12. bölüm / 18
Geçmişin GölgesindeBİR KAĞIT,BİN SORU
Bölümler 18Şu an: BİR KAĞIT,BİN SORU
- 1 KÜÇÜK DÜNYA1.570 kelime
- 2 KÜÇÜK TESADÜF2.692 kelime
- 3 DÜNÜN YARALARI2.668 kelime
- 4 CEVAPSIZ SÖZLER5.555 kelime
- 5 KAPININ ARDINDAKİ SESSİZ ÇIĞLIK4.676 kelime
- 6 ÇIKMAZ SOKAK2.847 kelime
- 7 HAYALLER HAYATLAR3.847 kelime
- 8 BİR SONUN BAŞLANGICI3.581 kelime
- 9 BİR YALANIN ARDINDA3.428 kelime
- 10 SAHTE BİR EVET6.572 kelime
- 11 SAHTE NİKAH3.119 kelime
- 12 BİR KAĞIT,BİN SORU6.718 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 KIRK YIL HATRINA6.844 kelime
- 14 DİNMEYEN KORKU8.751 kelime
- 15 GEÇMİŞ YENİDEN UYANDI7.568 kelime
- 16 GÜCÜN BEDELİ8.684 kelime
- 17 SESSİZLİĞİN ARDINDA9.513 kelime
- 18 KARANLIĞIN BAŞLANGICI7.117 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mehmet'in bıraktığı kâğıt hâlâ elimdeydi. Parmaklarımın arasında tuttuğum küçücük bir kâğıt parçasının, birkaç dakika önce bildiğim her şeyi bu kadar kolay değiştirebilmesine inanamıyordum. Klozetin üzerinde öylece oturuyor, gözlerimi kâğıttan ayıramıyordum. Aynı cümleleri defalarca okumuştum ama her okuyuşumda başka bir anlam buluyordum.
Mehmet bunu nereden biliyordu?
Asıl soru buydu.
Neden bana bunu söyleme gereği duymuştu? Ve daha önemlisi, neden özellikle Aras'la ilgili konuşmuştu?
Dudaklarımı birbirine bastırıp derin bir nefes aldım. İçimde bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyordum. Hem de uzun zamandır fark etmediğim kadar büyük bir şeyin.
Aras'ın yüzü gözlerimin önüne geldi. Son günlerdeki tavırları, bana bakışları, bazı sorularıma verdiği garip cevaplar, bir şey söyleyecekmiş gibi olup son anda vazgeçmeleri...
Hepsini tek tek düşünmeye başladığımda aslında hiçbirinin tesadüf olmadığını hissettim.
Belki de ben görmek istemediğim için görmemiştim.
Belki Aras'ın bana anlatmadığı bir şey vardı.
Ama ne?
Elimdeki kâğıdı buruşturmak için parmaklarımı sıktım, sonra vazgeçip tekrar düzelttim. Mehmet'in söylediklerinden çok, söylemedikleri korkutuyordu beni. Çünkü bir insan sana gerçeği anlatmak yerine yalnızca bir kapı aralıyorsa, o kapının arkasında mutlaka görmek istemeyeceğin bir şey vardır.
Ve ben o kapının önünde duruyordum.
Tek yapmam gereken içeri bakmaktı.
Ama ilk defa korkuyordum.
Aras'tan değil.
Aras hakkında öğreneceklerimden korkuyordum.
Kâğıdı çantama koyup ayağa kalktım. Aynadaki yansımama baktığımda yüzümün ne kadar solgun olduğunu fark ettim. Birkaç dakika önce buraya gelen Nare ile şimdi aynada gördüğüm kız aynı değildi.
Çünkü artık kafamda tek bir soru vardı.
Aras benden ne saklıyordu?
“Nare, işin bitmedi mi hâlâ?”
Elif'in sesini duyuyordum ama cevap veremiyordum. Dudaklarımı aralamaya çalışıyor, tek bir kelime bile çıkaramıyordum. Gözlerim hâlâ elimde tuttuğum kâğıttaydı. Mehmet'in yazdığı birkaç cümle zihnimin içinde dönüp duruyordu.
Ne demek istemişti?
Aras benden ne saklıyordu?
Melis neden beni korumaya çalışacaktı?
Melis kimdi, benim neyim oluyordu?
Aras'ın eski sevgilisiydi.
Bu nota inanmak istemiyordum. Hatta inanmayı reddediyordum. Ama içimde bir yer, ne kadar inkâr edersem edeyim, Mehmet'in yazdıklarında gerçek payı olduğunu söylüyordu.
Bir anda kendimi kocaman bir girdabın içinde bulmuştum. Ne kadar çırpınırsam çırpınayım çıkamıyordum. Her düşündüğüm soru başka bir soruyu beraberinde getiriyordu.
Aras'a sorsam ne diyecekti?
Bana yalan mı söyleyecekti?
Yoksa ilk defa her şeyi anlatıp gerçekleri mi önüme koyacaktı?
Belki de bana bakıp hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranacak, “Elin adamı neden sana böyle bir not yazsın?” diyecekti.
Ne diyecekti?
Bilmiyordum.
Tek bildiğim, kafamın içindeki bütün soruların cevapsız kaldığıydı.
“Nare, iyi misin? Nare, ses versene artık.”
Elif'in tuvaletin kapısına vurduğunu duyuyordum. Belki de bana kaç kez seslendiğini bilmiyordum. Sesini duyuyordum ama sanki çok uzaktan geliyordu. Belki ona cevap veriyordum. Belki de vermiyordum. Kendi sesimi bile duyamıyordum.
Elimdeki kâğıt titreyen parmaklarımın arasında duruyordu. Yazıları kaç kez okuduğumu bilmiyordum. Artık kâğıtta ne yazdığını düşünmeme bile gerek yoktu. Cümleleri ezberlemiştim.
“Nare, oğlum gelin. Ses gelmiyor Nare'den.”
Oğlum.
Bir anda kalbim daha hızlı atmaya başladı.
Aras'ı çağırıyordu.
Demek Aras buradaydı.
Elimdeki kâğıdı hemen katlayıp avucumun içinde sakladım. Kimse görmemeliydi. Özellikle de Aras.
Derin, uzun bir nefes aldım. Tuvaletin ağır kokusu burnumu doldursa da umurumda değildi. Kendime gelmem gerekiyordu. Şimdi kapıyı açıp hiçbir şey olmamış gibi davranmalıydım.
“Efendim Elif.”
Sesim o kadar zor çıktı ki kendim bile zor duydum.
“Kızım niye ses vermiyon ya? Ödümüzü kopardın.”
Elif'in sesindeki endişeyi duyunca gözlerimi kapattım.
Ne diyecektim ona?
“Elif, Mehmet bana böyle bir not yazdı, sence ne yapmalıyım?” mı diyecektim?
Hayır.
Şu an Elif'e hiçbir şey anlatamazdım. Çünkü Elif bunu Ege'ye söylerdi. Ege de Aras'a anlatırdı. Aras, Mehmet'in karşısına dikilir ve ne olduğunu öğrenene kadar peşini bırakmazdı.
Ben ise daha hiçbir şey bilmiyordum.
Mehmet'in neden böyle bir not yazdığını, neyi bildiğini, Aras'ın gerçekten benden bir şey saklayıp saklamadığını bilmiyordum. Bütün bunları öğrenmeden kimseye tek kelime edemezdim.
Bu sır şimdilik benimle kalacaktı.
Gerekirse sonuna kadar.
Gerekirse kimseye anlatmadan ölene kadar.
Kâğıdı çantamın en dibine sıkıştırdım ve kapının koluna uzandım. Ama kapıyı açmadan önce aklımdan tek bir cümle geçti.
Aras'a hiçbir şey belli etme, Nare.
Çünkü artık ondan şüpheleniyordum.
Ve belki de hayatımda ilk defa, Aras'ın karşısına çıktığımda yüzüne bakıp yalan söylemek zorunda kalacaktım.
Kapıyı açtım.
Elif kapının hemen önünde beni bekliyordu. Yüzüme baktığı anda gözlerindeki korkuyu açıkça görebiliyordum.
“İyi misin, Nare?”
“İyiyim. Biraz midem bulandı, cevap veremedim o yüzden.”
“Kızım, niye ses vermiyon ya? Ödümüzü kopardın.”
“Ben de bilmiyorum ki. Bir an midem bulandı. Çıkıyorum şimdi. Sen Aras'ları mı aradın?”
“Evet, ne yapayım? Sesleniyorum, sesin de çıkmıyor. Merak ettim seni.”
“İyiyim, merak etme. Çıkıyorum şimdi. Stres yaptım herhalde.”
“Hâlâ Melis'e takıldı değil mi aklın? Az daha evlenmenizi engelleyecekti ya, gerizekâlı. Ama en azından Aras, Melis'e gereken cevabı verdi.”
