19. bölüm · Gizli Hattın Öteki Ucu
Dağ Evi
16.Bölüm:Dağ Evi
Kaan abim, gölgelerin içinden bize doğru öfkeyle yaklaşırken, Rüzgar yerinden bir milim bile kıpırdamadı. Elindeki çantayı yere bıraktı ve sanki yıllardır biriken her şeyi o an dışarı vuracakmış gibi, abime doğru diklendi.
"Geldiğin iyi oldu, Kaan," dedi Rüzgar, sesi daha önce hiç duymadığım kadar soğuktu. "Zaten bugün her şeyi bitirmek için gelmiştim."
Kaan abim, tam önümüzde durduğunda göğsü hızla inip kalkıyordu. "Sen ne yapıyorsun?" diye sordu, sesi kısıktı ama içinde bir fırtına kopuyordu. "Kardeşimi bu eve, bu karmaşanın tam merkezine mi sürükleyeceksin?"
"Ben onu sürüklemiyorum," dedi Rüzgar, eliyle beni işaret ederek. "O, buraya kendi ayaklarıyla geldi. Çünkü senin o sözde korumacı kalkanların, onu aslında nefessiz bırakıyor."
Abim bana doğru döndü. Gözlerinde öfke kadar büyük bir hayal kırıklığı vardı. "Melis, eve dön. Hemen."
"Hayır," dedim, sesimdeki kararlılık kendimi bile şaşırttı. Rüzgar’ın yanına bir adım daha attım. "Buraya onu yalnız bırakmamak için geldim. Eğer onu bu evden kurtaracak biri varsa, o da benim."
Abimin gözleri fal taşı gibi açıldı. O sırada evin kapısı tekrar açıldı ve Rüzgar’ın babası ile ablası dışarı çıktı. Babasının yüzünde o alaycı, küçümseyici gülümseme vardı.
"Bak hele," dedi adam, sigarasından derin bir nefes çekerek. "Burada bir aile dramı yaşanıyor. Kaan, senin kardeşin de mi bizim Rüzgar'ın bu sefil kaçışına ortak oluyor?"
Bu söz abimin sabrını tamamen taşırdı. Kaan abim, Rüzgar'a olan öfkesini bir anlığına unutup babasının üzerine atıldı. "Senin o kirli ağzınla onun adını bir daha anma!" diyerek yakasına yapıştı.
Sokak bir anda savaş alanına döndü. Rüzgar’ın ablası çığlık atarak ikisini ayırmaya çalışırken, Rüzgar hızla kolumdan tuttu ve motorunun yanına çekti. "Melis, bin!" diye bağırdı.
"Ama abim!" diye itiraz ettim, abimin babasıyla boğuştuğu o karmaşaya bakarak.
"Kaan kendine ne yapacağını bilir! Ama ben bu gece buradan gitmezsem, bir daha asla gidemeyeceğim!"
Motoru çalıştırdığında çıkan o gürültü, abimin babasının üzerine attığı yumruğun sesiyle birbirine karıştı. Rüzgar’ın beline sıkıca tutundum. Motor, ön tekerleğini havaya kaldırarak asfalt üzerinde patinaj çekip hızla uzaklaştı.
Arkamıza baktığımda, Kaan abimin sokak lambasının altında, Rüzgar’ın babasıyla kavgasına devam ettiğini gördüm. O an içimdeki o korku, yerini tuhaf bir özgürlük hissine bıraktı. Abimle aramızdaki köprüler yıkılmamıştı belki ama o köprülerin temeli sarsılmıştı.
Dakikalarca hızla sürdük. Şehir ışıkları geride kalırken, Rüzgar nihayet motoru durdurdu. Issız bir yolun kenarında, tepeden şehre bakan bir noktada durmuştuk. Rüzgar kaskını çıkardığında, yüzünde hem büyük bir zaferin hem de büyük bir kaybın yorgunluğu vardı.
"Yaptık," dedi, nefes nefese. "Gerçekten yaptık."
"Rüzgar..." dedim, ona doğru dönerek. "Abim beni asla affetmeyecek. Seninle bu şekilde kaçtığım için..."
Rüzgar elini yüzüme koydu, başparmağıyla yanağımı okşadı. "Affetmesi için bir şeyler yapması gerekmiyor. Biz sadece kendi yolumuzu çiziyoruz. Bugün, o evden o çanta ile çıktığım an, Rüzgar’ın bittiği yerdi. Şimdi yeni bir başlangıç var."
Uzaklardan gelen siren seslerini duydum. Kaan abimin veya babasının peşimize düşmüş olma ihtimali, zihnimi bulandırsa da Rüzgar'ın gözlerindeki o huzuru görünce geri adım atmak istemedim.
"Şimdi ne olacak?" diye sordum. "Kaan abim bizi bulursa?"
Rüzgar gülümsedi ama bu seferki gülümsemesi hüzünlüydü. "Bizi bulursa, ona sadece şunu söyleyeceğim: 'Onu korumak için değil, yanında olmak için buradayım.' Ama buna ne kadar hazır, işte onu bilmiyorum."
