11. bölüm · Gizli Hattın Öteki Ucu
Anne Şefkati
9.Bölüm:Anne Şefkati
Sevim Hanım mutfakta biraz oyalanmaya devam ederken, Rüzgar koltukta biraz daha yakınıma, yanıma çöktü. Annesinin varlığı onun üzerindeki o gerginliği tamamen dağıtmıştı; şimdi daha rahat, daha kendisi gibi görünüyordu.
"Annem böyledir," diye mırıldandı, gözlerini bir an bile yüzümden ayırmadan. "Birini hasta gördü mü, dünyayı durdurur. Sanırım şu an mutfakta sana çorba hazırlıyor."
Gülümsedim, ama gülümsemem halsizliğimden dolayı oldukça solgundu. "Annen çok tatlı biri. Senin aksine," dedim şakayla karışık.
Rüzgar hafifçe güldü; o nadir, samimi gülüşlerinden biriydi bu. "Sadece sana karşı biraz sertim sanırım, Melis. Ama bunun nedenini tahmin edebilirsin herhalde."
Kalbim, ateşimin verdiği hararetin üzerine bir de bu itirafın ağırlığıyla hızlandı. Tam bir cevap verecekken, mutfaktan Sevim Hanım'ın sesi duyuldu: "Rüzgar, evladım! Odalara bir bak, yedek çarşaf ve battaniye varsa getir. Kızcağız terlemiş, üzerindekilerle durmasın, hasta olur iyice."
Rüzgar ayağa kalktı. "Hemen geliyorum," dedi ve odalardan birine doğru ilerledi.
Birkaç dakika sonra elinde yumuşak, temiz bir eşofman takımı ve kalın bir battaniyeyle geri döndü. "Annem bunları ayarladı. İçerideki odada değiştirebilirsin, biraz daha rahat edersin."
Eşofman takımını elime alırken, parmaklarımız birbirine değdi. Elleri hala çok sıcaktı; benim tenimdeki o soğukluk ve ateş karışımı duygunun aksine, onun dokunuşu güven vericiydi.
"Teşekkür ederim," dedim kısık bir sesle.
"Melis," dedi, ben odaya girmeden hemen önce. Durup ona döndüm. Rüzgar bir an duraksadı, sanki söyleyeceklerini tartıyordu. Sonra hafifçe yaklaştı ve elini saçlarıma attı, az önce annesinin yaptığı gibi şefkatle okşadı. "Abin dönene kadar buradasın. Kendini kötü hissettiğin her an yanındayım. Bunu bil, tamam mı?"
Başımı aşağı yukarı salladım. Odaya girdiğimde kapıyı arkamdan kapattım. Sweatshirt'ü çıkarıp temiz, kuru eşofmanları üzerime geçirdiğimde, üzerimdeki o ağır yorgunluğun biraz daha hafiflediğini hissettim. Ama odaya sinmiş olan Rüzgar’ın parfümü, sanki hala buradaymış gibi burnuma doluyordu.
Dışarıdan annesinin sesi geliyordu ama ben artık sadece Rüzgar'ın o son bakışına ve "yanındayım" demesine odaklanmıştım. İçimdeki o ateş, hastalığın değil, sanki yavaş yavaş içten içe büyüyen başka bir duygunun habercisi gibiydi.
Dışarı çıktığımda, Sevim Hanım elinde bir kase çorba ile bekliyordu. Rüzgar ise koltukta oturmuş, sanki benim çıkmamı dört gözle bekliyormuş gibi bakıyordu.
"Hadi bakalım," dedi Sevim Hanım, "Şimdi biraz güç toplama vakti."
Ben çorbayı içmeye çalışırken, Rüzgar yanıma oturdu. O akşam, maçın heyecanı, abimin gidişi, yaşanan o garip gerginlik... hepsi silinip gitmişti. Geriye sadece annesinin şefkati, çorbanın sıcaklığı ve Rüzgar'ın, varlığıyla tüm odayı kaplayan o huzur verici sessizliği kalmıştı.
O gece, abimin ne zaman geleceği umrumda bile değildi. Sanki bu evin içinde, kendi küçük dünyamızda, zaman bizim için durmuştu.
