Görünmez Kürk kitap kapağı

10. bölüm / 16

10. Bölüm: Obsidyen Taşı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 10. Bölüm: Obsidyen Taşı

***
Bölüm Hakkında: Tülin'in gözünden yazılmıştır, külgünde Utku ile kaldıklarında ne olduğunu anlatan kısa bir bölümdür.
Herkese kefiyli okumalar dilerim.
***
Sisin arasından yankılanan bazı şeyler vardı, duygularım korumasız bir düzlemde, anlaşılmayan gözlere sergileniyordu. Daha önce birine karşı bu kadar yoğun şeyler hissetmemiştim. Korkuyordum; kendim olamamaktan, ona muhtaçmışım gibi peşinden sürüklenmekten.
Kimse bu kadar derine iner miydi?
Aşk akıl oyunu gibiydi; beyni kör eden, kalbi sağır eden...

"Parmaklarımın arasından kayan obsidyen göğsüne doğru düşmüştü. Kendi ellerimle bir şey başlatmıştım ama ne olduğunu henüz anlayamıyordum."

Herkes gittikten sonra, Utku'yla külgünde yalnız kalmıştık. Sessizlik, Utku'nun nefes alıp verişi kadar ince, görünmez bir zar gibi üzerimize gerildi. Onun hareketsiz bedenine bakarken, ağlamaktan kurumuş gözlerim acıdan istemsizce kapanırken yanına kıvrılıp uyumuştum.

Kapı açıldığında içeriye adım sesleri dolmuştu, kalkamak istemiyordum, ne kadar süredir uyuduğumu da bilmiyordum. Tahminime göre otacılardı, başka kim olabilirdi ki? Otacılar, Utku'yu kontrol ettikten sonra hızla gitmişlerdi.
Değişen tek şey herkesin kendine göre hissettiği eşiklerdi. Benim eşiğim belirsiz bir basamaktaydı, nereye adım atacağımı bilmiyordum.
Hala aynıydı, kıpırtısız, onu böyle hareketsiz yatarken izlemek beni yoruyordu, doğrulup odanın kenarındaki sandalyeye geçtim.

Otacılar tekrar gelmişti, ellerinde tuttukları mumluklarla yine hızlı ve sessizce hareket ediyorlardı. Yüzlerine yansıyan titrek ışıkla bana uzaktan bakıyorlardı, bedenlerinden kopan gölgeler sandalyede oturduğum olduğu yere kadar uzanıyordu.
Utku'ya doğru baktığımda kürkü, yolculuğumuzdan bu yana saatler geçmesine rağmen tam olarak kurumamıştı. Su perilerinin hazırladığı kalkandan arta kalan damlalar, ince bir tabaka hâlinde üzerindeydi. Biliyordum, bu sayede bedenindeki ateş biraz olsun düşmüştü. Şimdi, Utku'ya verilen ilaçtan sonra ilk kez, yeni bir işlem için otacılar hazırlık yapıyordu.

Yaşlı otacılardan biri yavaşça Utku'ya doğru eğildi, elinde ki havluyu kürkün üzerine hafifçe bastırarak ıslak yerleri kuruladı.
Genç bir erkek ise dört parça bez kesti, bu bezleri ütüye benzer bir aletle ısıtmıştı, içlerini lavanta ve kekikle doldurdu. Hazırlanan keseler Utku'nun patilerinin altına yerleştirdikten sonra tüylerini havluyla kurulamaya yardım etti.

Keselerden yayılan bitkisel kokular odaya yayılıyordu, lavanta kokusu tekrar uykumu getirirken direnmeye çalıştım.
Kürkü kurudukça, Utku'nun bedeni biraz daha toparlanıyor gibiydi. Yinede onu bu şekilde hareketsiz görmek, içimde ona ulaşamamanın sancısını arttırıyordu.

Otacılardan biri, renkli işlemelerle bezeli örtüsünü yere serdi. Bezin üzerine diz çöküp çantasından çıkarttığı cam şişeleri dikkatle sıraladı.
Koyu renkli çanağa önce altın sarısı bir damla damlattı; şişenin üzerinde "mür yağı" yazıyordu, diğer şişelerde yazı yoktu. Hızla işleme devam etti; bal gibi ağır akan bir yağ, ardından kırmızı renkte birkaç damla daha... En son, şişenin kapağını açar açmaz keskin kokusuyla bir esinti gibi yayılan nane yağını damlattı. Genç bir kız, külgünü havalandırmak için pencereyi açmıştı.
Örtünün üzerinde karışım hazırlayan yaşlı kadın, incecik kıllarla çevrili uzun saplı bir fırçayı eline aldı. Sapındaki oyma desenleri gözüme takılmıştı; sarmaşık desenli oyma işlemelerin üzerine özenle yerleştirilmiş doğal taşlar bu vadiye ait olduğunu hemen belli ediyordu. Sonra bu uzun saplı fırçayı geri yere koydu, gümüş bir makasla Utku'nun kürkünü kesmeye koyuldu, kesilen kürkleri bir torbaya doldurdular. Kadın tekrar fırçayı eline almıştı, karışımda doğru batırdıktan sonra Utku'nun derisine sürdü.
Boğazından göğsüne, oradan omuzlarına ve sırtından kuyruğuna doğru...

"Lütfen... Artık uyan..." diye fısıldadım. Korku, pişmanlık, sevgi ve acı birbirine karışmıştı içimde.
Neden bu kadar geç kaldım?
Neden seni anlamakta bu kadar zorlandım?
Ve neden bana kendini anlatmakta bu kadar geç kaldın?
Duygularımız karşılıklı olmalıydı; bu kadar acı veren bir his karşılıksız olamazdı.