“Öyle vallahi. Her şeyi berbat edecekti.”
Berbat etseydi ne olurdu?
Melis neden beni korumak istemişti?
Ama neden?
Melis neden beni korumak istesin ki? Ben onun sevgilisini elinden almıştım. Üstelik Melis, Aras'ı hâlâ seviyordu. Buna rağmen neden beni korumak istiyordu?
Benim bilmediğim bir şeyi Melis mi biliyordu?
Aras, Melis'i sevmiyordu ki. Onu hiçbir zaman sevgilisi olarak görmemişti. Sevgilisi olarak görmediği bir kadına neden bu kadar büyük bir sırrını versin?
Bu bir oyundu.
Çocukça bir oyundu.
Aras gerçekten büyük bir sır saklasaydı Ege, benim Aras'la evlendiğim için neden bu kadar mutlu olsun ki? Yoksa Ege de sırrı bilmiyor muydu?
Bilezik kutusunu çantama geri koydum. Not da hâlâ kutunun içindeydi. Eve gidince notu en güvendiğim yerde saklamam gerekiyordu. Aras'ın o notu görmemesi lazımdı.
Tuvaletin kapısını yavaşça kapatıp Elif'in yanına geçtim.
“İyiyim. Biraz kustum ama şu an iyiyim, merak etme. Aras ve Ege'nin yanına dönelim. Bizi merak etmesinler.”
“Tamam. Elini yüzünü yıka biraz, ferahlarsın. Yüzün ölü suratına dönmüş, bembeyaz olmuş.”
Hafifçe güldüm.
Yavaşça lavaboya yöneldim. Elif de arkamdan geliyordu. Musluğu açtığım sırada saçlarımı eliyle toplayıp ensemin üzerinde tuttu. Önce ellerimi, ardından yüzümü yıkadım.
“Ağzını da çalkala,” dedi Elif.
Avucuma biraz su alıp ağzımı çalkaladım.
Kusmamıştım. Midem de aslında bulanmıyordu. Ama içimde kusacakmışım gibi kötü bir his vardı. Notta yazan cümleler hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.
Melis seni korumaya geldi.
Melis neden beni korumak istemişti?
Üstelik Aras'ın eski sevgilisinden bahsediyorduk.
Tuvaletten çıktığımızda Elif'in koluna girdim. Yavaş yavaş masaya doğru yürüyorduk. Ege ve Aras hâlâ masada oturuyorlardı. Ellerinde sigaraları vardı. Terasta olduğumuz için sigara içmelerine izin verildiği belliydi.
Aras'ın görüş alanına girer girmez ayağa kalktı. Elindeki sigarayı dışarı doğru fırlatıp yanımdaki sandalyeyi çekti.
“İyi misin? Ne oldu? Solgun duruyorsun.”
“İyiyim. Biraz midem bulandı sadece. Sabah da kahvaltı yapmamıştım. Bir de üstüne kustum.”
“Bir de eski sevgilin kızın moralini bozdu, Aras. Daha ne olsun?”
Sandalyeye yavaşça oturdum. Aras da kendi sandalyesine geçti.
“Konu hâlâ Melis mi?”
“Evet. Melis... Aras, Melis kim? Seni aldattı, hem de en yakın arkadaşınla. Ama hâlâ senin peşinde. Belki de bilmediğin başka bir şey vardı. Belki seni aldatmadı. Nereden biliyorsun?”
Aras'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Otelde onları yatakta, çırılçıplak bastım, Nare. Eğer onları öyle görmeseydim belki inanırdım ama gözlerimle gördüm. Yani yanlış görmüş olma ihtimalim yok.”
“O zaman neden hâlâ senin nikâhını mahvetmeye çalışıyor?”
“Çünkü onunla evlenmediğim için ailesi, onu istemediği köyden birine verecek.”
“Ailesini nereden tanıyorsun peki? Uzaktan akraban ama tam olarak nereden?”
Aras bana baktı. Kaşlarını çattığında göz bebekleri büyüdü, yeşil gözleri daha da belirginleşti.
“Hayırdır, Nare? Savcılığa mı merak saldın?”
“Hayır, ne alaka?” dedim hemen.
Bir anda kendimi büyük bir suç işlemişim de sorguya çekiliyormuşum gibi hissettim.
“Bırakın artık şu eski sevgili muhabbetini, sıktınız ya.”
Ege'nin sözleriyle önümdeki peynir tabağından bir parça peynir alıp ağzıma attım.
“Nare, giderken temizlik malzemesi almamız lazım,” dedi Elif.
“Tamam, alırız. Zaten evin aşağısında market vardı, oradan alırız.”
“Hiç düşünmezdim lan, arkadaşımın evini temizleyeceğimizi,” dedi Elif sırıtarak.
Elif'e baktım.
Keşke ben de onun kadar mutlu olabilseydim. Sanki az önce yaşananların hiçbirini düşünmüyormuş gibi rahatça gülümseyebiliyordu. Bense hâlâ Melis'in söylediklerinin ve o notun etkisinden çıkamamıştım.
“Keşke ben de senin gibi mutlu olabilsem, Elif.”
“Madem bu kadar istemiyordun, Nare, o zaman evlenmeseydin benimle. Melis içeri girdiğinde neden evet dedin?” dedi Aras.
Melis'in beni korumaya çalıştığını bilmiyordum. Bilseydim evet demezdim. Ya da belki de derdim. O an Melis'in beni korumak için geldiğini hiç düşünmedim. Düşünemezdim ki.
“Aras, vazgeçseydim sen de benim gibi babandan dayak yiyecektin. Bilmiyoruz sanki neden benimle evlendiğini.”
Aras, Elif'e döndü.
“Niye söyledin? Sana söyleme dedim ya.”
Elif'in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu. Bakışları ciddileşti.
“Kardeşim, ikiniz de aynı kaderden şikâyetçisiniz. Evet, söyledim. Çünkü birbirinize yara olmak yerine yara bandı olursunuz.”
“Birbirlerine dokunmayacaklar ki, nasıl yara bandı olsunlar?”
Ege'nin sözleriyle sırıttım. Gülmemek için yüzümdeki ifadeyi kontrol etmeye çalıştım ama haklıydı.
Birbirimize dokunmadan nasıl yara bandı olacaktık ki?
Ege'nin söylediklerini düşünürken önümdeki kahvaltı tabağına baktım. Aç olduğumu o ana kadar fark etmemiştim. Elime bir parça ekmek alıp peynirle birlikte yemeye başladım.
Bir süre sonra masadaki eski sevgili, evlilik ve aile muhabbetleri yerini daha sıradan konuşmalara bıraktı.
İyi ki de bıraktı.
Kafam zaten yeterince doluydu. Biraz olsun düşünmemek istiyordum.
Kahvaltımızı bitirmemiz çok uzun sürmedi. Elif son çayından bir yudum alırken Ege hesabı istedi. Aras cebinden cüzdanını çıkarınca Ege hemen elini kaldırdı.
“Sen otur lan, bugün benden.”
“Ne demek senden?” dedi Aras.
“Düğün hediyesi say.”
“Ne düğünü, nikâh kıydık sadece.”
“Daha beter işte. İnsan düğün yapınca en azından oynayıp eğleniyor. Siz direkt hayatınızı birbirine bağladınız.”
Elif kahkahayla güldü.
“Hediye olarak hesap mı ödüyorsun yani?”
“Bütçem bu kadarına yetti.”
“Allah bereket versin,” dedim gülerek.
Bir süre sonra hepimiz ayağa kalktık. Sandalyeleri masaya doğru iterken Aras yanıma geldi.
“İyi misin gerçekten?”
Başımı kaldırıp ona baktım.
“İyiyim. Merak etme.”
Bana birkaç saniye daha baktı. Sanki gerçekten iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu. Bakışlarından kaçırıp çantamı omzuma taktım.
“Tamam o zaman. Gidelim.”
Terastan aşağı indik. Dışarı çıktığımızda motorlar kaldırımın kenarında yan yana duruyordu. Elif motora doğru ilerlerken Ege de peşinden gitti.
“Sen dikkatli kullan,” dedi Ege Aras'a.
“Niye? Dikkatli kullanacakmışım.”
“Yeni damat oldun, heyecanlanırsın sen şimdi.”
“Ege, tam burada öldürürüm seni.”
“Ölümüm senin elinden olsun yavrum benim.”
“Pislik herif.”
Elif'le birlikte Aras ve Ege'yi izleyip gülüyorduk. Notu unutmuş, Aras ve Ege'nin atışmalarına dalmıştım. Birkaç dakika önce içimde büyüyen korku, onların saçma sapan konuşmalarının arasında biraz olsun geri plana çekilmişti.
