidya.!" Bağırdığında ona sinirle bakmıştım.

"Şurası." Dediğinde eliyle gösterdiği büyük gösterişli yalıya baktım.

Camı açıp başımı biraz dışarı çıkarttığımda etrafında tur attığımız eve bakıyordum.

"Çıkartma kafanı geç içeriye."

Onu dinlemeden gözlerim dolu dolu bakmaya devam ettim.

Gerçek ailem burada yaşıyordu.

Annem evden uzaklaşıp arabayı boş bir yere park ettiğinde ben hala olayın şokunu atlatamadığım için ağlıyordum.

Elimi tutan kadınla burnumu çekerek ona baktım.

"Gel bahçeden bakalım...annen çiçeklerle uğraşmayı pek bir seviyor."

"Görmezler mi.?" Dedim kapılarındaki güvenliklerden bahsederek.

"Arka taraftan bakarız...hadi." O çoktan inmişti.

Üstündeki beyaz ve kısa saten gecelikle oldukça tuhaf görünse de bugün yaşadıklarımdan sonra sorgulamadım.

Beraber kol kola girerek evin yan tarafından arka bahçelerinin oraya geldiğimizde yüksek duvar ve demirlere bakıp şimdi ne yapacağız der gibi anneme döndüm.

"Çık şu taşlara bas işte Lidya ne bakıyorsun." Kenardaki taşlar çıkmama yetmeyeceği için gözlerimi devirdim.

"Tamam gel elime bas." İki elini birleştirip önüme getirdiğinde bir ona bir de yakınında olduğum bahçeye bakıyordum.

Belki öz annem hemen bir kaç metre ötemdeydi ve ben onu görecektim.

Elim kulağımın arkasındaki izdeyken başımı sallayarak annemin eline bastım.

"Taşıyamazsan başka bir şey bulalım." Dedim.

"Kararımı değiştirmeden çık." Dediğinde eline basarak yükseldim ve duvara tutundum.

Şimdi ona daha az yük veriyordum ama ayağım hala elindeydi.

"Göremiyorum." Dedim biraz daha yükseğe çıkmaya çalışırken.

"Nasıl göremiyorsun Viyana kapısı mı burası.?" Dedi nefes nefese.

"Anne biraz daha." Diyip zıpladığımda elini acıttığımın farkındaydım ama duvara çıkmıştım.

Bahçe görüş açıma girer girmez ağzım açıldı.

Gelen çim kokusuyla bahçeyi incelemeye başlamıştım...ortada kocaman bir havuz varken kenarlarda rengarenk çiçekler vardı..

Havuzun kenarındaki şezlongta oturan bedeni görünce heyecanlansam da onun annem olmadığını anlamam uzun sürmemişti.

Annem olmak için fazla yaşlıydı.

Kapıdan elinde çiçeklerle giren altın sarısı saçlı bedenle nefesimi tuttuğumun farkında değildim.

"Görüyor musun.?"

"Görüyorum...annemi gördüm galiba." Dedim ama duydu mu bilmiyorum.

Şezlongta oturan kadın konuştuktan sonra kahkaha atan Nergis Hanzadeye büyülenmiş gibi bakıyordum.

Yüzünü tam göremediğim için telefonumu çıkartıp yakınlaştırarak fotoğrafını çektim.

Telefonumdaki fotoğrafları açtığım an gördüğüm kadınla ellerim titredi.

Benziyorduk.

Çok benziyorduk.

"Anne." Diyerek aşağıya baktığımda onun gelip giden var mı diye etrafımıza baktığını görünce tekrar bahçeye döndüm.

Elindeki çiçek için yer aramaya başlayan kadın bu tarafa doğru gelirken sarmaşıklarla kendimi sakladım.

"Lidya." Sessizce ismimi söyleyen anneme baktım. Ona sessiz olmasını işaret ettiğimde bana gelen arabaları gösterip hızla kenara doğru koşup saklanmıştı.

Bense duvarın üstünde uzanarak duruyordum.

Dikkatli bakıldığında sarmaşıklardan dolayı belki fark edilmezdim.

Annem beyaz geceliğiyle koşarken sinirlerim bozulmuştu.

Arka arkaya gelen dört arabayla gözlerimi kapatarak dua etmeye başladım.

Yanımızdan son hız geçen arabalar beni görmemiş olacak ki durmamışlardı ve dikizlediğim evin ön bahçesine girmişlerdi.

Asım bey mi gelmişti.?

Baban.

Bahçede çiçek eken kadına döndüğümde onun tekrar uzaklaştığını görünce dudaklarım titredi.

Kalbim öyle bir atıyordu ki..

"Lidya." Annem tekrar seslenince burnumu çekerek ona baktım.

