Geçmişin Gölgesinde kitap kapağı

10. bölüm / 18

SAHTE BİR EVET

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: SAHTE BİR EVET

Bazı kararları insan verdiği anda değil, o kararların sonuçlarıyla baş başa kaldığında anlıyordu.

Ben de galiba şimdi anlıyordum.

Aras’ın motorundan inip birkaç adım arkasından uzaklaştığım anda, birkaç gün önce verdiğim kararın ne kadar büyük olduğunu ilk kez gerçekten hissettim. O gün yalnızca bir çıkış yolu gibi görünen şey, şimdi önümde yükselen kocaman bir duvar gibiydi.

Evleniyordum.

Bu kelimeyi yalnızca içimden geçirmek bile kalbimi sıkıştırmaya yetiyordu. Hem de hiç planlamadığım, hayalini bile kurmadığım bir şekilde evleniyordum. Beyaz bir gelinlik, kalabalık bir salon, müzikler, kahkahalar ve insanların mutluluğumuza şahit olması...

Bunların hiçbirini yaşamayacaktım.

Çünkü benim evliliğim bir aşk hikâyesinin başlangıcı değildi.

Bir kaçışın sonucuydu.

Sahte bir evlilik.

Kendimi avutmak için bu iki kelimeyi defalarca tekrarlıyordum.

Sahteydi.

Gerçek değildi.

Aras'la birbirimizi sevmiyorduk. Bu evliliğin bir geleceği yoktu. Bir gün her şey bitecek, yollarımız ayrılacak ve ikimiz de kendi hayatlarımıza dönecektik.

En azından böyle olması gerekiyordu.

Peki neden içimdeki korku bu kadar gerçekti?

Neden sanki gerçekten hayatımın geri kalanıyla ilgili bir karar veriyormuşum gibi hissediyordum?

Belki de insanın hayatında ilk defa kendi geleceği hakkında karar vermesi böyle bir şeydi.

Ben şimdiye kadar hiçbir şeyi gerçekten kendim seçememiştim. Nerede duracağımı, ne söyleyeceğimi, kiminle konuşacağımı, ne zaman susacağımı bile başkaları belirlemişti.

Şimdi ise ilk defa önümde bir yol vardı.

Ve o yolu ben seçmiştim.

Ama seçtiğim yolun nereye çıkacağını bilmiyordum.

Aras’a güvenmek zorundaydım.

Asıl korkutucu olan da buydu.

Aras...

Adını içimden geçirdiğim anda yüzü gözlerimin önünde belirdi. Bana bakışı, konuşurken sesindeki sakinlik, bazen hiçbir şey söylemeden yanımda duruşu...

Onunla ilgili ne düşündüğümü ben bile bilmiyordum.

Ondan korkmalı mıydım?

Yoksa ona güvenmeli miydim?

Bunu hâlâ çözebilmiş değildim.

Ama bildiğim bir şey vardı.

Beni kurtarmak için elini uzatmıştı.

Ben de o eli tutmuştum.

Belki de hayatımda ilk defa birine güvenmek zorunda olduğum için bu kadar korkuyordum.

Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Hava kapalıydı. Sanki gökyüzü bile içimdeki karmaşayı anlamış gibiydi.

Birkaç gün sonra hayatım tamamen değişecekti.

Başka bir evde yaşayacak, başka birinin soyadını taşıyacak ve insanların karşısında Aras’ın eşi olacaktım.

Ama geceleri yalnız kaldığımda hâlâ Nare olacaktım.

Korkularıyla, geçmişiyle ve içinde kimseye anlatamadığı yaralarıyla...

Belki de en büyük korkum buydu.

Aras’ın karısı olmak değildi.

Kendimi bir başkasının hayatının içinde kaybetmekti.

Bir an gözlerimi kapattım.

“Her şey geçecek,” diye fısıldadım kendime.

Bunu söylerken inanmak istedim.

Babamın gölgesinin üzerimden kalkacağına, artık korkmadan nefes alabileceğime, geceleri kapının açılma sesinden irkilmeyeceğime inanmak istedim.

Belki de bütün bunlara inanmak için sahte bir evliliğe ihtiyacım vardı.

Belki de bazen insan özgürlüğüne giden yolu bulabilmek için hiç istemediği bir yola girmek zorunda kalıyordu.

Benim yolum da Aras’tan geçiyordu.

Ve bugün, o yolun ilk adımı atılacaktı.

Nikâh...

Kelime yeniden zihnimde yankılandı.

Kalbim hızlandı.

Daha birkaç gün önce hayatımın en korkunç şeyinin babam olduğunu düşünüyordum. Şimdi ise karşıma başka bir korku çıkmıştı.

Kendi hayatımı yeniden kurmak.

Kapıya doğru yürürken derin bir nefes aldım. Elimi kapının koluna uzattığımda parmaklarım titriyordu. İçeri girmeden önce son kez arkamı dönüp Aras’ın motoruyla gittiği yola baktım.

Motorun sesi çoktan duyulmaz olmuştu.

Ama ben hâlâ arkasından bakıyordum.

Belki de ilk defa hayatımda birinin kalıp kalmayacağını değil, benim kendi hayatımda kalıp kalamayacağımı düşünüyordum.

Aras ve Ege, Eliflerin evinin önünde durduklarında başımı kaldırıp etrafa baktım.

Elif’in evini yıllar sonra ilk defa görüyordum.

Eski mahallemizde değildik. Burası başka bir mahalleydi. Küçüktü ama güzeldi. Sokak lambalarının çoğu doğru düzgün çalışmıyordu. Bu yüzden etraf karanlıktı.

Kapının önünde bizi bekleyen bir kadın vardı.

Yüzünü tam olarak seçemiyordum ama kim olduğunu anlamam uzun sürmedi.

“Anne.”

Elif motordan inip kapının önünde bekleyen kadına sarıldığında gözlerimi ondan alamadım.

Zeynep teyze...

Annemin benim asla görüşmemi istemediği kadın.

Onu görürsem saatlerce dayak yerdim.

Annem, Zeynep teyze ile görüşmemi istemezdi. Nedenini hiçbir zaman tam olarak anlayamamıştım. Ama Zeynep teyze beni gizli gizli görürdü. Bazen Elif’le buluştuğunda beni de yanına çağırır, bana yemek getirirdi.

Elif’e ne alırsa bana da aynısını alırdı.

Oyuncak, kıyafet, kitap...

Ne olursa olsun beni de düşünürdü.

Bir keresinde neden bunları yaptığını sormuştum.

Bana yalnızca gülümseyip,

“Seni çok seviyorum.”

demişti.

Ben de küçüktüm.

İnanmıştım.

Belki de gerçekten beni çok seviyordu. Bunun altında başka bir şey aramamıştım. Sonuçta bir çocuk için bir yetişkinin ona sevgi göstermesinden daha güzel ne olabilirdi?

Mahalledeki kadınlar annemden ve babamdan korkarken Zeynep teyze asla korkmazdı. Beni onların göremeyeceği yerlerde sever, başımı okşar, karnımı doyururdu.

Çocukken bazen Elif’le kardeş olmayı dilerdim.

Belki kardeş olsaydık Zeynep teyze benim de annem olurdu.

Şimdi ise yıllar sonra onun karşısında duruyordum.

Aras’ın motorundan yavaşça indim. Kaskımı çıkarıp Aras’a uzattım.

O sırada Zeynep teyze bana doğru baktı.

Birkaç saniye hiçbir şey söylemeden öylece kaldı.

Sonra yavaşça bana doğru yürümeye başladı.

Gözleri dolmuştu.

Dudakları titriyordu.

Ağzından yalnızca tek bir kelime çıktı.

“Nare...”

O an ne diyeceğimi ben de bilmiyordum.

Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Bacaklarımı hissetmiyordum. Sanki yeniden küçülmüş, ne yapacağını bilemeyen bir çocuk olmuştum.

Yavaşça ona doğru yürüdüm.

Ve sarıldık.

Yılların özlemi, o an binanın önünde, küçük Eyüpsultan sokaklarında son buldu.

Zeynep teyzenin kokusu bile çocukluğumu hatırlatmıştı.

Belki de onu en son gördüğümde on yaşındaydım.

O gün eski mahallemizden taşınırken arabanın arkasından koştuğumu hatırladım. Hem Elif’in hem de Zeynep teyzenin gitmesini istememiştim. Araba mahalleden çıkana kadar peşlerinden koşmuştum.

