BİR SONUN BAŞLANGICI

Vaveyla Yazarı: Melike Başoğlu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: BİR SONUN BAŞLANGICI

Motor hareket ettiğinde arkamda bıraktığım şeyin sadece bir ev olmadığını bilmiyordum. O evin duvarları arasında çocukluğumu bırakmıştım. Korkularımı, geceleri yorganın altında sessizce ağladığım günleri, babamın ayak seslerini duyduğumda kalbimin nasıl hızlandığını, kapının açılma sesinden bile korkmayı öğrendiğim yılları... Hepsini. Belki de ilk defa o evden kendi isteğimle çıkıyordum. Gerçi bu bir kaçıştı. Hem de yıllardır hayalini kurduğum ama hiçbir zaman gerçekleştirmeye cesaret edemediğim bir kaçıştı. Yine de içimde garip bir huzursuzluk vardı. Çünkü önümde ne olduğunu bilmiyordum. Birkaç saat önce hâlâ babamın evinde yaşayacağımı düşünüyordum. Birkaç saat sonra ise başka bir adamın karısı olmayı kabul etmiştim. Hem de hayatımın yıllarını altüst eden adamın.

Aras'ın arkasında oturuyordum. Ellerim hâlâ omuzlarındaydı. Bana dokunmayacağına söz vermişti. Ben de ona dokunmayacağıma söz vermiştim. Ama şu an ona tutunmaktan başka çarem yoktu. Ne garipti. Yıllar önce hayatıma girdiğinde beni kendimden bile uzaklaştırmıştı. Şimdi ise beni kendi hayatıma geri götürüyordu.

Başımı hafifçe kaldırıp önümüzde uzanan yola baktım. İstanbul'un kalabalığı üzerimize doğru akıyordu. Arabalar yanımızdan geçiyor, korna sesleri birbirine karışıyor, insanların telaşlı hayatları kaldırım kenarlarında devam ediyordu. Herkes kendi hayatının peşindeydi. Kimsenin benim kim olduğumdan, neler yaşadığımdan, birkaç saat sonra evlenmek zorunda kalacağım bir adamın arkasında oturduğumdan haberi yoktu. Kimse bilmiyordu. Ve belki de en güzeli buydu. İlk defa kimse bana acıyarak bakmıyordu. Kimse morluklarımı görmüyordu. Kimse babamın bana ne yaptığını sormuyordu. Kaskın altında yüzümü saklayabiliyordum.

Bir an gözlerimi kapattım. Rüzgâr yüzüme çarpıyordu. İçimdeki bütün korkuları da beraberinde götürmesini istedim. Ama korkular öyle kolay gitmiyordu. Çünkü yarın evlenecektim. Aras'la. Sahte bir evlilik yapacaktık. Herkese birbirimizi sevdiğimizi gösterecektik. Herkese benden hamile olduğunu söyleyecekti. Ben onun karısı olacaktım. Ama aynı evin içinde birbirimize yabancı kalacaktık. Aynı odada uyumayacaktık. Aynı yatakta yatmayacaktık. Bana dokunmayacaktı. Ve ben ona asla âşık olmayacaktım.

Bunu kendime defalarca söylemiştim.

Asla.

Ne kadar iyi davranırsa davransın, ne kadar değişmiş olursa olsun, bana ne kadar yardım ederse etsin, ben Aras'a karşı hiçbir şey hissetmeyecektim. Çünkü kalbimi bir kez daha kırılabilecek hâle getiremezdim. Ben zaten yeterince kırılmıştım. Bir insanın kalbi kaç kere parçalanabilirdi ki?

Başımı yeniden Aras'ın omzuna doğru çevirdim. Onu göremiyordum. Sadece motosikletin aynasından zaman zaman gözlerini görebiliyordum. Bir ara göz göze geldik. Hemen bakışlarımı kaçırdım. Sanki yakalanmışım gibi hissettim. O ise hiçbir şey söylemedi. Sadece yola bakmaya devam etti.

Belki de ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Yarın hayatımız tamamen değişecekti. Ve hiçbirimiz bunun bizi nereye götüreceğini bilmiyorduk. Ben babamdan kaçıyordum. Aras ise belki de geçmişinden. Ama ikimizin de bilmediği bir şey vardı. Bazen insan bir şeyden kaçarken başka bir şeyin tam ortasına düşerdi. Ben o gün babamın evinden kaçtığımı sanıyordum. Oysa belki de hayatımın en büyük hikâyesine doğru gidiyordum. Ve henüz bunun farkında bile değildim.

