Görünmez Kürk kitap kapağı

1. bölüm / 16

1.Bölüm: Karanlıktaki ses

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 16Şu an: 1.Bölüm: Karanlıktaki ses

Vaveyla uygulamasında yayınlanma tarihi: 18 Haziran Çarşamba 2025
Wattpad uygulamasında yayınlanma tarihi: 26 Haziran Perşembe 2025

Yazar notu: Herkese merhaba.
İlk bölüme Hoş geldiniz... Ufak bile olsa düşüncelerinizi benimle paylaşmaktan çekinmeyin.
Hepinize destekleriniz için çok teşekkür ederim.
***

Otel odasının köşesine konumlandırlmış tekli koltukta oturmuş, öylesine açtığım bir belgeseli izliyordum. Eskimiş bordo halının ucunu ayağımın altında kıvırıp dururken bir süre sonra sıkıntıyla tekmeleye başladım, içime bir huzursuzluk çökmüştü.

Gecenin serinliğinde biraz temiz hava almak istedim, dışarıya benimle gelmesi için kardeşime doğru yaklaştığımda, telefonuna gömülmüş haldeydi, uzandığı yataktan kımıldamaya hiç niyeti yoktu. "Kağan, hadi kalk dışarı çıkıyoruz." dediğimde yüzüme bakmadan konuştu "sen çık, ben gelmiyorum."

Yaslandığı yatak başlığından aşağı doğru kayarak iyice yayılmıştı. Ben de kolunu çekiştirdim ama yerinden bile kımıldamıyordu.
"Dışarıda kimse yokken rahatça gezelim, hem temiz hava almış oluruz... "
Yüzüme bakıp gülümseyince "evet" diyecek sandım kafasını ağır ağır sallarken "herkes senin gibi baykuş olmadığı için geceleri uyuyorlardır tabii... Sen niye bizi bu saatte sokağa çıkartıyorsun onu anlamadım?"

Cevap vermek yerine gözlerimi üzerine diktim. Beni sinir etmek her zaman hoşuna gidiyordu, yüzünde geniş bir gülümseme belirginleştikten sonra aniden yataktan kalkıp etrafa bakınmaya başladı.
O kadar acele ediyordu ki, önemli bir şeyini kaybetti sandım. Benim yatağıma doğru ilerleyip, üzerinde duran eşyalarımı sağa sola savurarak karıştırırken bir yandan da kendi kendine söyleniyordu.
"Nerede bu?"
"Ne arıyorsun?" diye sordum.
İki parmağıyla anlında daireler çiziyordu "sessiz ol Tülin, konsantre olmam lazım," dedikten sonra tekli koltuğa doğru yöneldi ve çiçek desenli yastığı yere fırlattı.
"Hah! Buldum! Yastığın altına sokmuş biri!"

Kollarımı iki yana açarak "Odada senden ve benden başka kimse yok Kağan!" dedim.
Elinde tuttuğu televizyon kumandasına âşık gibi bakıyordu. Yanımdan geçip giderken, kendi yatağına kurularak kanalları taramaya başlamıştı.
"Bu mu yani Kağan? Koca tatil boyunca yatak ve televizyonla mı takılacaksın?"
Kaşlarını kaldırıp yüzüme sırıtarak baktı.
"Tülin, söz veriyorum yarın gece dışarıya çıkarız ama bugün olmaz. Bu akşam maç var."

Televizyonun önüne geçip görüşünü engelledim. Bu çocuk, sinirlerimi bozmayı kendine hobi edinmişti.
"Maçı sonra izlersin zaten her gün maç var."

Panikle yerinden fırladığında omzumdan tutmuştu, beni kenara çekerken adeta televizyona kitlenmişti.
"Bunun tekrarı yokmuş. Sen biraz balkona çık, temiz hava al, sabaha karşı kargalarla beraber dışarı çıkarız tamam mı canım ablam."
Başıma kedi sever gibi pat pat yapıyordu, ondan umudumu kesmiştim.

