2. bölüm / 15
Gizem -2𝟏. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜
Bölümler 15Şu an: 𝟏. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜
- 1 Ö𝓝𝓢Ö𝓩346 kelime
- 2 𝟏. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.665 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 𝟐. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜565 kelime
- 4 𝟑. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.538 kelime
- 5 𝟒. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.330 kelime
- 6 𝟓. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.659 kelime
- 7 𝟔. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.127 kelime
- 8 𝟕. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜793 kelime
- 9 𝟖. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜964 kelime
- 10 𝟗. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜360 kelime
- 11 𝟏𝟎. 𝓑ö𝓵ü𝓶475 kelime
- 12 𝟏𝟏. 𝓑ö𝓵ü𝓶658 kelime
- 13 𝟏𝟐. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜698 kelime
- 14 𝟏𝟑. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜830 kelime
- 15 𝟏𝟒. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜2.189 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
𝟷. 𝒴ı𝓁 𝒮𝑜𝓃𝓇𝒶
Bir yıl…Kulağa kısa geliyor ama aslında o kadar çok şey değişti ki.
Öncelikle merhaba.Beni özlediniz mi ? Çünkü ben sizi özledim.
En son nerede kalmıştık hatırlıyor musunuz ? Kamp alanında…
Emir’in bana yeniden aşkını ilan ettiği gün. İşte o günden sonra tam bir yıl geçti. Ve evet, merak edenler için söyleyeyim; Emir’le hâlâ birlikteyiz.
Hem de hiç olmadığımız kadar mutluyuz. Tartışıyoruz, barışıyoruz, eğleniyoruz ve birlikte yeni anılar biriktiriyoruz.
Ama her şey bu kadar mükemmel değil tabii.
Çünkü Cansu hâlâ hayatımızdan çıkmış değil.Bazen düşünüyorum da, bir insan ne kadar inatçı olabilir ?
Bir yıldır Emir’in peşinden koşuyor.
Yalanlar, oyunlar, planlar…
Ama alıştık artık.
Yine de içimde garip bir his var.
Sanki bu yıl her şeyi değiştirecek.
İyi mi kötü mü, onu henüz bilmiyorum.
Artık lisenin son sınıfındayım.
Birkaç ay sonra mezun olacağım.
Hayallerime her geçen gün biraz daha yaklaşıyorum.
Konserler vermeye başladım, sahneye çıkıyorum ve her şey yavaş yavaş istediğim gibi ilerliyor.
En azından ben öyle sanıyordum.
Çünkü hayat, tam da her şey yolunda gidiyor dediğin anda karşına yeni sürprizler çıkarmayı sever.
Ve benim hikâyem de tam burada yeniden başlıyor.
O sabah, güzel bir rüyanın ortasındaydım.
Ta ki kulağımın dibinde yankılanan o sesi duyana kadar.
“Uyan artık!” Mehmet’ti.
Ve o günün hayatımı nasıl değiştireceğinden henüz haberim yoktu.
Mehmet’in başımda bağırmasıyla gözlerimi açtım.
“Uyan artık!”
“Lan oğlum!” diye söylendim. “Kulak zarım patladı.”
“İyi olmuş. Zil çaldı, hadi dışarı.”
Başımı yastığa gömmek istedim ama Mehmet çoktan battaniyemi çekmişti.
“Tamam be…” dedim oflayarak.
Üzerimi değiştirip dışarı çıktım.
Ceyda, Merve ve diğerleri okulun bahçesindeki banklarda oturuyordu.
Ben de yanlarına geçip oturdum.
Tam sohbet etmeye başlamıştık ki okulun önüne birkaç siyah araç yanaştı.
Kaşlarımı çatarak araçlara baktım.
Bir tanesi bana çok tanıdık gelmişti.
Yok artık…
Bir anda yerimden kalktım.
“Fikret Abi!”
Koşarak araçlara doğru ilerledim.
Kapı açıldı.
Fikret Abi arabadan indi.
Beni görünce yüzünde kocaman bir tebessüm oluştu.
Hiç değişmemişti.
Yanına ulaşır ulaşmaz elini öptüm.
Sonra sıkıca sarıldım.
“Küçük hanım…” dedi gülerek. “Büyümüşsün.”
“Sen de yaşlanmışsın.”
“Saygısız.”
İkimiz de güldük.
Ama o sırada fark ettiğim bir şey vardı.
Diğer araçlardan da insanlar iniyordu.
Ve yüzlerindeki ifadeler pek normal görünmüyordu…
O an içimde garip bir his oluştu.
Fikret Abi buraya sadece beni görmek için gelmemişti.
Herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu.
Ben ise hâlâ Fikret Abi’nin yanındaydım.
“Tekrar hoş geldin Fikret Abi.”
“Hoş bulduk hanım kız.”
Gülümsedim.
“Madem gelecektin, haber verseydin. Zaten uzun zamandır görüşemiyorduk. Arasaydın ben gelirdim. Zahmet etmişsin.”
Fikret Abi yüzünde anlamlı bir gülümsemeyle bana baktı.
“Seni görmeye geldim.”
Sonra başını aracın diğer tarafına çevirdi.
“Gel aslanım, gel!”
Kaşlarımı çatarak arabanın diğer tarafına baktım.
Ve…
Kalbim duracak gibi oldu.
O’ydu.
Emir.
Arabanın kapısını açıp aşağı indi.
Bir an olduğum yerde donup kaldım.
Sonra düşünmeden ona doğru koşmaya başladım.
“Emiriiim!”
Boynuna atıldım.
Emir kollarını hemen belime sardı.
“Güzelim…”
Sesini duymak bile özlediğimi hatırlatmama yetmişti.
“Canımın içi.”
“Sevgilim.”
Başımı omzuna gömdüm.
O da saçlarımı okşadı.
Sanki iki hafta değil de iki yıl ayrı kalmış gibiydik.
Fikret Abi bizi izlerken gülüyordu.
Onun bile yüzünde mutluluk vardı.
Çünkü Emir uzun zamandır yanımda değildi.
Yaklaşık iki haftadır Fikret Abi ile yurt dışındaydı.
Telefonla konuşuyorduk ama bu başka bir şeydi.
Onu görmek…
Sesini duymak…
Kokusunu yeniden hissetmek…
İşte bunları özlemiştim.
Hem de tahmin ettiğimden çok daha fazla.
O an dünyanın geri kalanı umurumda değildi.
Çünkü sevdiğim adam sonunda yanımdaydı.
“Ne oldu?” dedi Fikret Abi gülerek. “Çok özledin galiba.”
“İnsan gerçekten çok özlüyor be abi. Gittiği yerde bile onu düşünüyor. Hem doğru düzgün görüşemedik de.”
Fikret Abi başını salladı.
“Haklısın yeğenim.”
Sonra bana döndü.
“Gizem kızım, müdürden izin al da çıkalım.”
Başımı onaylar şekilde sallayıp yanlarından ayrıldım.
Bir süre sonra arabaya doğru ilerledim.
Ceyda ve diğerleri de izin almış, bizimle geliyorlardı.
Arabaya biner binmez Emir’in yanına oturdum.
Daha ben bir şey demeden elimi tuttu.
Gülümseyerek ona baktım.
“Saçlar çok uzamış beyefendi.”
Emir kaşlarını kaldırdı.
“Senin de bu etek biraz kısalmış sanki canım.”
“Allah Allah.”
“Bence biraz uzatalım o eteği. Ben böyle görünce gıcık oluyorum.”
Gözlerimi devirdim.
“Anladım Emir. Daha geleli iki dakika olmadı, yine kıskançlık krizine gireceksin.”
Emir elimi sıktı.
“Tamam be güzelim. Ama gerçekten kısa olmuş.”
İç çekerek başımı salladım.
“Haklı olabilirsin. Hallederim.”
Açıkçası onunla tartışmayı uzatmak istemiyordum.
İki haftalık özlemin ardından ilk konuşmamızın kavga olmasını hiç istemezdim.
Kısa süre sonra Fikret Abi’nin evine vardık.
Herkes içeri geçti.
Hazırlanan yemeklerden yiyip sohbet etmeye başladık.
“Ooo, Emir Baran gelmiş!” dedi Oğuz. “Gizem nerede?”
Gülerek elimi kaldırdım.
“Buradayım.”
“Tamam, dünya düzeni bozulmamış.”
Herkes gülerken ben de yerime oturdum.
~~~~~~~~~~~~~~~~~
Akşam olmuştu.
Bir yandan telefonuma bakıyor, bir yandan da dolabımı düşünüyordum.
“Kıyafetleri yenilemek lazım.”
“Neden ki?” dedi Emir.
“Artık küçük geliyorlar.”
Emir kaşlarını kaldırdı.
“Hem…” dedi.
“Ne hem?”
“Kaç beden giyiyorsun?”
“L alıyorum genelde. Biraz bol olsun seviyorum.”
Başını sallayıp telefonunu eline aldı.
“Tamam.”
“Tamam ne?”
“Bakarız.”
Şüpheyle ona baktım ama üzerinde durmadım.
