14. bölüm / 15
Gizem -2𝟏𝟑. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜
Bölümler 15Şu an: 𝟏𝟑. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜
- 1 Ö𝓝𝓢Ö𝓩346 kelime
- 2 𝟏. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.665 kelime
- 3 𝟐. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜565 kelime
- 4 𝟑. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.538 kelime
- 5 𝟒. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.330 kelime
- 6 𝟓. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.659 kelime
- 7 𝟔. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.127 kelime
- 8 𝟕. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜793 kelime
- 9 𝟖. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜964 kelime
- 10 𝟗. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜360 kelime
- 11 𝟏𝟎. 𝓑ö𝓵ü𝓶475 kelime
- 12 𝟏𝟏. 𝓑ö𝓵ü𝓶658 kelime
- 13 𝟏𝟐. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜698 kelime
- 14 𝟏𝟑. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜830 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 𝟏𝟒. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜2.189 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Oyuna başlayalı yarım saat olmuştu. Hem eğlenceli hem de sinir bozucuydu. Çünkü Emir, sürekli Cansu’yla ilgileniyordu. Her hareketi, her bakışı canımı sıkıyordu. Bunu belli etmemeye çalışsam da içten içe zoruma gidiyordu.
İki yıldan fazla zamandır birlikteydik. Onun hayatımın aşkı olmasını, bir gün dönüp baktığımda hayatımın en güzel kararının o olduğunu söyleyebilmeyi umuyordum. Ama şimdi, yanılmış olabileceğim düşüncesi aklımı kemiriyordu.
Belki de her şey sandığım gibi değildi.
İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı. Umarım bu gecenin sonunda canımı yakacak bir şey yaşanmazdı…
"Gizem."
"Efendim, Oğuz?"
"Sıra sende," dedi gülümseyerek.
Bir an düşündüm, ardından bakışlarımı Cansu’ya çevirdim.
"Bu sefer Cansu’ya soracağım."
Sözlerim üzerine herkes şaşkınlıkla bana baktı. Umursamadan gözlerimi Cansu’ya diktim.
"Doğruluk mu, cesaret mi?" diye sordum.
Cansu hiç tereddüt etmeden cevap verdi.
"Doğruluk."
Dudaklarımda alaycı bir gülümseme belirdi.
"Yalanın içinde bu kadar rahat dolaşırken nasıl oluyor da cesaret edip doğruluğu seçiyorsun, gerçekten anlamıyorum," dedim.
Sözlerim biraz ağır kaçmıştı ama artık geri adım atmaya niyetim yoktu. İçimde birikenleri daha fazla tutmak istemiyordum.
Cansu’nun yüzündeki ifade bir anda değişti. Bakışları sertleşirken bana doğru hafifçe eğildi.
"Sorunu sor. Seninle uğraşamam," dedi soğuk bir sesle.
"Lafın üstüne laf söylüyor güya Cansu Hanım," dedim ve gülerek başımı iki yana salladım. Ardından lafıma devam ettim.
"O hâlde söyle bakalım, Emir'i sevdiğin hâlde neden Mert'e gidiyordun?"
Bir anda yüz ifadesi değişti. Bakışları şaşkınlıkla yüzümde gezinirken ne diyeceğini bilemedi. Söylediklerim karşısında adeta donup kalmıştı. Bunu bir şekilde öğrenebileceğimi hiç düşünmemiş olmalıydı.
Kendini toparlar toparlamaz lafa atladı.
"Öyle bir şey yok, uydurma!" dedi.
"Var! Hem de deliller var, Cansu!" diye çıkıştım.
Şaşkınlık içinde yüzüme bakıyordu. Artık inkâr edecek hâli bile kalmamış gibiydi.
Emir ise öfkeyle Cansu'ya bakıyordu. Çenesini sıkmış, gözlerini bir an olsun ondan ayırmıyordu.
Belli ki bir açıklama gerekiyordu.
"Açıklaması da yok galiba," dedim ve gözlerimi Cansu'dan çektim.
"Ben içki almaya gidiyorum," diyerek ayağa kalktım.
Herkesin arasından geçip barın olduğu tarafa ilerledim. İçkimi alıp geri dönerken bir anda biriyle çarpıştım. Elimdeki bardağı düşürmemek için uğraşırken karşımdaki çocuğun sesi duyuldu.
"Güzelim, dikkat etsene," dedi.
Zaten sinirlerim tepemdeydi. Bir de onun bu rahat tavırları eklenince iyice öfkelendim.
"Sus lan!" dedim sinirle.
Çocuk şaşkınlıkla yüzüme baktı.
"Ne diyorsun kızım sen?" diye çıkıştı.
"Ne duyduysan onu!" dedim.
Birbirimize doğru hamle yapıp itişmeye başladık. Tartışma bir anda büyümüş, ikimiz de geri adım atmamaya başlamıştık.