Motorla mahalleye girmiştik. Kask yüzümü acıtmaya başladığı için daha yola çıktığımızdan kısa bir süre sonra çıkarmıştım. Aras itiraz etmemiş, kaskı kendi eline almıştı. Motoru tek eliyle kullanıyor, diğer elinde benim pembe kaskımı taşıyordu. Daha sokağın başında insanların bakışlarını üzerimde hissetmeye başlamıştım. Aras'ı tanıyanlar motorun üzerinde beni görünce bir kez daha dönüp bakıyor, bazıları fısıldaşıyor, bazıları ise gözlerini üzerimden çekmiyordu.

Yüzümü saklamadım. Üzerimde yalnızca bir tişört ve bol bir pantolon vardı. Vücudumdaki morlukları, sararmaya başlayan izleri gizlemeye çalışmadım. İlk defa utanmadım. Çünkü başıma gelenler benim suçum değildi. Üzerime iftira atılmıştı. İnsanlar neye inanmak istiyorsa ona inanabilirdi. İster orospu desinlerdi, ister kaltak, ister hayat kadını... Umurumda değildi. Ben kendimi biliyordum. Ben ne yaptığımı biliyordum. Ben hiçbir adama dokunmamıştım. Kimsenin namusunu kirletmemiştim. Kendi içimi biliyordum. Gerisi gerçekten önemli değildi.

Motor biraz daha ilerledi. Mahallemin sokakları birer birer tanıdık gelmeye başladı. Sokağın köşesinde çocuklar top oynuyordu. Birkaç kadın kapılarının önünde halı yıkıyordu. Bakkalın önündeki plastik sandalyelerde oturan adamlar başlarını çevirip bize bakıyordu. Kahvenin önünde çay içenler bile konuşmayı bırakmıştı.

Herkes bana bakıyordu.

Herkes bir şeyler duymuştu.

Herkes benim hakkımda bir şeyler biliyordu.

Ama hiçbiri gerçeği bilmiyordu.

Korkuyor muydum?

Evet.

Ama insanlardan korkmuyordum. Babamdan korkuyordum. Planımızın işe yaramamasından korkuyordum. Babamın planın dışında bir şey yapmasından korkuyordum. Ya eve girdiğimizde orada olursa? Ya bizi görürse? Ya bana saldırırsa? Ya bu kez gerçekten beni öldürürse?

Gözlerimi kısa bir an kapattım. Peki ya Aras? Beni korur muydu? Benimle evlenmeyi kabul etmişti. Aynı evin içinde, bana dokunmadan yaşamayı kabul etmişti. Benim koyduğum bütün şartları kabul etmişti. Belki bu sefer de beni korurdu.

Derin bir nefes aldım. Sonra hiç düşünmeden yaptığım bir hareketle kendi kendimi bile şaşırttım. Ellerimi Aras'ın omuzlarından yavaşça çektim. Bir an ne yaptığımı ben de bilmiyordum. Sonra kollarımı beline sardım.

Aras'ın vücudu bir anda gerildi.

Ben de donup kaldım.

Ona sarılmıştım.

Buna neden ihtiyacım vardı? Neden tam da şimdi? Daha birkaç saat önce ona dokunmayacağıma dair söz vermemiş miydim? Aynı evde bile birbirimize yaklaşmayacağımızı söylememiş miydim? Ama şu an bütün kurallarımı unutmuştum. Sadece birine sarılmaya ihtiyacım vardı. Birinin beni koruyabileceğine inanmak istiyordum. Ve o kişi, hayatımda olmasını istemediğim hâlde şu an yanımda olan adamdı.

Aras'a sarılmıştım.

Ona dokunmuştum.

Ve belki de ilk defa...

Ona dokunmaktan korkmamıştım.

Motorla biraz daha ilerledikten sonra evin birkaç sokak gerisinde durduk. Hepimiz motordan indik. Ege kaskını çıkarıp hepimize baktı.

“Ee arkadaşlar, ne yapıyoruz?”

Aras da kaskını çıkardı. Birkaç saniye düşündü.

“Önce birini ayarlamamız lazım. Şöyle tam bir alkolik olsa...”

Durup düşündüm.

“Var. Hüsnü var.”

Ege'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.

“Yenge?”

Aras bana öyle bir baktı ki ne diyeceğimi şaşırdım.

“Şerefsizlik yapma.”

“Tamam, sustum. Size de şaka yapılmıyor.”

Elif hemen araya girdi.

“Ya durun, duyacak şimdi. Sessiz konuşun.”

Aras bana döndü.

“Hüsnü kim?”

Parmağımla biraz ileriyi gösterdim.

“Şurada görüyor musunuz? Evin biraz ilerisinde çöp konteyneri var.”

Üçü de gösterdiğim yere baktı.