Ağlıyordum.

Belki giderlerken vazgeçerler diye düşünüyordum.

Ama vazgeçmemişlerdi.

Gitmek zorundaydılar.

Mesleki görevdi.

O zaman bunu anlayamayacak kadar küçüktüm.

Şimdi ise aradan tam on üç yıl geçmişti.

On üç yıl...

Ben büyümüştüm.

Ama bazı acılarım hâlâ benimleydi.

Onları geride bırakmam gerekiyordu.

Belki de bu yüzden Zeynep teyzenin burada olması bana iyi gelmişti. Elif de buradaydı.

Çocukluğumdan kalan iki güzel insan yeniden hayatımın içindeydi.

Ve ben...

Yarın sabah evlenecektim.

İstemesem de evlenecektim.

Sahte bir evliliğin içine girecektim.

Bu yaptığımız planı en güvendiğim bir kişiye daha anlatmak istiyordum. Çünkü annem ve babamın bana sahip çıkmayacağını artık çok iyi biliyordum.

Ama Zeynep teyze bana sahip çıkardı.

Bunu biliyordum.

“Nare, sen misin gerçekten?”

Zeynep teyze ellerimi tutup yüzüme bakıyordu. Beni baştan aşağı süzüyor, sanki yıllardır kaçırdığı her anı gözleriyle tamamlamaya çalışıyordu.

“Ne kadar güzel bir genç kadın olmuşsun... Ne kadar büyümüşsün. İnanmıyorum. Sana kaç yıl oldu seni görmeyeli?”

Hafifçe gülümsedim. Burnumu çektim. Gözlerimden yaşlar hâlâ akmaya devam ediyordu.

“On üç yıl oldu.”

Zeynep teyze bir kez daha bana sarıldı.

“Güzel kızım benim...”

Gözlerimi kapattım.

O iki kelime bile içimde bir yerlere dokunmuştu.

Güzel kızım.

Yıllardır birinin bana böyle söylemesini özlemişim.

Vücudumdaki izler tamamen geçmemişti ama artık azalmaya başlamıştı. Hava karanlıktı. Zeynep teyze de bu yüzden pek fark etmemişti.

İçimden sessizce dua ettim.

Umarım eve geçtiğimizde fark etmez.

Umarım anneme ve babama çok kızmaz.

Zeynep teyze bana sarılmayı bıraktığında Ege ve Aras’a döndü.

“Gençler, size de teşekkür ederim. Kızlarımı sağ salim getirdiniz.”

Ege hemen gülümsedi.

“Ne demek efendim. Kızların başına bir şey gelmesin, saat kaç olursa olsun getiririz.”

Ege’nin sesindeki heyecanı fark etmemek mümkün değildi. Ne de olsa evin damadı olacaktı.

Elif’in yüzündeki gülümsemeyi görünce istemsizce ben de gülümsedim.

Ama içimde başka bir düşünce vardı.

Ben de yarın birinin eşi olacaktım.

Sadece benimki gerçek olmayacaktı.

Zeynep teyze ikimize bakıp başını kapıya doğru çevirdi.

“Hadi kızlar, eve geçelim.”

Elif’le aynı anda başımızı salladık.

Tam içeri girecekken Elif annesine döndü.

“Anne, bize iki dakika müsaade etsen? Bizimkileri uğurlasak. Babam da zaten evde yok. Çok beklemeyiz, lütfen.”

Zeynep teyze gözlerini devirdi.

“Tamam ama sadece iki dakika. İki dakikayı bir saniye bile geçerseniz polisi arayıp kızlarımı taciz ediyorlar diyeceğim.”

Aras ve Ege korkudan hiçbir şey söylemeden öylece kaldılar.

Elif annesine gülümseyerek baktı.

“Tamam anne, sadece iki dakika.”

Zeynep teyze başka hiçbir şey söylemeden binaya girdi.

Gözlerim Aras’a kaydı.

Yavaşça ona doğru yaklaştım.

İçimde biraz önce başlayan huzursuzluğun nedenini bilmiyordum ama onunla konuşmak istiyordum.

“Ailene söyleyecek misin?”

Aras birkaç saniye sustu. Sonra gözlerini gözlerime çevirdi.

“Söyleyeceğim. İster seni kabul etsinler ister etmesinler, umurumda değil. Ben bu hayatı seçtim. Artık bana karışamazlar.”

Kalbim sıkıştı.

“Aras, emin değilsen söyleme...”

Sözümü keserek bana yaklaştı.

“Nare, eminim. Seninle bu yalanı söylemeye de, seninle evlenmeye de hazırım, tamam mı? Eğer benden korkuyorsan merak etme. Sözümü tutacağım.”

Hafifçe gülümsedim.

Tam o sırada gözüm sokağın karşı tarafında, sokak lambasının altında duran simsiyah bir arabaya kaydı.

Parlak siyah bir arabaydı. Camları o kadar koyuydu ki içerisini görmek mümkün değildi. Sokak lambasının zayıf ışığı arabanın üzerinde belli belirsiz parlıyor ama içeride birinin olup olmadığını anlamama izin vermiyordu.

İçi boştu belki.

Belki de değildi.

Nedenini bilmediğim bir huzursuzluk içimi kapladı.

“Nare, hadi. İki dakika dolmadan gidelim artık. Annem yoksa gerçekten buraya polisi yığar.”

Elif’in sesiyle irkildim.

Gözlerimi hâlâ arabadan ayıramıyordum. Camların arkasında ne olduğunu, içeride birinin oturup oturmadığını göremiyordum.

Sadece orada duruyordu.

Sessizce.

Sonunda gözlerimi arabadan ayırıp Elif’e baktım.

“Tamam, hadi gidelim.”

Elif, Ege’ye yaklaşıp yanağına küçük bir öpücük kondurdu. Ege’nin yüzündeki gülümseme o kadar belliydi ki istemsizce gülümsememek elde değildi.

Aras ise sadece bana bakıyordu.

Zeytin yeşili gözlerini gözlerimden ayırmıyordu.

Beni öpmek istediğini hissedebiliyordum.

Ama yapmıyordu.

Sözünü tutuyordu.

İçimde tarif edemediğim bir şey kıpırdadı.

Belki de onun verdiği söze gerçekten sadık kalması beni şaşırtmıştı.

Belki de uzun zamandır ilk kez bir erkeğin söylediği bir söze inanmak üzere olduğum için korkuyordum.

Elif elimden tuttu ve beni binaya doğru çekti.

Bina kapısının önüne geldiğimizde durdum.

Son kez Aras’a baktım.

Kaskını yavaşça kafasına geçirdi. Motoruna bindi ve çalıştırdı. Motorun sesi gecenin sessizliğini kısa bir anlığına doldurdu.

Aras bana doğru baktı.

Ben de ona baktım.

Sonra motorun direksiyonunu çevirdi. Bir an daha durdu. Son kez gözlerime baktıktan sonra gaza bastı.

Evine gidiyordu.

Ailesine benim hamile olduğumu söylemeye...

Başımı eğdim.

Onun ailesinin bu haberi nasıl karşılayacağını bilmiyordum. Benim başıma gelenlerin, benim yüzümden Aras’ın da başına gelmesini istemiyordum.

Umarım ona zarar vermezlerdi.

Umarım benim hayatımda yaşananlar onun hayatına da bulaşmazdı.

Motorun sesi yavaş yavaş uzaklaştı.

Bir süre sonra mahalleden tamamen çıktı.

Elif bina kapısını açtı.

Dördüncü katta oturuyorlardı.

Merdivenleri çıkarken içimdeki huzursuzluk yeniden büyümeye başladı. Sokağın karşısındaki o siyah araba hâlâ aklımdaydı.

Dördüncü kata çıktığımızda Elif’le birlikte kapının önünde durduk.

Elif zile bastı.

Birkaç saniye bekledik.

Sonra kapı açıldı.

“Buyurun kızlarım.”

Zeynep teyzenin gözleri doğrudan bana kaydı.

Bir anda yüzündeki ifade değişti.

“Nare... Bu ne hâl?”

Olduğum yerde kaldım.

Karanlıkta çok fazla fark etmemişti. Ama şimdi binanın sarı ışıkları altında beni çok daha net görebiliyordu. Vücudumdaki izleri, yüzümdeki yorgunluğu ve saklamaya çalıştığım her şeyi...

“Anne, eve geçelim. Sana anlatacak çok şeyimiz var.”

