Bölümler 16Şu an: 7. Bölüm: Külgün
- 1 1.Bölüm: Karanlıktaki ses1.209 kelime
- 2 2. Bölüm: Sahile Doğru1.550 kelime
- 3 3. Bölüm: Eksik Kurt2.974 kelime
- 4 4. Bölüm: Dolunay Geçidi2.362 kelime
- 5 5. BÖLÜM: Kan Kurdu2.759 kelime
- 6 6. Bölüm: Canavar Gölü1.742 kelime
- 7 7. Bölüm: Külgün1.530 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. Bölüm: Yönsüz Tanyel1.131 kelime
- 9 9. Bölüm: Görünmez Vadi3.191 kelime
- 10 10. Bölüm: Obsidyen Taşı1.034 kelime
- 11 11. Bölüm: Mühür1.474 kelime
- 12 12. BÖLÜM: koku1.157 kelime
- 13 13. Bölüm: Kararmış Damarlar2.618 kelime
- 14 14. Bölüm: Açlığın Aristokrasisi2.089 kelime
- 15 15. Bölüm: Kızıl Kolyenin Sırrı, Açelya'nın Soyu1.687 kelime
- 16 16. Bölüm: Bozulmuş Mührün Gizemi2.776 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
****
Bölüm Hakkında Bilgi:
Öncelikle herkese Merhaba!
Bu bölümü Kamata'nın ağzından dinleyeceğiz.
Bölüm sonunda düşüncelerinizi ve tavsiyelerinizi bana bildirmeyi unutmayın.
Şimdiden teşekkür ediyorum ve keyifli okumalar dilerim.
****
Baş kurt odama önemli bir görüşme için izin alıp girmişti.
Selam verdikten sonra kızı Açelya arkasında belirdi. Benimle, yakında başlamasını beklediğimiz savaş hakkında konuşmak istediğini düşünüyordum.
"İzin var mı, Kamata?"
"Söyle bakalım Baş kurt Timur, seni buraya ne getirdi?"
"Kamata, kızım Açelya bir şeyler duymuş."
"Ne duymuş?"
"Utku, ölmek üzereymiş."
"Hm."
"Ata, onu iyileştirip..."
"Dur bakalım Timur! Utku zaten eksik kurt değil miydi? Kaderine razı olmaktan başka şansı yok."
"Atam, biliyorum ancak büyük bir sorun var."
"Söyle."
"Kızım Açelya... Utku'yu kendine eş seçmiş."
"Açelya seçim yapabilecek konumda mı?"
"Geleceğin Baş kurt dişisi."
"Anlaşıldı, ölümü göze almış demek."
"Gerekirse vadiyi devlerle basar, herkese kıyım yaparım dedi."
"Boyundan büyük konuşmasın. Kızmıyorum ama haddini aşan sözler başına iş getirir. Şimdi söyle bir kurt âşık olunca, aşkından vazgeçmesi ne demek?"
"Atam, kendinden vazgeçer ama aşkından vazgeçmez."
"Utku iyileşirse, kızını büyük bir hüzün bekleyecek."
"Utku istese de istemese de durumu zamanla kabullenecektir."
"Kızına Utku'dan eş olmaz."
Konuşmamız bir anda kesilmişti.
Açelya hiddetlenip kurt formuna geçtiğinde bunu saygısızlık olarak görmedim, bende Kurt soyundandım. Kurtlar böyledir, aşk, töre ve bölgeleri, onların kıymetlisidir. Açelya'nın gözlerine baktım, dişlerini çıkartıp bana hırladı.
Zihnimde bir dişi kurdun çığlığı belirmişti. Oysa bu aşk bile değildi.
O, aşk sanıyordu.
"Kamata! Sen aşk nedir bilir misin?"
"Bilirim Açelya, aşk bir hastalıktır."
Timur, Açelya'nın başını okşadı, kızını sakinleştirmek istedi. Baba şefkati bir kurdu bile çöktürmüştü, Açelya olduğu yere oturdu öylece. Acı dolu sesler boğazında kalmıştı, sessizce bekledi.
"Şimdi gidin. Utku buraya geldiğinde Açelya onu bitkin haliyle görmesin."
Açelya, babasının yanında kuyruğunu bacaklarına sıkıştırıp yürürken hala acı dolu sesler çıkartıyordu, kim bilir babasının zihninde neler anlatıyordu.