"Hadi birisi görmeden gidelim." Konuşurken tedirgin bir şekilde etrafına bakınıyordu.

Onu onaylayıp son kez bahçeye baktığımda gördüğüm kişilerle gözlerim tekrar doldu.

Annem yani Nergis hanım Laleyi kolları arasına almış öperken Asım beyde karısını öpüyordu.

Neden onlara bey ve hanım diyorsun.

İç çekip bakmaya devam ederken gördüğüm diğer kişiyle gözlerim büyüdü.

Karan'da oradaydı.

Karan Beyoğlu ve gerçek ailem bu kadar yakın mıydı.? Abimi öldüren adamla ailem bu kadar mı iyi anlaşıyordu.?

"Lidya kime diyorum ben insene kızım...birisi gelirse bırakır giderim...seni de tanımadığımı söylerim."

"Karan burada." Dediğimde gözleri büyüdü.

"Çabuk in hadi." Telaşlanmıştı.

Tekrar bahçeye baktım.

Annem bu seferde Karan'a sarılıyordu.

Tamam...ona sarılması kalbimi ağrıtmıştı.

Benim nefret ettiğim adamla bu kadar yakın olması tüm hevesimi kırıp bitirmeye yetmişti.

Gözyaşlarımı silerek duvardan dikkatlice inerken annem son bir metre kala beni kucağına alarak yere bıraktı.

Titreyen dudaklarımla karşımdaki kadına bakarken kollarımı hızla ona doladım.

Ağlamaya başladığımda annem sırtımı okşuyordu.

Dizlerimin üstünde duramadığımda yere çökmüştüm...annem de aynı şekilde.

"Lidya." Daha sıkı sarıldım.

Beynim durmuş gibiydi.

Ne bok yiyeceğimi bilmiyordum.

Öz annem mahvetmek istediğim adama sarılmıştı ve görünüşe göre onu baya seviyordu.

"Abimin katiline sarıldı." Diyerek sesimi yükselttiğimde bedeni kasıldı.

"Arabaya gidelim." Dedi benim gibi titreyen sesiyle.

Beni tutarak ayağa kaldırdığında koluma girmiş ve yürümeye başlamıştı.

Gecelik ve terliklerine bakarken tekrar konuştum.

"Çok benziyoruz." Dedim ağlamam dururken.

"Dedim sana."

Tekrar ağlamaya başladığımda o kemerimi takıp kapıyı kapatmıştı.

Kendi yerine geçip bana baktıktan sonra derin bir nefes alıp başını direksiyona yasladı.

"Seni gördüler mi.?"

Başımı hayır anlamında iki yana salladığımda üfledi.

"Sabah sen onları gördüğünde onlarda seni gördü mü.?"

"Evet."

Ağzının içinden bir şeyler demişti.

"Kim gördü Asım mı.?" Yine başımı salladım.

"Babanlara hiç bir şey söyleme...şirkette mi gördün.?"

"Evet."

"Bu adamlar senin oluşturduğun sahte hayatı bulurlar Lidya."

"Karan bile bulamadı Asım bey mi bulacak.?" Demiştim.

Gözlerini devirip arabayı yola çıkarttı.

"Gerçekten salaksın." Kaşlarımı çattım.

"Sen çok akıllısın sanki." Dediğimde tek kaşını kaldırarak bana döndü.

"Ne aptallığımı gördün.?" Araba az önce izlediğimiz evin yanından geçerken camı açmıştım.

Dikkatle dev gibi büyük olan eve bakıp, ön kapılarının önünden geçerken bir şeyler görmeye çalıştım ama kapıları oldukça büyük olduğu için hiçbir şey görememiştim.

Bahçeleri çok büyüktü ve ben sadece bir kısmını görmüştüm.

"Babana seni buraya getirdiğimi söylersen senin için iyi şeyler olmaz."

"Ne yapacağım.?" Diyip ona bakarken tekrar burnumu çektim.

"Bir şey yapmadan önce bekle...düşünelim tartışalım."

"Neyi düşüneceğiz beni onlardan çalmışsınız işte!." Şş gibi sesler çıkarttı kaşlarını çatarak

"Çalmışsınız derken.? Baban çaldı benim hiçbir şeyden haberim yoktu...sonradan öğrendim çoğu şeyi."

"Kimin çocuğu bu demedin mi.?" Bağırdığımda arabayı sertçe durdurdu.

"Anneni gör diye bir buçuk yıldır çıkmadığım dışarıya çıktım suçlu ben mi oldum.?"

Uzattığı parmağını ittim.

"Suçlu hepinizsiniz.! Beni annemden ayırmışsınız.!" Gözlerinde gördüğüm yıkımla onu üzdüğümü anlamıştım.