Aradan birkaç dakika geçti.
Bir anda telefonuma sipariş bildirimleri düşmeye başladı.
Şaşkınlıkla Emir’e döndüm.
“Emir!”
“Efendim güzelim?”
“Sen ne yaptın?”
“Birkaç şey sipariş ettim.”
“Birkaç şey mi?”
“Abartma.”
Telefonumdaki uzun listeye baktım.
“Bu birkaç şey değil.”
Emir sırıtıyordu.
“Gece on ikide evde olur. Haberiniz olsun.”
Emir:
Sabah bize gelin. Sizinle konuşacaklarım var.
Mesajı birkaç kez okudum.
Ne konuşacaktı?
Ve neden bu kadar gizemli davranıyordu?
Merakıma rağmen cevap yazmadım.
Telefonu komodinin üzerine bırakıp yorganı üzerime çektim.
Yarın ne olacağını düşünerek gözlerimi kapattım.
Ve kısa süre sonra uykuya daldım.
Sabah saat yedide telefonum çalmaya başladı.
Arayan Emir’di.
Gözlerimi ovuşturarak telefonu açtım.
“Ne var ya sabah sabah?”
“Kalk.”
“Emir…”
“Kalk dedim.”
Telefon yüzüme kapanınca söylene söylene yataktan çıktım.
Hazırlanıp evden çıktım ve Emirlerin evine doğru yürüdüm.
Kapıyı Emir açtı.
“Günaydın güzelim.”
“Hiç günaydın değil.”
Emir gülerek kenara çekildi.
“Geç içeri.”
İçeri girer girmez mutfaktan gelen çay kokusunu aldım.
Teyzesi sofrayı hazırlıyordu.
“Hoş geldin kızım.”
“Hoş bulduk teyzecim.”
Gidip masaya oturdum.
Tam o sırada kapı zili çaldı.
İkimiz de birbirimize baktık.
“Kesin Mehmet,” dedim.
Çünkü Mehmet’in zile basma şekli dünyanın hiçbir yerinde normal değildi.
Bir kere basmazdı.
Üç, dört, hatta beş kere basardı.
Emir söylene söylene kapıya yürüdü.
“Allah’ın cezası…”
Kapıyı açar açmaz sesi duyuldu.
“Aq çocuk, zilin anasını…”
“Aç lan sen de!” dedi Mehmet. “Allah Allah.”
Koridordan tokalaşma sesleri geldi.
Ben ise kahkahamı tutamadım.
Birkaç saniye sonra Mehmet içeri girdi.
Arkasından da Oğuz.
Oğuz beni görünce ellerini iki yana açtı.
“Günaydın millet!”
“Sabah sabah niye bu kadar enerjiklisin?” diye sordum.
“Çünkü ben mükemmel bir insanım.”
“Yok, çünkü delisin.”
“İkisi de olabilir.”
Oğuz kendine bir sandalye çekip oturdu.
Tam ağzını açacaktı ki tekrar kapı zili çaldı.
Bu kez hepimiz aynı anda kapıya baktık.
Ev yavaş yavaş doluyordu.
Ve Emir’in ne konuşacağını öğrenmek için sabırsızlanmaya başlamıştım.
Oğuz sofraya dönüp telefonunu masaya bıraktı.
“Lan oğlum, bu Buğra ibnesi telefonları niye açmıyor?”
Tam o sırada bodrum katından ayak sesleri geldi.
Hepimiz dönüp baktık.
Merdivenlerden çıkan kişiyi görünce Emir’in gözleri büyüdü.
“Lan… Buğra?”
Buğra saçlarını karıştırarak mutfağa girdi.
“Ulan Emir, senin beynini seveyim ben.”
Hepimiz ona bakıyorduk.
“Ne oldu?”
“Ne olacak? Aşağıdaki kanepe taş gibi. Belim tutuldu.”
Kendimi tutamayıp gülmeye başladım.
Oğuz da şaşkınlıkla ona baktı.
“Buğra, sen ne yapıyorsun abi burada?”
“Kanka, aşağıda uyuyakalmışım.”
“Ne?”
“Telefon da çekmiyor aşağıda. O yüzden duymamışım. Bildirimler şimdi düşünce fark ettim.”
Oğuz başını iki yana salladı.
“Allah belanı vermesin ya.”
Mutfak bir anda kahkahalarla doldu.
Buğra da boş bulduğu sandalyeye oturup önüne tabak çekti.
Tam o sırada Emir’in teyzesi yeniden çayları doldurdu.
Artık herkes gelmişti.
Sohbetler yavaş yavaş kesildi.
Herkes Emir’e bakıyordu.
