6. bölüm / 6
Görünmez Kürk6. Bölüm: Canavar Gölü
Bölümler 6Şu an: 6. Bölüm: Canavar Gölü
Uyarı: Bu bölüm 4. bölümün devamıdır.
Aynı zamanda 5. bölümde olanlara Utku'nun gözünden çok kısa bir şekilde bakmış olacağız.
Herkese keyifli okumalar diliyorum.
Gücüm tükenirken hayatın soluk renkleri gözümün önünde ufak kıpırtılara dönüşmeye başladı, minik bedenler git gide büyürken görüntü ufak bir çocuğun koca bir devin elinde sallandığı noktada durdu.
O çocuk şimdi büyümüştü tabii, yıllar geçmesine rağmen sararan yapraklar kadar kuru bir acı içimde, belki de bir gün kopup gitmeyi bekliyordu. Çok okudum, çok dinledim, izlediklerimden benzer şeyler çıkartmaya çalıştım... Yaşadıklarım ve hissettiklerim insanlarla nasıl aynı olabilirdi ki? Zaten çok da umdum yoktu.
Bir kere o huzursuz leke içinize işlediyse çıkartmak imkansızdır.
Babamın hayatından koparılan yegane değerli kurt bedeni, annemin zamanla tükenen kimliği ve kardeşimin vazgeçişi... Hepsinin umudu belki benim omuzlarımdaydı.
Ben ise bilmediğim o yere varmak istiyordum. Hep istediğim ama bir türlü gidemediğim o yere...
Her dönüştüğümde, beyaz kurt karşıma dikilirdi. Bazen öfkeli, bazen oyuncu ama bir şekilde kendi benliğinin içinden benimle buluşmaya geldiğini bilirdim.
Bu kurdu daha çocukken görmeye başlamıştım, o zamanlar devlerin iğrenç saldırısı ailemin hayatını ve Görünmez Vadi'nin sakin dünyasını darmadağın etmişti.
Babam aylar boyunca yataktan çıkmazken, Kamata ilk kez Devler Volkanı’na giderek onlarla anlaşmaya çalışmıştı. Ne acı, onlara ceza veremezdi çünkü güçlüydüler.
Yapılan antlaşma soğuk ve katı gibi görünse de bence en çok devlerin işine yaramıştı...
Vadinin sınırlarına Taş Adamların ve Sihirbazların işçiliği, Kamata’nın emriyle mühürlenmiş devasa, tılsımlı surlar dikilmişti. Anlaşmaya göre devler Vadi’nin iç bölgelerine alış veriş için dahi olsa asla ayak basmayacak; karşılığında Vadi halkı da Devler Volkanı’nın madenlerine, çevre dağlara ve sınırın ötesindeki o "bilinmeyen topraklara" asla adım atmayacaktı.
Bizi koruduğu söylenen tılsımlı taşlar, aslında bizi kendi evimizde birer tutsağa dönüştürmüştü. Bütün halk zamanla bu düzene alıştı, benim gözüm ise beyaz kurt ile birlikte, yasaklı surların ötesindeydi.
Sınırdan devlerin kibir kokan topraklarını izlerdik...
Beyaz kurtla orayı yok etmek için her şeyi göze almıştık.
Babamın durumu giderek kötüleşince çözümü Görünmez Vadiden ayrılmakta bulmuştuk. Annem, eğitimimi tamamlayabilmem için beni Görünmez Vadi'ye getirmeyi ihmal etmezdi ancak vadiden ayrıldığımızda, insan dünyasına tekrar uyum sağlamakta zorlanır; ertesi gün hem hasta hem de bitkin olurdu. Bu da yetmezmiş gibi, babamın acıları hiç geçmeyecek gibi artarken, annemin içindeki kurt da sessizce solmaya başlamıştı.
Zamanla babam gibi dönüşemez hale gelince Görünmez Vadi'deki otacıları ziyaret etmiştik, bu duruma çare yoktu, annemi muayene ederken hamile olabileceğini söylediklerinde üzerimizde ki kara bulutlar dağılmıştı sanki.
Kız kardeşim dünyaya geldiğinde sevincimizi tam yaşayamamıştık, dönüşemeyen, tamamen insan formunda kalan bir kurt yavrusuydu. Kamata'nın kehanetlerine göre, kardeşim anne karnındayken kurduğu bağ sayesinde, yaşadığı acılara tanık olmuştu. Dönüşümle ilgili bir deneyimi olmamasına rağmen kurt formunu reddetmişti.
Bu, ufacık bir bebek bedeninin verdiği derin bir karardı.
Ona göre dönüşüm acı demekti...