Zordu, karşılıksız birini sevmek ve buna katlanmak...
Odanın mumlarını yaktım, güneş batmak üzereydi karanlıkta gelecekleri belliydi. Canavar Gölü hileci bir deniz gibidir, kandırırdı yolcusunu, çöl gibi serap gösterirdi bir çok kişi gölden geri dönememişti.
En çokta yüreğinde korku taşıyanlar ve kararsızlar...
Göl onları doğru yola çevirene kadar bekleyecektim, Utku'nun kaderinde daha yapması gereken işler varsa, mutlaka buraya gelecekti.
Kapıda Kartal başlı askere seslendim "Otacılara söyle yanıma yardıma gelsinler."
Sağ elini kalbinin üzerine götürdü, o anda kanatlanıp uzaklaşmıştı. Kartal başlı askerler benim emrimdeydi, onlara güvenim her zaman tamdır.
Odamın avlusuna çıktığımda, aşağıda ki balkondan beni gören Kayahan'la göz göze geldik. Bakışlarını hemen benden uzaklaştırıp göğe yükseltti. Taşlar herkesten daha hislidir, kimileri üzülür, içi dayanmazdı. Bedenleri yarılır, sular fışkırırdı göğüslerinden.
Hissediyordu bir şeyler ama konuşmuyordu.
Göl onları ne zaman buraya ulaştıracaktı belli değildi. İçim sıkıldı, bende göğü izlemeye koyuldum.
Utku'ya derman olacak karışımı odamda hazırlarım diye düşünüyordum. Gökyüzünde, Utku'nun yıldızlarına doğru içsel yolculuğa çıktığımda onun için bu gecenin karanlık geçeceği imlendi.
Yıldızlar tek tek düşmeye hazırlanıyordu, ışıkları sönükleşmişti. Göl onları buraya ulaştırsın diye dua ettim.
Ellerimi göğe kaldırdım, bu zor geceyi aşmak için adaklar adadım.
Taş adamlar odaya giriyordu. Bedenleri sarmaşıklarla kaplıydı, hepsi insan görünümlüdür ama insanlardan daha duygusaldır.
Kayahan en öndeydi, elini göğsüne yerleştirip selamladı.
"Kamata, söyle derdin nedir böyle? Ben ve askerlerim savaşa hazırız!"
"Utku ölmek üzere."
"Babası yiğit bir savaşçıydı."
"Öyleydi ya, sonra usunu yitirdi."
"Yardım edelim Kamata!"
"Eksik kurt olup babasına ve soyuna ihanet etti, şimdi affedilmek uğruna ölümü göze aldı... Benimle gelin."
Hemen askerlerini topladı, arkamdan üç adım uzakta bana eşlik ediyorlardı, hastaları tedavi ettiğimiz Külgün'e doğru yürüdük.
Külgün, karanlıkla aydınlığın arasına sıkışmış bir odadır; ne ölüm kesindir, ne de yaşam.
Taş duvarlardan sızan ot kokusu külgünün içine doğru ilerledikçe yoğunlaşıyordu.
Odadaki mumları yaktıklarında etraf daha bir hüzünlü gözükmüştü.
Otacılar geldiğinde içeri girmeden, kapı eşiğinden biraz ötede bekliyorlardı.
Ellerinde sihirbazların işlediği sedefli kutuları sıkıca tutarken yüzlerinde belli belirsiz ifadelerle bana bakıyorlardı.
Otacıların içeri girmesi için elimle taştan tümseği işaret ettim. Utku'yu bu tümseğe yerleştireceklerdi. Ellerinde ki kutuların kapaklarını açmışlardı. Kıymetli; Kökler, bitkiler, tohumlar, ilaç olmaya hazır ham maddeler özenle hazırlamaya başladılar. Cam şıngırtısı ve havanda ezildilçe odaya iyice yayılan keskin koku dışında pek bir hareketlilik yoktu, sonra aniden bir kartal savaşçı odaya girdi.
"Kamata, geldiler."
"Gelsinler, kaybedecek vakit kalmadı."
Kartal savaşçılar, ıslak bir kurt bedenini içeri taşıyordu, hemen artlarından acıyla inleyen, nereye adım atacağını bilmeyen, kafası gidik bir kurt daha gelmişti ve çok şaşırtıcıydı, ölü yosunlarla bezenmiş iki insan daha ürkekçe içeri girmişti.