"Ailemden demek istedim." Diyip düzelttiğimde titreyen çenesiyle kendi tarafındaki cama döndü.

"Anne."

"Seni öz annenden ayıran kadına niye hala anne diyorsun."

Gözlerimi kapatıp açtım.

"Öyle demek istemedim...bakar mısın.?" Omzundan tuttum ama bana dönmedi.

O kadının ismini duyar duymaz o kadar çok etkilenmiştim ki...gördüğüm an onunla büyüseydim nasıl olurdu diye düşünmekten kendimi alıkoyamamıştım.

Lale'ye ve Karan'a o sıcak sarılmasıyla onlardan koparıldığım için öfkelenmiştim..

"Anne özür dilerim." Dediğimde konuşmadan arabayı çalıştırmıştı.

"Lale'ye sarıldığında kıskandım galiba bilmiyorum." Bu sözlerim onun bana bakmasını sağlamıştı.

"Onu daha tanımıyorsun bile." Dedi titrek ama güçlü tutmaya çalıştığı sesiyle. Ha bir de gergince gülmüştü.

Öyleydi ama onun adını duymak bile kalp ritmimi değiştiriyordu...gördükten sonra ona sarılmak istemiştim..ya da onun bana aynı Lale'ye sarıldığı gibi sarılmasını istemiştim bilmiyorum.

İkimiz yan yana geldiğimizde kesinlik DNA testine ihtiyaç yoktu...ben onun kızıydım. İkizi gibiydim.

"Kan işte...çekiyor." Demişti ağzının içinden.

Sol elimle ağrıyan alnımı ovdum.

"Şu an benim psikolojimi düşünebilir misin.? Ne halde olduğum hakkında biraz empati yap." Dedim.

Güldü.

"Peki sen şu an benim ne düşündüğüm hakkında empati yapıyor musun.? Yirmi yıldır büyüttüğüm kızım başka bir kadın için ağlıyor.!"

"Öz annesini ondan sakladığın kızın.!" Dedim.

"Tamam...siktir et Lidya..git karşısına çık zaten o hala senin yasını tutuyor hemen kabul eder."

Dalga mı geçiyordu yoksa ciddi miydi.?

"Yasımı mı tutuyor.?" Gözlerini kısarak bana baktı.

"Sen gerçekten de Nergis'in kızısın, bu alıklık benim çocuklarımda olamaz."

Benim çocuklarım..

Daha fazla tartışmak istemediğim için sustum. Avuç içlerim sızladığında açıp kanayan yerlere baktım.

"Peçete al şuradan...ellerine bastır." Diyince ona baktım.

Bir yola bir de bana bakıyordu.

"Dediğimi yap Lidya." Peçeteye uzanıp ellerime bastırdım.

Kötü bir anne diyemezdim ama iyi olduğunu da söyleyemezdim...annem her zaman üstümde hakimiyet kurmak isteyen bir kadındı.

Onun kurallarına uymadığım zamanlarda cezalandırılıyordum.

"Küstün mü.?" Dedi koluma vurarak.

"Yok." Dedim göz ucuyla ona bakıp.

"Ne yapacaksın...babana söylersen seni yine bir yere tıkmasından korkuyorum." Yurt dışındaki evden bahsediyordu.

Beni orada büyütmesi...dışarıya çok çıkmamam. Hepsi şimdi daha anlamlı hale gelmişti.

"Karan'la çok yakınlar." Diyerek söze girdim.

Bir an, onlarla büyüseydim benim de Karan'ın arkadaşı olacağım gerçeğini düşündüm.

Tanışacağımızı.

Abimin arkadaşıydı.

Evet abinin arkadaşı.

Ellerimi başımın arasına alıp öne doğru eğildiğimde araba hızlanmıştı. Sahil yoluna çıkmıştık.

Evleri denizin hemen kenarındaydı ve çok güzeldi.

Sizinki de öyle Alara.

"Onlar bana gelene kadar ben gitmeyeceğim." Dediğimde derin bir nefes verdi.

Gözlemlemek istiyordum.

Karan'la olan yakınlıklarını...Nergis hanımı.

Sanırım buraya artık sık sık gelecek ve Nergis hanımı izleyecektim..

Bahçeye girdiğimizde halsiz bedenimle hızla odama çıkıp kendimi duşa attım.

Eslem'in arama ve mesajlarından sonra gördüğüm diğer mesaja baktım.

Numaraydı.

'Lara selam ben Nazlı'

'Kötüydün merak ettim'

'Biraz daha iyi misin.?'

Bu mesaj yüzümü gülümsetmişti.

