5. bölüm / 15
Gizem -2𝟒. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜
Bölümler 15Şu an: 𝟒. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜
- 1 Ö𝓝𝓢Ö𝓩346 kelime
- 2 𝟏. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.665 kelime
- 3 𝟐. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜565 kelime
- 4 𝟑. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.538 kelime
- 5 𝟒. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.330 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 𝟓. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.659 kelime
- 7 𝟔. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜1.127 kelime
- 8 𝟕. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜793 kelime
- 9 𝟖. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜964 kelime
- 10 𝟗. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜360 kelime
- 11 𝟏𝟎. 𝓑ö𝓵ü𝓶475 kelime
- 12 𝟏𝟏. 𝓑ö𝓵ü𝓶658 kelime
- 13 𝟏𝟐. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜698 kelime
- 14 𝟏𝟑. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜830 kelime
- 15 𝟏𝟒. 𝓑Ö𝓛Ü𝓜2.189 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ellerimiz havada, Emir’le yan yana donup kalmıştık. O an odanın içindeki sessizlik neredeyse kulaklarımı çınlatıyordu. İkimizin de yüzünde aynı ifade vardı: yakalanmışlık.
Kapı yavaşça aralandı.Gıcırdayan o küçük ses bile içimdeki paniği ikiye katladı.
İçeri giren kişiyi görünce nefesim boğazımda düğümlendi.
“Nilüfer Teyze…” Sesim neredeyse fısıltıydı.
Daha fazlasını söyleyemedim. Nilüfer Teyze bir an durdu. Gözleri önce bana, sonra Emir’e kaydı.
Yüzünde hafif bir gülümseme vardı ama o gülümsemenin altında ne düşündüğünü kestiremiyordum.
“Aaa, tatlım… O da senin miydi?” dedi, sesi sakin ama dikkatliydi.
“Evet…” dedim, kelimeyi zor çıkararak.
O an bakışları yavaşça Emir’e döndü. O bakışta bir saniyelik bir sessizlik bile vardı.
“Emir’in burada ne işi var?” diye sordu.
O soru odanın içine daha da ağır bir sessizlik bıraktı.Ben derin bir nefes aldım. Ellerim hâlâ havadaydı ama artık ne yapacağımı bilemiyordum.
“Gece… beni çok özlediğini söyledi,” dedim. Sesim titriyordu. “Uykusu da yoktu. Ben de… film izleyelim dedim. Sonra ikimiz de fark etmeden uyuyakalmışız.”
Cümle biter bitmez odada yeniden bir sessizlik oldu.
Nilüfer Teyze başını yavaşça salladı.
“Hımm…” dedi sadece. “Anladım.” Ama “anladım” kelimesi bile rahatlatıcı değildi.
Hiç acele etmeden, hiçbir şey söylemeden odanın içinde yavaşça yürümeye başladı.
Her adımında kalbim biraz daha hızlanıyordu.
Emir’le birbirimize bakamıyorduk bile. Sadece nefesimizi tutmuş, onun bir sonraki cümlesini bekliyorduk.
Ve o sessizlik…
sanki hiç bitmeyecek gibiydi.
Nilüfer Teyze bize döndü. “Ne izliyordunuz?” diye sordu.
Emir hemen araya girdi.
“Büyük Kaçış 2.”
Teyze kısa bir an sustu, sonra gülümsedi.
“Hımm… güzel seçim.”
Ardından parmağını Emir’e uzattı.
“Şimdi sen aşağı in. Hadi, hızlı.” Emir iç çekti. “Tamam, teyze.”
Çıkarken bana kısa bir bakış attı. Mahcup ama gülmemek için kendini zor tutuyordu.Ben de başımı salladım.
Emir kapıdan çıkacakken bir anda durdu, başını tekrar içeri uzattı ve bana utangaç bir gülümsemeyle baktı.
“Gizem… Son bir kere yanağından öpebilir miyim?” dedi.
Ben daha cevap veremeden Nilüfer Teyze derin bir nefes alıp gözlerini devirdi.
“Emir ya… Hadi ama, çabuk ol,” dedi yarı gülerek.
Emir’in yüzü bir anda parladı. Hızlıca yanıma geldi, yanağıma küçük bir öpücük kondurdu.
“Seni seviyorum,” diye fısıldadı.
“Ben de seni seviyorum,” dedim gülümseyerek.
Sonra usulca odadan çıktı ve kapıyı arkasından kapattı.
Oda bir anda sessizliğe büründü. Şimdi Nilüfer Teyze ile baş başaydık.
Bana döndü, kollarını göğsünde birleştirdi ve hafifçe gülümsedi.
“Ee Gizem…” dedi. “Şimdi rahat rahat konuşalım bakalım.”
“Ee…” diyebildim.“Ne?” dedi Nilüfer Teyze, gülümsemesini bozmadan.
“Şey… Biraz farklı bir durum var sanki.”
“Nasıl bir durum?”