Aras'ın motoruna baktım. Birkaç saat önce ona binmekten bu kadar korktuğumu şimdi düşününce içimde garip bir his oluştu. Artık korkmam gerektiğini düşündüğüm şey motor değildi.
Aras kaskını takıp motorun üzerine oturdu. Ardından bana dönüp diğer kaskı uzattı.
“Gel.”
Kaskı elinden alıp taktım. Motorun arkasına oturduğumda ellerimi nereye koyacağımı birkaç saniye düşündüm.
Aras arkasına bakmadan konuştu.
“Düşmeyeceksin, merak etme.”
“Düşmekten korkmuyorum.”
“Eee?”
Cevap vermedim.
Motor çalışınca istemsizce iki elimle montunun yanlarından tuttum. Aras hafifçe arkasına döndü.
“Tutunacaksan düzgün tutun.”
“Böyle gayet iyi.”
“Tamam, sen bilirsin.”
Ege ve Elif de motora binmişti. Ege önden hareket ederken Aras da motoru çalıştırıp yola çıktı.
Rüzgâr yüzüme çarparken gözlerimi bir an kapattım. İstanbul'un kalabalığı, arabaların sesleri ve insanların konuşmaları birbirine karışıyordu.
Ama benim kafamın içinde yalnızca tek bir cümle vardı.
Melis seni korumaya geldi.
Eve gidene kadar o cümleyi düşünmemeye çalıştım.
Ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım, aklımdan çıkmıyordu.
Notta yazanları ezberlemiştim. Kelimeler, gözlerimin önünden bir türlü gitmiyordu.
Hamile olmadığını biliyorum.
Aras'a söylemeyeceğim.
Aras'ın sana söylemediği bir şeyi biliyorum.
Melis seni durdurmak için gelmedi.
Melis seni korumaya geldi.
Cümleler sürekli gözlerimin önünden geçiyordu. Kafamın içindeki sesleri susturmaya çalışıyordum ama olmuyordu.
Aras'a güvenmek, Aras'a inanmak istiyordum. Benimle evlenmişti. Her şeyimle beni kabul etmişti. Kendi ailesine karşı benim için yalan söylemişti. Bunca şeyden sonra nasıl olur da ona güvenmezdim?
Ama Mehmet'in yazdığı notta bir cümle vardı.
Aras'ın sana söylemediği bir şeyi biliyorum.
Mehmet ne biliyordu?
Daha da önemlisi, Mehmet ile Aras nereden ve nasıl tanışıyorlardı?
Elif, Mehmet'in kendi kuzenine bile soğuk davrandığını söylemişti. Aras'ı nereden tanıyacaktı ki?
Aklımda cevaplanmamış onlarca soru vardı.
Mehmet'le karşılaşmamam gerekiyordu. Eğer karşılaşırsam her şeyi mahvedebilirdi. Gerçeği öğrenene kadar Aras'a güvenecektim.
En azından şimdilik...
Belki de bütün bunlar Melis'in bir oyunuydu. Beni Aras'tan boşatmak için elinden gelen her şeyi yapacaktı.
Ama işe yaramayacaktı.
Şimdilik.
Aras'ın arkasında otururken kollarımı biraz daha sıkı tuttum. Başımı onun sırtına yaslamadan, sadece montunun kenarlarından tutarak yol boyunca sessizce ilerledim.
Gerçeği öğrenene kadar hiçbir şey söylemeyecektim.
Çünkü bazen bir sırrı çözmenin en iyi yolu, herkesin seni hiçbir şey bilmiyor sanmasına izin vermekti.
Evin bulunduğu mahalleye girdiğimizde sokak her zamanki gibi hareketliydi. Sokakta birkaç erkek çocuğu top oynuyordu. Bağırışları, birbirlerine attıkları paslar ve arada yükselen kahkahaları sokağı dolduruyordu.
Ege çocukları fark edince yavaşlayıp binanın önünde durdu. Aras ise motorunu çocukların arasından dikkatlice geçiriyordu. Tam yanlarından geçeceği sırada yavaşladı.
Çocuklara bakıyordu.
Sanki onların oyununu izlemiyor, çok daha eski bir anıya bakıyordu.
Belki de hatırlamak istemediği bir anının içinden geçiyordu.
Çocuklardan biri Aras'ın motorunun önüne gelip durdu.
“Abi, ara gaz vereyim mi?”
Aras çocuğa bakıp güldü.
“Gel, ver.”
Çocuk elindeki topu heyecanla yere bıraktı. Motorun yanına koşup direksiyona uzandı. Aras da çocuğun rahatça ulaşabilmesi için biraz eğildi.
Çocuk ara gazı verdiğinde motorun sesi sokakta yankılandı.
Çocuğun yüzündeki heyecanı görünce Aras'ın gülümsediğini motorun aynasından görebiliyordum. Kafasında kask vardı ama gözlerinin küçülmesinden güldüğünü anlayabiliyordum.
Bir başka çocuk motorun arkasına bakıp bana işaret etti.
“Abi, sevgilin mi?”
Aras aynadan bana baktı.
Gülüyordu.
Birkaç saniye sonra soru soran çocuğa döndü ve hiç düşünmeden cevap verdi.
“Karım.”
Çocukların hepsi bir anda bağırmaya başladı.
“Ooooo!”
“Hayırlı olsun abi!”
“Kapmışsın gül gibi yengeyi!”
“Ne şanslı adamsın!”
Çocukların kahkahaları sokağa yayıldı.
Onları izlerken istemsizce gülümsedim. Bunu söyleyenler daha ortaokul çağındaki çocuklardı. Küçüktüler. Hayatın ne kadar zor olabileceğini henüz bilmiyorlardı. Birbirleriyle dalga geçip birkaç saniye sonra hiçbir şey olmamış gibi topun peşinden koşabiliyorlardı.
Biz de bir zamanlar onlar gibiydik.
Aynı yaştaydık.
Aynı boylardaydık.
Aynı şeylere gülebilecek kadar çocuktuk.
Ama biz hiçbir zaman böyle gülemedik.
Çocukluğumuzun içinde kahkahalara yer bırakılmamıştı.
Aras şimdi eğleniyor, çocuklarla şakalaşıyor, onların söylediklerine gülüyordu. Onu böyle görmek tuhaf bir şekilde içimi ısıtıyordu. Ama aynı zamanda içimi acıtıyordu.
Çünkü onun yüzünde gördüğüm o rahat gülümsemenin ne kadar yabancı olduğunu biliyordum.
Bana ise gülme fırsatı bile verilmemişti.
Çocukluğumdan geriye kalan en belirgin şey kahkahalarım değil, suskunluğumdu.
Aras motoru tekrar çalıştırdı.
“Tamam gençler, hadi bakalım. Maçınıza devam.”
“Görüşürüz abi!”
“Görüşürüz yenge!”
Yine kahkahalar yükseldi.
Aras motoru yavaşça hareket ettirdi. Ben de arkasında sessizce otururken çocukların sesleri giderek uzaklaştı.
Aynadan bir kez daha Aras'a baktım.
Belki de ikimizin de yaraları aynıydı.
Sadece onları taşıma şeklimiz farklıydı.
Motorla Ege ve Elif'in yanında durduk. Aras motoru tamamen durdurduktan sonra ikimiz de indik. Kaskımı çıkarıp saçlarımı düzeltirken Elif'in yanına geçtim. Aras ve Ege ise her zamanki gibi daha ilk dakikadan atışmaya başlamıştı.
Elif'le yan yana durmuş, onları izliyorduk. Ne zaman bir araya gelseler mutlaka birbirlerine laf atmadan duramıyorlardı. Üstelik dışarıdan bakınca gerçekten çok komik görünüyorlardı.
Ege, Aras'a ciddi bir ifadeyle bakıp başını iki yana salladı.
“Bak kardeşim, sen evli adamsın artık. Bunu kalın kafana sok, tamam mı?”
Aras kaşlarını kaldırdı.
“Hayırdır? Sanki burası benim evim, beyefendi orada çocuklarla sohbet ediyor.”
Aras sırıtarak Ege'ye döndü.
“Ne lan, çocuklarla da mı konuşmayalım?”
Ege bir adım ona doğru yaklaştı.
“Ben seninle çok güzel konuşacağım, bekle sen.”
Elif hemen bana doğru eğildi.
“Bunlar daha yeni mi başladı?”
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Hayır, biz gelmeden önce de başlamışlardır kesin.”
Aras, Ege'ye bakmaya devam ederken sanki onun söylediklerini hiç önemsemiyormuş gibi rahat bir tavırla ellerini cebine soktu.
“Ne konuşacaksan konuş da çok uzatma. Eve gideceğiz.”
Ege alaycı bir şekilde güldü.
“Tabii, beyefendi şimdi evine gidecek. Evli adam oldun diye bir havalara girmeye başladın zaten.”
Aras bu kez bana baktı. Yüzündeki sırıtış daha da belirginleşmişti.