Utku'yu tümseğe koydukları anda, baş otacı hemen yanına yaklaştı, elini Utku'nun kalbine yerleştirip dinledi. Yosunlarla kaplı kız, yanında ki erkeğe sarıldı ve ağlamaya başladı.
Hıçkırıkları bana çok fazla şey çağrıştırıyordu.
Erkek hissedilir şekilde öfkeliydi, anlaşılan vedalaşma korkusu sarmıştı bedenini.
"Bir şeyler yapsanıza!"
Haykırışları odada yankılandığında kimse ona taraf bakmamıştı, herkes zaten bir şeyler yapmaya çalışıyordu.
"Buraya gelmemeliydik! Ne lanet bir yer burası!"
İnsanlar...
Anlaşılan Utku başına dert açmak konusunda istekliydi, Bu çocuk durduk yere herkesi huzursuz ederse kimse işini yapamazdı ama onda bir insandan daha karanlık bir enerji alıyordum.
Bu çocuk tehlikeliydi, bir dev kadar...
Hatta bir devden daha tehlikeli olabilir miydi?
Şu an bunu düşünemezdim.
"Sessizlik! Bırak otacılar işini yapsın. devler gibi hemen öfkelenme."
Güçsüz kollarla boynuna sarılan kardeşini ittirdi, bana doğru gözlerini kocaman açarak yaklaştığında kardeşi bu kez elinde tutup yere doğru dizlerini çökerek ağladı.
"Kağan yalvarırım dur. Utku ölüyor görmüyor musun? Bir şeyler yapın, yalvarırım..."
Titrek sesi soluğuyla cılız bir şekilde çıkmıştı "lütfen..."
Demek adı Kağandı, kardeşine doğru eğilip omzundan sıkıca tutarak başını göğsüne bastırdıktan sonra saçlarından öptü.
"Korkma, Utku bunun üstesinden gelecek, derin derin nefes al tamam mı? "
Elimle imledim kartal başlı askerlere, onları dışarı çıkartmalarını istedim.
"İçerisi yeterince kalabalık, dışarıda beklesinler onlara söylersiniz."
Sonra da, o koca kafası gidik kurdu unuttuğumu fark ettim, onu da dışarı çıkartmalarını söyledim.
Taş adamların da bir kısmı dışarıda bekliyordu diğerleri boş durmayıp otacılara yardım etmişti.
Kız kapı eşiğinde belirdi "sadece ben içeride durabilir miyim? diğerleri dışarıda bekleyecek..."
Kızın ağlamaktan zayıf düşmüş bedeni titriyordu, acılı gözleri bana kedi yavrusu gibi bakıyordu. Kafamı yavaşça salladım, ufak adımlarla bir köşeye geçip bekledi.
Anlaşılan Utku onun için değerliydi, durduğu köşeden hıçkırarak ağlıyordu.
Utku'nun yanına yaklaştım, ruhundan bir haber var mı diye başına elimi koyduktan sonra bir süre dinledim. Sonra ağzını açıp hazırlanan ilacı içirttim.
Yüreği yanan bu kurdun düşü hem eski rütbesiydi hem de intikam...
Otacılara kızı yanıma getirmelerini söyledim.
Önce kızın etrafındaki yosunları temizlediler, sonra kızın halini görünce ona da ilaç hazırlamaya koyuldular. Bir anda söylediğimi hemen unuttular.
Taş adamlar yanıma gelmesi için kızın koluna girdiler.
"Görünmez kürk uyanır mı bilmem ama umudunu kaybetme."
Kız başını salladı, bir kelime edecek gibi oldu sonra eliyle ağzını kapattı, avazı çıkana kadar ağlayacaktı sanki. Belliydi tutuyordu kendini.
Otacılar, kalbindeki acının kızı yitirmemesi için papatyalarla, güllerle hazırlanan ilacı içirtti.
Baş Otacı yanımda duruyordu.
"Papatya ve gül"
Buruk bir gülümsemeyle başımı salladım.
"Aşk ve Sükûnet."
"Acı ve keder... İzninizle, bizim burada ki işimiz bitti."
Baş otacı Günay yanındakilerle odayı terk etmişti.
Taş adamlara da gitmelerini söyledim, onlar gittikten sonra üçümüz kalmıştık.