Zeynep teyze hâlâ yaşadığı şoku atlatamamıştı.

Hiçbir şey söylemeden bana bakıyordu.

“Nare, geç içeri.”

Elif’in komutuyla ayakkabılarımı çıkarıp eve girdim.

Daha kapıdan içeri adımımı attığım anda burnuma temiz ev ve yemek kokusu doldu.

Yıllardır hasretini çektiğim bir kokuydu bu.

Aile kokusu...

Bir evin içinde yemek pişmesinin, temiz çamaşırların, insanların birbirine ait olmasının kokusu.

Yavaşça kapıdan geçtik. Sağ tarafta salon vardı. Elif eliyle salonu gösterince içeri girdik.

Koltuğa dikkatlice oturdum.

“Kabanını alayım mı, Nare?”

Kabanımı çıkarıp Elif’e uzattım. Altımda hâlâ çizgili pijamalarım vardı. Evden nasıl çıktıysam hâlâ o şekilde duruyordum.

Bu kıyafetlerle eşya bakmış, ev gezmiş, hatta sahte bir evliliğin hazırlıklarını yapmıştım.

Hiç utanmamıştım.

Ama şimdi Zeynep teyze karşımda oturmuş beni dikkatlice süzerken nedense yüzüm kızarıyordu.

Elif yanıma oturdu.

“Evet, anlatın bakalım. Neler oluyor?”

Zeynep teyzenin sözleriyle Elif’le birbirimize baktık.

“Anne, önce bir çay koysaydık.”

“İçersiniz çayı. Siz anlatın. Neler oluyor? Sana neler oldu, Nare? Başına neler geldi? Anlat.”

Anlatmak zorundaydım.

On üç yılda başıma gelen her şeyi anlatmak zorundaydım.

Ama korkuyordum.

Zeynep teyzenin tersinin ne kadar kötü olduğunu çocukken bile görmüştüm. Annemle babama kızdığı zaman nasıl değiştiğini hatırlıyordum.

Anlattıklarımı duyduktan sonra yine aynı şeyi yaparsa...

Ya annemin ve babamın peşine düşerse?

Derin bir nefes aldım.

Yavaşça gözlerimi kapattım. Göğsüm o kadar şişmişti ki kalbim sanki kaburgalarımın arasına sığmıyor, dışarıda atıyormuş gibi hissediyordum.

Gözlerimi açıp Zeynep teyzeye baktım.

“Ben evleniyorum, Zeynep teyze.”

Bir an sustum.

“Yarın. Hem de.”

Zeynep teyze şaşkınlıkla bana baktı.

“Kızım, oradan niye girdin şimdi?”

“Elif, sözümü kesme.”

Zeynep teyzenin sesi bir anda ciddileşti. Kaşlarını çatıp bana döndü.

“Devam et. Ne demek evleniyorum?”

“Zeynep teyze, sana hikâyeyi en başından anlatayım.”

Başımı hafifçe eğdim.

“Ortaokuldayken sana anlattığım birisi vardı. Benimle sürekli uğraşıyor diye sana anlatıyordum. Hatta bir gün okula gelmiştin. Annem olmadığın için sana bir şey yapamamışlardı. Hatırladın mı?”

Zeynep teyze kısa bir süre düşündü.

“Evet, hatırladım.”

“O çocuk Aras’tı.”

Bir an durup devam ettim.

“Az önce motorundan indiğim Aras.”

Zeynep teyzenin yüzündeki şaşkınlık yerini sert bir ifadeye bıraktı.

“Kızım, sana zorbalık yapan birinin motorunda ne işin var?”

“Anne, bir dur da devamını anlatsın.”

Elif araya girince Zeynep teyze derin bir nefes aldı ama gözlerini benden ayırmadı.

“Bir akşam okuldan çıktım. Eve gidiyordum. Ana yolda yürürken bir motorun kaza yaptığını gördüm. Ambulansı aradılar. O an ne düşündüm bilmiyorum ama ambulansla birlikte hastaneye gittim.”

Parmaklarımı birbirine geçirdim.

“Kaza yapan kişi Aras’tı.”

Zeynep teyzenin gözleri büyüdü.

“O akşam Ege hastaneye gelene kadar Aras’ın yanında kaldım. Bu yüzden eve geç kaldım.”

Boğazım düğümlendi.

“Eve geç kaldığım için babam bana şiddet uyguladı. Bir süre sonra kendimden geçmeye başladım. Sesleri çok az duyuyor, babamı çok zor görebiliyordum. Bir ara telefonda biriyle konuştuğunu duydum. Sonra birine uyuşturucu satmak için evden çıktı.”

Zeynep teyzenin yüzündeki ifade değişmişti.

Soluksuz beni dinliyordu.

“Babam tekrar eve geldiğinde saatin kaç olduğunu hatırlamıyorum. Ama yavaş yavaş kendime gelmeye başlamıştım.”

Gözlerimi yere indirdim.

“Sonra beni namussuz diyerek tekrar dövdü.”

Elif’in eli sessizce elimin üzerine geldi.

“Babam uyuşturucuyu Aras’ın eski sevgilisine satmış. Aras o kızdan ayrılmış. Kız da bilgisayardan anlayan biriymiş. Beni, ailemi, evimi, nerede oturduğumu araştırmış. Sonra babama ulaşmış.”

Nefesim kesilir gibi oldu.

“Uyuşturucu karşılığında babama benim Aras’la evlilik dışı birlikte olduğumu söylemiş.”

Odaya ağır bir sessizlik çöktü.

“Babam bunu duyunca beni tekrar dövdü. Sonra beni öldü sanıp bıraktı.”

Sesim neredeyse fısıltıya dönmüştü.

“Sabah komşular beni baygın hâlde bulmuş. Ambulansla Elif’in çalıştığı hastaneye götürmüşler. Orada Elif’le karşılaştık.”

Elif’e kısa bir an baktım.

“Sonra babam hastaneye geldi. Aras da benimle evleneceğini söyledi.”

Zeynep teyze bana bakmaya devam ediyordu.

“Hem annemle babamdan kurtulmam için hem de bu yalan yüzünden beni rahat bırakmaları için... Aras ailesine benim hamile olduğumu söyleyecek. Bu yüzden de hemen evlenmemiz gerektiğini söyleyecek.”

Bir süre hiç kimse konuşmadı.

Sonunda Zeynep teyze kaşlarını çatarak bize baktı.

“Nare... Elif... Siz benimle dalga falan mı geçiyorsunuz?”

Söylediklerim karşısında şok olmuştu.

Belki de bana inanmamıştı.

O an karşımda kahkahalarla gülmeye başlasa bile şaşırmazdım.

Elif dudaklarını birbirine bastırdı.

“Anne, anlamadıysan en başından bir daha anlatalım istersen.”

“Yok kızım.”

Zeynep teyze gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

“Bu anlatılanlara benim midem daha fazla dayanmaz.”

Sonra yeniden bana döndü.

“Şimdi yarın nikâhın var ama Aras’ın ailesi seni hamile olarak bilecek, öyle mi?”

“Evet.”

Başımı salladım.

“Eşya, ev... Her şey ayarlandı. Yarın sabah saat sekizde nikâhımız var. Elif, senin bir arkadaşında beyaz bir elbise var demiştin. Onu giyeceğim. Aras da kuzeninin düğününde giydiği damatlığı giyecek.”

Bir an durdum.

“Şu an sadece bizden başka sen biliyorsun evliliğin sahte olduğunu.”

Zeynep teyze bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra yüzüme ciddi bir ifadeyle baktı.

“Nare, illaki ailesi sana göbeğin büyüdü mü diye soracak. Dokuz ay boyunca nasıl hamile gibi davranacaksın? Hadi bir şekilde hamile taklidi yaptın... Bebek olmadığını görünce ne diyeceksiniz? Hiç düşündünüz mü?”

Elif gülümseyerek araya girdi.

“Düşündük anneciğim. İkinci ya da üçüncü ayında bebeği kaybetti diyeceğiz. Böylece bebek yalanını daha fazla sürdürmek zorunda kalmayacağız.”

Zeynep teyzenin yüzü yeniden gerildi.

“Tamam ama siz aynı evin içinde yaşayacaksınız. Aynı odada, aynı yatakta kalacaksınız. Çocuğu sevmiyorsun, doğru düzgün tanımıyorsun.”

“Onu Aras’la anlaştık.”

Zeynep teyzenin gözlerinin içine baktım.

