1. bölüm / 18
Geçmişin GölgesindeKÜÇÜK DÜNYA
Bölümler 18Şu an: KÜÇÜK DÜNYA
- 1 KÜÇÜK DÜNYA1.570 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 KÜÇÜK TESADÜF2.692 kelime
- 3 DÜNÜN YARALARI2.668 kelime
- 4 CEVAPSIZ SÖZLER5.555 kelime
- 5 KAPININ ARDINDAKİ SESSİZ ÇIĞLIK4.676 kelime
- 6 ÇIKMAZ SOKAK2.847 kelime
- 7 HAYALLER HAYATLAR3.847 kelime
- 8 BİR SONUN BAŞLANGICI3.581 kelime
- 9 BİR YALANIN ARDINDA3.428 kelime
- 10 SAHTE BİR EVET6.572 kelime
- 11 SAHTE NİKAH3.119 kelime
- 12 BİR KAĞIT,BİN SORU6.718 kelime
- 13 KIRK YIL HATRINA6.844 kelime
- 14 DİNMEYEN KORKU8.751 kelime
- 15 GEÇMİŞ YENİDEN UYANDI7.568 kelime
- 16 GÜCÜN BEDELİ8.684 kelime
- 17 SESSİZLİĞİN ARDINDA9.513 kelime
- 18 KARANLIĞIN BAŞLANGICI7.117 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
GİRİŞ
Sabahın ilk ışıkları, anaokulunun büyük pencerelerinden içeri süzülürken Nare, sınıfın kapısının önünde birkaç saniye durdu. Elini kapının koluna uzatmadan önce derin bir nefes aldı. İçeriden gelen hafif oyuncak sesleri, duvarlarda asılı rengârenk resimler ve birazdan koridoru dolduracak çocuk kahkahaları, ona her sabah aynı huzuru veriyordu.
Kapıyı açtığında karşısında yine o küçük dünya vardı.
Minik sandalyeler, renkli oyuncaklar, masaların üzerinde unutulmuş boya kalemleri ve duvarlara özenle yapıştırılmış çocuk resimleri...
Nare, her birine bakarken istemsizce gülümsedi.
Burası onun için yalnızca çalıştığı bir yer değildi.
Burası, kendisini ait hissettiği tek yerdi.
Çocukların dünyasında hayat çok daha basitti. Birkaç dakika önce ağlayan bir çocuk, biraz sonra hiçbir şey olmamış gibi arkadaşına sarılabilir; küçücük bir oyuncak, onlar için dünyanın en değerli hazinesi olabilirdi. Nare, onların bu saf hâllerini izlemeyi seviyordu.
Belki de onları bu kadar sevmesinin sebebi buydu.
Çünkü Nare, çocukluğunu hiçbir zaman tam anlamıyla yaşayamamıştı.
Bazı çocuklar büyümek için acele ederdi.
Nare ise büyümek zorunda kalmıştı.
Henüz küçük bir kızken öğrendiği bazı şeyler, yaşıtlarının hiç bilmediği kadar ağırdı. Çocukların korktuğunda annelerine koştuğu, üzüldüğünde birinin saçını okşadığı yaşlarda Nare, çoğu zaman kendi kendine yetmeyi öğrenmişti.
Belki de bu yüzden öğretmen olmuştu.
Kendi yaşayamadığı çocukluğu, başkalarının hayatına küçük bir dokunuş olarak bırakabilmek için...
Bir çocuğun ağladığında yanında olmak, korktuğunda elini tutmak, yaptığı küçücük bir resmi dünyanın en güzel eseriymiş gibi övmek Nare için sıradan şeyler değildi.
Her sarılışta geçmişinden bir parçayı iyileştiriyor gibiydi.
Her gülüşte, çocukken kendisinden esirgenen bir mutluluğu yeniden buluyordu.
Birazdan kapı açılacak, minik ayak sesleri koridoru dolduracak ve sınıf yine her zamanki gibi gürültülü bir hâle gelecekti.
Ve Nare, bütün o karmaşanın içinde kendisini yine dünyanın en huzurlu insanı gibi hissedecekti.
Henüz bilmiyordu.
Hayatının en sakin sabahlarından biriydi bu.
Çünkü çok yakında, çocukların masum dünyasından çıkıp yetişkinlerin acımasız dünyasıyla yüzleşmek zorunda kalacaktı.
BÖLÜM-1
Nare, sınıfın kapısını açtığında içeriden yükselen çocuk sesleriyle birlikte yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Öğretmenim!”