“Emir’in davranışları…” dedim.
“Son zamanlarda bana karşı çok değişti. Sevgisi, ilgisi… eskisinden farklı.”
Kısa bir an durup düşündüm, sonra çekinerek sordum:
“Yani… aranıza mı giriyorum, teyze?”
Nilüfer Teyze hemen başını salladı.
“Hayır, tam tersi. Emir eskisine göre çok daha iyi. Uzun zamandır onu bu kadar mutlu görmemiştim.”
Bana bakıp yumuşak bir sesle ekledi:
“Sen ona iyi geliyorsun.”
İçimde sıcak bir his yayıldı. Nilüfer Teyze kapıya yöneldi.
“Üzerini değiştir, aşağı in. Kahvaltı zamanı.” Diyerek odadan çıktı. Ben ise bir süre olduğum yerde kalıp söylediklerini düşündüm.
Hızlıca üzerimi giyinip aşağıya indim. Tam o sırada telefonuma bir mesaj düştü.
“Bugün saat 14.00’te İstanbul Büyük AVM’de imza gününüz var, Gizem Türkçü.”
Bu mesaj, aslında çok güzel bir günün başlangıcı olmalıydı.Telefonu Emir’e uzatıp mesajı gösterdim. Göz ucuyla ekrana baktı, ardından başını hafifçe salladı.“Onaylıyorum. Oradayız,” dedi.
Herkes sabah kahvaltısını yaptıktan sonra hazırlanmaya başladı.Emir, masadaki herkese bakarak sordu:
“Bugün imza günü var. Gizem, bizimle gelen var mı?”
Daha sözünü bitirmeden tüm ekip hep bir ağızdan:
“Varız,” dedi.
Tam o sırada Sevda içeri girdi. Emir onu görünce bir an duraksadı ve şaşkınlıkla sordu:
“Bu ne ara geldi?” Ben de hafifçe gülümseyerek cevap verdim:“
Barın çıkışında bizimle karşılaştı. Artık bizimle.”
Kahvaltıdan sonra odalar toparlandı, her yer düzenlendi. Hızlıca duşumu alıp hazırlandım.
Ardından arabaya binip AVM’ye doğru yola çıktık.Sahneye çıktığımda ortalık bir anda karıştı.
Çığlıklar o kadar yüksekti ki susturmak neredeyse imkânsızdı. Bir süre bekledim, kalabalık sakinleşince mikrofona uzanıp konuşmaya başladım.
Mikrofonu elime aldım, hafif bir gülümsemeyle salona baktım. Işıklar sahnenin üzerinde yumuşak bir parıltı oluşturuyor, kalabalığın yüzleri o ışığın içinde dalga dalga hareket ediyordu.
“Nasılsınız?”
Sözüm biter bitmez salondan yükselen uğultu bir anda büyüdü. Alkışlar, çığlıklar ve heyecanlı sesler birbirine karışarak salonun tavanına çarpıp geri dönüyordu.
“Ben de çok iyiyim,” dedim.Emirler aşağıda oturuyordu. Onların bulunduğu tarafta küçük bir hareketlilik vardı. O sırada görevli yanıma geldi ve elindeki çiçekleri uzattı.
“Gizem Hanım, bunlar size ait.”
Çiçeklerin kokusu sahneye kadar yayılırken şaşkınlıkla gülümseyip teşekkür ettim.“Aaa, çok teşekkür ederim. Çiçeklerinizi, hediyelerinizi büyük bir özenle okuyup saklıyorum.”Ardından kalabalığa döndüm. Işıkların altında yüzler netleşiyor, herkesin gözleri sahneye kilitlenmişti.
“Bu arada soru alabilirim. Bugün bol vaktim var, bugün sizinleyim.”
Bu cümleyle birlikte salon bir anda hareketlendi. Yüzlerce el aynı anda havaya kalktı, parmaklar heyecanla sallanıyordu. Fısıltılar, küçük çığlıklar ve yer yer yükselen kahkahalar salonu doldurdu.
Ortam hem sakin hem de coşkuluydu; düzenli ama içi taşan bir heyecanla doluydu.
O an, sahnenin ışıkları altında, kalabalığın enerjisiyle çevrili şekilde kendimi huzurlu ve mutlu hissettiğim bir anın tam ortasındaydım.
İlk soru kalabalığın içinden geldi.
“Bu sesi nasıl kazandınız?”
Gülümseyerek, hiç düşünmeden cevap verdim:
“Aslında ergenlik döneminde, sizin yaşlarınızdayken… Ortaokulda sesim daha kalındı. Sonra zamanla, öğrendikçe ve geliştikçe sesim değişti, inceldi.”
Hemen ardından başka bir el havaya kalktı.
“Unutamadığınız bir olay var mı?”
Bir an duraksadım. Aklımdan geçmişe dair bazı anılar sessizce geçti.
“Eee… Sanırım annemi kaybettiğim an.”
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
Bu kez başka bir soru geldi.