Gerçekten de balkona çıktığımda kendimi yeterince bıkkın hissediyordum. Tatile çıkılmayacaklar listeme Kağan'ı ve rahatsız edici parmak arası terliklerimi ekledim.
Yıldızları izlerken düşünüyordum, geceleri dünya daha güzeldi, ağaç yapraklarından gelen ses ve rüzgarın yüzüme çarpan serinliği, beni olumsuz duyguların arasından hızla kurtarmıştı.
Temiz havayı içime çekerken, verdiğim nefesle bedenim biraz olsun hafifledi.

Etraf parıldayan gökyüzü ve çevredeki ışıklarla çok güzel görünüyordu, gerçekten tam bir yürüyüş havası vardı. Bu kez aklıma Utku geldi. Acaba ne yapıyordu? Onu dışarıya çıkmak için çağırsaydım beni Kağan gibi sinir etmezdi. Onu aramak istiyordum ama akşama doğru gönderdiğimiz hiçbir mesaja ya da aramaya cevap vermemişti. Aslında öğlene kadar bizimleydi, acaba şu an ne yapıyordu? Bizsiz daha çok mu eğleniyordu? Ben ve Kağan gibi zevksiz insanlarla tatile çıktığına pişman olmuştu belkide.

Kağan neredeyse sürekli odada kalıyordu, geç uyuyordu ve geç kalkıyordu. Aslında, Kağan evdeyken daha aktif biriydi; sürekli gezecek bir yer bulurdu, benimle dışarı çıkmak için ısrar ederdi. Bense genelde her zaman sessiz yerleri gezmeyi tercih ederim.

Tatil yapmak üçümüze göre değilmiş demek ki... Herkesin dünyası çok farklıydı.

Bizi bir araya getiren o dönüm noktası olmasa arkadaşlığımız da imkansızdı. Koca bir yıl boyunca, kütüphanede ders çalışırken, her defasında Utku'yla yan yana gelneseydik, Kağan ve ben yapışık kardeşler olarak takılmaya devam edecektik.
Utku ile tamıştıkdan sonra birden hayatımın merkezi haline gelmişti, bu durum beni sinir ediyordu ama onu düşünmekten ya da onunla dışarıda sohbet etmekten kendimi alıkoyamıyordum.
Bir gün yine beraber ders çalışmak için anlaştık, tam kapıdan çıkacakken Kağan kapının önünde belirmişti, elinde telefonum vardı "Kim bu sapık! Seni kandırmaya mı çalışıyor?" demişti. O gün telefonumu elinden nasıl çektiğimi hala hatırlıyorum, utancımdan yerin dibine girmiştim. Çantamı Kağan'ın suratına çarpmakta istemiştim. Beni anneme ve babama anlatmakla tahdit etmişti ama tüm mesajlaşmalarımız o kadar cv gibiydi ki... Hobiler, kitap tavsiyeleri, film önerileri, sevdiği şeyler sevmediği şeyler en çokta hangi gün kütüphaneye gideceksin soruları...
Ona bakıp "Kime ne anlatırsan anlat Kağan, ben de geceleri babamdan gizli arabayı aldığını söylerim." demiştim. Kağan'ın yüzü kıpkırmızı olmuştu, çok hızlı kızarıyordu minik bir domates gibiydi. Bu kez Utku'yu çok merak ettiğini söyleyip benimle kütüphaneye gelme kararı almıştı, anlamadığım bir hızla da yakın arkadaş olmuşlardı.
Kağan, hayatım hakkında bir şeylere dahil olmak konusunda harikadır.

Utku, benden iki yaş küçüktü yani erkek kardeşimle yaşıtlardı, belki de bu yüzden kolayca arkadaş oldular, kim bilir? Aslında yan yana geldiklerinde Utku'nun iri yapısı Kağan'dan daha büyük görünmesine neden oluyordu. Bence dış görünüşü yüzünden aramızdaki yaş farkını kapatmakla kalmaz, üstüne birkaç yaş daha ekleyerek hepimizi cebinde taşırdı ancak bazı davranışları çocuk gibiydi... Böylece üçümüz matematikteki yaş problemlerinden daha karmaşık hale geliyorduk.