Minik ayak sesleri sınıfta yankılanırken birkaç çocuk birden ona doğru koştu. Nare, eğilip kollarını açtı ve kendisine sarılan çocukları tek tek kucakladı.
“Günaydın, benim güzel çocuklarım.”
" Günaydın ,öğretmenim"
çocuklar Nare'nin beline sıkıca sarılmış sorular soruyorlardı.
Nare'nin sınıfı, okuldaki diğer sınıflara göre en küçük yaş grubuydu. Çocuklar 3-4 yaş aralığındaydı. Bazı öğretmenler bunu zorluk olarak görseler de Nare için aynısı değildi. Nare için ise durum tam tersiydi. Çünkü...
Nare, çocukların büyümesini istemezdi. Belki de bunun sebebi, kendisinin çocuk kalmasına hiç izin verilmemiş olmasıydı. Onların küçücük ellerinden tutup ilk harflerini yazdırırken, aslında kendi yarım kalmış çocukluğuna da dokunduğunu hissederdi.
Nare, ellerini birbirine vurarak
“Haydi bakalım çocuklar, herkes kendi sandalyesine otursun. Birazdan sizinle çok güzel
bir şey yapacağız.”
Çocuklar, öğretmenlerinin sözünü dinleyerek yavaş yavaş sandalyelerine geçtiler. Kimi arkadaşının yanına oturmak için sandalyesini sürüklerken kimi de hâlâ elindeki oyuncağı bırakmak istemiyordu.
Nare , onların bu hâline bakıp gülümsedi.
“Evet, şimdi herkes yerleşti mi?”
“Eveeet, öğretmenim!”
Sınıfın dört bir yanından yükselen sesler, Nare'nin yüzünde sıcak bir tebessüm oluşturdu.
Nare çantasını öğretmenler masasına bırakıp sandalyesine oturdu.
Yoklama defterini çekmeceden çıkardı çocuklara döndü.
"Evet, bakalım. Bugün kimler gelmiş? bakalım çocuklar şimdi ismini söylediğim burada desin tamam mı? "
çocuklar hep bir ağızdan:
"taamamm " diye bağırdılar.
Nare,çocukların bu ince sesini seviyordu. Bu yüzden sürekli onlara soru soruyordu.
Çocukların susturulmasından hiç hoşlanmazdı. Çünkü o, küçükken söylemek istediği her şeyin içinde kalmasının nasıl bir his olduğunu biliyordu. Bu yüzden hiçbir çocuğun, söyleyecekleri duyulmadan susmayı öğrenmesini istemiyordu.
Nare yoklamayı almaya başlamıştı.
"Eylül"
"buyadarım, öğretmenim"
"Lina"
"buyada "
"Arda "
"burda"
"Efe"
"buyadayım "
Nare ,tüm sınıfın yoklamasını almıştı. Sınıfta olan çocukların sayısı 17'ydi 5 kişi gelmemişti .
Defteri kapatıp tekrar çekmecenin içine koydu. Çocuklara dönüp:
" Evet çocuklar, bugün yeni şeyler öğreneceğiz. " dedi.
çocuklar heyecanlanmıştı. Çocuklara "yeni şeyler" demek, yeni eğlence yeni oyun demekti.
Marsel, mavi gözlerini kocaman açarak:
" Ne öğreneceğiz, öğretmenim? "
Nare, hafifçe sırıtıp:
"Bugün meyveleri öğreneceğiz çocuklar" dedi.
Elanur:
"hangi meyveleri öğreneceğiz , öğyetmenim"
"Bütün meyveleri öğreneceğiz çocuklar. Muz, çilek, elma hepsini "
Nare, kolundaki saate baktı. saat 8.10 olmuştu 20 dakika sonra kahvaltı saatiydi.
"Çocuklar, kahvaltı saatine çok az kaldı. Çizgi film izleyelim. Kahvaltıdan sonra etkinlik yapacağız, tamam mı ?
çocuklar:
" taamam !"diye bağırdı
"Nare , akıllı tahtaya döndü ve Elif'in Düşleri: C vitamini kaynağı adlı çizgi filmi açtı.
"Hadi bakalım çocuklar, bu çizgi filmini izleyelim. Sonra kahvaltı odasına gideceğiz."
Nare, sandalyesinden kalkıp sınıfın ışıklarını kapattı.
masasına geçerken telefonu titredi. Bildirim gelmişti
telefonu açıp bildirime baktı . Instagram hesabındandı
takip isteği vardı. İstek atanın profil resmine baktı. Çok tanıdık geliyordu ama tanımıyordu. Sanki daha önce karşılaşmışlardı ama nerede görmüştü hatırlamıyordu. Gözleri çok tanıdıktı; bir o kadar da çok yabancıydı.