“Yatak odasına, yatağıma asla girmeyecek. Bana asla dokunmayacak. O da kabul etti. Zaten anlaşamazsak boşanırız dedik.”

Zeynep teyze bir anda ayağa kalktı.

“Bu kadar kolay mı? Evlenmek de boşanmak da bu kadar kolay mı sizin için?”

Sözleri içimde biriken her şeyi harekete geçirmişti.

“Ne yapayım, Zeynep teyze?”

Sesim yükseldi.

“Sen söyle, ne yapayım? Bir şey söyle, yapayım. Ben de istemiyorum evlenmeyi. Ben de istemiyorum bütün bunları. Ama mecburum.”

Gözlerim yeniden doldu.

“Eve geri dönersem sabahında cenazem çıkar. Babam öz evladını bu hâle getirdiyse eve geri döndüğümde kim bilir bana neler yapar.”

“Öz evladı deme!”

Zeynep teyzenin sesi ilk defa bana karşı bu kadar yüksek çıkmıştı.

Şaşkınlıkla ona baktım.

O da birkaç saniye sonra sesini yumuşattı.

“Öz evladı gibi davranmıyor sana. O yüzden kızdım.”

Gözlerimden yaşlar akmaya devam ederken başımı eğdim.

“Tamam. Haklısın.”

Zeynep teyze derin bir nefes aldı.

“Ama bakın, çok dikkatli olacaksınız. Okula gidiyorum dedin, Nare. Üniversiteye gidip gelirken özellikle çok dikkatli ol.”

İstemeden hafifçe gülümsedim.

“Yok, okul derken... Anaokulu öğretmeniyim ben. Üniversiteyi bitirdim.”

Zeynep teyzenin yüzü bir anda değişti.

Gözleri büyüdü.

“Ay, sen ciddi misin?”

Başımı salladım.

“Öğretmen mi oldun sen?”

Daha cevap vermeme fırsat kalmadan bana doğru geldi ve sıkıca sarıldı. Öyle sıkı sarılmıştı ki bir an nefesim kesilecek sandım.

Ama uzun zaman sonra ilk kez bundan şikâyet etmek istemedim.

Çünkü biri bana sarılırken, sanki gerçekten gurur duyduğu birine sarılıyormuş gibi hissediyordum.

Saatlerin nasıl geçtiğini hiçbirimiz anlamadık.

Bazen aynı anda gülüyor, bazen de sohbetin tam ortasında susup ağlamaya başlıyorduk. Çocukluğumdan, Elif’ten, Zeynep teyzeden, geçmişten ve gelecekte ne olacağından konuştuk.

Bu gece bütün duyguları yaşamıştık.

Belki de yirmi üç yıllık hayatımda ilk kez bu kadar huzur duyduğum bir geceydi.

Yarın gece neler olacağını bilmiyordum.

Aras’ın ailesi beni nasıl karşılayacaktı?

Verdiğimiz bu karar bizi nereye götürecekti?

Nikâhtan sonra hayatım nasıl değişecekti?

Bunların hiçbirini bilmiyordum.

Ama bu geceyi asla unutmayacağımı biliyordum.

Elif’le balkonda oturmuş çay içiyorduk. Önümüzde çekirdek vardı. Bir yandan çekirdek çitliyor, bir yandan da yıllardır birbirimize anlatamadığımız her şeyi anlatıyorduk.

Bazen tanımadığımız insanların bile dedikodusunu yapıyor, sonra hiçbir şey olmamış gibi gülmeye devam ediyorduk.

Evin balkonu sokağa bakıyordu.

Gözlerim istemsizce yeniden sokak lambasının altındaki siyah arabaya kaydı.

Hâlâ oradaydı.

İlk gördüğüm andan beri içimde tuhaf bir his bırakmıştı. Simsiyah bir arabaydı. Camları bile siyahtı. İçeride birinin olup olmadığını, arabanın boş mu dolu mu olduğunu anlamak imkânsızdı.

Ama nedense sürekli ona bakıyordum.

“N’oldu, niye bakıyorsun arabaya?”

Elif’in sesiyle irkildim.

Başımı ona çevirip tekrar sokağı gösterdim.

“Şu sokak lambasının altındaki arabaya bakıyorum ya. Çok tuhaf hissettiriyor. Simsiyah resmen. Camından içerisi bile görünmüyor.”

Elif hafifçe bana yaklaştı.

“O araba Ege’nin kuzeninin.”

Kaşlarımı çattım.

“Elif, ne diyorsun?”

“Ege aşiret ya. Kuzenini aradı. İstanbul’daki adamlarını gönderdi. Sürekli bizi gözetliyorlar.”

Elimdeki çekirdeği unuttum.

“Aşiret mi? Ege aşiret mi?”

Elif bana bakıp gözlerini devirdi.

“Herhâlde kızım. Ne sandın? Hem de öyle böyle değil.”

Sonra yüzünde yaramaz bir gülümseme oluştu.

“Yani Aras’la evlenmesen, kuzeni tam senlik. Yemin ediyorum.”

“Saçmalama Elif.”

Gülerek başımı salladım.

“Benim adetlerim onlara, onların adetleri bana uymaz.”

“Kızım ne adeti? İnsanlar ya, aşiret olsa ne olur? Tamam, kabul, biraz kalabalıklar ama çok iyi insanlar. Ben kuzeniyle tanıştım.”

Bir an durup düşünmeye başladı.

“Adı neydi ya?”

Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Sevgilisi vardı ama sevgilisinin kuzeninin adını hatırlamaya çalışıyordu.

“Ha, Mehmet!”

Elif parmağını havaya kaldırdı.

“Hatırladım. Vallahi evin en büyük oğlu. Keşke Aras’tan önce onu tanısaydın. Belki bunların hiçbirini yaşamazdın.”

Gülümsemem yavaşça kayboldu.

“Keşke.”

Bir an sustum.

“Ama şu an Aras var. Aras benimle nikâh kıymayı kabul etti. Onu yarı yolda bırakamam.”

“Nare kızım, emin misin?”

Zeynep teyzenin sesiyle ona döndüm.

Hâlâ emin değildi.

Aras’ın beni üzmesinden korkuyordu. Belki de yıllar önce beni koruyamadığı için şimdi hayatıma girecek herkesi sorgulamak istiyordu.

Zeynep teyzeye baktım.

“Eminim, Zeynep teyze.”

Gözlerimi kaçırmadan devam ettim.

“O evden kurtulmak istiyorum. Ben... yaşamak istiyorum.”

Bunu söylerken sesim titremedi.

Çünkü ilk defa gerçekten yaşamak istediğimi hissediyordum.

Korkmadan uyanmak istiyordum.

Kapının her açılışında irkilmeden yaşamak, söylediğim her kelimenin hesabını vermemek, bir günün sonunda eve giderken başıma ne geleceğini düşünmemek istiyordum.

Ve belki de ilk kez önümde gerçekten bir çıkış yolu vardı.

Aras sayesinde.

Aras benim canımı kurtarıyordu.

“Anne, iyice uykun gelmiş. Konuşurken bile zorlanıyorsun.”

Zeynep teyzeye baktım.

Gerçekten de göz altları mosmor olmuştu. Önümde duran telefonu elime alıp saate baktım.

05.27.

Ve benim saat sekizde nikâhım vardı.

“Ben yatayım o zaman kızlar. Siz de çok geç kalmayın. Sabah erken kalkacağız.”

Zeynep teyze yavaşça ayağa kalktı.

“Anne, sabah oldu zaten.”

Elif’in sözleriyle gülmemek için kendimi zor tuttum.

“Tamam, dalga geçme. Sen de laf sokacak yer arıyorsun.”

Elif gülümseyerek annesine baktı.

“E ne yapayım, fırsat veriyorsun.”

“Hadi, yatın siz de. Baban yok diye evi boşladın iyice.”

“Nerede baban, Elif?”

“Uzaktan bir akrabası ölmüş. Rize’ye gitti. Üç gün gelmeyecekmiş.”

Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.

“Ev üç gün bizim yani.”

“Senin.”

Elif’e bakıp kaşlarımı kaldırdım.

“Unuttun mu? Ben yarın başka bir evde olacağım.”

“Aman canım, seninki zaten yalan evlilik. Nikâhtan sonra bize gelirsin, sabaha kadar otururuz. Okul da yok zaten.”

“Niye okul yok, Nare?”

Zeynep teyzenin sorusuyla başımı kaldırıp ona baktım.