“Hüsnü, alkolle evli bir adam. Öyle düşünün.”

Elif kıkırdamasını zor tuttu.

“Adam şu an o çöpün içinde yatıyor. Babamın yakın arkadaşı. Bir de babam uyuşturucuyu genelde ondan alır.”

Aras'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Ege'ye döndü.

“Adamı bulduk. Alkoller sende mi?”

“Motorun sepetinde.”

“Tamam. Al onları. Gidip şu Hüso'yla konuşalım.”

Aras ve Ege birkaç adım atmıştı ki aklıma başka bir ihtimal geldi.

“Ama ya lafınıza uymazsa?”

İkisi de durdu.

“Ya uysa bile babamı eve erken getirirse? O zaman ne olacak?”

Aras bana döndü.

“Biz onu ikna ederiz. Merak etme.”

“Nasıl ikna edeceksiniz ki? Adama alkol çeşmesi vermeniz lazım. Anca öyle ikna olur.”

Ege gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

Aras başını iki yana salladı.

“Ya sen gerçekten merak etme.”

Sonra bize doğru yaklaşıp sesini biraz daha alçalttı.

“Siz burada bekleyin. Bir yere saklanın. İnsanların sizi görmeyeceği bir yerde durun. Beş dakikaya geliriz.”

Ege motorun arkasındaki sepete yöneldi. Sepeti açtı ve içinden beş tane siyah poşet çıkardı.

Gözlerim büyüdü.

“Oha, bu ne?”

Ege poşetleri eline alırken sırıttı.

“Cephane.”

Elif'le aynı anda birbirimize baktık ve gülmeye başladık.

“Bunlar seni kurtaracak Nare.”

Poşetlere baktım. Bir zamanlar hayatımda görmekten bile nefret ettiğim o şişeler şimdi beni kendi evimden kurtarmak için kullanılacaktı. Hayat gerçekten garipti. İnsan bazen en nefret ettiği şeyin bile bir gün kendisini kurtaracağını bilmiyordu.

Ege ve Aras poşetleri alıp Hüsnü'nün yanına doğru yürüdüler. Elif'le olduğumuz yerde kalıp onları izlemeye başladık. Aras çöp konteynerinin önünde durdu. Eğilip konteynerin içine baktı. Hüsnü'yle birkaç dakika konuştu. Ne konuştuklarını duyamıyordum. Sadece Aras'ın ara sıra ellerini hareket ettirdiğini, Hüsnü'nün ise başını kaldırıp ona baktığını görebiliyordum.

Sonra Aras, Ege'nin elindeki beş poşeti de aldı. Poşetleri çöp konteynerinin yanına bıraktı. Ardından Ege'yle birlikte hiçbir şey olmamış gibi bize doğru yürümeye başladılar.

Elif'e döndüm.

“Dalga mı geçiyor bunlar? Adam nasıl bu kadar hızlı ikna oldu?”

Elif koluma dokundu.

“Ya kızım, bekle bir.”

Sonra başını onların olduğu yöne çevirdi.

“Ayrıca nasıl ikna olduğunu siktir et. Önemli olan babanın bu evden çıkması.”

Gözlerimi yeniden Aras ve Ege'ye çevirdim.

“Hüsnü umarım gerçekten çıkarmayı başarır.”

Birkaç dakika sonra ikisi de yanımıza geldi. Aras'ın yüzünde alışık olmadığım bir ifade vardı. Mutluydu. Bana bakıp başını salladı.

“Tamam. Hüso ikna oldu.”

Gözlerimi kocaman açtım.

“Şaka mı yapıyorsunuz?”

Ege güldü.

“Hayır kızım, ne şakası?”

Aras da başını salladı.

“Ciddiyim.”

Sonra evin olduğu sokağa baktı.

“Şimdi sıra babanda.”

Bu cümleyle yüzümdeki gülümseme bir anda silindi. Çünkü birkaç metre ileride, yıllardır korktuğum o ev duruyordu. Ve ben ilk defa o evin kapısından içeri girmek zorundaydım.

Ama bu kez yalnız değildim.

Çöp konteynerinin içinden bir anda ses gelmeye başladı. Hepimiz aynı anda sesin geldiği tarafa döndük. Bir süre hiçbirimiz konuşmadık. Sonra konteynerin kapağı hareket etti. Hüsnü yavaşça dışarı çıktı. Kafasında yıllardır çıkarmadığı siyah, yırtık örgülü şapkası vardı. Üzerinde yeşil, yer yer yırtılmış bir kazak, altında rengi solmaktan neredeyse kahverengiden griye dönmüş bir pantolon vardı. Ayaklarında ise yalnızca siyah çoraplar vardı.

