27. bölüm · Gizli Hattın Öteki Ucu
Sakinlik
Sakinlik
Dağ evinin şöminesinden yayılan çıtırtılar, evin içindeki o ağır sessizliği nazikçe dağıtıyordu. Rüzgar yanıma oturdu, elindeki ilk yardım çantasını açtı ve kolumdaki sargıyı titizlikle, sanki dünyadaki en kırılgan şeyi tutuyormuş gibi değiştirmeye başladı.
"Kaan haklıydı," dedim, başımı omzuna yaslayarak. "Burası... sanki başka bir dünyada gibiyiz. Okulun o boğucu havası, abimin öfkesi, Selin'in hırsı... hepsi binlerce kilometre uzakta gibi."
Rüzgar gülümseyerek yaramı sardı. "Çünkü uzaktalar. İstemediğimiz sürece buraya hiçbirinin gölgesi düşemez."
Şöminenin alevi yüzümüze yansırken, o gün okulda yaşadığımız o büyük kavgayı ve abimin son sözlerini düşündüm. Artık "Kaan'ın kardeşi" olarak değil, sadece "Melis" olarak oradaydım. Rüzgar, sanki düşüncelerimi okur gibi elimi tuttu ve parmak uçlarıyla avucumu okşadı.
"Biliyor musun?" dedi, sesi her zamankinden daha yumuşaktı. "Bana yıllarca 'şu kişi ol, şöyle davran, ailenin onurunu koru' dediler. Senin yanındayken ilk defa sadece 'ben' olabiliyorum. Sadece motorun arkasındaki o kız, o gülüş... işte bunlar benim gerçek hayatım."
Ona baktım. Rüzgar'ın o sert, savunmacı yüz ifadesi yerini huzurlu bir dinginliğe bırakmıştı. Birbirimize daha fazla yaklaştık. Şöminenin sıcaklığı, dışarıdaki dağ havasının soğuğuna karşı bize sığınak olmuştu. Kaan abimin mesajı telefonun ekranında hala duruyordu ama artık o kadar korkutucu gelmiyordu. O mesaj, aslında bir vedaydı; benim kendi ayaklarımın üzerinde durmam için verilmiş zor bir izin gibiydi.
"Yarın ne yapacağız?" diye sordum, uykum gelmeye başlamıştı.
Rüzgar başını omzuma yasladı. "Yarın, buradaki çiçeklerin arasında uzun bir yürüyüş yapacağız. Sonra şehre iner, kimsenin bizi tanımadığı bir kafede otururuz. Belki birkaç kitap alırız, belki sadece oturup gökyüzünü izleriz. Kaan'ın dediği o 'dönüşü olmayan kapı' aslında bizim kendi dünyamıza açılan kapıymış, bunu keşfedeceğiz."
O gece, ilk defa hiçbir şeyden korkmadan uykuya daldım. Rüzgar’ın varlığı, üzerimdeki o devasa sorumluluk yükünü tamamen almıştı.
Ertesi sabah uyandığımda, güneş dağ evinin pencerelerinden içeri doluyordu. Rüzgar erkenden kalkmış, mutfakta basit bir kahvaltı hazırlamıştı. Pencerenin önünde durmuş, dışarıdaki manzarayı izliyordu. Onu izlerken, abimin uyarısının aslında bizi korumak için değil, bizi korkutmak için olduğunu anladım. Rüzgar bir bataklık değil, aksine benim huzur bulduğum tek limandı.
Kapının önüne çıktığımda, temiz dağ havası ciğerlerimi doldurdu. Rüzgar arkamdan gelip ellerini belime doladı. "Seni seviyorum, Melis. Hem de hiçbir kural, hiçbir aile baskısı, hiçbir eski düşmanlık olmadan."
Bu sözler, aradığım tüm cevaplardı. Artık ne abimin ne de başkasının beni "yönetmesine" ihtiyacım vardı. Biz, kendi hikayemizi yazmaya başlamıştık.
