34. bölüm / 37
Ex or Next | texting33.
Bölümler 37Şu an: 33.
- 1 1.462 kelime
- 2 2.358 kelime
- 3 3.637 kelime
- 4 4.296 kelime
- 5 5.470 kelime
- 6 6.385 kelime
- 7 7.803 kelime
- 8 8.453 kelime
- 9 9.344 kelime
- 10 10.848 kelime
- 11 11.312 kelime
- 12 12.1.289 kelime
- 13 13.522 kelime
- 14 14.2.057 kelime
- 15 15.483 kelime
- 16 16.679 kelime
- 17 17.1.648 kelime
- 18 18.712 kelime
- 19 19.639 kelime
- 20 20.652 kelime
- 21 21.684 kelime
- 22 22.947 kelime
- 23 Melih AKKAN & Ela BEKTAŞ32 kelime
- 24 23.1.804 kelime
- 25 24.644 kelime
- 26 25.518 kelime
- 27 26.874 kelime
- 28 27.1.635 kelime
- 29 28.2.039 kelime
- 30 29.1.306 kelime
- 31 30.1.745 kelime
- 32 31.1.401 kelime
- 33 32.888 kelime
- 34 33.1.028 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 34. Final(part 1)1.587 kelime
- 36 34.(Final) Part 2 son1.790 kelime
- 37 Özel bölüm1.686 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Melih AKKAN & Ela BEKTAŞ
Diğer bölüm final
•••
Samsun'dan döneli iki hafta olmuştu. Bu iki hafta içerisinde anneme ve babama Melih'le aramızdakileri her şeyiyle anlatmış, içimi tamamen dökmüştüm. Annem bu duruma gerçekten çok mutlu olmuştu; babamın ise hoşuna gitmemişti ama kötü bir laf da etmemişti. Ne de olsa Melih'i eskiden beri bilir ve severlerdi.
Melih de durumu vakit kaybetmeden Hatice teyzeye açmış, böylece aileleri de sürecin içine dahil etmiştik. İlişkimiz nazar değmesin, öylesine güzel ve huzurlu ilerliyordu ki bazen nazar değmesinden korkuyordum.
Zeynep de Sarp abiyle sürekli konuşuyor, hatta bana kalırsa bayağı bayağı flörtleşiyorlardı. Etrafına karşı her zaman buz gibi, mesafeli duran Sarp abi Zeynep'i gördüğü anda adeta kabuk değiştiriyor, yüzünde güller açıyordu.
Melih, her sabah beni kütüphaneye kendi elleriyle götüreceğine dair bir söz vermişti ve bu sözünü aksatmadan tutuyordu. Bu akşam saat bayağı geç olduğu için kütüphaneden çıkmıştım. Otobüse binmek yerine eve kadar yürümeyi tercih ettim. Aslında Melih'i arasam ne işi olursa olsun bırakır, koşa koşa gelirdi ama bu aralar işlerinin ne kadar yoğun olduğunu bildiğimden onu rahatsız etmek istememiştim.
Bakışlarım kararmaya başlayan gökyüzüne kaydığında çok geçmeden yağmurun bastıracağını anladım. Kulağımda çalan şarkının melodisine eşlik ederek hafifçe tebessüm ettim.
Still with you...
Yağmurlu havalarda bu şarkıyı başa sarıp sarıp bıkmadan dinlemek benim için bir gelenekti. Yanımdan telaşla geçen insanları umursamıyor, sadece şarkının o huzurlu ritmine odaklanıyordum.
Derken cebimdeki telefonun titremesiyle adımlarımı yavaşlatıp ekrana baktım. Mesaj Melih'tendi. Kütüphaneden çıkıp çıkmadığımı merak etmiş olmalıydı. Ona eve doğru yavaş yavaş yürüdüğümü belirten kısa ve sakinleştirici bir mesaj yazdım.
Melih...