Ona da iyi olduğum mesajını gönderip bornozumla yatağa yattım.

Düşünmekten kafayı yemek üzereyken kapım tıklatıldı.

"Prensesim." Duyduğum sesle gözlerimi kapattım.

Babamdı.

Öz değil.

"Alara.?"

Cevap vermediğimde kapı kulpunu çevirdi ama kilitliydi.

"Uyuyordur baba gel hadi." Miraç abimin sesiydi.

Adım seslerini duyduğumda pijama takımımı giyinip tekrar yatağa yattım ama bu sefer dizüstü bilgisayarımı yanıma alıp Hanzadeleri araştırmaya başladım.

Beyoğlu ve Hanzadelerin dostluğunu bilmeyen yoktu.

Bir biz bilmiyormuşuz.

Medyada oldukça ünlü iki aileydi ve ben Beyoğlu'ları araştırırken buna dikkat etmemiştim.

Hepsini merak ediyordum ama asıl merak ettiğim kişi sebepsiz bir şekilde Nergis hanımdı.

Annemi seviyordum ama ilgili bir anne olduğunu söyleyemezdim...hiçbir zaman üstüme düştüğünü bilmezdim. Ya da ondan çokça sevgi gördüğümü.

Seviyor...sadece göstermekle ilgili problemler var.

Lise zamanlarımda kavga ettiğim an gelir o da bana sataşan kızlarla tartışırdı...sonra tabii ki müdürleri tehdit edip haklı çıkmamızı sağlardı.

Annem değil de arkadaşım gibiydi.

Bir kere bana yumruk atan kızın neredeyse tüm saçlarını yolmuştu.

Onu seviyordum...gerçekten seviyordum ama içimde annem olduğu hissiyatı çok fazla yoktu. Dediğim gibi arkadaş gibiydi hepimizle.

Belki de Nergis hanımı bu kadar merak etmemin sebebi budur.

Mesela annemin bugün yanımda olup beni gerçek anneme götürmesi...o benim için çok değerliydi.

Bugün ona söylediğim şeyler aklıma geldiğinde ayaklarım beni onun odasına götürdü.

Kapıyı tıklattım ama ses çıkmayınca açtım.

O da aynı az önce benim yaptığım gibi bilgisayarı yatağa koymuş dizi izliyordu.

Annem abimden sonra hayata küskün bir kadın olmuştu.

"Ne var Lidya.?"

Arkası dönük olmasına rağmen benim geldiğimi biliyordu.

Kapıyı kapatıp hiç konuşmadan yatağın boş tarafına uzandığımda cenin pozisyonuna geçerek gözlerimi kapattım.

Laptoptan gelen sesler dışında çıt çıkmıyordu.

Geçen beş dakikanın ardıından üzerime örtülen örtüyle gözümden bir damla yaş aktı.

O gerçekten en iyi arkadaşımdı ve benim en iyi arkadaşıma sarılmaya ihtiyacım vardı.

Ben bunları düşünürken belime dolanan kollarla hemen karnımdaki ellerini tuttum.

"Ağlayayım deme." Dediğinde ağlarken güldüm.

"Anne." Ona doğru döndüğümde beni göğüsüne çekince sıkıca sarıldım.

"Seni çok seviyorum...ama onu merak ediyorum." Çenesi başımın üstündeydi.

"Yakından görmedin bile."

Burnumu çektim.

"Görmeden merak ediyorum...çok merak ediyorum." Bir şey demedi.

"Git onun yanında yat o zaman." Dedi ama kolları bana daha sıkı sarılmıştı.

Ben de sarılışımı sıkılaştırdım.

"Anne."

"Ne var Lidya.?"

"Nolur toparlan artık benim sana çok ihtiyacım var...lütfen anne."

Kasılmıştı.

"Denerim." Gözlerim kapandı.

Bunu dediyse deneyeceğini biliyordum.

"Yarın birlikte kahvaltıya gidelim mi.? Hem sana da değişiklik olur."

"Yarın olmaz işim var." Dedi.

"Ne işi."

"Yarın dizimin sezon finalini izleyeceğim." Gözlerimi devirdiğimde o gülüyordu.

"Sonraki gün.?"

"Bakarız Lidya." Başımın üstünden öptüğünde bu sefer gözlerimi uyumak için kapatmıştım.

"Ben de seni çok seviyorum Lidya."

Uyuyacağım sırada duyduğum cümleyle gülümsedim ve onun kolları arasında tüm öğrendiklerime rağmen huzurla ama yarın neler olacağını merak ederek uyudum.

BÖLÜM SONU

Nasıl gidiyoruz??

Alara'nın gerçek ailesine şaşırdınız mı?

Sonraki bölümde görüşmek üzere.