“Okul yandı. İçi dışı kül içinde. İki hafta tatil edildi. Belki tatil uzayabilir de.”

“Tamam işte, bizde kal. Burada otururuz sabaha kadar.”

Elif bunu söylerken oldukça mutluydu.

“Ona iş yok ama sana var, Elif Hanım. Unuttun mu? Sen hemşiresin.”

“Öff anne ya.”

“Öfleme anneye.”

İkisi o kadar komikti ki gülümsemeden edemedim.

Ben hiçbir zaman böyle bir anne-kız ilişkisi yaşamamıştım.

Annem çoğu zaman alkol içip eve gelirdi. Eve geldiğinde benimle iki kelime bile konuşmadan doğrudan yatak odasına gider, sızıp kalırdı.

Annemle en son ne zaman gerçekten konuştuğumuzu bile hatırlamıyordum.

Zeynep teyze bir süre sonra yanımızdan ayrıldı.

Balkonda yalnızca Elif’le kalmıştık.

Gözüm arada bir yine o siyah arabaya kayıyordu.

“Bu kadar mı merak ettin kız arabanın içindekileri?”

Elif bana gülerek baktı.

“Merak etme, Mehmet burada değil. Mehmet Mardin’de.”

“Ne merak edeceğim Elif? Sen de yani... Hem sevgilin var hem de elin adamını bana tanıtıyorsun.”

“Kızım, kendime mi diyorum? Eğer Aras’tan boşanırsan boşta adam var yani.”

“Ben Aras’tan boşansam bile o adam zaten evlenir. Bir de aşiret diyorsun. Kim bilir o adamın peşinde kaç kişi vardır.”

Elif başını salladı.

“Öyle de Mehmet konaktan çok çıkmaz ki. Ege beni ailesiyle tanıştırdığında bile Ege’ye çok soğuktu. Öz kuzeni bir de.”

“Öz kuzenine bunu yapan bana neler yapar acaba, kim bilir.”

Gülerek başımı salladım.

“Bana köle gibi davranır hem. Bir de şu an Aras var. Aras’a bir anda, ‘Yok Aras, ben vazgeçtim. Ege’nin kuzeni Mehmet’le evleneceğim,’ diyemem ya.”

“Orası da doğru.”

Elif derin bir nefes aldı.

“Aman neyse, bırak şu Mehmet’i de. Yarın heyecanlı mısın?”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Ben mi bırakayım konuyu? Konuyu açan zaten sensin.”

Elif gülmeye başladı.

“Ayrıca nikâh için heyecanlı da değilim. Yirmi dakikalık süreç için neyine heyecanlanacağım? Nikâhtan sonra eve gidip temizlik yapılacak, sonra eşyalar yerleştirilecek. Yarın çok iş var. Bence uyusak daha iyi. Zeynep teyze haklı, dinlensek iyi olur.”

Elif başını iki yana salladı.

“Off, sen var ya tam annemsin. Annemin kızı sen misin, ben miyim belli değil.”

“Ben yarın evlenecek olan kişiyim ama.”

“Kızım, evleneceksin de ne olacak sanki? Aras’ın koynuna mı gireceksin?”

“Hayır, koynuna girmeyeceğim. Ama yarın temizlik yapılacak ve eşyalar düzenlenecek.”

“Off, tamam ya!”

Elif biraz düşündükten sonra bana döndü.

“O zaman haftaya bu balkonda tekrardan toplanıyoruz. Ben haftaya her gün mesai yaparım, mesaileri toplarım. Cumartesi ve pazar için izin alırım. Sonra zaten senin okulun açılır, zor toplanırız burada.”

Gözlerimin içine baktı.

“Tamam mı? Kabul mü?”

Gülümsedim.

“Tamam.”

“Kabul.”

Elif’le birlikte balkonu toplamaya başladık. Çay içtiğimiz bardakları ve çekirdek çöplerini koyduğumuz kaseleri alıp mutfak tezgâhının üzerine bıraktık.

“Mutfağı da toplasaydık, Elif. Dağınık kalmasın.”

Elif bir anda durup bana baktı.

“Yemin ederim DNA testi yaptıracağım. Sen benim kayıp ikizim falan mısın? Anneme bu kadar benzeyemezsin ya.”

Gülümsemek istedim ama içimde birikenler buna izin vermedi.

“Keşke kardeş olsak, Elif.”

Sesim yavaşça değişti.

“Keşke annem Zeynep teyze olsa. Akşamları yolumu gözleyen bir annem olsa... Temiz bir evim olsa. Her akşam taze yemek koksa evim.”

Gözlerim dolmaya başlamıştı.

“Keşke istemediğim, âşık olmadığım bir adamla evlenmek zorunda olmasam. Yaşamak için yarın o nikâh masasına oturmasam.”

Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Elif’in gözlerine bile bakamıyordum.

Eğer göz göze gelirsek kendimi daha fazla tutamayacağımı biliyordum.

Bir anda bana sarıldı.

Öyle sıkı sarılmıştı ki Elif’in kollarının arasında kaybolduğumu hissettim.

“Geçecek kardeşim. Hiç merak etme. Aras senin için, seninle evleniyor. Sırf sen yaşayabilesin diye.”

Elif’in kollarından yavaşça ayrılıp yüzüne baktım.

“Elif, neden ama?”

Kaşlarımı çattım.

“Başka bir nedeni de olmalı. Aras beni sevmiyor. Bana dokunmayacak. Aras asla baba olamayacak. Ama neden benimle evlenmek istiyor?”

Elif bir süre sustu.

“Bunu ben de sordum ona.”

Mutfağın tezgâhına yaslandı.

“Babasından çok çekmiş. O da senin gibi. Tabii onu koruyan annesi ve abisi olmuş ama babasından gerçekten çok çekmiş. Sırf babasından kurtulmak için, bir de Melis’le evlenmemek için seninle evleniyor.”

Gözlerimi ondan ayırmadan dinliyordum.

“Melis sürekli uyuşturucu satarmış. Kullanmazmış ama satarmış. Aras da böyle bir kadına ‘karım’ demek istemediği için seninle evleniyor. Ben de dedim ona, merak etme, sen ne zaman boşanmak istersen anında seni boşayacak.”

Bir an durdu.

“Sana âşık olsa bile.”

Elif’in Aras’la böyle bir konuşma yapmış olması içimi garip bir şekilde rahatlatmıştı.

Aras’ı koruyan bir annesi ve abisi vardı.

Beni koruyan ise sadece Elif’ti.

Elif benim canımdan, kanımdan değildi.

Ama aynı kanı taşısaydık bile onu bundan daha çok sevebileceğimi sanmıyordum.

Elif gözlerini siler gibi yapıp bana baktı.

“Hadi kızım, beni de ağlatacaksın. Duygusala bağladık iyice. Küçük Emrah gibi boynumuz büküldü. Hadi yatalım, zaten iki saat sonra kalkacağız.”

“Tamam.”

Pijamamın cebini kontrol ettim.

Telefonum yoktu.

Bir anda balkonda bıraktığımı hatırladım.

“Benim telefonum balkonda kalmış. Sen geç odana, ben de geliyorum.”

“Tamam. Sen benim yatağımda yatarsın, ben yerde yatarım. Annem yer yatağı yapmış.”

“Benim yüzümden senin düzenin bozuldu ya.”

“Boş ver, bozulsun. Sen dert etme. Hadi, telefonunu al. Hemen sonra gel odaya.”

“Tamam.”

Elif odasına geçti.

Ben de yeniden balkona çıktım.

Telefonum yerde duruyordu. Eğilip telefonu aldım ve pijamamın cebine koydum.

Tam içeri girecekken gözüm yeniden o siyah arabaya kaydı.

Bu sefer arabanın yanında beş adam vardı.

Beşi de takım elbiseli, dikkatli bakışlarla sokağı izliyordu.

Ve bana bakıyorlardı.

Bir an olduğum yerde kaldım.

Etrafıma baktım.

Balkondaki çiçek saksılarının yanında küçük bir defter ve bir tükenmez kalem vardı. Defteri elime alıp yazmaya başladım.

“Bizi beklediğiniz için hem size hem de Mehmet Bey’e çok teşekkür ederim. Mehmet Bey’i tanımıyorum, daha önce hiç görmedim ama tanışmayı çok isterdim. Bizim kim olduğumuzu, iyi niyetli ya da kötü niyetli olduğumuzu dahi bilmeden sizi gönderdi.