Elindeki beş siyah poşeti sıkıca tutuyordu.

Sonra bizim evin olduğu tarafa doğru yürümeye başladı.

Bir anda bağırmaya başladı.

“Hakkı!”

Hepimiz olduğumuz yerde donduk.

“Hakkı! Hakkı!”

Babamın adı yankılanıyordu sokakta.

“Şerefsiz Hakkı, neredesin lan?”

Biz evin biraz ilerisinde saklanıyorduk. Babam bizi göremiyordu ama biz onu görebiliyorduk. Hüsnü'nün sesi o kadar yüksekti ki söyledikleri bize kadar açıkça geliyordu.

“N'oldu lan? Ne bağırıyorsun?”

Babamın sesiyle olduğum yerde donup kaldım.

Hakkı evin kapısının önünde durmuştu.

“Oğlum hadi sahile! Bunları içelim!”

“Kim verdi lan bunları sana?”

Babamın sesini duyunca kalbim hızlandı.

Hüsnü elindeki poşetleri kaldırdı.

“Alkol şirketi yardım amaçlı evsizlere dağıtıyormuş. Adam bana, ‘Çok yakın arkadaşınla iç.’ dedi. Akşam yedide bedava içki partisi yapılacakmış. Hadi gidelim şerefsiz Hakkı, bedavadan içki alırız!”

Babam bir an poşetlere baktı.

“Dur bekle, malları da alayım. Zenginler gelir, parayı bayağı koparırız oradan.”

Hüsnü'nün gözleri parladı.

“Hadi hadi!”

Heyecandan yerinde duramıyordu. Olduğu yerde çocuk gibi zıplıyordu.

Babam ayakkabılarını giydi. Sonra Hüsnü'yle birlikte sahil yoluna doğru yürümeye başladılar. İkisini gözden kaybolana kadar izledim. Ardından derin bir nefes aldım.

Arkamı döndüğümde Aras'ın arkamda durduğunu gördüm.

“Alkol şirketi mi?”

Aras birkaç saniye yüzüme baktı.

“Ne?”

“Az önce söylediği... Gerçekten alkol şirketi mi?”

Aras gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.

“Ne bakıyorsun? Evden çıktılar mı?”

Başımı salladım.

“Çıktılar.”

“Tamam. Konu zaten babanı evden çıkarmaktı. Bundan sonrası daha kolay.”

Aras hemen Ege'ye döndü.

“Ege, nakliyeciyi ara. Hemen evin önüne gelsin. Eşyaları yükleyip buradan kaçacağız.”

“Tamam kardeşim.”

Ege telefonunu çıkarırken bir anda durdum.

“Bekleyin.”

Üçü de bana döndü.

“Evde annem olabilir.”

Boğazım düğümlendi.

“Anneme yakalanırsak ne olacak?”

Elif çantasını açtı. İçinden küçük bir iğne çıkardı. Bana bakıp sırıttı.

“Merak etme tatlım.”

İğneyi havaya kaldırdı.

“Annenle o işi ben hallederim.”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Nasıl?”

Elif'in yüzündeki gülümseme daha da büyüdü.

“Annene öyle bir şey vereceğim ki...”

Bir an durdu.

“Cennete gidip gelecek.”

Elif'in ne demek istediğini anlayınca kendimi tutamayıp hafifçe güldüm. Belki de ilk defa korktuğum eve girerken yanımda bu kadar tuhaf ama bir o kadar da güven veren insanlar vardı.

Ve şimdi sıra...

Yıllardır bana ait olan hayatın son parçalarını o evden çıkarmaya gelmişti.

Eve doğru yavaşça ilerledik. Her adımda kalbim biraz daha hızlı atıyordu. Aras bana döndü.

“Nare, anahtarı ver.”

Çantamı açtım. Ellerim titriyordu. Anahtarı bulup Aras'ın avucuna bıraktım. Aras anahtarı aldı ve birkaç saniye kapının önünde öylece bekledik. Kimse konuşmuyordu. Anahtarı kilide yerleştirdi.

Çıt.

Kapı açıldı.

Hepimiz bir anda sustuk. İçeriden hiçbir ses gelmiyordu. Ne annemin sesi vardı ne televizyonun sesi ne de babamın öfkeli bağırışları. Aras kapıyı biraz daha açtı. Birkaç saniye bekledikten sonra yavaşça içeri girdik.

Evin içine adım attığım anda gözlerim doğrudan odama takıldı. Kapısı açıktı. Olduğum yerde kaldım. İçeri girmeye cesaretim yoktu. Orada ölecektim belki. Beni o odadan çıkardıkları an gözümün önüne geldi. Babama yalvarışlarım, çığlıklarım yeniden kulağımda yankılanmaya başladı. Gözlerimden yaşlar süzülürken nefes almakta zorlandım.