“Ne yapalım, nasip meselesi.”
Ege'nin yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Bak, bak... Bir de artistlik yapıyor.”
Elif kahkahasını tutamazken ben başımı iki yana salladım.
“Tamam,” dedim gülerek. “İkiniz de susun artık. Daha eve yeni geldik.”
Aras bana döndü.
“Ben bir şey yapmadım.”
Ege aynı anda konuştu.
“Ben mi başladım sanki?”
Elif ikisine birden bakarak derin bir nefes verdi.
“Allah'ım, ikisini de aynı anda susturmanın bir yolu yok mu?”
Aras ve Ege birbirlerine bakıp aynı anda konuştu.
“Yok.”
Bir anlık sessizlikten sonra hepimiz gülmeye başladık.
Ama içimde, bu sakin ve komik anın uzun sürmeyeceğine dair garip bir his vardı. Sanki eve adım attığımız anda bizi bekleyen başka bir şey vardı.
“Hadi artık markete gidelim, çok vakit kaybettik,” dedi Elif.
“Yavrum benim, sizin evinizi biz düşünüyoruz sanki. Bir saat önce evlenen bizdik.”
“Bir saat değil, iki saat önce. Saatlere dikkat et,” dedi Aras.
“Aras, şu markete gitmezsek burada ölüm saatini yazacağım, bilgin olsun.”
Ege'nin sözleriyle Aras ona dönüp kaşlarını kaldırdı.
“Senin ölüm saatini mi?”
“Yok, markete gitmezsek hepimizin.”
“Allah'ım, bununla niye arkadaşım ben?”
“Allah’ım, bununla niye arkadaşım ben?”
“Çünkü bensiz hayatın çok sıkıcı.”
“Senin yüzünden hayatım hiç sıkıcı değil zaten.”
Ege ve Aras çocukluktan beri birbirlerini tanıyorlardı. Kavga etseler, tartışsalar, birbirlerine küfür etseler bile birbirlerinden kopmuyorlardı. Beş dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi yeniden konuşmaya başlıyorlardı. Aralarındaki ilişkiyi tam olarak nasıl tanımlayacağımı bilmiyordum ama Ege ile Aras gerçekten kardeş gibiydiler. Birbirlerinin sinirlerini bozmak konusunda üzerlerine yoktu.
Aras’ın abisi Onur’la olan ilişkilerini bilmiyordum fakat Ege’nin Aras’ın hayatındaki yeri belliydi. Çocukluklarından beri birbirlerinin yanında olmuşlardı. Ne kadar didişirlerse didişsinler, aralarındaki bağın kolay kolay kopmayacağı her hâllerinden anlaşılıyordu.
Evin hemen çaprazında küçük bir market vardı. Hep birlikte oraya doğru yürüyüp içeri girdik. Elif’le birer alışveriş sepeti aldık. Ancak daha birkaç adım atmadan Aras benim elimdeki sepeti, Ege de Elif’in elindekini aldı.
İkisi de hanım köylüydü.
Elif’le önden yürürken Aras ve Ege arkamızdan geliyordu. Temizlik reyonuna girdiğimizde Elif hiç vakit kaybetmeden alışverişe başladı. Çamaşır suyu, yüzey temizleyici, parfümlü yüzey temizleyici, cam sil, bezler, eldivenler, çöp poşetleri ve daha birçok temizlik ürünü kısa sürede sepetlerde yerini aldı.
Sepetler ağırlaştıkça Ege ve Aras’ın yüzündeki ifade de değişmeye başlamıştı.
“Yavrum, ev temizleyeceksiniz, dünyayı değil,” dedi Ege.
Elif dönüp ona baktı.
“Daha bitmedi.”
“Ne demek bitmedi?”
“Banyo için ayrı şeyler lazım.”
Ege gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Ben bu eve temizlik için değil, cenazeye gelmişim gibi hissediyorum.”
“İstersen sen dışarı çık.”
“Yok, ben kaderime razıyım.”
Elif’le reyonların arasında ilerleyip deterjanların kokularına bakıyorduk. Elime bir şişe çamaşır suyu aldım ve kapağına yaklaşıp kokladım. Tam o sırada Aras bileğimden tutup şişeyi elimden indirdi.
“Tamam, ciğerlerine yazık. Ne yapıyorsunuz ya?”
Gülerek şişeyi aşağı indirdim.
“Ne var?”
“Ne var mı? Biraz daha koklarsan eve temizlik yapmaya değil, seni doktora götürmeye gideceğiz.”
“Abartma.”
“Bir tane deterjan almak yetmez mi?” dedi Aras.
Ona baktım.
“Yetmez tabii. Camları yer deterjanıyla mı sileceğiz? Her yer için farklı deterjan var.”
Aras sepetlere göz gezdirdi.
“Bence hepsi aynı şeyi yapıyor.”
“Hayır, yapmıyor.”
“Benim için yapıyor.”
“Sen zaten hiçbir şey anlamıyorsun.”
Ege arkamızdan söze girdi.
“Tamam da ben acıkırım. Yemek için bir şey almadık.”
Elif ona döndü.
“Kahvaltı yaptık, neyine acıkacaksın?”
“İnsan kahvaltıdan sonra da acıkır.”
“Ne kadar hızlı tüketiyorsun sen?”
Ege gayet ciddi bir ifadeyle omuzlarını silkti.
“Benim metabolizmam hızlı.”
Elif gülerek başını iki yana salladı.
“Sevgilim, her yeri silmek için farklı deterjan varsa beslenmek için de farklı öğünler var. Sabah kahvaltı yaptık, öğleni var, akşamı var mesela.”
Ege hemen başını salladı.
“Akşamı sayma sen.”
“Neden?” dedi Elif.
“Akşam burada kalmayacağız herhalde. Evlerimize gideceğiz.”
Bir anda sessizleştim.
Onlar evlerine gidecekti.
Ama ben ve Aras aynı eve gidecektik.
Asıl korktuğum şey de buydu.
Marketin ortasında elimdeki deterjana bakarken içimdeki bütün neşe bir anda kayboldu. Gün boyunca kalabalığın içinde olmak, Elif’in ve Ege’nin şakalarıyla oyalanmak kolaydı. Onların yanında olduğum sürece aklımı başka şeylerle meşgul edebiliyordum.
Ama birkaç saat sonra kapı kapanacak ve o evde yalnızca Aras ile ben kalacaktık.
İlk kez gerçekten evli bir çift gibi aynı evin içinde baş başa kalacaktık.
Ve ben, Aras’ın yanında ne yapacağımı hâlâ bilmiyordum.
Bir süre daha markette dolaştık. Elif her gördüğü temizlik ürününü sepete atarken ben de arkasından yetişmeye çalışıyordum. Aras ve Ege ise sepetleri taşımaktan yorulmuş, artık ne aldığımızı sorgulamayı bırakmışlardı.
“Tamam Elif, bence yeter.”
Elif elindeki son deterjanı sepete koydu.
“Bir tane daha alıp çıkıyoruz.”
Ege hemen Aras’a döndü.
“Bir tane daha dediğine bakma. Bu kadın ‘bir tane daha’ dediğinde en az yedi tane alıyor.”
“Elif, sen de duyuyorsun değil mi?”
“Duyuyorum.”
“Bak, arkadaşın beni şimdiden tanımaya başladı.”
“Ben seni yıllardır tanıyorum, hâlâ anlamıyorum,” dedi Aras.
Ege elindeki sepete baktı.
“Ben bu kadar deterjanla ne yapacağınızı hâlâ anlamadım.”
“Temizlik yapacağız.”
“Bence bu kadar deterjanla apartmanı baştan inşa edersiniz.”
Elif gülerek sepeti aldı.
“Tamam, hadi kasaya.”
Kasaya geldiğimizde sepetleri Aras ve Ege kasanın önüne bıraktı. Kasiyer ürünleri tek tek geçirirken Ege çıkan fiyatı görünce Aras’a doğru eğildi.
“Olum, biz temizlik malzemesi mi alıyoruz, yoksa marketi mi satın alıyoruz?”
“Senin yüzünden daha çok alıyoruz.”
“Ben hiçbir şey almadım.”
“Sen yemek istedin.”
“İnsan yemek ister.”
“Sen yemek değil, ziyafet istedin.”
“Benim bünyem geniş.”
“Senin miden geniş.”
Elif ikisine dönüp baktı.
“İkiniz de bir susun.”
Ege hemen sustu. Aras da başını öne eğdi. Kasiyer bile gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Ödemeyi yaptıktan sonra marketten çıktık. Poşetlerin çoğunu Aras ve Ege taşıyordu.
Ege poşetleri kaldırıp yüzünü buruşturdu.
“Ben bir daha evlenirsem nikâhtan önce temizlik sözleşmesi imzalatacağım.”