Bende odandan çıktım, kalmama gerek yoktu.
Geriye sadece şifalacak bedenler ve ruhlar kalmıştı.
Savaş yakındı nede olsa, benim aklımdad olanlar farklıydı. Yaşam da budur, herkes kendi meşgalesine odaklanırdı.
Acılar ise bireyseldi...
Kapıda kurt formunda iki kişi duruyordu, tam solda ki köşede yosunları bedeninden atmış, yere oturan öfkeli oğlan, ellerini başının arasından kaldırıp bana bakıyordu. Kağan şimdilik tehlikeli değildi bu yüzden önlem alma gereği duymadım.
Açelya ise babasıyla yanıma geldiğinden beri kurt formundan hiç çıkmamıştı anlaşılan, önüme atlamıştı, normalde bu yaptığı saygısızlıktı ama onun da kafası sayrıydı, saygısız davranışını yine umursamamıştım.
Zihnime seslendi.
"Onu görmek istiyorum."
"Olmaz."
"Neden?"
"Eğer gidersen, o geri gelmez, senden kaçar."
Bir adım geri çekildi, kurt formundan çıktıktan sonra merdivenlerin üzerinde bir köşede oturdu.
O an çaprazında Kağan'ın bakışlarını fark ettim, kalbi Açelya'ya baktıkça titremişti. Kağan bir devdi, ilk gördüğüm andan itibaren anlamıştım ama bir şey diyemiyordum. Açelya'ya baktığı anda her şey netlik kazanmıştı.
Diğer kurt, Açelya'nın altında kalan merdivene insan formuna geçerek oturdu.
Kağan ise hala Açelya'dan gözlerini alamıyordu.
"Kağan, dostun için türünün töresini hiçe sayıp bir kağan gibi yanımızda savaşır mıydın?"
Gözlerini sıkıca kapattı, burun kemerini tutarken alaycı bir şekilde güldü.
"Şu an masal dinleyecek halim yok. Utku iyileşince ne derdiniz varsa çözeriz."
Bir şey dememiştim, Kağan'ın dediği doğruydu, henüz her şey için çok erkendi, belki düşündüğümden farklı olurdu, kim bilir?
Uzun bir gece olacaktı, bakalım zehirli ok bedenden nasıl ayrılacaktı.
İki kadının düşmanlığı da bu gece filizlenecekti.
Onlar öylece beklerken bende odamın yolunu tuttum.
Odama gitmeden önce, taş adamların ve kartal başlı askerlerin liderlerini de yanıma çağırdım.
Odamda ki avluya çıkmıştık, arkamda duruyorlardı, merakla ne diyeceğimi bekliyorlardı.
"Kayahan ve Alpagu. Devler zamansız bir anda saldıracak gibi gözüküyor. Hazır mıyız sizce?"
Alpagu hemen cevap verdi.
"Kamata, biz topraklarımız için ölmeye bile hazırız!"
Gök yüzüne baktım, bu zamanlar bile kıymetliydi.
"Eğer geç kalırsak, canavar gölü ilk hedefleridir. Geçide ulaşıp insan dünyasına hızla saldıracaklar."
Bu kez Kayahan konuştu.
"Geçidi geçmeden önce bizi geçmeliler."
Güldüm, bugün herkes ayrı bir ussuz anlaşılan.
"Yürekli olmak lazımdır doğru, sağlam yürek sağlam vücuttadır. Sağlamız ama yeterli mi?"
İkiside aynı anda emin bir şekilde konuştu.
"Yeterli."
Aynı cevabı verince birbirlerine baktılar, ikiside bir birini onayladığında her şeyin şansa kalmasından korkmuştum.
"Yetersizdir. Şimdi gidin ve düşünün."
Odadan çıkmadan önce sol ellerini kalplerine götürüp, başlarını hafifçe eğdiler. İkisi gider gitmez düşünmeye devam ettim, yardım olmadan bu savaşı kazanmak zordu.
Görünmez Vadi'yi aşılırsa insan dünyasını ele geçirmeleri çok kısa sürerdi.
Bir şeyler yapacaktım ama kendimi önce en kötü sona hazırladım.
Bunu dile getirmek bile istemiyordum.
Eğer savaş sırasında gücümüz yetersiz gelirse o zaman Görünmez Vadi yok olmalıydı.
Bölüm etkileşimi