Tam o sırada biri elimi tuttu.

Elif'ti.

Parmaklarımı sıkıca kavradı.

“Sakın korkma. Ben yanındayım.”

Elif daha sonra Aras ve Ege'ye döndü.

“Babası ya da annesi gelirse bir şekilde halledin.”

Çantasından küçük bir çanta çıkarıp Ege'ye verdi.

“Bunun içinde iğne var. Hangisi gelirse gerekeni yaparsınız.”

Ege çantayı aldı.

“Tamam.”

İlk defa espri yapmıyordu.

Yavaşça odama girdim. O gece nasıl bıraktıysam aynı şekilde duruyordu. Yerde kan lekeleri, kırık vazolar, yatağımın dağılmış çarşafı, yastığım, kitaplarım ve kalemlerim... Her şey olduğu yerdeydi. Ne annem dokunmuştu eşyalarıma ne de babam. Sanki o gece yaşananlardan sonra odamda zaman durmuştu.

Elif'in sesiyle kendime geldim.

“Nare, hadi. Parayı al.”

Yatağımın yanına gittim. Yatağım zaten hafifti, komşumuz Zehra Abla vermişti. Şu yaşıma kadar insanların eski eşyalarını kullanmıştım. Şimdi evleniyordum ve yine insanların eşyalarını kullanacaktım. Yatağımı yavaşça ittirdim. Odamın parkeleri çok eskiydi. Yatağımın altındaki parkelerden birini daha önce sökmüş, paralarımı bir kutunun içine koyup o boşluğa saklamıştım. Ne babam görmüştü ne de annem.

Kutuyu çıkardım. Elif'in yanına gidip kapağını açtım ve içindeki paraları gösterdim.

“Bu eşyaya yeter mi?”

Elif mavi gözlerini kocaman açarak bana baktı.

“Kızım, bunlar ne böyle? Sen var ya, az cadı değilsin.”

Hafifçe gülümsedim.

“Nare, hadi. Hemen çıkmamız lazım. Annen her an uyanabilir, baban da her an gelebilir.”

“Tamam.”

Kutuyu sıkıca tuttum ve aceleyle Aras ile Ege'nin yanına gittik. Aras bizi gördüğünde yüzünde hafif bir mutluluk belirdi. Bana baktı.

“Aldınız mı?”

“Aldık.”

“Tamam. Nakliye arabası geldi. Nare, sen arabaya geç, tamam mı?”

Sonra Elif'e döndü.

“Elif, sen Ege'yle yatak odasına geçin. Kadına iğne verin. Ses yapılacak şimdi, uyanmasın sakın.”

Elif ve Ege yavaş adımlarla yatak odasına girdiler. Ege kapıyı tamamen kapatmadı. Ben ise birkaç saniye olduğum yerde kaldım.

Aras bana baktı.

“Nare, hadi. Sen arabaya geç.”

Başımı yavaşça salladım ve kapıya doğru yürümeye başladım. Birkaç adım attıktan sonra arkamı dönüp odama son kez baktım. Yıllardır korktuğum, geceleri çığlıklarımı içine hapsettiğim o oda hâlâ arkamdaydı.

Ama bu kez farklıydı.

Bu kez o evden yalnızca kaçmıyordum.

Hayatımı da yanımda götürüyordum.

Nakliye arabasının arkasına bindim. Öylece ayakta durup etrafı izliyordum. Sokaktaki insanlar sürekli bize bakıyordu. Kimisi evinin önünde durmuş bizi izliyor, kimisi yanından geçerken dönüp tekrar bakıyordu. Herkes ne olduğunu merak ediyordu ama kimse gelip sormaya cesaret edemiyordu. Belki de mahallede herkes benim hakkımda konuşuyordu. Umurumda değildi. Bu kez utanacak olan ben değildim.

Tam o sırada ilk eşya göründü.

Yatağım gelmişti.

Aras ve Ege yatağımı birlikte taşıyarak evden çıktılar. Onları görünce içimde garip bir his oluştu. Demek ki Elif anneme iğneyi yapmıştı. Yatağımı dikkatlice nakliye arabasının içine yerleştirdiler. Aras bana doğru baktı.

“Elif kıyafetlerini alıyor, tamam mı? Merak etme.”

“Tamam.”

“Hepsini alın. Olur mu? Hiçbir şey kalmasın.”

“Tamam, Elif dolaptaki bütün kıyafetlerini alıyor.”

Başımı salladım.

“Tamam.”

Ama içimde bir his vardı.

