25. bölüm · Gizli Hattın Öteki Ucu

Hesaplaşma

Bengişşşş *

Hesaplaşma
Rüzgar beni revirden çıkardıktan sonra eve götürmek yerine, okulun otoparkının en kuytu köşesine, motorunun yanına getirdi. Kolumdaki sargıdan sızan hafif kızıllık bile onun gözlerinde bir şeylerin koptuğunu gösteriyordu.

"Burada bekle," dedi, sesi o kadar soğuktu ki, sanki karşımda duran adam daha birkaç saat önce bana tebessüm eden o Rüzgar değildi. "Eve gitmiyorsun. Seni okulun arkasındaki o eski kulübeye bırakacağım, Kaan gelene kadar orada kal."

"Rüzgar, yapma," dedim, ellerini tutmaya çalışarak. "Selin'in istediği bu. Seni kışkırtmak, seni tekrar o karanlığa çekmek istiyor."

Beni dinlemedi bile. Motorunu kaskını takmadan çalıştırdı ve gözden kayboldu.

Aradan geçen iki saatin sonunda, okul çıkışında Selin’in kız arkadaşlarıyla birlikte okulun arka çıkışındaki otopark alanına doğru yürürken onu izlediğini gördüm. Rüzgar, sanki havada belirmiş gibi, motorunu tam önlerinde sertçe durdurdu. Selin, Rüzgar’ı görünce o küstah gülümsemesini takındı ama Rüzgar’ın yüzündeki ifadeyi görünce o gülümseme yavaşça dondu.

Rüzgar motorundan indi, ağır adımlarla üzerine yürüdü. Yanındaki kızlar korkuyla bir adım geri çekildi. Selin, Rüzgar’ın yanına geldiğini görünce "Yine mi geldin?" diyerek alay etti ama Rüzgar ona konuşma fırsatı vermedi.

Bir anda, daha kimse ne olduğunu anlamadan, Rüzgar elindeki o sert metal parçayı (belki de Selin’in sabah kullandığı o aynı metal parçasıydı) havaya kaldırdı ve Selin’in omuzuna doğru savurdu. Selin acıyla çığlık atıp yere yığıldığında, Rüzgar durmadı. Ona tepeden bakarken, "Senin o oyuncağın, onun teninde iz bıraktı," diye kükredi.

Rüzgar, Selin'in saçlarını sertçe yakalayıp başını kaldırdı. "Benim dünyamdan kaçtığımı mı sandın? Ben senin gibi oyun oynamam Selin. Ben senin gibi aciz değilim."

Ardından, Selin'in çığlıkları otoparkta yankılanırken, Rüzgar onu sertçe duvara itti. Selin'in yüzüne doğru, abisinin ona yaptığı baskının aynısını, yani o çaresizlik hissini yaşatmak istercesine, "Bir daha ona elini sürersen, bu sefer yüzündeki o sahte gülümsemeyi sonsuza dek silerim," dedi. O an Selin’in gözlerindeki o hırsın yerini saf bir korkunun aldığını, Rüzgar’ın ilk kez bu kadar acımasız olduğunu gördüm.

O sırada, otoparkın girişinde fren sesi duyuldu. Kaan abim, arabasından öfkeyle indi. Sahneye yaklaşırken gördüğü manzarayla donup kaldı. Rüzgar, Selin’i duvara yaslamış, eli yakasında; ben ise o köşede nefesimi tutmuş izliyordum.

Abim, Rüzgar’ın Selin'i vurduğunu ve hırpaladığını görünce, "Ne yapıyorsun sen?!" diyerek üzerine atıldı. İkisi otoparkın ortasında birbirine girdi. Ama bu seferki kavga diğerleri gibi değildi; bu, Selin’in provokasyonunun yarattığı o büyük felaketin patlama anıydı.

Abim Rüzgar'a öyle bir yumruk attı ki, Rüzgar yere yığıldı. Selin ise yerden kalkıp "Kaan, beni koru!" diye ağlıyordu. O an abim, Selin’in aslında tüm bu olayların başındaki o zehirli figür olduğunu fark etmek yerine, Rüzgar’ın şiddetine odaklanmıştı.

"Seni uyarmıştım!" dedi abim, Rüzgar’ın boğazına yapışarak. "Ona yaklaşmayacaksın demiştim!"

Rüzgar ise kan içindeki yüzüyle sadece güldü. "Seni kör eden kendi öfken, Kaan. O, senin kardeşini öldürmeye çalıştı, sen ise sadece benim onu cezalandırmama mı kızıyorsun?"

Kaan abim bir an duraksadı, elini çekti. Selin'e baktı, sonra bana baktı. Gözlerindeki o karmaşa... Bir yanda öz kız kardeşi, diğer yanda nefret etmesi gereken eski dostu ve ortadaki o hain kız. O an, abimin içindeki o adalet duygusu ile bana olan korumacı sevgisi arasında büyük bir savaşın başladığını anladım.