Belki de insanların dediği gibi çok sert birisi değildir.

Hayırlı akşamlar dilerim.”

Notu yazdıktan sonra sayfayı defterden kopardım. Sandalyenin üzerinde bir mandal sepeti duruyordu. İçlerinden bir tane mandal aldım.

Kâğıdı katlayıp mandalın arasına sıkıştırdım ve arabanın başında duran adamlara doğru fırlattım.

Hiç beklemeden salona kaçtım.

Balkonun perdesini çekip Elif’in odasına geçtim.

Odaya girdiğimde Elif çoktan yer yatağında uyumuştu.

Duvardaki saate baktım.

Saat altı olmuştu.

Bir saat sonra kalkacak, istemediğim nikâhım için hazırlanmaya başlayacaktım.

Derin bir nefes verip yatağa geçtim.

Havalar yavaş yavaş soğumaya başlamıştı. Kasım ayındaydık. Soğuk hava her zaman en sevdiğim şeylerden biri olmuştu.

Yorganın altına girdim.

Telefonumu açıp saat yedi için alarm kurdum.

Telefonumu kapatıp yastığımın altına koydum.

Yavaşça gözlerimi kapattım.

Ve birkaç saat sonra yaşayacaklarımı düşünmemeye çalışarak uykuya daldım.

Bu kararımdan dönersem eski hayatıma dönmek zorunda kalacaktım.

Ama nikâh masasından evlilik cüzdanıyla kalkarsam hayatımı ve özgürlüğümü kazanmış olacaktım.

Her şey o masada belli olacaktı.

“Nare... Nare, kızım kalksana. Ne uyudun ya!”

Elif’in sesi kulaklarımı tırmalıyordu.

“Kızım kalksana, geç kalacağız!”

“Geç saate kadar oturursak tabii böyle olur.”

Zeynep teyzenin sesi uzaktan geliyordu.

“Ben size ne dedim? Erken yatın dedim.”

“Nare, hadi kalk nolur yaa.”

Gözlerimi yavaşça açtım.

“Heh, şükür ya. Sonunda uyandın.”

“Elif, ne oldu?”

“Ne mi oldu? Nikâhın var! Hadi kalk, tarihe geçeceksin nikâhına geç kalmaktan.”

“Öff, tamam. Kalktım.”

“Hadi kalk çabuk. Elini yüzünü yıka, hemen makyajını yapalım.”

Yavaşça doğrulup yatakta oturdum.

“Kahvaltı yapsaydık, sonra hazırlansaydık.”

Elif gözlerini kocaman açtı.

“Saçmalama kızım, ne kahvaltısı? Nikâh salonu Bakırköy’deymiş. Eyüp’ten Bakırköy’e gideceğiz bir de.”

Başımı geriye yasladım.

“Off ya. Daha yakın bir yer yokmuş mu? Mesela Gaziosmanpaşa, Alibeyköy falan?”

“Bilmiyorum, yokmuş herhâlde.”

Zeynep teyze konuşmaya karıştı.

“Kızım, nikâh memuru Ege’nin akrabası değil mi zaten?”

“Elif’in anlattığına göre öyle.”

Elif hemen bana döndü.

“Tamam, nikâh memuru ama adam sizin nikâhınızı kıymayacakmış. Başkası kıyacakmış.”

“Ne alaka ya?”

“Bilmiyorum.”

Elif bir anda bana ciddi ciddi baktı.

“Nare, bir dakika içinde bu yataktan kalkmazsan seni döve döve kaldıracağım. Hadi kalk artık ya!”

“Tamam ya, kalktım!”

Yataktan kalkıp banyoya geçtim.

Yüzümü soğuk suyla yıkadım.

Birkaç saniye aynadaki yansımama baktım.

Bugün evlenecektim.

Bu düşünceyi hâlâ tam olarak kabullenemiyordum.

Yüzümü havluyla kurutup tekrar odaya döndüm.

Elif beni görünce sandalyeyi gösterdi.

“Tamam, yüzünü yıkadın. Şimdi ne yapacağız biliyor musun?”

“Bilmiyorum.”

“Otur şu sandalyeye. Sana makyaj yapacağım.”

Elif’in çalışma sandalyesine oturdum. O da küçük masayı önüme çekip makyaj malzemelerini ve fırçalarını dizmeye başladı.

O kadar fazla eşyası vardı ki...

İsimlerini bile bilmediğim birçok şey masanın üzerinde duruyordu.

Elif makyajımı yapmaya başladığında istemsizce çocukluğumuz aklıma geldi.

Çocukken Elif’in oyuncak makyaj malzemeleriyle evcilik oynardık.

O oyuncaklar şimdi gerçek olmuştu.

Çeşit çeşit markalar, allıklar, rujlar, rimeller...

Ve Elif büyümüştü.

Kadın olmuştu.

Ben ise sanki hâlâ çocuk kalmıştım.

İçimde hiç büyümeyen bir çocuk vardı.

Her şeye hasret kalmış, yaşayamadığı çocukluğunun içinde sıkışıp kalmış bir çocuk...

Ve o çocuk bugün burada gelin oluyordu.

Baba evinden çıkması gereken o çocuk, başka bir evden gelin çıkıyordu.

Belki de...

İyi ki bu evden gelin çıkıyordum.

Aradan epey zaman geçti.

Elif yüzüme bir şey sürdükçe başka bir şey sürüyordu. Bir noktadan sonra kafamı makyaj malzemeleriyle dolu bir kovaya sokmuş gibi hissediyordum.

“Elif, bitmedi mi ya?”

“Bitti. Son dudak kombosu kaldı.”

Bu sefer ne yapacağını biliyordum. Önce dudak kalemiyle dudaklarımın kenarlarını belirledi. Ardından ruju sürdü. Son olarak da dudak parlatıcısını uyguladı.

“Tamam. Bitti makyajın. Bak bakalım.”

Dolabın aynasına doğru baktım.

Aynanın karşısında çocuk Nare yoktu.

Genç bir kadın vardı.

Büyümüş Nare vardı.

Ve...

Gelin olmuş Nare.

Elif’e baktım. Mutsuz olduğumu belli etmemem gerekiyordu. Dudaklarımı biraz daha yukarı kaldırarak gülümsedim.

“Aferin kız, sen var ya... Hemşire değil, makyaj sanatçısı olman lazımmış.”

Elif gururla omuzlarını kaldırdı.

“Biz de beceriyoruz yani bir şeyler. İltifata gerek yoktu, her zaman elim beceriklidir.”

“Elif yaa.”

Gülümsedim.

Tam o sırada kapı açıldı.

“Kızlar, elbiseyi ütüledim. Nare kızım, hazırs—”

Zeynep teyzenin dili tutuldu.

Bana bakıyordu.

Uzun bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra gözleri dolu dolu oldu.

“Ne güzel olmuşsun, Nare.”

Bir anda heyecanlandım.

“Ay, gerçekten mi? Vücudumdaki izler belli oluyor mu?”

“Hayır, asla belli olmuyor. Zaten elbise uzun kollu. Yüzündeki izler de makyajla kapandı.”

İçimdeki endişe biraz olsun azaldı.

“Makyajın hazırsa hadi, elbiseni de giy.”

Elif, Zeynep teyzenin elinden elbiseyi aldı.

Elbise beyazdı. Eteği hafifçe kabarıyor, saten kumaşı ışığın altında yumuşak bir şekilde parlıyordu. Eteğin ortasından zarif bir dantel işlemesi geçiyordu. Kare yakalıydı. Kolları uzun ve tüldü. Belindeki açık renkli kemerin üzerinde küçük taş işlemeleri vardı.

Gerçekten çok güzel bir elbiseydi.

Elif gelinliği bana uzattı.

“Hadi, biz çıkalım. Sen giy.”

Elif, Zeynep teyzeyi de alarak odadan çıktı.

Üzerimdeki çizgili pijamalarımı çıkardım. Gelinliğin içinde zaten bir içlik vardı. Vücudum görünmeyecekti.

Elbiseyi dikkatlice giydim.

Arkası fermuarlıydı.

“Elif!”

Kapının ardından Elif’in sesi geldi.

“N’oldu Nare?”

“Elbisenin arkası fermuarlı. Yardım eder misin?”

“Tamam. Giydin mi gelinliği?”

“Evet, giydim. Gel.”

“Tamam.”

Kapı yavaşça açıldı.

Elif içeri girip bana baktığı anda o da Zeynep teyze gibi bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra gülümsedi.

