27. bölüm · Gönül Uyanışı

25. Bölüm: Sonsuz Uyanış (Final)

Hasret Oktay

Ahmet Amca’nın vefatının üzerinden aylar geçmiş, sahaf dükkanının tabelasının hemen altına küçük ve şık bir yazı eklenmişti: "Ahmet Amca’nın İzinde, Gönül Medresesi". Kerem, dükkanın o meşhur ahşap masasında oturmuş, önündeki deftere kitabın son satırlarını kaydederken; içeri giren Muhammed mahalledeki yetimlerin eğitim programını organize ediyor, Adem platformun yeni ahlak dersleri altyapısını denetliyor, Nuh ise dükkanın köşesinde yeni talebelere ney üflemeyi öğretiyordu.
Yirmi yaşında, o ellinci kattaki plazanın camından İstanbul’a bakıp "Yoruldum Allah'ım, beni asıl uyanışa döndür" diye dua eden o yalnız, çaresiz genç; şimdi etrafındaki can dostlarıyla birlikte hakiki bir saadet asrının küçük bir numunesini yaşıyordu. Dünyadan vazgeçtiğinde her şeyini kaybettiğini sanan nefsine inat; seccadenin sükunetinde hem ruhunu, hem dostlarını, hem de ebedi geleceğini kazanmıştı. Dükkanın kapısı yavaşça açıldı ve içeriye, tıpkı Kerem’in aylar önceki o eski hali gibi gözleri yorgun, elinde akıllı telefonuyla modern dünyanın gürültüsünden bunalmış genç bir çocuk girdi.
Kerem, elindeki kalemi yavaşça masaya bıraktı, yüzüne Ahmet Amca’dan miras kalan o huzur dolu, babacan tebessümü yerleştirdi ve ayağa kalktı. Çocuğun gözlerinin içine bakarak, "Hoş geldin kardeşim, gel bir çayımızı iç, belliki çok uzaklardan ve çok gürültülü bir yerden geliyorsun," diyerek onu masaya davet etti. Kitap burada bitiyordu ama o mavi ekranların loş ışığında kaybolmuş ruhlar için hakiki gönül uyanışı, yeryüzünde dalga dalga yayılmaya asıl şimdi başlıyordu.
SON