Aras güldü.
“Sen önce evlen.”
“Benim evliliğe ihtiyacım yok. Elif zaten beni yeterince çalıştırıyor.”
Elif koluna girdi.
“Daha hiçbir şey yaptırmadım.”
“İşte korkunç olan da bu.”
Hepimiz gülerek apartmana doğru yürüdük.
Eve çıktığımızda poşetleri mutfağın tezgâhına bıraktık. Elif hemen kollarını sıvadı.
“Tamam, başlayalım.”
Ege koltuğa oturdu.
“Ben moral ekibiyim.”
Elif ona baktı.
“Sen de camları sileceksin.”
Ege’nin yüzü düştü.
“Ben camdan hiç anlamam.”
“Cam silmek için üniversite bitirmene gerek yok.”
“Ben daha çok yönetici pozisyonunda çalışırım.”
Aras elindeki bezi Ege’nin kafasına attı.
“Al, yönetici. Başla.”
Ege bezi tutup Aras’a baktı.
“Sen de mi bana karşısın?”
“Ben bu evin damadıyım. Karımın tarafındayım.”
Ege birkaç saniye sustu.
“Karım lafını çok sevdin sen.”
Aras istemsizce gülümsedi.
“Biraz.”
Elif bana bakıp sırıttı.
“Daha iki saat oldu.”
“Sus,” dedim gülerek.
Temizliğe başladık. Ege camları silmeye çalışırken Aras arkasından geçip camda bıraktığı izi gösterdi.
“Sen camı değil, camın sabrını siliyorsun.”
“Sen çok biliyorsan gel yap.”
Aras bezi aldı.
“Ver.”
“Al.”
Aras camı silmeye başlayınca Ege kollarını bağladı.
“Bak şimdi nasıl ustalıkla yapacak.”
Aras birkaç saniye sonra cama baktı.
“Bunda niye iz kaldı?”
Ege kahkahayı bastı.
“Usta nerede?”
Elif de gülmeye başladı. Aras bezi Ege’ye geri verdi.
“Sen yap.”
“Ben zaten yapıyordum.”
Bir süre sonra evin içi gerçekten temizlenmeye başlamıştı. Elif mutfağı toparlıyor, Ege söylene söylene camları siliyor, Aras da ortalığı düzenliyordu.
Ben ise yatak odasındaydım.
Benim yatacağım, benim kalacağım oda...
Elimdeki bezle komodinin üzerini silerken bir an durup odaya baktım. Burası artık benim odam mıydı gerçekten?
Daha birkaç saat önce bu evin varlığından bile habersizdim. Şimdi ise hayatımın geri kalanını burada geçirme ihtimalini düşünüyordum.
Aras’la.
İçimden derin bir nefes alıp yeniden temizlemeye başladım. Dolabın kapaklarını sildim, komodinin üzerindeki tozları aldım, yatağın üzerindeki örtüyü düzelttim. Her şeyi kendi yerime yerleştirmeye çalışıyordum ama aklım sürekli aynı yere gidiyordu.
Bu oda...
Bir süre sonra Aras’la benim odamız olacaktı.
Bu düşünceyle elimdeki bez havada kaldı.
“Allah’ım, ben ne yapacağım?”
Kendi kendime mırıldandığımı fark edince hemen sustum.
Tam o sırada kapının önünde Elif belirdi.
“Ne yapıyorsun sen?”
“Hiç. Temizliyorum.”
“Onu görüyorum da yüzün niye beş karış?”
“Yorgunum.”
Elif içeri girip yatağın kenarına oturdu.
“Yorgunluktan mı düşünüyorsun bu kadar?”
“Ne demek istiyorsun?”
“Aras’la yalnız kalacağınızı düşünüyorsun.”
Elif’in bunu bu kadar rahat söylemesiyle yüzüm ısındı.
“Hayır.”
“Yalan.”
“Elif...”
“Tamam, tamam. Bir şey demiyorum.”
Ayağa kalkıp yatağın üzerindeki örtüyü düzeltti.
“Bak, korkma. Aras sana bir şey yapacak biri değil.”
“Biliyorum.”
“E o zaman?”
“Bilmiyorum. Sadece... Her şey çok garip.”
Elif bu kez gülümsemesini bıraktı.
“Garip olması normal. Bir günde evlendiniz. Sabah birbirinizin ne yapacağını bile bilmiyordunuz, şimdi aynı evde yaşayacaksınız.”
Başımı eğdim.
“Bazen bunun gerçekten olduğuna inanamıyorum.”
“Elbette inanamazsın. Ben bile hâlâ alışamadım.”
Dışarıdan Ege’nin sesi geldi.
“ELİF! BU CAM SİLİNCE NEDEN DAHA ÇOK LEKE OLUYOR?”
Elif gözlerini kapattı.
“Ben bu adamı neden seviyorum?”
İstemeden güldüm.
“Çünkü seni güldürüyor.”
“Bazen de sinir hastası ediyor.”
İkimiz de güldük.
Elif kapıya doğru yürürken arkasını dönüp bana baktı.
“Sen biraz daha dinlen. Ben salona geçiyorum.”
“Tamam.”
Elif çıktıktan sonra odada yalnız kaldım. Bir süre kapının ardından gelen sesleri dinledim.
“Ege, o bezle cam silinmez!”
“Bez işte Elif!”
“Allah’ım sabır!”
“Aras, sen de yardım etsene!”
“Ben yardım ediyorum zaten.”
“Sen adamı sinir ediyorsun!”
Seslerini duydukça gülümsemeye başladım.
Ev ilk kez bu kadar canlı geliyordu.
Ama içimde bir yerde, akşam olduğunda bütün bu seslerin kesileceğini biliyordum.
Elif ve Ege gidecekti.
Ve geriye Aras ile ben kalacaktık.
Belki de bugün hayatımın en uzun gecesi olacaktı.
“İyi misin?”
Elif’in sesiyle kafamı kapıya çevirdim. Kapının kenarında benim pijamamla, başında eşarp takmış Elif beni izliyordu. Ben de ondan farksızdım. Altımda kırmızı çiçekli şalvar, üstümde pembe bir tişört, başımda da eşarp vardı. İkimiz de o hâlimizle o kadar komik görünüyorduk ki gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
Aras ve Ege ise düğünde ne giydilerse hâlâ onunla duruyorlardı. Sadece ceketlerini çıkarmışlardı.
Elif’le resmen köylü kadınlarına dönmüştük.
Yavaşça ayağa kalktım. Elimle yerleri silmeye devam ederken bacaklarımın ne kadar ağrıdığını fark ettim. Elif’e baktım.
“İyiyim.”
Elif yanıma gelip yere baktı. Zaten yerler kurumuştu.
“İyi değilsin.”
“İyiyim.”
“Korkuyorsun. Korktuğun bir şey var ama bana söylemiyorsun.”
Bir an sustum.
Vardı.
Korktuğum bir şey vardı.
Korkum, Mehmet’in yazdığı nottu.
Ya not gerçekse?
Ya Aras’ın gerçek yüzünü gerçekten kimse bilmiyorsa?
Ya bana verdiği sözleri tutmazsa?
“İyiyim, merak etme. Sadece her şey üst üste geldi ama iyiyim. Bir de çok uykum var. Eşyalar bir gelsin de bu gece güzel bir uyku çekmek istiyorum.”
Elif’in yüzüne bakıp gülümsedim.
“Aras’ı aradılar. Şimdi yola çıkmışlar. Yarım saate geliriz demişler.”
Derin bir nefes verdim.
Yarım saat.
En azından yarım saat boyunca hiçbir şey düşünmek zorunda değildim.
Tam yeniden yere eğilecekken içeriden Ege’nin sesi geldi.
“Kahramanım arıyor, canım benim ya!”
Elif’in kaşları anında çatıldı.
“Kime canım diyor lan bu?”
Hızlıca salona geçti. Ben de arkasından girdim.
Ege telefonu kulağına götürmüş, bir yandan da salonda yürüyordu. Aras ise sandalyeye oturmuş dinleniyordu.
“Kiminle konuşuyorsun diye bağırdı.”
Aras hiç istifini bozmadan cevap verdi.
“Mehmet’le konuşuyor, endişelenme.”
Mehmet.
İçimden bir şey koptu sanki.
Mehmet neden Ege’yi arıyordu?
Neden şimdi?
Bizi mi arıyordu?
Yoksa...
Buraya mı geliyordu?
Ege konuşmaya devam etti.
“Tamam, ne zaman geliyorsun?”
Bir anda nefesimi tuttum.
Nereye geliyordu?
Ege’nin yüzündeki gülümseme hiç değişmemişti.
“Tamam, söylerim. Şimdi tamam. En sevdiğim kuzenim benim.”
Telefonu kapattı.
Ardından bize döndü.
“Mehmet geliyor.”