“Ne güzel olmuşsun kızım.”

“Teşekkür ederim ama fermuarımı çekersen daha da güzel olacağım.”

Elif bir anda kendine geldi.

“He, dur.”

Arkamda durup elbisenin fermuarını yavaşça çekti.

Sonra ona doğru döndüm ve iki adım geri gittim.

“Oldum mu?”

Elif’in gözleri yeniden doldu.

“Kızım, olmak ne kelime? Annemin anlattığı masallardaki kızlar gibisin. Çok güzel oldun ya.”

Gülümsedim.

“Bak, tekrar soruyorum. Aras’tan vazgeçip Mehmet’i alabilirsin.”

“Elif!”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Ben bu gelinliği istemesem de Aras için giydim, tamam mı? Bu yoldan artık dönmem.”

Elif gülümseyerek başını salladı.

“Tamam, tamam. Şaka yaptım.”

Ama aynaya tekrar baktığımda söylediklerim zihnimde yankılanmaya devam etti.

Bu yoldan artık dönmeyecektim.

Bugün o nikâh masasına oturacaktım.

Binadan çıkıp Zeynep teyzenin arabasına bindik.

Mehmet’in adamları da siyah arabayla arkamızdan geliyorlardı.

Yolumuz yaklaşık bir saat sürdü. Saat sekizde olması gereken nikâh, yolun uzun sürmesi nedeniyle dokuza ertelenmişti.

Belediyenin nikâh salonunun biraz gerisinde durduk.

Arabanın camından dışarı baktığımda kapının önünde Ege ve Aras’ı gördüm.

Aras’ın yanında ona fazlasıyla benzeyen bir adam vardı. Sanırım abisiydi.

Abisinin yanında duran kadın ise büyük ihtimalle Aras’ın annesiydi.

Ege’nin yanında duran adamı ise daha önce hiç görmemiştim.

Uzun boyluydu.

Aras’tan bile uzundu.

Hafif kirli sakalı, özenle şekillendirilmiş saçları vardı. İlk bakışta dikkat çekecek kadar karizmatikti.

Sanırım Ege’nin nikâh memuru olan akrabasıydı.

“Nare kızım, sen şunu al.”

Zeynep teyzenin sesiyle ona döndüm.

Elime küçük bir gebelik testi verdi.

Şaşkınlıkla teste baktım.

“Bu ne?”

Zeynep teyze sanki dünyanın en normal şeyinden bahsediyormuş gibi bana baktı.

“Kızım, Aras’ın annesi burada. Ya sana ‘Hamile misin, kanıtın var mı?’ diye sorarsa? Bunu gösterirsin. Hadi, çantana koy. Kadın bir şey derse gösterirsin, tamam mı?”

“Anne, kimin ki bu?”

Elif’in şaşkınlıkla annesine bakmasıyla Zeynep teyze gülümsedi.

“Benim. Sana hamile olduğumu bu testle öğrenmiştim. Sakladım, hatıra olsun diye.”

Elindeki teste bakıp devam etti.

“Şimdi lazım oldu.”

Hiçbir şey söylemeden testi küçük el çantama koydum.

Zeynep teyze ikimize birden baktı.

“Kızlar, sakın bocalamak yok. Anlaşıldı mı?”

Başımı salladım.

“Nare, sen hamilesin. Arada bir miden bulanıyormuş gibi yap da kadın inansın.”

“Tamam.”

“Elif, sen de ‘İyi misin?’ falan de. Hemşiresin ya hani, ilgileniyormuş gibi yap.”

Elif gözlerini devirdi.

“Tamam anne, sen de rolüne iyice alıştın.”

Zeynep teyzenin yüzü bir anda ciddileşti.

“Kızım, burada Nare’nin hayatı söz konusu. Ben ister miyim sevmediği adamla evlenmesini? Ama yaşaması için buna mecburuz.”

Bir an sustu.

“Hadi, şimdi yavaşça inin. Arabadan inince sen Nare’nin yanına geç.”

Sonra bana döndü.

“Hemen çocukların yanına gidin. Aras’ın annesiyle tanış, tamam mı Nare? Hadi bakalım.”

Zeynep teyzenin sözünü dinledik.

Arabanın kapısını yavaşça açtım. Elif hemen yanıma geldi. Üzerinde uzun kırmızı bir elbise vardı. İnce topuklularıyla yürümekte zorlanıyordu ama buna rağmen yanıma gelip elbisemi düzeltti.

Arabadan indim ve kapıyı kapattım.

Elif’in koluna girdim.

Yavaşça Aras ve Ege’nin yanına doğru yürümeye başladık.

Merdivenleri ağır ağır çıktık.

Aras gözlerini benden ayırmıyordu.

Neden baktığını anlayamıyordum.

Yanlarına vardığımızda boğazım düğümlendi.

“Merhaba.”

Diyebildiğim sadece buydu.

Ne kadar konuşsam da ağzımdan başka bir kelime çıkmayacakmış gibi hissediyordum.

“Merhaba.”

Aras’ın annesi bana elini uzattı.

Tesettürlü bir kadındı. Üzerinde sade, mavi bir elbise vardı. Yüzünde ne sıcak ne de soğuk bir ifade bulunuyordu.

Yavaşça elini sıktım.

“Merhaba.”

Aras hâlâ gözlerini benden ayırmıyordu.

Ne bakıyordu bu kadar?

Dikkatimi ondan uzaklaştırıp Ege’ye döndüm.

“Nikâhımızı başkası kıyacakmış, doğru mu?”

Ege başını salladı.

“Doğru. İşi çıkmış. Çok şükür ki kuzenim hemen birisini ayarladı.”

Bir an Ege’ye baktım.

Kuzeni mi?

Az önce bu adamı Ege’nin nikâh memuru olan akrabası sanmıştım.

Yoksa...

Bu adam Mehmet miydi?

Adam bana doğru bir adım attı ve elini uzattı.

“Ben Mehmet Bolkan.”

Kalbim bir an duracakmış gibi oldu.

“Tanıştığıma çok memnun oldum.”

Yavaşça elimi uzattım.

“Ben de...”

Ama cümlemi tamamlayamadan nikâh salonunun kapısı açıldı.

“Nare Karaca ve Aras Demirhan! Nikâh salonuna buyurun lütfen.”

O an gözlerim istemsizce Aras’a kaydı.

Gerçekten başlıyordu.

“Bir dakika lütfen.”

Tam salona geçecekken Aras’ın annesinin sesiyle hepimiz durduk.

Kadın bana bakıyordu.

“Hamile olduğuna dair kanıtın var mı?”

Herkesin içinde bu soruyu sormasıyla olduğum yerde kaldım.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim.

Zeynep teyze iyi ki bana o gebelik testini vermişti.

Çantamı açıp testi çıkardım ve kadına uzattım.

“Buyurun.”

Testi eline verdiğimde gözlerinin içine baktım.

“İyice bakın lütfen. İnanmıyorsunuz sanırım.”

Kadın testi dikkatlice inceledi.

Çift çizgiyi görünce yüzündeki ifade değişti.

Bir an hiçbir şey söylemedi.

Sonra testi yeniden bana uzattı.

“Tamam, orada çift çizgi olabilir de nereden bilelim senin benim oğlumdan hamile olduğunu?”

Kaşlarımı çattım.

Kadın devam etti.

“Saf salak gördün çocuğu. Başkasından yaptın, oğlumu kandırıyorsun. Nereden bileceğim?”

“Ne diyorsun be sen?”

Kadının üzerine doğru bir adım attığım anda Aras beni kolumdan tutup geriye çekti.

“Anne!”

Aras’ın sesi sert çıkmıştı.

“Çocuk benim.”

Herkes susmuştu.

“Nare’ye güveniyorum. Nare’ye aşığım. Benden diyorsa bendendir.”

Aras annesinin gözlerinin içine bakıyordu.

“İnanmıyorsan gidebilirsin. Ama gidersen benim gibi bir oğlun olmaz, haberin olsun.”

Aras’ın annesi şok olmuştu. Gözleri oğlundan ayrılmıyordu.

“Oğlum, ben sadece emin olmak istedim. Yanlış anladınız.”

“Yanlış anlayacağımız şeyler yapma o zaman, anne.”

“Tamam.”

Aras elimden tuttu.

Sonra bana doğru baktı.

“Hadi.”

Bir an durdu.

“Çocuğumuz için.”

İstemeden hafifçe gülümsedim.