Şimdiye kadar içimde sakladığım, korkudan bastırdığım bir histi bu.

Cesaretti.

Arabadan aşağıya indim. Aras beni görünce şaşkınlıkla baktı.

“Ne yapıyorsun?”

“Ben de geliyorum. Yardım edeceğim.”

Aras hemen başını iki yana salladı.

“Saçmalama Nare. Baban gelirse her şey daha kötü olur.”

“Elif'te iğne var. İğneyle uyuturuz, hiçbir şey olmaz.”

Aras birkaç saniye yüzüme baktı. Sonra derin bir nefes aldı.

“Haklısın.”

O an kendi evime, kendi eşyalarımı almaya gelen biri gibi değil, yıllardır benden alınmış hayatımı geri almaya çalışan biri gibi hissediyordum.

“Bunlar benim eşyalarım,” dedim. “Benim. Kendi paramla aldığım şeyler. Hepsini geride bırakmayacağım.”

Aras bana baktı.

“Sen var ya kızım...”

Bir anda bana doğru bir adım attı. Sanki sarılacakmış gibi kollarını hafifçe açtı. Refleks olarak bir adım geri çekildim. Aras olduğu yerde durdu.

Gözlerimi doğrudan onun gözlerine diktim.

“Sakın.”

Aras hiçbir şey söylemedi.

“Sakın bir daha böyle bir şey yapma.”

Sesim titremiyordu artık.

“Seninle zorunda olduğum için evleniyorum. Bunu sakın unutma.”

Aras'ın yüzündeki ifade değişti.

“Seni asla sevmedim ve sevmeyeceğim. Tamam mı?”

Birkaç saniye gözlerinin içine baktım.

“Bunu sakın unutma.”

Aras başını yavaşça eğdi.

O an aramızdaki anlaşmanın sadece bir kâğıt üzerinde olmadığını ikimiz de anlamıştık.

Ben ona hayatımı kurtarması için izin vermiştim.

Ama kalbime girmesi için değil.

Eve tekrar girdim. Bu sefer odamın kapısında durup korkmadım. İçeriye adım attığımda kalbim yine hızlı atıyordu ama artık geri dönmeyecektim. Bu kez cesaretle girmiştim.

Elif yerde dizlerinin üzerine çökmüş, kıyafetlerimi çöp poşetlerine dolduruyordu. Beni görünce başını kaldırdı.

“Koyacak bir şey bulamadım, kusura bakma. Böyle dağınık koydum ama.”

Yerde duran kocaman mavi poşeti gösterdi.

“Siktir et, koy işte. Ne olacak?”

Elif birkaç saniye bana baktı. Küfür etmeme şaşırmıştı. Ben bile kendi söylediğime şaşırmıştım. Yıllarca babamın yanında ağzımdan tek bir kötü söz çıkarmamaya çalışmıştım. Şimdi ise ilk defa umursamıyordum.

Birlikte eşyalarımı toplamaya başladık. Tişörtlerimi, gömleklerimi, kazaklarımı, pantolonlarımı, ayakkabılarımı ve yıllardır biriktirdiğim daha birçok eşyayı poşetlere doldurduk. Her kıyafeti elime aldığımda geçmişimden küçük bir parça daha elimden geçiyordu. Bazılarını yıllardır giyiyordum, bazılarını ise özel bir gün gelir diye saklamıştım. Meğer özel gün, bütün hayatımı geride bırakacağım günmüş.

Tam yedi büyük poşet çıkmıştı. Poşetler o kadar ağırdı ki kucağımızda taşımakta zorlanıyorduk. Birini ben, birini Elif taşıyor, sonra diğerlerini almak için tekrar odaya dönüyorduk. Ege ve Aras da dışarıdan yardım ederek poşetleri nakliye arabasına yerleştiriyordu.

Bir süre sonra odamda hiçbir şey kalmadı.

Dolabım gitmişti.

Yatağım gitmişti.

Çalışma masam gitmişti.

Kitaplarım, kıyafetlerim, küçük eşyalarım, yıllardır sakladığım ne varsa artık o arabanın içindeydi.

Odam bomboş kalmıştı.

Duvarlara baktım. Bir zamanlar saatlerce ders çalıştığım masa yoktu. Yatağımın üzerinde ağladığım geceler yoktu. Penceremin kenarında oturup dışarıyı izlediğim günler yoktu. Sadece boş bir oda kalmıştı.

Kapının önüne çıktığımda mahalledeki komşuların neredeyse tamamının dışarı çıktığını gördüm. Kimisi kapısının önünde, kimisi pencerede, kimisi kaldırımda durmuş bizi izliyordu. Hepsi bana bakıyordu.

