22. bölüm · Gizli Hattın Öteki Ucu

Ayrılık

Bengişşşş *

Ayrılık
Ertesi sabah, güneş şehre sanki hiçbir şey olmamış gibi doğmuştu ama benim dünyam tamamen değişmişti. Rüzgar’ın şehrin biraz dışında, eski bir arkadaşının boş bıraktığı küçük stüdyo dairesinde geceyi zor geçirmiştik. Gözlerimin altı şişmişti, üzerimdeki kıyafetler buruşuktu ama Rüzgar’ın yanımda, omuz omuza olmamız içimdeki o korkuyu biraz olsun yatıştırıyordu.

Okulun bahçesine girdiğimde, sanki herkes bize bakıyordu. Sıla yanıma koştu, nefes nefeseydi. "Melis! Neredesin sen? Abin gece yarısı eve geldiğinde kıyamet koptu, okulda da herkes senin gelip gelmeyeceğini konuşuyor!"

Ona cevap veremeden, okulun kapısında beliren o tanıdık silüeti gördüm. Kaan abim...

Üzerinde her zamanki deri ceketi vardı ama gözlerindeki o sıcaklık gitmişti. Yanında Rüzgar’ın babasıyla olan kavgasının izleri, yüzündeki hafif morluklarla belli oluyordu. Kapının önünde öylece durmuş, bahçeye girenleri süzerken gözleri bir anda bizi buldu.

Rüzgar, elimi sıkıca kavradı. "Buradayım," diye fısıldadı.

Abim, bizden gözlerini ayırmadan ağır adımlarla bahçenin ortasına doğru yürümeye başladı. Etrafımızdaki öğrenciler, aramızdaki o gerilimi hissederek yavaş yavaş geri çekildiler. Sıla bile ne yapacağını bilemeyerek bir kenara sindi.

Abim tam karşımızda durdu. Öyle yakındı ki, parfümünün kokusu ile Rüzgar’ın motor yağı kokusu birbirine karışıyordu. Bakışlarını bir an bile üzerimizdeki birleşik ellerden ayırmadı.

"Okul," dedi abim, sesi tüm bahçede yankılanacak kadar soğuk ve netti. "Burası senin güvenli bölgen sanıyordum Melis. Ama görüyorum ki, bataklığı buraya kadar taşımışsın."

Rüzgar bir adım öne çıktı. "Onunla ilgili herhangi bir şeyi, buraya, okulun içine taşıma Kaan."

Abim Rüzgar’a baktı; bakışlarında artık ne öfke vardı ne de o eski dostluk. Sadece derin, uçsuz bucaksız bir yabancılaşma... "Seninle konuşmuyorum," dedi abim. "Ben kardeşimle konuşuyorum."

Bana döndü. "Dün geceki seçimin, bugünkü gerçekliğin olacak. Artık 'abim ne der, abim ne düşünür' diye sormayacaksın. Ama şunu bil, Melis: O anahtarlığı cebinden çıkardığın an, o kapı sonsuza kadar kapandı. Bugün, eve gittiğinde eşyalarının bir kısmını toplayıp gitmen gerektiğini göreceksin."

Kalbim duracak gibi oldu. "Eşyalarımı mı? Abi, sen ciddi misin?"

Abim arkasını döndü, okula girmek yerine okulun ana kapısına doğru yürümeye başladı. "Sen kendi yolunu seçtin," dedi duraksamadan. "Ben de kendi kardeşimi."

O yürüdükçe, arkasında bıraktığı yıkım daha da büyüyordu. Rüzgar yanıma gelip saçlarımı okşadı, gözlerinde suçluluk duygusunu görebiliyordum. "Melis, ben... seni bu noktaya getirmek istememiştim."

Okulun bahçesindeki herkes bize bakarken, artık sadece "asi bir genç" veya "yaramaz bir kız" değildim. Ben, hayatımın en zor seçimiyle baş başa kalmış, herkesin gözü önünde ailesinden koparılmış bir genç kadındım. Rüzgar elini belime attı, beni okulun binasına doğru yönlendirdi.

"Hadi," dedi. "Ders başlıyor."

Ders zilinin sesi, hayatımdaki o eski düzenin son çanları gibi yankılandı bahçede. Artık ne abim vardı, ne evim, ne de o eski güvenli hayatım. Sadece Rüzgar, ben ve önümüzdeki o belirsiz, zorlu yol vardı.