Birlikte kapıdan içeri girdik.

Nikâh salonuna doğru ilerledik. Kocaman kahverengi kapı açıktı. Yavaşça kapıdan geçerken gözlerim salonun içinde dolaştı.

Salon o kadar büyüktü ki...

Belki iki yüz, belki üç yüz kişilikti.

Ama bu koca salonu yalnızca on kişi dolduracaktı.

Önemli değildi.

Bazen on kişinin yüreği, yüzlerce kişinin dolduramayacağı kadar büyük bir salonu doldurmaya yetiyordu.

Nikâh masasına oturduk.

Nikâh memuru da tam karşımızda, kendi sandalyesinde oturuyordu.

Önündeki dosyayı açıp kısa bir süre evrakları inceledi. Ardından başını kaldırarak ikimize baktı.

“Hoş geldiniz.”

Salondaki sessizlik yüzünden sesi olduğundan daha fazla yankılanmıştı.

“Bugün burada, kendi özgür iradelerinizle evlenmek üzere bulunuyorsunuz.”

Kendi özgür irademle...

İçimden acı bir gülümseme geçti.

Özgür olmak için evleniyordum.

Hayatım boyunca bana ait olmayan kararlar yüzünden yaşamıştım. Ne giyeceğime, kiminle konuşacağıma, ne zaman eve döneceğime bile başkaları karar vermişti.

Şimdi ise hayatımın belki de en büyük kararını veriyordum.

Bir adamla evlenecek, onun soyadını alacak, onunla aynı eve girecektim.

Ama bütün bunları özgür olmak için yapacaktım.

Nikâh memuru tekrar önündeki kâğıtlara baktı.

Sonra gözlerini Aras’a çevirdi.

“Aras Demirhan.”

Aras’ın eli masanın altında elimi buldu. Parmaklarını yavaşça parmaklarımın arasına yerleştirdi.

Elinin sıcaklığını hissedince istemsizce ona baktım.

“Burada bulunan Nare Aktaş ile hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradenizle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”

O an bütün salon sessizleşti.

Sanki içeride bulunan herkes nefesini tutmuş, Aras’ın ağzından çıkacak kelimeyi bekliyordu.

Ama Aras beklemedi.

Bir saniye bile düşünmedi.

“Evet.”

Sesi o kadar net ve kendinden emindi ki içimde bir şeylerin yer değiştirdiğini hissettim.

Ben hâlâ korkuyordum.

Hâlâ birkaç dakika sonra hayatımın nasıl değişeceğini düşünüyordum.

Ama Aras çoktan kararını vermiş gibiydi.

Belki de o da korkuyordu.

Sadece korktuğunu göstermeyi benden daha iyi biliyordu.

Nikâh memuru kısa bir not aldı.

Aras’ın söylediği o tek kelime zihnimde yankılanmaya devam ediyordu.

Evet.

Üç harf.

Hayatımı değiştirecek üç harf.

Birazdan aynı kelimeyi benim de söylemem gerekiyordu.

Nikâh memuru bu kez yüzünü bana çevirdi.

“Nare Aktaş.”

Başımı kaldırıp ona baktım.

Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki sesini duyamayacakmışım gibi hissediyordum.

“Burada bulunan Aras Demirhan ile hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür iradenizle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”

Bir anda nefesim kesildi.

İşte o an gelmişti.

Bütün gece boyunca kaçmaya çalıştığım, uyurken bile aklımdan çıkaramadığım o an.

Birazdan ağzımdan çıkacak tek bir kelimeyle hayatım değişecekti.

Gözlerimi masanın üzerindeki ellere çevirdim.

Aras’ın eli hâlâ elimin üzerindeydi.

Parmaklarını biraz daha sıkılaştırdım.

Evet dersem...

O eve geri dönmeyecektim.

Babamın her ayak sesinde irkilmeyecektim. Annemin eve gelip hiçbir şey olmamış gibi odasına kapanmasını izlemek zorunda kalmayacaktım. Her gece kapımı kilitleyip sabahı görebilecek miyim diye düşünmeyecektim.

Korkarak yaşamayacaktım.

Belki ilk defa gerçekten yaşayacaktım.

Ama evet dersem, Aras’ın karısı olacaktım.

Sevmediğim bir adamın soyadını taşıyacaktım. Aynı evde yaşayacak, her sabah onunla aynı evin içinde uyanacaktım.

Bu evliliğin ne kadar sahte olduğunu yalnızca birkaç kişi bilecekti. Dışarıdaki herkes ise bizi birbirine âşık, çocuk bekleyen bir çift sanacaktı.

Bir yalanın içine giriyordum.

Ama bu yalan benim kurtuluşum olabilirdi.

Gözlerim istemsizce Aras’a kaydı.

O da bana bakıyordu.

Gözlerinde korku vardı.

Ama yalnızca kendisi için değildi.

Benim için de korkuyordu.

Bunu hissedebiliyordum.

Belki Aras bana âşık değildi.

Belki beni hâlâ tam olarak tanımıyordu.

Ama babamın evinde ölmemi istemiyordu.

Beni oradan çıkarmak için hayatını benim hayatıma bağlamayı kabul etmişti.

Bu bile benim için yeterli olmalıydı.

Dudaklarımı araladım.

“Ben...”

Tam o anda nikâh salonunun büyük kapısı sert bir sesle açıldı.

Herkes aynı anda arkasına döndü.

Kalbim göğsümde o kadar sert çarptı ki yerinden çıkacak sandım.

Kapının önünde bir kadın duruyordu.

Kızıl saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu. Üzerinde koyu renk bir kıyafet vardı. Yüzündeki ifade, buraya tesadüfen gelmediğini açıkça belli ediyordu.

Onu daha önce hiç görmemiştim.

Ama kim olduğunu anlamam uzun sürmedi.

Aras’ın yüzüne baktım.

Rengi değişmişti.

Elimdeki parmakları bir anda gerildi.

O an içimdeki bütün sesler sustu.

Melis.

Bütün gece adını duymuştum.

Elif’in sözlerini hatırladım.

Aras’ın evlenmek istemediği kadın...

Babamla bağlantısı olan kadın...

Hayatımı bilmeden, beni hiç tanımadan benim hakkımda yalanlar söyleyen kadın.

Şimdi karşımdaydı.

Tam nikâh masasında otururken.

Tam hayatımı değiştirecek cevabı verecekken.

Gözlerim Melis’ten ayrılmadı.

Neden gelmişti?

Bizi nereden öğrenmişti?

Aras’la konuşmak için mi gelmişti?

Yoksa...

Bana söylemek istediği başka bir şey mi vardı?

İçimde yavaş yavaş büyüyen şüphe, az önceki korkumdan bile daha ağır gelmeye başlamıştı.

Ya bilmediğim bir şey varsa?

Ya Aras’ın bana anlatmadığı başka şeyler varsa?

Ya bu kadın buraya, benim duymam gereken bir gerçeği söylemek için geldiyse?

Biraz önce “evet” demek bu kadar kolay görünüyordu.

Korkuyordum ama kararımı vermiştim.

Şimdi ise ağzımdan çıkacak o tek kelime boğazıma düğümlenmişti.

Nikâh memuru hâlâ cevabımı bekliyordu.

Salondaki herkes bana bakıyordu.

Aras’ın eli hâlâ elimin içindeydi.

Melis ise kapının önünde duruyor, gözlerini benden ayırmıyordu.

Bir tarafta geçmişim vardı.

Geri dönersem beni bekleyen korku, yeniden başlayacak bir hayat ve kaybetme ihtimalim...

Diğer tarafta ise Aras vardı.

Sahte bir evlilik.

Bilmediğim bir gelecek.

Ve belki de hayatımın geri kalanını değiştirecek bir hata.

Nikâh memurunun sesi yeniden duyuldu.

“Nare Hanım, cevabınızı alabilir miyim?”

Gözlerimi kapattım.

Bir nefes aldım.

Ve o an düşündüğüm tek şey şuydu:

Bazen insan özgürlüğünü kazanmak için bir adım atardı.

Peki ya o adımı attığında, hayatının en büyük hatasını yapıyorsa?

Gözlerimi açtım.

Önce Aras’a baktım.

Sonra Melis’e.

Dudaklarımı yeniden araladım...

Ve salonun sessizliğinde, söyleyeceğim tek kelimenin bütün hayatımı değiştireceğini bilerek nefesimi tuttum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

42okunma 2beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…