Kalbim hızlandı.
“Buraya mı?”
Ege başını salladı.
“Evet. Size düğün hediyesi almış, onu getiriyor.”
“Ne alaka ya? Bize niye hediye almış? Biz her şeyi aldık zaten.”
Sesim ağzımdan çıktığında ben bile irkildim.
Çok mu endişeli çıkmıştı?
Çok mu yüksek konuşmuştum?
Bilmiyordum.
Aras başını kaldırıp bana baktı.
“Tamam, sakin ol.”
Sakin ol.
Keşke olabilseydim.
Mehmet’in geleceğini bilmek bile içimdeki bütün dengeleri altüst etmişti. Notun cümleleri yeniden zihnimde yankılanmaya başladı.
Aras’ın sana söylemediği bir şeyi biliyorum.
Ya Mehmet buraya bunun için geliyorsa?
Ya bana yazdığı notun devamını yüzüme söyleyecekse?
Mehmet’in karşısına çıkmaya hazır değildim.
Ama artık kaçacak bir yerim de yoktu.
Aras’ın bana baktığını fark ettim.
“Nare?”
Başımı kaldırdım.
“Efendim?”
“İyi misin?”
Zorla gülümsedim.
“İyiyim.”
Bu kez sesim daha sakindi.
Ama içimde tek bir düşünce vardı.
Mehmet buraya geliyordu.
Hiçbir şey diyemeden elimdeki sarı bezi daha sıkı tutup yeniden yatak odasına geçtim.
İçimde bitmeyen korku, kafamda bir türlü susmayan düşünceler beni tüketiyordu. Elimdeki bezi su dolu kovaya sokup iyice ıslattım, ardından suyunu sıktım. Tekrar duvardaki boruları silmeye başladım.
Kafamdaki sesleri temizlikle susturmaya çalışıyordum ama olmuyordu.
“Ne oldu, iyi misin?”
Aras’ın sesiyle bir an irkildim. Elimdeki bezi yere bıraktım ve ayağa kalkıp arkamı döndüm.
Aras kapının kenarında duruyordu. Yüzünde az önceki gülümsemeden eser yoktu. Birkaç saniye boyunca bana baktıktan sonra yavaşça odanın içine girdi ve yanıma yaklaştı.
“İyi misin? Neden Mehmet’in geleceğini duyduğunda endişelendin?”
Ne diyecektim?
Mehmet, senin sakladığın büyük sırrı mı saklıyor, mu diyecektim?
Hayır.
Bunu söyleyemezdim.
“Hayır, endişelenmedim. Düğün hediyesi verecekmiş ya... Gerek yok. Biz zaten her şeyi aldık.”
Aras gözlerini benden ayırmıyordu. Söylediklerime inanmadığını bakışlarından anlayabiliyordum.
“Nare, biliyorum. Bana dokunmak istemiyorsun. Bunun farkındayım. Seni bu şekilde kabul ettim ben. Ama lütfen benden korkma, olur mu? Senin rızan olmadan sana asla dokunmam.”
Aras’ın sözleri içimi biraz olsun rahatlatmıştı. En azından onun yanında kendimi zorunda hissetmeyeceğimi biliyordum.
Ama bir an sustu.
“Ama...” dedi.
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Ama bana âşık olsaydın... Bana dokunur muydun? Kendi rızanla?”
Olduğum yerde kaldım.
Bu soru, beklemediğim bir yerden yakalamıştı beni.
Dokunur muydum?
Cevabını aslında biliyordum.
Dokunurdum.
Çünkü Aras’a âşık olsaydım, ona kendi isteğimle yaklaşırdım. Korkmadan, zorunda hissetmeden... Sadece istediğim için.
Ama henüz ona âşık değildim.
Aras’a baktım. Dudaklarım aralandı ama tek kelime bile çıkmadı.
O da cevabımı bekler gibi sessizce karşımdaki yerini korudu.
Ve o an, söylemediğim cevabın aslında her şeyi söylediğini hissettim.
Aras’ın sözleriyle bir süre öylece kaldım. Bana baktığında gözlerinde merak vardı ama üzerimde herhangi bir baskı hissetmiyordum. Belki de cevabımı gerçekten bilmek istiyordu.
“Cevabını bekliyorum,” dedi.
Tam ağzımı açıp bir şey söyleyecekken kapının zili çaldı.
Ding dong.
İkimiz de aynı anda kapıya baktık.
İstemeden hafifçe gülümsedim.
“Kapı çaldı. Ben kapıyı açayım.”
Elif’in kapıya doğru gittiğini izledim. Birkaç saniye sonra kapıyı açtığında gelenlerin aldığımız eşyaları getiren görevliler olduğunu gördüm. Elif onlara yardım etmek için dışarı çıkarken Aras arkamda duruyordu.
Kulağıma doğru eğildi.
“Bana âşık olsaydın dokunurdun. Bunu sen de biliyorsun ama merak etme, seni asla zorlamayacağım.”
Aras yanımdan geçip odadan çıktı.
Arkasından bakakaldım.
Beni sevmediğimi biliyordu. Daha doğrusu ona âşık olmadığımı biliyordu. Buna rağmen bana karşı herhangi bir beklentiye girmemişti. Verdiğimiz anlaşmaya uyacağını açıkça söylemişti. Bu sözü içimi biraz olsun rahatlatmıştı.
Belki de gerçekten düşündüğüm kadar kötü biri değildi.
Belki de ona güvenebilirdim.
Ama sonra aklıma Mehmet’in gönderdiği not geldi.
Aras’ın sana söylemediği bir şeyi biliyorum.
İçimdeki o küçük güven kırıntısı yeniden yerini şüpheye bıraktı.
Aras’ı sevmediğimi biliyordum. Daha doğrusu ona âşık değildim. Belki zamanla her şey farklı olabilirdi. Belki ona âşık olurdum. Belki onu severdim. Belki bir gün yanında olmaktan korkmaz, ona kendim yaklaşırdım.
Belki...
Ama artık bu ihtimali düşünmeye bile korkuyordum.
Çünkü Mehmet’in yazdığı o not, Aras’a dair bilmediğim bir gerçeğin kapısını aralamıştı.
Ve ben o kapının ardında ne olduğunu öğrenmeden Aras’a tamamen güvenemeyecektim.
Ege ve Aras eşyaları taşımaya devam ediyordu. Kanepe, televizyon, buzdolabı ve daha birçok eşya gözümün önünden geçiyor, salon yavaş yavaş dolmaya başlıyordu. Herkes bir şeylerle uğraşırken ben olduğum yerde kalmış, Aras’ın söylediklerine ve Mehmet’in notuna o kadar takılmıştım ki etrafımdaki sesler ve görüntüler yavaş yavaş silikleşmeye başlamıştı.
“Nare, hadi senin odanı dizelim artık.”
Elif’in sesi çok uzaktan geliyormuş gibiydi.
Bir anda kolumda hissettiğim acıyla irkildim.
“Ayy, acıttın!”
Elif kolumu çimdiklemişti.
“Kızım, nereye dalıyorsun bu kadar?”
“Yok, dalmadım ya. Ne dedin az önce?”
“Dalmadın mı? Hâlâ ne dediğimi anlamamışsın ki. Yatak odanı düzenleyelim dedim.”
“Odama mı?”
Elif kaşlarını kaldırdı.
“Evet.”
“Yani... odamız mı?”
Tam o sırada arkamızdan gelen sesle ikimiz de sustuk.
“Gerek yok.”
Mehmet’in sesiydi.
Kalbim bir anda hızlandı.
Mehmet buradaydı.
Benim ve Aras’ın evine gelmişti.
Kapının önünde durmuş bana bakıyordu. Bakışlarını üzerimden çekmeden konuştu.
“Yatak odasını düzenlemenize gerek yok. Ben size başka eşyalar getirdim.”
Ege’nin az önce söylediği sürpriz bu muydu?
Yatak odası mı?
Aras ve Ege de kapının önünde durmuş Mehmet’e bakıyordu.
“Gerek yok, biz hallettik eşyaları,” dedi Aras.
“Olur mu? Kuzenimin kardeşi sayılırsınız. Size hediyem olsun.”
“Kardeş mi sayılırız?” dedi Ege.
Aras kolunu Ege’nin boynuna attı.
“Kardeşiz zaten. Tabii birimiz civcive benziyor.”
Ege hemen Aras’ı itti.
“Sen de tavuğa benziyorsun.”
İkisi birbirine bakıp gülmeye başladı.
Ben ise Mehmet’e bakıyordum.
Mehmet’in bakışları hâlâ benden ayrılmıyordu. Aras’ın anlamaması için arada bir gözlerini kaçırıyor, sonra yeniden bana bakıyordu.
Tam olarak ne yapmaya çalıştığını anlayamıyordum.