“Klip çekmeyi düşünüyor musunuz?”
Başımı hafifçe salladım.
“Evet, bununla ilgili çalışmalarımız var.”
Bir kişi daha söz aldı.
“Şu anki yerinizi hayal etmiş miydiniz? Yani bir yıldız olmayı?”
Hafifçe gülümsedim.
“Hayır. Ben aslında müzik öğretmeni olmayı ya da beste yapan biri olmayı düşünüyordum.”
Tam o sırada salonun farklı yerlerinden sesler yükselmeye başladı.
“Şarkı söyler misiniz lütfen?” Ardından istekler çoğaldı.
“Lütfen… lütfen…”
Sesler birbirine karışmıştı, herkes heyecanla bekliyordu. Bir an ne yapacağımı bilemedim. Sahnenin ortasında öylece kalmış, yüzlerce gözün üzerimde olduğunu hissediyordum.
Arkamı dönüp şarkıya başladım:
"Bir dakika, çatı katı... Ben ikinci kıtadayken hep birlikte... Işıklar..."
İkinci kıtaya geçtiğimde şarkıyı artık hayranlarla birlikte söylüyorduk. Şarkı bittiğinde ise tüm ortam bir anda derin bir sessizliğe büründü.
"Ne oldu, oldu..." dedikten sonra kendi kendime gülmeye başladım.Ortamdan bir ses yükseldi:
"Emir abi burada mı?"
"Evet," diye yanıt verdim.
"Onu da sahneye alalım, görelim ya!" dediler heyecanla.
Emir’i sahneye çağırıyorlardı. Bu sırada sahne arkasına geçirilmiş, klip ve videolar için hazırlık yapılıyordu; her şey Play Müzik'te yayınlanacaktı. Çok geçmeden mikrofonu takılan Emir sahneye çıktı ve coşkulu kalabalığa el salladı.
Sahneden biri mikrofonu alıp takıldı:
"Millet, gençler seni çok mu yordu?"
Emir yanıma geldi, elini beline atıp içtenlikle güldü. Tam o sırada kalabalıktan biri daha bir soru sordu...
"Emir abi, siz arkadaş mısınız?"
"Hayır," dedi Emir ve ekledi: "Gizem Hanım artık sevgilim."
Bu sözlerin ardından salondan tek bir bir ağızdan yükselen
"Oha!",
"Oooo!" sesleri yeri göğü inletti.
Herkes fotoğrafımızı çekiyordu. Ona bir şeyler soracaktım ki konuşmaya başladı:
'Evet, duydunuz! Olan biten durum tam olarak budur. Şimdi ekibimi sahneye alıyorum. TÇZ grubunu sahneye alalım lütfen!' dedim.
Alkışlar eşliğinde Mehmetlerde sahneye çıktı.
"Evet, sorularınızı alalım!" diye seslendim.
Kalabalıktan bir ses yükseldi:
"TÇZ ne demek?"
"TÇZ, 'Tembel, Çalışkan, Zeki' demek. Baş harflerinden de anlayabilirsiniz," dedim gülümseyerek.
Başka biri araya girdi:
"Mehmet kim? Ve diğerlerinin adları nedir?"
"Mehmet kuzenim. Yanındaki kızlar ise Ceyda, Cemre, Buse, Merve ve Sevda."Emir de yanındakileri işaret ederek söze girdi:
"Buğra, Mehmet, Yasin, Cenk ve Oğuz," dedi.Kalabalıktan meraklı bir soru daha geldi:
"Yalnız altı erkek ve altı kız... Niye böyle? Ayrıca aynı evde yaşıyormuşsunuz, bu doğru mu?
"Mikrofonu elime alıp durumu açıkladım:
"Normalde üç erkek, iki kızdık. Şimdi kocaman, büyük bir aile olduk! Sizler de benim diğer kocaman büyük ailemsiniz. Ve evet, Emir'le kendi evlerimizi birleştirip genişletmeye, büyük bir ev yapmaya karar verdik. Anlaşmalar yapıldı, projesi çizildi ve o küçük evleri büyük tek bir eve dönüştürdük. Şimdi orada kalıyoruz ve bu durumdan gayet mutluyuz. Hiç kimse rahatsız değil; herkesin kendine göre odası var. Yaşam alanımız büyük, geniş ve gayet düzenli."
Herkesin sorularını cevapladıktan sonra imza dağıtıp bol bol fotoğraf çekildik.
Saat ikiden beşe kadar onlarlaydım. Şimdiyse en sonunda eve dönmüştük.
O kadar yorulmuştum ki eve gelir gelmez kendimi kanepeye atıp yayılarak uyuyakaldım.
Yarın okul vardı...
Ve tabii ki sınavlar..
Hayatımın böyle bir hal alacağını hiç tahmin edemezdim ama her şey o kadar güzeldi ki...
Her şey, gerçekten her şey çok güzeldi.
Bölüm etkileşimi