İsmi bile zihnimden geçtiğinde içimi öylesine güzel, öylesine sıcacık bir his kaplıyordu ki... Onu her an yanımda, gözümün önünde istiyordum. O benden hiçbir zaman vazgeçmemiş, ne olursa olsun hep peşimden koşmuştu. Ben de bundan sonra ondan asla vazgeçmeyecektim.
Kendi mahalleme vardığımda ince bir yağmur çiselemeye başlamıştı bile. Tam sokağın başından bizim eve doğru kıvrılacaktım ki, karşıdan bana doğru yürüyen Tolga'yı görmemle adımlarım bir anda çakılı kaldı.
O da beni görmüştü.
Ben olduğum yerde çakılmışçasına dururken, onun adımları doğrudan bana doğru yöneldi. Tam şu an arkamı dönüp kaçmalı mıydım? Evet, kesinlikle kaçmalıydım! Adımlarım refleksle geri geri giderken, bir an bile tereddüt etmeden arkamı dönüp var gücümle koşmaya başladım. Kulaklığımın teki koşmanın etkisiyle kulağımdan kayıp yere düştü ama arkama bakacak durumda değildim. Sadece koşuyordum.
Arkamdan gelen o sert ve hızlı ayak seslerini duyabiliyordum; peşimden geliyordu!
Yağmur iyice bastırmaya başladığı için etrafta tek bir insan bile kalmamıştı. Islak ve karanlık boş bir sokağa saptığımda nefesimi kontrol etmeye çalıştım. Kalbim sanki kaburgalarımı kıracakmış gibi güp güp atıyor, telefonu tuttuğum elim korkudan tir tir titriyordu.
Hemen Melih'i aradım ama telefon açılmadı. İçimi amansız bir korku kaplamıştı. Vakit kaybetmeden hemen bulunduğum yere gelmesine dair panik dolu bir mesaj yazıp telefonu kapattım. Sokakta ilerlemeye devam ettim; görünürde şimdilik kimse yoktu. Yağmur ise artık şiddetli bir sağanağa dönüşmüştü.
Sanırım gitti... diye düşündüm kendi kendime, nefes nefese.
Yavaş adımlarla sağa doğru saptığım an, sert bir bedenle burun buruna geldim! Çarptığım bedenle dengemi kaybedip yere düşecekken, belimden tutulmamla son anda ayakta kaldım.
Belimi saran kişiye baktığımda dehşetle geriledim ve onu var gücümle iterek uzaklaştım.
Tolga gitmemişti. Buradaydı.
"Güzelim..." dedi, yüzündeki o tiksindirici, pis sırıtmayla.
Adımlarım korkuyla gerilerken hızla yutkundum. Tam o sırada elimdeki telefon tekrar titredi. Ekranı açıp baktığımda Melih'in mesajını gördüm; ne olduğunu soruyor ve yolda olduğunu, hemen geleceğini söylüyordu.
"Tolga," dedim, sesimdeki titremeyi gizlemeye çalışarak. "Ne istiyorsun?"
"Seni," dedi bana doğru bir adım daha atarak. Sırtımın soğuk duvarla buluşmasıyla içimden bildiğim bütün küfürleri saydırdım.
Tolga'nın yüzündeki o pis sırıtma anında kayboldu, yerini karanlık ve tehlikeli bir bakış aldı. "Sana bana umut verdiğini söylemiştim! Sen gidip o piçle sevgili olmuşsun!"
"Tolga, benim seninle aramda hiçbir şey yok!" dedim bağırmaya çalışarak. "Kafanda kuruyorsun her şeyi! Git tedavi ol!"
Söylediğim şey onu çileden çıkardı. Hızla aramızdaki mesafeyi kapatıp tek elini başımın yanındaki duvara sertçe vurdu. "Hayır!" diye bağırdı doğrudan yüzüme doğru.