Kız kardeşim, anemle babamın insan dünyasına uyum sağlamasında en büyük yardımcısı olmuştu. Ona "Işık" adını vermekte haklılardı, karanlığa gömülen hayatlarına ışık olmuştu.
Kurt formum aniden soluklaşmaya başladığında hemen yapmam gerekenlere odaklandım, geçmişi düşünmek beni fazlasıyla etkiliyordu.
Geçidi açık tutmak, bedenimdeki tüm enerjiyi söküp alıyordu. Aydan gelen güç bile içimdeki kurda yetemiyordu.
Benim gibi esksik kurtlar zamanla tükenirdi, uzun yaşayamazlardı. Kimlikleri, hatıraları ve bedenleri yok olmaya başlardı. Yaşasalar bile bu bir hayat değildi; sürekli tükenen, formlar arası geçişte yaşam için yorulan birer ruhtular. Eksik kurt olmaktansa, onuru için savaşan yalnız kurt olmayı tercih ederdim.
Geçidin ışığı titremeye başladığında, başaramama korkusuna yenik düşmeden, tüm gücümle direnmeye çalıştım. Göğsümdeki acı artık dayanılmaz bir noktaya gelmişti. İç organlarımda patlayacakmış gibi bir baskı, ciğerlerimin etrafında kül eden bir sıcaklık vardı.
Ve işte o an anladım, bu, kurt formunun tükenmeden önceki son çırpınışlarıydı.
Bir kurdun düşebileceği en derin boşluk buydu. Her dönüşümde bir tarafımı biraz daha yitiriyordum. Ayak sesleri yakınlaşıyordu, beni yaşama bağlamak için yanıma gelmek üzereydi. Tülin'in yüzü buğulu bir şekilde gözlerimde belirginleşti. O sırada Kağan, dizlerini yere çökmüş, başımı kaldırmaya çalışıyordu.
Bedenimin yerde hareketsizce yattığını Kağan başımı kaldırmaya çalıştığı zaman anladım. Ürpermiştim; bu, asil bir kurdun gidişi değildi, ben eksik kurttum. Tekrar ayağa kalkacak, kimliğimi korumak için savaşacak nedenim olmalıydı.
Bu şekilde gitmeyecektim...
Tülin'in hıçkırıkları, içimde adı konmamış bir sıcaklığı uyandırdı.
Kağan, bedenimi var gücüyle kaldırırken, Tülin başımı okşadı. Avuçları tüylerimde gezinirken, içimde bir güç uyanmıştı. Geçidi tutmak için hem dostumun hem de sevdiğim kadının desteğiyle dayanıyordum.
Tülin, vakit kaybetmeden ayak ucuma geçtiğinde; arka patilerimden tutarak beni kaldırmaya Kağan'a destek olmaya çalışıyordu.
Kağan'ın sırtı geçide dönüktü beni sürüklerken, bir yandan da geriye giden adımlarla eşiğe yaklaştırmaya çalışıyordu.
Gözlerinden yaşlar akarken kardeşine "daha yukarı kaldır!" diyerek bağırıyordu. Her kelimesi boğazından çatallaşarak çıkıyordu.
"Utku! Burada pes edemezsin! Çok yaklaştık, uyan!"
Nefes almakta zorlandığını hissediyordum, normal bir kurt bedenine göre oldukça devasaydım bedenimi sürüklemek ikisi için güçtü. Zorlandıklarını biliyordum ama geçidi açık tutmak için tüm gücümle çalışırken, bedenimi hareket ettiremiyordum. Gözlerim olan biteni görürken, onlarla konuşamamak çok zordu. Zihinlerine fısıldadığımı sanıyordum ama Görünmez Vadi'li değillerdi, beni duyamazlardı. Yine de denemiştim. Birinin beni duymasına ihtiyacım vardı.
"Artık dayanacak gücüm kalmadı. Özür dilerim..."
Tam o sırada, geçitten tanıdık bir ses yükseldi. Hızlı ve ufak adımlarla yaklaşan bu pati sesi, dostum Ayaz'a aitti. Onun ufak pati sesleri, sürümüzde yıllardır bilinen ve komik bulunan bir özelliğiydi. O kurtların hiç yapmadığı bir şeyi yapardı, adımları hep ses çıkartırırdı...
Yinede oldukça hızlıydı.
Tülin, Ayaz'ı Kağan'ın arkasında gördüğü anda, patilerimi kaldırmayı bırakıp geri çekildi. Kağan, daha durumu anlamadan, ayaz onu tişörtünden ısırıp beni yere indirmesi için sarsmıştı. Kağan ise koca kurdun ona böyle davranmasıyla dengesini kaybederek bir ağacın köklerinin dibine savrulmuştu. Tülin, hızla yere düşen kardeşini belinden tutarak kenara çekti.