Çünkü bizi sabahın köründe buraya toplamasının bir sebebi vardı.
Emir derin bir nefes aldı.
Ellerini masanın üzerine koydu.
Ve sonunda konuşmaya başladı.
“Arkadaşlar…”
Masadaki herkes sustu.
“Size anlatmam gereken önemli bir şey var.”
Bir anda ortamın havası değişmişti.
Az önce gülen yüzler ciddileşmişti.
Ben de kaşlarımı çatarak Emir’e baktım.
Çünkü ses tonundan bunun sıradan bir konu olmadığını anlamıştım.
Herkes Emir’e bakıyordu. Odaya çöken sessizlik neredeyse boğucuydu.
Emir, bizi bu eve toplayalı uzun süre olmuştu ama kimse nedenini tam olarak bilmiyordu. Sonunda konuşmaya başladı.
“Artık hep birlikte kalacağımız bir ev bulalım. Ayrı ayrı olmuyor,” dedi aniden.
Sesi normaldi ama söylediği şeyin ağırlığı odanın içine çöktü.
Bir an kimse tepki veremedi.
Herkes birbirine baktı. Gözlerde yalnızca merak yoktu… bir şeyler ters gidiyormuş gibi bir huzursuzluk da vardı.
Fısıltılar başladı, ama hiçbiri net duyulmuyordu. Sanki ev bile bizi dinliyordu.
Uzun zamandır birlikteydik. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmemişti. Birbirimizi tanıdığımızı sanıyorduk. Ama şimdi, ilk kez, bu kadar yakından bakınca herkes yabancı gibi görünmeye başlamıştı.
Ve kimse, bu kararın gerçekten neden verildiğinden emin değildi.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Buğra, sanki hiçbir şey yokmuş gibi konuştu:
“Olabilir.”
Ardından Yasin başını salladı.
“Bana da uyar, sorun yok.”
Mehmet ise kaşlarını çattı.
“Olur da… kızlar nasıl olacak?”
Emir hemen araya girdi.
“Büyük, çok odalı bir ev bulalım. Kızlar üst katta kalır, biz alt katta. Olmaz mı?”
Mehmet “olur” anlamında başını salladı ama Emir’in bakışları bir anda bana döndü. O an, odadaki hava biraz daha ağırlaştı.
Ben de gözlerimi kaçırmadan söyledim:
“Senin evinle benim evimin arasında sadece bir duvar var. Mutfakları yıkarız, seninkini genişletiriz, salonu daraltırız.”
Bir anlık sessizlik daha oldu.
Herkes bana öyle bir baktı ki…
Sanki söylediğim şey basit bir fikir değil de, sınırları aşan bir şeydi.
Tam o sırada Nilüfer Teyze konuştu:
“Bence Gizem haklı. Tutacağınız evi birleştirin, genişletin.”
Emir bir süre sessiz kaldıktan sonra,
“Olur. Tamam,” dedi.
Bir an durdu, sonra ekledi:
“Bu hafta yapıyoruz.”
“Tamam,” dedim ve gülümseyerek başımı salladım.
Sofradan kalktım ve oturma odasına doğru ilerliyordum ki Emir aniden kemerimi tuttu. İlerlememe izin vermedi.
“Gizem,” dedi.
“Efendim Emirim,” dedim.
Kaşları hafifçe çatıldı.
“Bu halin nedir? Açıklama bekliyorum.”
Bir an kendime baktım.
“Ne olmuş ki?”
Bakışı üzerimde ağırlaştı.
“Çok kısa… bluzlar, makyaj… Ne oluyor sana? Beni katil mi edeceksin?”
Güldüm.
“Hayır.”
“Tamam,” dedi net bir sesle. “Git değiştir. Siyah pantolon giy, siyah ceketi de al.”
Omzumu silktim.
“Tamam Emir Bey,” dedim gülerek.
Emir, benim diğerleri gibi aşırı makyaj yapmamı, çok kısa ya da dar şeyler giymemi hiç sevmiyordu. Fikret abinin ona söylediği gibi: “Ona çok özenli ve güzel bakmanı istiyorum.”
Bu yüzden Emir, bana karşı hep daha dikkatliydi.
Ben ise bazen… diğer kızları görünce heves ediyordum. Mini etekler, dar kıyafetler, kısa bluzlar… Aslında tam tarzım değildi. Sadece anlık bir hevesti. Zaten üstümden çıkarmam iki dakikamı bile almıyordu.
Ama Emir’in bu huyunu seviyordum.
En azından beni uyarıyordu. Görmezden gelmiyordu.
Bölüm etkileşimi