Sınıfın kapısı çaldı. Kapı yavaşça aralandı. Kapı görevlisi Ayşe Hanım'dı
" Nare hocam, kaç kişisiniz?"
Nare ,kapının kenarındaki Ayşe hanım'a bakıp
"17 kişiyiz, Ayşe hanım."
"Tamam hocam, sağ olun."
"Rica ederim. eee ,Ayşe hanım, kahvaltı ne zaman hazır olur ?"
Ayşe hanım telefonuna bakıp:
"Hocam 5 dakikaya inin "
"Tamam Ayşe Hanım. ben çocukları toparlar, aşağıya ineriz."
"Tamam Nare hocam"
Ayşe hanım kapıyı kapattı.
Nare, çizgi filmi durdurdu. çocuklara dönüp
" Hadi çocuklar, ellerimizi yıkayalım. Sonra kahvaltıya ineceğiz. tuvalet kapısının önünde tek tek sıra olun. Hadi bakalım."
çocuklar sandalyelerinden kalkıp tuvalet kapısının önünde tekli sıra olmuşlardı.
Sınıfla tuvaleti birbirinden ayıran tek şey, arada duran beyaz bir kapıydı. Nare kapının önünde bekleyen çocukları tek tek içeri gönderirken diğerleri sıralarını bozmadan bekliyordu.
Nare , ellerini yıkayan her çocuğa kuru mendil verip sınıf kapısının önünde sıra olmalarını söylemişti .
Telefonu tekrardan titremişti. Telefonun ekranını açıp baktığında yine İnstagramdan bildirim gelmişti. Takip isteği gelmişti.
Takip edenin profil fotoğrafına baktığında yine aynı kişiydi.
Kimdi bu? ne istiyordu?
Takip isteği gönderdiğine göre Nare'yi tanıyordu ama Nare tanımıyordu. Aslında tanıyordu ama kim olduğunu bilmiyordu.Çok tanıdık geliyordu, bir o kadarda çok uzak geliyordu.
eve gidince bunu araştıracaktı.
Şimdi okuldaydı.
Şimdi olmazdı .
Son çocuk da ellerini yıkamıştı. Nare , sıranın en başına geçip en önde Duru vardı. Duru'nun elini tuttu. Çocukları tekrar saydı.
1, 2, 3....
Çocuklara döndü:
"Çocuklar, kuralımız? neydi yemek odasında sessizce konuşmadan yemeklerimizi yiyip tekrar sınıfımıza döneceğiz, tamam mı? Ve Sultan ablamız ne yemek hazırladıysa hepsini yiyeceğiz. Anlaştık mı? yemeklerimizi yemezsek boyumuz uzamaz,küçük kalırsınız yoksa"
Marsel mavi gözlerini kocaman açarak:
"Öğretmenim ben küçük kalmak istemiyorum. Ben büyük adam olmak istiyorum."
"O zaman bütün yemekleri yememiz lazım, tamam mı çocuklar"
çocuklar "taamammm" diye haykırdı
"Aferin size.hadi bakalım ,inelim." kapıyı yavaşça açtı. yemek odası alt kattaydı, oyun odasının hemen yanındaydı. Çocuklarla merdivenden yavaşça, sol taraftan inip yemek odasına geçtiler. Masalar çocukların boyuna göreydi. Çocukları masaya oturttu. Yemekçi Sultan Hanım çocukların sayısına göre tabakları dizmişti. Tabağın yanında çatallarda vardı. Küçük su bardaklarında vişneli meyve suyu vardı.
çocuklar yemeğe başlamadan mutlaka yemek duamızı yaparız. Hepsi beni bekliyordu
"Evet çocuklar, elleri açın bakalım."
Çocuklar ellerini açmış, hep bir ağızdan dua etmeyi bekliyorlardı. Bizim değişmez yemek kuralımızdı.
"Hadi, hep birlikte edelim:
Yemeğimi yemeden el açtım. Allah'ım ,sana akıl, sağlık, doğruluk iyi huylar ve bana.Yemezsem büyüyemem okuluma gidemem bizi yaratan Allah'a her zaman dua edelim."
Yemek duasının ardından çocuklar ellerini yüzlerine sürüp hep birlikte:
“Amin,” dediler.