Resmen bir erkekle kavga ediyordum.
Tam o sırada Emir araya girdi. Öfkeyle çocuğu göğsünden iterek benden uzaklaştırdı.
Çocuk birkaç adım geriye savruldu ama kısa süre sonra yeniden üzerimize yürüdü. Emir'in sabrı tükenmişti. Hiç düşünmeden çocuğa bir yumruk attı. Çocuk, aldığı darbeyle yere serildi.
Ben şaşkınlıkla yerde yatan çocuğa bakarken Oğuz yanımıza geldi. Kolumdan tutup beni ikisinin arasından çıkardı ve hızla çıkışa doğru götürmeye başladı.
Dışarı çıktığımızda hâlâ hızlı hızlı yürüyorduk. Ne olduğunu anlamaya çalışıyor, bir yandan da arkamıza bakıyordum.
"Hadi Gizem, hızlı ol!" dedi Oğuz telaşla.
Adımlarımı hızlandırdım. Tam o sırada Emir de arkamızda belirdi. Ceketini çıkarıp hiçbir şey söylemeden omuzlarıma bıraktı.
Ona baktım ama tek kelime etmedim.
O da konuşmadı.
Aramızdaki sessizlik, söyleyemediğimiz onlarca sözden daha ağırdı sanki.
Emir telefonunu çıkarıp bir araba çağırdıktan sonra Oğuz'a baktı. Oğuz, ne demek istediğini anlamış gibi bana döndü.
"Tamam, Gizem. Sen de," dedi.
Ne demek istediğini anlamaya çalışarak ikisinin arasında bakışlarımı gezdirdim. Ama Emir hâlâ tek kelime etmiyordu.
Oğuz, beni resmen Emir'e teslim etmişti.
Emir'le baş başa dönecektim. Ne acı vericiydi! Zaten geceden beri canım sıkkındı, şimdi bir de onunla aynı arabada tek başıma kalacaktım.
Araba geldiğinde Emir yanıma gelip kapımı açtı. Gözlerini üzerime dikmiş, sessizce bana bakıyordu. Ben de ona kısa bir bakış attıktan sonra hiçbir şey söylemeden arabaya bindim.
Emniyet kemerimi bağladım, omuzlarımı silkip koltuğa yerleştim. Sanki hiçbir şey umurumda değilmiş gibi davranıyordum ama içimde kopan fırtınaları bir ben biliyordum.
Emir kapıyı kapatıp kendi tarafına geçti. Boynunu kütletti, ardından sinirden iyice sertleşen çenesini sıktı. Hiç konuşmadan arabaya bindi, emniyet kemerini taktı ve motoru çalıştırdı.
Araba hareket ettiğinde aramızda derin bir sessizlik vardı.
İkimiz de konuşmuyorduk.
Ama Emir'in öfkeli hâlinden, bu sessizliğin uzun sürmeyeceğini hissedebiliyordum.
Bir süre sonra eve vardık. Emir hâlâ çok sinirliydi. Oğuz kolumdan tutarak beni eve soktu.
İçeri girdiğimde herkesin bakışları üzerime çevrildi. Yüzlerindeki endişeyi görmek zor değildi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
Mehmet, kalabalığın arasından sıyrılıp yanıma geldi ve beni sımsıkı kendine çekerek sarıldı.
"İyi misin?" diye sordu endişeyle.
"İyiyim."
"Kim saldırdı sana? Ne oluyor, Gizem? Ne yaşadınız siz?" diye peş peşe sorular sordu.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
"İyiyim, lütfen yapma," dedim usulca.
Mehmet bir süre yüzüme baktıktan sonra başını iki yana salladı.
"Bir daha bensiz gitme, Gizem. Senin için çok korktum."
İçim bir anlığına yumuşadı. Onun benim için endişelenmesi hoşuma gitmişti.
"Anladım. Bir daha olmaz," dedim.
Ardından yanından ayrılıp ilerleyerek koltuğa oturdum. Tam rahat bir nefes almıştım ki Emir öfkeyle yanıma geldi.
"Senin bunu yapmaya hakkın yok! Ya sen manyak mısın?" diye çıkıştı kızgın bir ses tonuyla.
Başımı kaldırıp ona baktım. Öfkesi gözlerinden okunuyordu.
"Emir, şşşt... Sakin ol," dedi Mehmet araya girerek.
Ama Emir'in sakinleşmeye hiç niyeti yoktu. Çenesi kasılmış, elleri yumruk hâlini almıştı. Öfkesini kontrol etmekte zorlandığı her hâlinden belliydi.
Sakin kalması mümkün değildi.
Ben ise koltukta oturmuş, gözlerimi ondan ayırmadan ne söyleyeceğini bekliyordum.
Bölüm etkileşimi
