17. bölüm · Gizli Hattın Öteki Ucu
Ayrılmayacağız
15.Bölüm: Ayrılmayacağız
Sokağın ortasındaki o gerginlik, bir yanardağın patlamasından farksızdı. Kaan abim ve Rüzgar arasındaki o yumruk yumruğa kavga, Rüzgar’ın babasının sesiyle bir anlığına duraksadı ama o ses ateşi körüklemekten başka bir işe yaramadı.
"Seni aciz herif!" diye bağırdı Rüzgar’ın babası, Rüzgar’ın üzerine doğru bir adım daha atarak. "Şu kızın peşinde süründüğün kadar, evinin sorumluluklarını üstlenmiş olsaydın bugün bu halde olmazdık! Senin o çapulcu arkadaşlarınla ve bu küçük kızla harcadığın her dakika, bu ailenin onuruna sürülmüş bir lekedir!"
Rüzgar, Kaan’ın yakasını bırakıp, titreyen ellerini yumruk yaparak babasına döndü. "Onur mu?" dedi, sesi bir fısıltı kadar tehlikeli ve derindi. "Sizin onur dediğiniz şey, başkalarının hayatını karartmak, kendi çocuklarınızı birer kukla gibi yönetmek mi? Ben sizin o sahte vitrininizin bir parçası değilim!"
Ablası, alaycı bir gülüşle babasının yanına geçti. "Gördünüz mü baba? Kaan’ın kardeşiyle vakit geçire geçire iyice haddini aşmaya başladı. Kaan, senin kardeşin benim kardeşimi zehirliyor, farkında mısın?"
Kaan abim, Rüzgar’ın babasının o küçümseyici tavrı karşısında öfkeden mosmor kesilmişti. Bir yanda Rüzgar’la olan o eski dostluğu vardı, diğer yanda ise Rüzgar’ın ailesinin üzerimizde kurduğu o baskı.
"Sen sus!" dedi abim, Rüzgar’ın ablasına doğru bir adım atarak. "Bu ailede asıl zehirli olan kim, herkes çok iyi biliyor. Rüzgar'ın hayatını bu hale getiren sizsiniz. Her gün onu o odaya hapsetmek, her gün onu o sahte davetlerle insanlara sergilemek... Siz ona bir hayat vermediniz, ona bir hapishane inşa ettiniz!"
Babası, abimin üzerine yürüyerek işaret parmağını göğsüne bastırdı. "Sen mi söylüyorsun bunu? Benim oğlumun hayatını ben belirlerim. O, senin gibi sıradan birinin kardeşiyle sürtünmeyecek. Eğer bu kızla görüşmeye devam ederse, bu evden bir daha çıkamaz. Her şeyini, o çok sevdiği motorunu, o özgürlük hayallerini elinden alırım!"
Rüzgar, babasının tehdidi karşısında sanki üzerindeki tüm ağırlıktan kurtulmuş gibi hüzünlü ama kararlı bir şekilde gülümsedi. "Elinden alabileceğim hiçbir şey kalmadı baba. Senelerdir her şeyimi zaten aldın. Ama onu... Melis’i benden alamazsın. Çünkü ona dokunmaya kalktığın an, senin o kurduğun tüm yalan dünyayı kendi ellerimle başınıza yıkarım!"
Rüzgar’ın bu beklenmedik başkaldırısı, sokağı bir anlığına mutlak bir sessizliğe gömdü. Babası öfkeden titriyordu, elini kaldırıp Rüzgar’a vuracak gibi oldu ama Kaan abim araya girdi.
"Ona elini bile süremezsin!" dedi abim, sesi artık buz gibiydi. "Ama şunu da bil Rüzgar... bu noktadan sonra seninle olan dostluğum, senin bu 'özgürlük' arayışınla sınırlı. Eğer kardeşimi o ailevi savaşının içine çekersen, seni ilk karşıma alacak kişi ben olurum. Anladın mı beni?"
Rüzgar, Kaan’ın gözlerinin içine baktı. Dostluklarının sonuna gelmiş olmanın o derin acısı, ikisinin de gözlerinde okunuyordu. "Anladım, Kaan. Ama bu, Melis’ten vazgeçeceğim anlamına gelmiyor."
Sokakta büyük bir kırılma yaşanmıştı. Rüzgar’ın ailesiyle olan o bitmek bilmeyen kavgası, artık benim ve abimin hayatının tam merkezindeydi. Kaan abim beni kolumdan tutup sertçe arabaya doğru çekerken, arkamda bıraktığım Rüzgar’ın omuzlarının üzerinde, sanki tüm dünyanın yükünü taşıyormuş gibi çöktüğünü gördüm.
Babası hala arkasından bağırıyor, ablası ise zafer kazanmış bir edayla sokağı inletiyordu. Ancak Rüzgar, o gürültünün içinde sessizce, sanki başka bir dünyaya aitmiş gibi dimdik duruyordu. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı; ne onların dostluğu, ne de benim Rüzgar’la olan bağım.
