7. bölüm · Gönül Uyanışı

- 5. Bölüm: Kopan Bağlar-

Hasret Oktay

Ertesi sabah Kerem için hayat, o zamana kadar alışık olduğu ritmin tamamen dışındaydı. Aynaya baktığında, gözlerindeki o eski hırslı, yorgun bakışın yerini garip bir kararlılığın aldığını gördü. Üzerine her zamanki gibi şık, pahalı takım elbiselerinden birini giydi; fakat bu kez bu kıyafetler ona bir başarı zırhı gibi değil, üzerinden bir an önce kurtulmak istediği ağır bir yük gibi geliyordu. Arabasına binip o her gün geçtiği yollardan plazaya doğru ilerlerken, çevresindeki o devasa reklam panolarına, sürekli bir yerlere yetişmeye çalışan insanlara ilk kez tamamen dışarıdan bir gözle, yabancılaşarak baktı. Akıllı telefonunu evde, o karanlık odadaki masanın üzerinde bırakmıştı. Cebindeki o yirmi yıllık tanıdık ağırlığın yokluğu, ona tarif edilemez bir özgürlük hissi veriyorsu.
Şirketin ellinci katındaki o cam kapıdan içeri adım attığında, asistanı Melis elindeki ajandayla hemen yanına koştu. "Kerem Bey, genel müdür sabahki yönetim kurulu toplantısında sunumunuzu bekliyor. Ayrıca yeni bütçe onayları ve sosyal medya ajansının reklam yüzü sözleşmesi masanızda, acil imza istiyorlar," diyerek ardı arkası kesilmeyen bir sorumluluk listesi sıraladı. Kerem, odasına geçip masasının arkasındaki o geniş camdan dışarıya, İstanbul'un puslu siluetine baktı. Ardından cebinden, dün gece eski bir kağıda elle yazdığı o kısa metni çıkardı: İstifa dilekçesi. Melis’e dönüp, "Genel Müdüre söyle, toplantıdan önce odasına geleceğim," dedi. Sesi o kadar sakin ve pürüzsüzdü ki, Melis bir an şaşırsa da başını sallayıp odadan çıktı.
Genel Müdürün o devasa, lüks odasına girip masanın üzerine dilekçeyi bıraktığında, odada buz gibi bir sessizlik oldu. Adam gözlüğünün üstünden kağıda, sonra da Kerem’e baktı. "Kerem, sen ne yaptığının farkında mısın?" dedi, sesinde hem bir şaşkınlık hem de öfke vardı. "Sen yirmi yaşında bu şirketin geleceğisin. Önümüzdeki ay seni yönetim kuruluna almayı konuşuyoruz. Önünde milyon dolarlık bir kariyer, herkesin rüyasını süsleyen bir hayat var. Ne demek istifa?" Kerem, adamın arkasındaki o devasa holding amblemine baktı, sonra adamın gözlerinin içine odaklandı. "Haklısınız beyefendi," dedi sakince. "Herkesin rüyasını süsleyen bir hayat ama benim kabusum oldu. Ben yukarılara tırmandıkça aşağıda ruhumu bıraktığımı fark ettim. Unvanlar, paralar kalbimin açlığını doyurmuyor. Ben ruhumu kurtarmaya gidiyorum."
Eşyalarını küçük bir karton kutuya toplayıp o elli katlı cam kuleden aşağı inerken, asansördeki aynada kendine son kez baktı. Koridorda arkasından fısıldaşanları, "Delirdi herhalde, bu yaşta bu kariyer bırakılır mı?" diyenleri duymadı bile. Plazanın döner kapısından dışarı çıkıp o boğucu, klimalı havadan İstanbul'un gerçek rüzgarına adım attığında, sanki sırtındaki tonlarca ağırlık yere düşmüştü. Lüks arabasını da şirketin otoparkında, anahtarlarıyla birlikte bırakmıştı. Bir taksiye binip eve gitti, eski bilgisayarını açtı ve yirmi yıldır onu dünyaya bağlayan o sahte ağları koparmaya başladı. Yüz binlerce takipçili sosyal medya hesaplarını tek bir tıkla tamamen sildi. Telefon hattını iptal etti. O andan itibaren, herkesin parmakla gösterdiği o popüler, başarılı genç dahi, dijital dünyanın hafızasından bir günde tamamen silindi. Kopan her bağla, silinen her sahte arkadaş mesajıyla birlikte içindeki o gönül uyanışı, köklerini kalbinin daha derinlerine salıyordu.