“Tamam, gelsin eşyalar. Çok geç oldu zaten,” dedi Elif.
“Tabii. Hemen söyleyeyim, eşyaları buraya taşısınlar.”
Mehmet telefonunu çıkarırken Elif bana döndü.
“Nare, kıyafetlerini yarın hallederiz, olur mu? Şimdilik eşyalar kurulsun. Tam düzeni yarın sağlarız.”
“Tamam.”
Aras’a baktım.
O da bana bakıyordu.
Mehmet benim hamile olmadığımı biliyordu.
Ama bunu Aras’ın anlamaması gerekiyordu.
Henüz değil.
Bir anda aklıma bir şey geldi.
“Aras, ağrı kesicin var mı yanında?”
Aras şaşkınlıkla bana baktı.
“Hayır. Neden? Bir şey mi oldu?”
Elimi karnıma götürdüm.
“İyiyim de... midem ağrıdı biraz.”
Elif hemen araya girdi.
“Tabii ağrır. Yoruldun bütün gün, çocuğu da yordun.”
Mehmet’in bakışları bir anda bana döndü.
“Kaç aylık?”
Aras hiç düşünmeden cevap verdi.
“Bir aylık.”
Mehmet’in kaşları çatıldı. Çenesini hafifçe dikleştirdi.
“Öyle mi? Bir aylık... Bir aylık hamile kadına bütün gün temizlik mi yaptırdın bebeğin babası olarak?”
Bir anda herkes sustu.
Hepimiz birbirimize baktık.
O an anlamıştım.
Mehmet biliyordu.
Benim hamile olmadığımı biliyordu.
Notta yazdığı her şey doğruydu.
Kapının önünde öylece durmuş birbirimize bakıyorduk. Mehmet’in yüzünde öfkeye benzeyen ama tam olarak çözemediğim başka bir ifade vardı.
“Dinlenerek yaptım. Küçük zaten, karnımda bir şey olmaz. Ayrıca kocamla birlikte yaptık zaten temizliği.”
Mehmet bakışlarını doğrudan bana çevirdi.
“Öyle mi? Kocanla birlikte yaptınız. Ne güzel.”
Sözlerinin altında başka bir anlam vardı.
Bakışlarını üzerimizden çekti.
“Ben söyleyeyim de eşyaları yukarı getirsinler. İzninizle.”
Mehmet merdivenlere yönelip aşağı indi.
Arkasından birkaç saniye baktım.
Aras’ın sesiyle kendime geldim.
“Senin bu kuzenin sorunlu mu? Hayırdır yani?”
Ege omuzlarını silkti.
“Onun huyu böyle. Soğuk herkese karşı. Bana bile soğuk. Beni bile çok cıvık bulur.”
Salona geçtik. Gelen kanepelere kendimizi bıraktık. Birkaç saniye sonra Ege’ye baktım.
“Sen bayağı seviyorsun Mehmet’i ama. ‘Kahramanım’ dediğine göre.”
“Yok be, ne sevicem?”
“E o zaman niye ona bu kadar yakınsın?” diye sordu Aras.
Ege hiç düşünmeden cevap verdi.
“Ben onun parasına yakınım. Adam mafya gibi, bazen onun kuzeni olduğumu bile düşünmüyorum. Ben motor tepelerinde sipariş dağıtırken orospu çocuğu oturduğu yerden para saçıyor.”
Elif, Aras ve ben aynı anda gülmeye başladık.
Aras yanımda oturuyordu. Bir kolunu kanepenin arkasına atmıştı. Aramızda hâlâ belli bir mesafe vardı ama ilk kez bu kadar rahat bir şekilde yan yana oturuyorduk.
Elif merakla Ege’ye baktı.
“İyi de siz kuzensiniz. Neden böyle bir ayrım var?”
Ege’nin yüzündeki gülümseme biraz değişti.
“Babam olacak salak yüzünden. İstanbul’dan anneme âşık olmuş. Dedemle nenem de annemi istememiş, aşiret kızı değil diye. Babam da İstanbul’a kaçmış. Dedem babamı o günden sonra hiç istememiş. Bu şerefsiz Mehmet de malın ucundan koklatıyor bize. Sadece siz yatak odası aldığınıza dua edin. Vallahi bize sadece bilezik alır.”
Ege’nin son cümlesiyle bakışlarım salona getirilen eşyalara kaydı.
Yatak odası takımı.
Üstelik bize bilezik de almıştı.
Mehmet kendi kuzeni olan Ege’ye bilezik alırken neden bana ve Aras’a bu kadar büyük bir hediye almıştı?
Üstelik notu düşündüğümde bu hediyenin sıradan bir düğün hediyesi olduğuna inanmak daha da zorlaşıyordu.
Mehmet’in amacı neydi?
Bize neden bu kadar değerli bir şey almıştı?
Yoksa bunun asıl sebebi ben miydim?
Gözlerimi kolilerin üzerine çevirdim.
İçimde kötü bir his vardı.
Mehmet’in bana gönderdiği nottan sonra artık hiçbir şeyin tesadüf olduğuna inanmak istemiyordum.
Evin kapısını kapatmamıştık. Mehmet’in aldığı eşyalar gelmeye başlamış, görevliler birbiri ardına kolileri içeri taşımıştı. Kıyafet dolabım, çift kişilik yatağımız, makyaj masam ve daha birçok eşya vardı. Sanki Mehmet yalnızca bir düğün hediyesi almamış, yepyeni bir hayatın bütün eksiklerini tamamlamıştı.
“Hadi gel, biz de diğer odadaki senin yatağını düzenleyelim. Onların işi hemen bitmez,” dedi Elif.
Başımı sallayıp onunla birlikte çocuk odasına geçtim. Evimden getirdiğim eşyaları buraya koymuştuk. Tek kişilik yatağım, masam, dolabım... Bana ait olan ne varsa yavaş yavaş yerini buluyordu.
Elif’le birlikte odayı düzenlemeye başladık. Kıyafetlerimi dolaba yerleştirdik, masamı pencerenin önüne koyduk, birkaç eşyamı da komodinin üzerine bıraktık. Arada birbirimize bakıp “Bu da bitti,” diyerek gülümsüyorduk. Ama saatler geçtikçe ikimizin de enerjisi tükenmişti.
Hava kararmaya başlamıştı bile.
Sonunda yatağıma temiz çarşafları geçirdik. Odaya küçük, ince bir halı da serdik. Son bir kez etrafa baktıktan sonra artık yapacak hiçbir şey kalmadığını anlayınca Elif’le aynı anda yatağın üzerine kendimizi bıraktık.
İkimiz de derin bir nefes aldık.
“Oh be.”
Bacaklarım sızlıyor, kollarım ağrıyordu. Saatlerdir temizlik yapıyor, eşya taşıyor, bir şeyleri yerleştiriyorduk. Şimdi ilk kez gerçekten oturuyorduk.
Bir süre hiçbir şey söylemeden tavana baktık.
Sessizlik o kadar uzadı ki ikimizin de uyuyacağını sandım. Tam gözlerimi kapatmıştım ki Elif derin bir nefes aldı.
“Nare...”
Gözlerimi açmadan cevap verdim.
“Efendim?”
“Bu gece Aras sana dokunur mu?”
Gözlerimi bir anda açıp yatağın içinde doğruldum.
“Saçmalama!”
Sesimin biraz yüksek çıktığını fark edince kapıya baktım. Daha sonra sesimi alçalttım.
“Benim en başından beri anlaşmam buydu. Sırf evlendik diye ona asla dokunmam.”
Elif bana döndü.
“Tamam da... Bu sizin ilk geceniz. İlk defa baş başa kalacaksınız.”
“Elif, asla öyle bir şey olmayacak, tamam mı? Ben Aras’a asla dokunmayacağım.”
Elif birkaç saniye yüzüme baktı.
“Tamam. Zaten Aras da seni zorlamaz.”
“Biliyorum.”
Bu kelimeyi söylerken aklıma az önce söyledikleri geldi.
Seni asla zorlamayacağım.
İçimde istemsizce bir rahatlama hissettim.
Tam o sırada koridordan Ege’nin sesi geldi.
“Kızlar! Oda bitti, gelin bakın!”
Elif’le aynı anda yataktan kalktık. Koridora çıkıp yatak odasına doğru yürüdük. Ege kapının önünde durmuş bizi bekliyordu. Yanında Aras da vardı.
“Sonunda bitirmişsiniz,” dedi Elif.
Ege ellerini iki yana açtı.
“Bütün gün çalıştık. Bir teşekkür bile yok.”
“Senin yaptığın çalışmak mıydı?” dedi Aras.
Ege hemen ona döndü.
“Bak yine başladın.”
“Gerçeği söyledim.”
Elif ikisine de bakıp başını salladı.
“Bir gün de kavga etmeyin.”
“Biz kavga etmiyoruz,” dedi Ege.