Bu ani ve yüksek sesle ürkerek gözlerimi sıkıca kapattım. Onu göğsünden itmeye çalıştım ama milim kıpırdatamadım. Bana daha da yaklaştı. Çirkin elini yüzüme uzatıp yanağımı okşamaya çalıştığında başımı hırsla çevirerek onu itmeye devam ettim.
"Siktir git Tolga!" diye bağırdım, sesimi birilerinin duyması umuduyla. "İmdat! Kimse yok mu!"
"İmdat" diye çığlık atmamla birlikte nasırlı elini ağzıma bastırıp sesimi kesti. Sıcak ve iğrenç nefesini boynuma vererek beni öpmeye çalışıyordu. İki elini de kullanarak ellerimi başımın üzerinde sabitledi; kaçmamı tamamen engellemişti.
Geri çekilip boynuma ıslak, iğrenç bir öpücük kondurdu. "Sen benimsin..."
Tüm gücümle kafa atmayı denedim ama olmadı, başaramadım. O ise iğrenç temaslarına devam etmek için bana doğru uzanıyordu. Midem şiddetle bulandı.
O an son bir çareyle bütün gücümü bacaklarımda topladım ve dizimi var gücümle bacak arasına geçirdim!
Tolga acı dolu bir böğürmeyle iki büklüm olup sendelediğinde, bu fırsatı kaçırmayıp onu ittiğim gibi sokakta koşmaya başladım. Ancak sokağın başından bana doğru koşarak gelen Melih'i görmemle adımlarım yavaşladı. Bütün direncim, güçlü durma çabam bir anda buharlaştı; dizlerimin bağı çözüldü, yere yığılacak gibi hissettim.
Koşarak yanıma ulaşan Melih, düşmeme fırsat vermeden beni kollarının arasına aldı.
"Elam! Güzelim, iyi misin? Ha güzelim, bir şey söyle!"
Endişeden delirmek üzere olan sesini duyduğumda bitkin bir tebessüm belirdi dudaklarımda. Başımı 'iyiyim' anlamında usulca salladığımda, Melih derin bir nefes alarak alnıma uzun, sıcak bir öpücük kondurdu. O da sırılsıklam olmuştu. Üzerindeki ıslak polis üniforması, ıslanıp alnına yapışan saçlarıyla öylesine güçlü ve heybetli duruyordu ki...
Melih'in hemen arkasından koşarak gelen Semih'i gördüğümde, Melih beni tek bir hamleyle tamamen kucağına aldı. Bacaklarımı beline sabitleyip beni göğsüne kenetledi.
"Semih!" dedi arkasını dönmeden, sesi adeta bir gök gürültüsü gibi gür ve tehlikeli çıkmıştı. "Ela'yı arabaya götür. Geleceğim."
Melih o kadar öfkeli duruyordu ki... Çene kemikleri kenetlenmiş, kaşları çatılmaktan neredeyse birleşmişti. Yüzündeki o saf nefret beni bile ürkütüyordu. Beni yavaşça Semih'in kollarına bıraktığında panikle koluna dokundum.
"Melih..." diye fısıldadım, gözlerinin içine bakarak. "Lütfen sınırı aşma."
Gözlerindeki o karanlık ateş bir anlığına duraksadı. Başını beni onaylarcasına ağır ağır salladı. Son bir kez eğilip alnıma şefkat dolu bir öpücük daha bıraktı. Ardından Semih'e döndü: "Sana emanet."
Semih beni güvenli bir şekilde arabaya doğru taşırken, Melih tek bir kelime bile etmeden arkasını döndü. Yağmurun altında, adeta avını parçalamaya giden bir yırtıcı gibi ağır ve sarsılmaz adımlarla Tolga'ya doğru yürümeye başladı.
Arabanın camından arkaya baktığımda, Tolga'nın korkuyla gerilediğini ve Melih'in üniformasının içinde büyük adımlarla onun üzerine yürüdüğünü gördüm.Artık güvendeydim. Çünkü arkamda benim için dünyayı yakacak bir adam vardı.
•••
Bölüm etkileşimi