Ayaz, açık kalan gözlerime baktı, patisini yüzüme doğru uzattı ama tereddüt edip geri çekildi, her şeye rağmen bana olan saygısını koruyordu. Zihnime fısıldamıştı "geçidi bırakmalısın! Duydun mu? Geçidi açık tutmayı bırak!"
O an, hareketsiz bedenim onunla beraber son kelimeyi tekrar ederken titredi "geçidi bırak!"
Bir şeyler kopmuştu sanki. Ayaz, ensemi dişleriyle kavrayıp beni geçide doğru sürüklerken, Kağan ve Tülin şaşkınlıkla olanları izliyordu. Ayaz'ın çıkarttığı acı dolu sesleri duymuş olmalılar ki, Tülin hıçkırarak ağlamaya başladı. " O kurt neden acı dolu sesler çıkartıyor? Utku'ya bir şey mi oldu?"
Tülin'in koluna girdi ve sürüklemeye başladı "hayır o iyi. Gözü hala açık. Sanırım sürüsünden biri yardımımıza yetişti. Onu takip etmeliyiz." Kağan'ı ilk kez bu kadar bilinçli bir şekilde ablasına yön verirken görmüştüm.
Geçitten çıkarken doğrudan Görünmez Vadi'nin topraklarına ulaşamamıştık, önce Canavar Gölü'nü geçmeliydik. Etraf kalın bir sis örtüsüyle kaplıydı, bu göl canavarının zorla uyandırıldığının habercisiydi. Sislerin arasından beliren su perileri bize yaklaşıyordu. Saydam bedenleri çevrede uçuşurken, kanatlarının altından yağmur damlaları süzülüyordu. Bu yüzden gölün suları bazen taşmaya yaklaşırdı.
Söğütlerin yaprakları rüzgârla hışırdıyordu. Çevrede yankılanan kuş sesleri, akçağaç dallarında konan ispinozlar ve tombul serçeler, her şey yolundaymış gibi bir yanılsama yaratıyordu. Bastığımız her yerde rengarenk kır çiçekleri boy gösteriyordu. Güneş ışığı sisleri delip göle vururken, göle doğru kılıç uzatan bir asker gibiydi.
Gölün suları taşmaya başladığında, su perileri göl canavarını uyandırırdı. Suyun altında fark edilmesi zor, yosun yeşili pullarla kaplıydı. Hayalet balıkla, devlerin vadisinden çıkmış bir volkan kertenkelesinin meleziydi. Uykusundan uyandırıldığında öfkeyle kabarırdı. Derisi alev gibi kızarır, bedeni volkan gibi kaynarken gölün yüzeyi buhardan görünmezdi. Söylenene göre, o hâliyle birkaç Görünmez Vadi'liyi yemişti. Bu yüzden çocuklar gölün çevresine asla yanlız gönderilmezdi.
Su perileri, öfkeli göl canavarını yeniden uyutmak için, deniz kızlarından yıllar önce öğrendikleri şarkıları söylerdi. Göldeki tüm deniz kızları devler tarafından kaçırıldıktan sonra canavarı dizginlemek artık yalnızca su perilerine kalmıştı.
Su perileri gerçekten çok narin ve güzel canlılardır, rengarenk saçları vardır, takıları ise, inciler, mercanlar, renkli egzotik balık pullarından falandır, çocukken onları çok incelerdim...
süslenmek, her su perisinin öğrendiği ilk dersti çünkü güzellik, onların varoluşunun bir parçasıydı.
Kadın ya da erkek, her biri su perisi formunda kristal gibi görünürdü. Su perileri Tülin ve Utku'yu görünce sıradışı formlarını saklamak için hemen insana dönüşürken içlerinden biri baş su perisi Suverin'i hemen çağırmaya gitti. Suverin, dünya ile görünmez vadi arasında köprü olan Canavar Gölünden, su perilerinden ve şekil değiştiren denizi kontrol etmekten sorumluydu.
Suverin görünmeden önce, uzun yeşil saçlarının parıltısı sisin içinden seçilmişti. Rengarenk mercan tokaları canlı bir şekilde saçlarında hareket ediyordu. O bana doğru yaklaşırken, dostum Ayaz hayatta olup olmadığımı anlamak için burnumu kokladı. Suverin bedenimin üzerine kısa bir uçuş gerçekleştirirken kanatlarından dökülen su damlaları, kürkümün üzerine serpilmişti.