Eskiden bu bakışlardan utanırdım.

Şimdi ise başımı eğmedim.

Çünkü artık onların ne düşündüğünün bir önemi yoktu. Belki hakkımda konuşacaklardı. Belki beni suçlayacaklardı. Belki arkamdan binlerce şey söyleyeceklerdi.

Ama ben gerçeği biliyordum.

Ve bu bana yetiyordu.

Son kez evime baktım. Çocukluğumun geçtiği, korkularımın büyüdüğü, geceleri ağlayarak uyuduğum o eve... Artık gitme vaktiydi. Yeni bir hayat için bu evden vazgeçiyordum. Yeni bir hayat için bu mahalleden vazgeçiyordum. Ve ilk defa...

İyi ki vazgeçiyordum.

Dördümüz nakliye arabasının arka kasasına atladık ve yola koyulduk. Yavaş yavaş mahalleden uzaklaşıyorduk. Sokaklar geride kaldıkça içimdeki ağırlık da sanki biraz olsun hafifliyordu. Başımı geriye çevirdim. Yıllardır yaşadığım mahalle gözümün önünde küçülmeye başlamıştı.

Derin derin havayı içime çektim. Yıllarca alkol kokan o evde yaşamıştım. Uyandığımda alkol kokuyordu, eve geldiğimde alkol kokuyordu, geceleri uyumaya çalışırken bile burnuma aynı koku geliyordu. Kokladığım tek şey neredeyse oydu.

Ama bu kez hava farklıydı.

Temizdi.

Güzeldi.

Özgürlük gibi kokuyordu.

Babamı da annemi de geride bırakmıştım. Belki hayatımda ilk defa nereye gideceğimi bilmiyordum ama nereye dönmek istemediğimi çok iyi biliyordum.

Asıl hayat bundan sonra başlayacaktı benim için.

“Kuzenim, evi görmeye gelebilirsiniz, dedi.”

“Ne evi?”

Elif bana sanki dünyanın en saçma sorusunu sormuşum gibi baktı.

“Kızım, bu kadar eşyayla nerede kalmayı planlıyordun? Sokakta falan mı?”

Kaşlarımı çattım.

“Ben...”

Sözümü bitirmeme izin vermedi.

“Kuzenim yeni evini kiralığa verdi. Senin arkadaşım olduğunu da söyledim. Biraz indirim de yapar zaten.”

Bir anda yüzüm değişti.

“Ev nerede peki?”

“Sarıyer'de.”

“Ne? Sarıyer'de mi?”

İçimde bir anda bambaşka bir heyecan oluştu. Sarıyer bana Esenyurt'taki mahallemden çok farklı geliyordu. Ama asıl güzel olan, anaokulumun olduğu yere yakın olmasıydı. Esenyurt'un en kötü mahallelerinden birinde yaşıyordum. Sabah işe giderken bile korktuğum günler olmuştu. Şimdi ise Sarıyer'de, okuluma yakın bir yerde yaşayacaktım.

“Tam mahalle ismi ne?”

“Ayazağa Mahallesi, Çınar Sokak.”

Gözlerim parladı.

Okulumun iki üst mahallesindeydi.

O kadar mutlu olmuştum ki yüzümdeki gülümsemeyi saklayamadım.

Aras bunu fark etmiş olacak ki bana baktı.

“Ne oldu? Bir an mutlu oldun. Zengin semti diye mi sevindin?”

Gözlerimi devirdim.

“Hayır tabii ki. Ne alakası var? Anaokulum iki üst mahallesinde. Ev o yüzden yakın diye mutlu oldum.”

Aras hafifçe sırıttı.

“Esenyurt'tan sonra burası rahat gelmiştir.”

“Tabii ki. Hem de nasıl.”

İlk defa geleceğim hakkında konuşurken içimde korkudan başka bir şey vardı.

Heyecan.

“Çok mutlu oldum ya.”

Aras bana baktı.

“Evlendiğine mi, okula yakın olduğuna mı?”

Tam Aras'a laf söyleyecekken Ege araya girdi.

“Ya da Aras'la evlendiğin için mi?”

Kaşlarımı kaldırdım.

“Benimle evlendiği için neden mutlu olsun ki? Unuttunuz mu, beni sevmiyor.”

Aras bir anda Ege'ye döndü.

“Ege, çıldırtma beni vallahi vazgeçerim.”

“Vazgeç.”

Aras'ın sesi bir anda ciddileşti.

“İstediğin zaman vazgeçebilirsin.”

Bir an sustu.

“Ama unutma, o eve döndüğün an ölürsün.”

Sözleriyle yüzümdeki gülümseme yavaşça kayboldu.