Oysa seni gördüğüm ilk anda içimde çok şey değişmişti, bunu inkâr ettikçe daha da derine gitmiştim.
Korkmuştum aşık olmaktan ama şimdi, bu sessizliğin içinden bir umut aramak istiyordum.

Tam o anda, otacılardan biri elinde fildişi tonlarında bir tarakla yaklaştı.
Tarağı bana uzatırken gözleri Utku'ya kilitlenmişti.
"Defne ağacındandır" dedi, neredeyse duyulmayacak kadar yumuşak bir sesle.
"Koruyucu bir ağaç... Ama sadece sevgiyle taranırsa işe yarar."

Bir an gözlerimi kapattım, tarağı alırken ağlamamak için kendimi tutuyordum, Utku'ya doğru yaklaştıktan sonra boynundan itibaren tüylerinin kesilmemiş kısımlarını taramaya başladım.

Eğer yeniden uyanacaksa bu, ancak kalpten gelen bir çağrıyla olacaktı. Otacılar eşyalarını toplayıp gittiklerinde tekrar yalnız kalmıştık. Yavaşça, boynundan karnına doğru süzüldü elim; vücudu istemsizce titriyordu.

İlk kez biraz bile olsa hareket ediyordu, gözlerimden yaşlar süzülürken, boğazıma düğümlenen acıyla fısıldadım "Utku..."

Beyaz kürkü yumuşacıktı; başımı boynuna gömdüm, doğal yağların kokusunu alırken sıcaklığını hissediyordum. Hıçkırıklarımı tutamadım, yüksek sesle ağladığımı bile fark etmemiştim.
Otacıların hazırladığı şifalı karışımların hiçbir faydası yoktu sanki. Bana zorla içirdikleri ve sözde bedenime iyi geleceğini söyledikleri karışım, kalbimdeki sızıyı dindirememişti.

Keşke Kağan yanımda kalsaydı, apar topar dışarı atılmıştı. Ayağa fırladım.
Odada bir ileri bir geri gezinmeye başladım; attığım her adım daha sert, daha gergin bir ritimle yere çarpıyordu.
İçimde birikmiş duygulara yön ararken, gözlerim odayı tarıyordu.

Karşı duvara yakın duran ufak sehpanın üstünde, altın rengi, işlemeli bir havan gözüme çarptı.
Sonuçta dikkat dağıtıcı bir şey arıyordum.

İncelemek için elimi havanın soğuk yüzeyine uzattığımda parmak uçlarımdan kıvılcımlar çıkmıştı.
Keskin bir sıcaklıkla irkildim, havan elimden kaydı, taş zemine çarpınca sesi yankılandı. Yanık kokusu burnuma dolarken, parmak uçlarımda isler belirmişti.

Bir fısıltı kulağımın hemen dibinden geçti, sanki biri omzuma eğilip seslenmişti.

"Yardım et..."
Yavaşça geri çekildim, kalp atışlarım kulaklarımda yankılanırken, pencerinin altında taşların üzerinden bana bakan iki çift göz gördüm.

Bir attı...

İncecik bacaklarının üzerinde, ihtişamla duran gövdesi çok güzel görünüyordu. Başı dimdikti, yeleleri uçuşurken gözleri doğrudan bana bakıyordu.
Güzelliğini ve güçlü duruşunu izlerken nefesim tutuldu.
Olduğu yerden kıpırdamıyordu o anda ikinci kez fısıltı geldi. Bu kez daha net, daha içten, daha canlıydı.

"Yardım et... Yardım... Et..."

Kalbimde garip bir titreşim hissettim; korku mu, merhamet mi ayırt edemiyordum.
Her şey çok garipti.
Konuşan bir at... Sıradan olamazdı, değil mi?
Yine de dikkatli olmalıydım.

Yavaşça pencereye yaklaştım.
Gözlerim gözlerinde, dikkatlice tepkisini bekledim.
Başı yere eğildi, gövdesini yavaşça yere bıraktığında hareketsiz kaldı. Bir anlığına, öldüğünü sandım.
Ama anlaşılan bir şey ters gitmişti.

Pencerenin olduğu yerde, taş duvarın arasında ki boşluğa, bir başka taş daha iliştirilmişti, orayla uyumsuz olduğu ap açık belliydi, parmak uçlarım sızlasa da taşı kaldırıp kenara fırlattım.

Siyah bir taş yere doğru düştüğünde, kara at aniden ayağa kalktı, dört nala doğru koşarak uzaklaşmıştı.
Taşı yerden kaldırdım, soğuktu... garip bir ıslaklıkla avucuma yapışmıştı. Tuhaf bir ürperti geçti içimden ama yere atmadım.
Elim havada asılı kalmıştı, avucumda duran taşa tekrar baktım.
Tahminime göre obsidyen taşı olmalıydı...
Bununla ne yapabilirdim ki?

İçimde bir şey kıpırdadı. Sanki o an tek doğru hamle buymuş gibi, hiç tereddüt etmeden taşı Utku'nun yanına doğru yaklaştım, taşı ona doğru yaklaştırırken göğüs hizasında elimden düştü, kaldırmak için elimi göğsüne uzattığımda donup kalmıştım, kürkündeki sıcaklığı artık hissetmiyordum.

Sanki, nefes bile almıyordu, ölmüş gibiydi...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

94okunma 13beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…