Panikle perileri etrafına çağırdı, Tülin ve Kağan'ın zararsız olduğunu anlayınca hepsi tekrar peri formuna geçmişti. Bazıları, içlerindeki meraka yenilip çocuk gibi davranıyor, oyun oynarcasına hızla ikisine dokunup ardından kaçıyorlardı. Kağan kollarını havada kontrolsüzce sallarken, Tülin nazikçe elini uzatarak bir periyi avucunun üzerine almıştı. Suverin insan formuna geçerken, diğer periler durumun ciddiyetini fark etti ve çevremde kanat çırparak bir çember oluşturdular.
Suverin ellerini yüzümde gezdirdi, ardından göğsüme dokundu. İçimde ki ateşini hissediyordu, ellerinden çıkan buhar çevreye yayılırken, "Onu kaybetmek üzereyiz." dedi.
Ayaz ön patilerinden aldığı güçle kafasını göğe doğru kaldırdı ve göğsünün derinliklerinden gelen acı dolu sesle ulumaya başladı. Kurt vadisinden cevap hızla gelmişti. Uzaklardan yükselen uluma sesleri, göl canavarını bile uyandırabilecek rahatsız edecek seviyedeydi. Suverin aceleyle Ayaz'a döndü "Sessizlik! Canavarı yeni uyuttuk! Zaman kaybetmeden onu Kamata'ya götür. İnsanlara gelince, onları da şimdilik gizleyelim. Uyandığında, neden yanına getirmeye çalıştığını açıklamak zorunda kalacak. Vadidekiler bu durumu bilmesin, savaşın eşiğindeyiz zaten, başka bir karışıklığa daha gerek yok."
Su perileri, bizi taşıyacak olan kristal sandalı çağırdı. Bilge Taşlar Vadisinden özel olarak getirtilen bu kristal, sihirbazlar tarafından özenle hazırlanmıştı. Canavar gölde yaşayan dev axolotlar, tıpkı bir at arabası gibi sandalı sürüklenip yönlendirecekti. Normal bir sandala göre oldukça büyüktü.
Sandalın sorumluluğu; Şekil Değiştiren Deniz Vadisinden gelmiş erkek bir korsan öğrencisindeydi. Korsan öğrenciler genellikle sandallarla ilgilenirdi, deneyim kazandıkça onları korsan filmlerini aratmayacak şekilde usta denizciler olarak görürdünüz. Korsan öğrencinin omzundaki, papağan hızla Kağan'ın başına konduktan sonra tüylerini kabartarak, onu yolmak istercesine kanat çırpıp "Kanatlı dev! Lanetli dev!" diye bağırdı.
Suverin öfkeyle parmağını uzattı, papağanı hafifçe ıslatarak Kağan'dan uzaklaştırdı. Ellerini beline koyup korsan öğrenciye döndü "Papağanına eğitim vermedin mi sen? Bu papağanla nasıl korsan olmayı bekliyorsun? Vadine döndüğünde Baş Korsan Piri ile bu konuyu görüşeceğim."
Öğrenci neredeyse ağlamak üzereydi, yüzü bembeyaz kesilmişti. Papağan ise omzundan bağırıyordu "korkak korsan! Korkak Bahadır!"
Bu ad bana tanıdık gelmişti. Evet, Bahadır'ı tanıyordum; kız kardeşi Göksu, başarılı bir sihirbaz öğrencisiydi.
Tam o sırada kürküme tekrar su taneleri dökülmeye başlamıştı. Suverin'in yönlendirmesiyle uçuşan periler, beni sudan oluşturdukları koruyucu bir kalkanın içine yerleştirdiler. Görünmez Vadi Kalesi'ne gidiyorduk; Kamata'nın yanına.
Suverin, gölden yosunlar çıkarttı. Tülin ve Kağan'ın etrafını bu canlı yosunlarla süslerken, su perilerinden incilerini istedi. Onları, insan formundaki su perisi öğrencilerine dönüştürmüştü. Yosunlar, inciler, deniz kabukları ve parlak balık pulları gibi çeşitli meteryallerle süsleyerek öğrenci gibi görünmelerini sağlamıştı.
Su verin salı işaret etti "Yosunlar ölmeden önce gidin. Eğer öldüklerini fark eden olursa dikkat çekersiniz. Yosunlar, yalnızca su perilerinin bedeninde canlı kalabilir..."
Herkes aceleyle sandala binmişti, beni su perileri oluşturdukları kalkanın içinde yavaşça sandala bırakmıştı. Kamata'ya varana dek, dayanmama yardımcı olan tek şey bu serin kalkanın içiydi, bedenimdeki ateşi az da olsa dindiriyordu.
6. Bölümü okuduğunuz için teşekkür ederim...
Bölüm hakkındaki düşücelerinizi lütfen benimle paylaşmaktan çekinmeyin.