Yine haklıydı.

Yine.

Ve yine.

Haklı olmasından artık nefret ediyordum.

Sarıyer'e doğru gidiyorduk. Elif, şoföre yolu tarif ediyordu. Bir süre sonra mahalleye girdik. Araba durdu ve hep birlikte aşağı indik.

Karşımızda altı katlı bir bina vardı. Başımı kaldırıp binaya baktım. Üçüncü katta kiralık tabelası asılıydı.

Elif'e tabelayı gösterdim.

“Burası mı?”

“Evet, burası. İçerisi bayağı geniş ama 2+1. Zaten size yeter.”

Binaya bakarken düşündüm.

“Tamam da bir salon, bir yatak odası, bir oda daha var. Ben diğer odayı ne yapacağım?”

Elif hiç düşünmeden cevap verdi.

“O odayı da çocuk olursa çocuk odası yaparsın.”

Elif'e hiçbir şey demeden baktım. Sonra yanımdan ayrıldı.

Bir süre mahalleyi ve binayı izledim.

“İyi misin?”

Yanıma Aras gelmişti.

“İyiyim.”

Sesimden kendim bile emin değildim.

“Birazdan Elif'in kuzeni gelecek. Yeni evlenecek çift gibi durmamız lazım. İstemiyorsun, biliyorum ama...”

Sözünü tamamlamasına gerek yoktu.

“Zorundayım.”

“Maalesef.”

“Tamam.”

Tam o sırada binanın kapısı açıldı. Elif'in kuzeni dışarı çıkmıştı. Elif'e sarıldı.

“Hoş geldin, dayı kızı.”

“Hoş bulduk, hala kızı.”

Sarılmaları bittikten sonra kadın bize doğru baktı.

“Vallahi bu kadar hızlı kiracı bulacağını sanmıyordum.”

“Arkadaşlarım yeni evleniyor, ev lazım dedim. Aklıma senin evin geldi.”

Kadın bize doğru baktı.

“Hoş geldiniz. Ben Meryem, Elif'in hala kızıyım.”

Önce elini bana uzattı.

“Hoş bulduk. Adım Nare.”

Elini yavaşça sıktım.

Sonra Meryem elini Aras'a uzattı.

“Siz de hoş geldiniz.”

“Hoş bulduk. Aras ben.”

“Çok memnun oldum. Buyurun, lütfen yukarı çıkalım.”

Ben ve Aras önde, Ege ve Elif arkamızdan geliyordu. Girişin bir üst katındaydık. Binada asansör vardı ama sadece bir kat çıkacağımız için kullanmadık.

Meryem evin kapısını açtı. Ev bomboştu. İçeride hiç eşya yoktu. O yüzden ayakkabılarımızı çıkarmadan girdik.

Meryem evi tanıtmaya başladı.

“Burası salon. Balkonu var.”

Salon gerçekten çok genişti. Boydan boya balkon vardı ve balkon da oldukça büyüktü.

Ege etrafa bakıp Aras'a döndü.

“Oğlum, burayı biz alalım lan. Siz başka ev bakın.”

Aras kafasını Ege'ye çevirdi.

“Hadi lan oradan.”

Hepimiz gülümsedik.

Meryem yürümeye devam etti.

“Buyurun, yatak odasını göstereyim.”

Aras'la birbirimize baktık.

En korktuğum yere gelmiştik.

Odaya doğru yürürken o kadar stresliydim ki telefondan saate baktım. Saat artık onu geçmişti.

Yatak odasının kapısının önünde durduk.

Aras bu odaya adım dahi atmayacağını biliyordu. Bu yüzden ilk ve son defa odaya baktı.

Yatak odası da genişti. Gerçekten çok güzeldi.

Ama benim için o oda, sadece dört duvardan ibaret değildi.

Çocuk odasını ve banyoyu da gördük. Evin kirasını, depozitosunu ve diğer her şeyi konuştuk. Sonunda anlaşmıştık.

Evi tutmuştuk.

Aras'la ömür boyu yaşayacağımız evi tutmuştuk.

Buraya kadar her şey çok kolaydı. Eşyalarımı kaçırmak, ev bulmak, paralarımı kurtarmak... Hepsi bizi korkutsa da bir şekilde üstesinden gelmiştik.

Ama asıl korkacağımız konu Aras'ın ailesiydi.

Aras ailesine ne diyecekti?

Onlara yalan söyleyecekti.

“Karım hamile.”

Diyecekti.

Ama ben hamile değildim.

Ve bütün bunların ardından, yarın bizi çok daha zor bir şey bekliyordu.

Asıl zorlu süreç yarın başlıyordu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

47okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18