Aras hemen ekledi.
“Bu bizim normal konuşmamız.”
Elif gözlerini devirdi.
“Allah yardımcınız olsun.”
Yatak odasının kapısına geldiğimde içeri baktım.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Gözlerime inanamadım.
Odayı tanıyamıyordum.
Çift kişilik yatak kurulmuş, üzerine temiz ve açık renkli çarşaflar serilmişti. Yeni dolap duvarın bir tarafını kaplıyor, makyaj masam pencerenin önünde duruyordu. Komodinlerin üzerine küçük lambalar yerleştirilmişti. Odanın ortasında daha önce boş olan alan bile artık doluydu.
Burası birkaç saat önce bomboş bir odaydı.
Şimdi ise gerçekten bir yatak odasına benziyordu.
Ama gözlerim istemeden yatağa takıldı.
Çift kişilikti.
İki kişinin aynı gece uyuyacağı bir yatak.
Boğazım düğümlendi.
Elif dirseğiyle bana hafifçe dokundu.
“Güzel olmuş, değil mi?”
“Evet...”
Sesim çok kısık çıkmıştı.
Aras benim yüzüme baktı. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Sonra sanki aklımdan geçenleri anlamış gibi konuştu.
“Merak etme. O yatak yüzünden anlaşmamızı değiştirmeyeceğiz.”
Başımı kaldırıp ona baktım.
Aras’ın yüzünde ciddi bir ifade vardı.
“Sen nerede rahat ediyorsan orada yatarsın.”
İçimdeki düğüm biraz olsun çözüldü.
Belki de bu gece düşündüğüm kadar korkunç olmayacaktı.
Ama yine de içimde tek bir soru vardı.
Aynı evde, aynı odada, aynı yatakta olmasak bile...
Aras’ın sakladığı gerçek neydi?
Mehmet Ege’nin yanındaydı. Hemen arkamda duruyordu ama gözlerinin üzerimde olduğunu hissediyordum. Birkaç kez fark ettirmeden baktığımda gerçekten de bana bakıyordu. Gözlerini benden hiç kaçırmıyordu.
Elif ellerini birbirine vurdu.
“Tamam, hadi artık çıkalım odadan. Kız iyice alışsın odasına.”
Herkes yavaş yavaş salona geçti.
Birkaç saniye sonra yatak odasında tek başıma kaldım.
Sessizlik bir anda üzerime çöktü.
Dolapların kapaklarını açıp kapattım. İçlerine yerleştirilmiş boş raflara baktım. Sonra yatağın yanına oturdum. Elimi yatağın üzerine koyduğum anda içimi yeniden bir korku kapladı.
Bu yatak artık benim hayatımın bir parçasıydı.
Ama ben hâlâ bu evde ne kadar kalacağımı, Aras’a ne kadar güvenebileceğimi bilmiyordum.
Bakışlarımı yatağın yanındaki küçük komodine çevirdim. İki çekmecesi vardı. İlkini açtım. İçinin boş olduğunu gördüm. Sonra ikinci çekmeceye uzandım.
Çekmeceyi açtığım anda elim titremeye başladı.
Gözlerim birkaç saniyeliğine kapandı.
Çekmecenin içinde sarı bir kâğıt duruyordu.
Bir anda nefesim kesildi.
Not.
Yine not.
Aras salondaydı. Ege, Elif ve Mehmet de oradaydı. Salondan onların konuşmaları ve kahkahaları geliyordu. Her şey normalmiş gibi görünüyordu ama benim için dünya birkaç saniye içinde durmuştu.
Başımı salonun kapısına çevirdim.
Beni izleyen bir çift göz vardı.
Aras değildi.
Elif değildi.
Mehmet’ti.
Sandalyede oturmuş, uzaktan bana bakıyordu. Hiçbir şey söylemiyordu. Gözlerini benden ayırmıyordu.
Sanki çekmecede ne bulduğumu biliyordu.
Sanki bu kâğıdın burada olduğunu biliyordu.
Sanki okumamı bekliyordu.
Salondan Ege’nin kahkahası yükseldi.
“Lan Aras, onu oraya koyma, düşecek!”
Aras’ın sesi duyuldu.
“Sen bir sus da şu işi bitirelim.”
Elif de gülüyordu.
Ama ben hiçbirini gerçekten duymuyordum.
Gözlerim yalnızca çekmecedeki sarı kâğıttaydı.
Kendime defalarca “Açma,” diyordum.
Belki de bu notu hiç okumamalıydım.
Belki okursam Aras’a olan bütün güvenimi kaybedecektim.
Ama artık geri dönüşüm yoktu.
Aras’ın benden ne sakladığını bilmek istiyordum.
Melis’in neden beni korumaya çalıştığını bilmek istiyordum.
Mehmet’in benim hamile olmadığımı nereden bildiğini bilmek istiyordum.
Ve en önemlisi, neden bütün bu insanların Aras hakkında benden daha fazla şey bildiğini anlamak istiyordum.
Yavaşça elimi çekmeceye uzattım.
Sarı kâğıdı aldım.
Parmaklarım o kadar titriyordu ki kâğıdı tutmakta zorlanıyordum.
Salonun kapısına bir kez daha baktım.
Mehmet hâlâ bana bakıyordu.
Bu kez bakışlarında bir uyarı vardı.
Ya da belki ben öyle görmek istiyordum.
Kâğıdı yavaşça açtım.
Göğüs kafesim sıkışıyor, kalbim sanki yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Kendi nefesimi bile duyabiliyordum.
İlk satıra baktım.
Gözlerim yazının üzerinde birkaç saniye öylece kaldı.
Sonra okumaya başladım.
“Endişelendiğine göre ilk notumu aldın, öğretmen hanım.”
Gözlerimi kâğıttan ayırıp salonun kapısına baktım.
Mehmet hâlâ oradaydı. Sandalyede oturmuş, diğerlerinin konuşmalarını dinliyormuş gibi görünüyordu ama gözleri doğrudan bendeydi.
Bir an bakışlarımız kesişti.
Mehmet’in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Sonra yeniden kâğıda baktım.
“Bu daha başlangıç.”
Kalbim hızlandı. Parmaklarım kâğıdın kenarını daha sıkı kavradı.
“Gerçeği öğrenmek istiyorsan bana bak.”
Kaşlarımı çatarak başımı kaldırdım.
Mehmet hâlâ bana bakıyordu. Sanki bu cümleyi okuyacağımı biliyormuş gibi gözlerini üzerimden çekmiyordu.
Birkaç saniye birbirimize baktık.
Sonra Mehmet, kimsenin fark etmeyeceği kadar küçük bir hareketle bana göz kırptı.
Olduğum yerde donup kaldım.
Elimdeki kâğıt neredeyse yere düşecekti.
Ne yapıyordu bu adam?
Mehmet ise hiçbir şey olmamış gibi bakışlarını Ege’ye çevirdi. Sanki az önce bana göz kırpan kişi o değilmiş gibi rahatça oturmaya devam etti.
Ben hâlâ ona bakıyordum.
Bir insan neden böyle bir not bırakırdı?
Neden bana bakıp göz kırpardı?
Ve en önemlisi, neden bütün bunları Aras’ın yanında yapıyordu?
Gözlerimi yeniden kâğıda indirdim.
Son satıra geçtim.
“Harika. Bu seferlik tek söyleyeceğim...”
Bir an durdum.
Nefesimi tuttum.
“Kendini koru.”
Kâğıdı elimde sımsıkı tuttum.
İçimdeki korku bir anda büyüdü.
Kendimi kimden koruyacaktım?
Aras’tan mı?
Melis’ten mi?
Mehmet’ten mi?
Yoksa henüz adını bile bilmediğim birinden mi?
Başımı tekrar kaldırdım.
Mehmet hâlâ bana bakıyordu.
Bu kez gülümsemiyordu.
Sadece gözlerimin içine bakıyordu.
O an anladım.
Bu not bana cevap vermek için yazılmamıştı.
Tam tersine, kafamda daha fazla soru bırakmak için yazılmıştı.
Kâğıdı hızla katlayıp cebime koydum.
“Nare?”
Aras’ın sesiyle irkildim.
Kapının önünde durmuş bana bakıyordu.
“Efendim?”
“İyi misin?”
Bir an Aras’a, sonra salondaki Mehmet’e baktım.
İkisi de bana bakıyordu.
Ama artık hangisinin bakışından korkmam gerektiğini bilmiyordum.
“İyiyim.”
Kelime ağzımdan çıkar çıkmaz içimden bir ses bunun koca bir yalan olduğunu söyledi.
Çünkü artık biliyordum.
Mehmet’in bana anlattıkları daha yeni başlıyordu.
Ve bu gece öğrendiğim tek şey, kendimi korumam gerektiğiydi.
Bölüm etkileşimi