Erkek kardeşimin açtığı maçın sesiyle irkilmiştim, tam yanına gidecekken sesi kıstı, telefonda biriyle konuşmaya başlamıştı. Boş verdim, yanına gitmeye hiç niyetim yoktu.
Balkon kapısına yaslanıp gözlerimi ormana sabitlemiş, sessizce düşünüyordum. Bazen insanın içinde biriken şeyler olur, herkes hayatının düzenli aktığını düşünür. Oysa ruhunun bir köşesinde bambaşka bir karmaşa vardır. Ben bu karmaşayı sessizlikle çözüyordum. Sessiz yerler, sessiz anlar ve az insanın olduğu yerler...
Sandalyeye yerleşip sırtımı yasladım, burası bana hem iyi gelmişti hem de her şeyden daha fazla uzaklaşmak istememi sağlamıştı.
Sanırım eve dönünce yine derslerimle vakit geçirerek bu düşüncelerden kaçmaya çalışacağım.

Balkonun kapısı yavaşça açıldığında Kağan bana doğru seslenmişti.
"Bize Türk kahvesi aldım."
Tepsiyi ufak sehpaya dökmeden yerleştirdikten sonra, yanımdaki sandalyeye geçip sessizce beklemeyi denedi ama becerememişti.
"Ne oldu Tülin? Yine sessizsin..."
"Kağan, hiç havamda değilim. Teşekkür ederim kahve söylemişsin ama şu an benimle uğraşma."
"Anlaşıldı." dedi, ayağa kalkarken üzerindeki görünmez tozları silkeliyordu "ben kahvemi alıp gidiyorum, sen de burada oturup düşünmeye devam et. Bir şey anlatacaksan maç bittikten sonra, mümkünse ben uyurken kendi kendine anlatırsın."
Daha cevap veremeden kahvesini alıp içeri kaçtı.
Ukala.
Biliyorum, reklam arası diye bu kadar uzun cümle kurdu, Kağan'ın beyni, maç varken hayatta kalabilecek seviyede çalışırdı.

Yıldızlar sırayla gökyüzünde yanıp sönerken kahvenin kokusu hafifçe burnuma geliyordu. Bir anlığına gerçekten huzurlu hissettim ta ki uzaktan gelen o sesi duyana kadar.
Bir uluma.

Merakla sandalyeden kalktım, ormanın en sık olduğu noktaya gözlerimi dikip, parmak uçlarımda yükseldim. Biraz daha gayret edersem, ağaç gövdelerinin birbiri üzerine yığıldığı kısımları görecektim sanki.
İçimde açıklayamadığım bir heyecan vardı. Uluma sesi yeniden duyulunca, kargalar da bağırarak eşlik etmeye başladı, aynı noktada daire çizerken arada alçalıp yükseliyorlardı.

O uluma sesi, kulağa farklı geliyordu, oldukça gür ve acı doluydu. Zavallı hayvanın başına bir şey mi gelmişti?
Tetikte bekliyordum ama hiçbir şey olmamıştı, kuşlar da sakinleşince, kendi kendime abarttığımı fark ettim. Vahşi doğa sonuçta, belki de sadece sürüsüne sesleniyordur.

Ağaçların üzerindeki kıpırtıyı görünce tekrar dikkat kesilmiştim, bedava belgeselden kimseye zarar gelmezdi. Bakalım bu kez hangi hayvan iş başındaydı. Ağaçlardan birinin tepesine yakın bir silüet, başka bir ağacın zirvesine doğru atlamıştı. Bacaklarının açılışını, kollarının öne doğru uzanışını, gövdesini ileriye doğru itişini... Hepsini net bir şekilde görmüştüm. Bu, bildiğim hiçbir şeye benzemiyordu, Türkiye'deki ormanlarda maymun da yoktu.

Şaşkınlıkla öne eğildiğimde, dizim sehpanın kenarına çarptı kahve fincanı yere düşmüştü, kahve her yana saçılmıştı; en sevdiğim elbisemin etek uçlarına, balkonun duvarına, bacaklarıma, gözümü çevirdiğim yer yere ulaşmıştı. Kırık fincanı toplamak için eğildiğimde, kurt tekrar ulumaya başladı. Bu kez ensemden yayılan tuhaf ürpertiyle irkilmiştim, aniden beliren gök gürültüsü ve yıldırım ise ormanın iç kısmını fazlasıyla aydınlatmıştı.
Sanki özellikle o kısımda bir şeyler oluyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

333okunma 101beğeni 12yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…