"Evet çocuklar, kahvaltınızı şimdi yapabilirsiniz.Yavaş yavaş yiyin olur mu "
"tamam öğyetmenim"
Nare, mutfak dolabını açıp kendi kupasını aldı ve ocağın üstündeki demlikten kendine yeni demlenmiş taze çay doldurdu. Evde kahvaltı yapıp çıktığı için çok aç değildi.
Gerçi evdeki kahvaltıya kahvaltı denir miydi, bilmiyordu. Annesi, babası için sucuk kızartmıştı. Nare'de birkaç bayatlamış ekmeği sucuğun yağına banıp yemişti.
Ama mecburdu. ne diyebilirdi ki?
Evdekiler, onun çocuk bakıcısı olduğunu düşünüyorlardı. çocukların altını aldığını düşünüyorlardı. Bakıcı bir kızı evde istemiyorlardı.
Paraları yok muydu?
elbet ki vardı .
Ama Nareye yoktu o para.
Nare ,çayını alıp çocukların yanına geçti. Öğretmenler için ayrılmış küçük sandalyeye oturdu .
O sırada 4-5 yaş grubu yemek salonuna gelmişti. Neslihan hoca'nın öğrencileriydi. Bu sene mezun olacaklardı. Nare'nin çocuklarının 1 senesi daha vardı .
Bu okulu çok seviyordu. Evine uzaktı ama en azından evden erken çıkıp geç gelmek için bahanesi oluyordu. Evden uzlaşmak ona iyi geliyordu
Neslihan hoca, öğrencilerini masanın etrafına yerleştiriyordu.
Sinirli bir hocaydı. Öğrencilere bağırdığını duyuyordum . Ama kendi eğitim şekliydi. Müdür beyde bir şey dememişti bu konu hakkında. Veliler tarafından şikayet geliyordu ama yine de Müdür bey bir şey yapmıyordu.
Çocuktu bu. Nasıl bir yaramazlık yapmış olabilirdi ki? cam çerçeveyi mi kırmıştı? hiç sanmam eski deneyimli öğretmendi kimse bir şey diyemiyordu maalesef ki .
Neslihan hoca ,sandalyesini alıp çocukların masasının en başına geçmiş kupadaki çayını yudumluyordu öğrencilerin sesi çıkmıyordu.
Ona rağmen bağırmaya devam etmeye devam ediyordu.
Neslihan hoca bana döndü;
"Ayy Narecim ya, görüyor musun? Seninkiler küçük yaş grubu ama seninkilerin sesi hiç çıkmıyor. Benimkilerin çenesi düşmüyor Maşallah."
Hafifçe sırıtıp:
"Sabah saati hocam. Akşama doğru yorulurlarsa dururlar." dedim.
"Umarım canım, gerçekten yani"
Sultan hanım öğle yemeği için hazırlık yapıyordu. Aradan lafa atladı:
"Ama Nare hocam'ın sınıfından hiç ses gelmiyor maşallah yani. Okul çocuk sesinden geçilmezken Nare hocam'ın sınıfından çıt çıkmıyor."
"Çocuktan kaynaklı, Sultan Hanım yoksa hepimiz burada eğitimciyiz. Hepimiz çocuklar için çalışıyoruz."
Neslihan hoca hafiften gülerek:
"Ay yok vallahi hocam ben YKS'de çok iyi bir puan yapamadım, mecbur bu mesleği seçtim. Yoksa bayılmıyorum elin çocuğuna bakmaya.
Mesleğini severek yapmıyordu. Mecburen yapıyordu. Bu meslek kaç genç kızın hayaliydi belki de. Onun yüzünden bu mesleğe yerleşemeyen, açıkta kalan bile olmuştur. Hayallerini, amacını kaybeden kaç kişi olmuştu belki de?
"Bu mesleği kaçımız seviyoruz ki, Nare hocam? Lütfen doğruyu söyleyin. Sizde iş garantisi var diye seçtiniz. "
"Aksine, Neslihan hocam. Ben çocuklarla vakit geçirmeyi çok seviyorum. Çocukların dünyası daha sade, daha naif ,daha gerçek. Bir çocuğun küçücük bir şeyi heyecanla anlatması bana göre dünyanın en güzel şeyidir, hocam"
Neslihan hoca bana aşağılayıcı bir şekilde bakıyordu ama umurumda mıydı?
Değildi.
Asla
Çünkü;
Bir çocuğun gözlerindeki mutluluğu görmek, bana her gün yeniden doğru mesleği seçtiğimi hissettiriyordu.
Bölüm etkileşimi
