27. bölüm · Ex or Next | texting
26.
Melih AKKAN & Ela BEKTAŞ
İyi okumalarrrrr
•••
Köye vardığımızda yaptığım ilk iş, anneannem ve dedemin elini öpmek olmuştu.
Ev iki katlıydı ve burada sadece dedemle anneannem kalıyordu. Haliyle bu kocaman ev iki kişiye bir hayli büyük geliyordu. Yolculuğun ardından herkes odalarına yerleşip yemeğini yemiş, günün yorgunluğunu atmaya çekilmişti.
Melih ile Sarp abi yol yorgunluğuna dayanamayıp uyumaya gitmişlerdi. Ben ise evin önünde, kızlarla birlikte oturuyordum.
Elimize birer bardak sıcak çay alıp topluca Zeynep'e bakmaya başladık. Üzerindeki bu yoğun baskıya daha fazla dayanamamış olmalı ki en sonunda sızlanır bir tonla konuştu:
"Ne bakıyorsunuz öyle? Yüzümde bir şey mi var?"
Hepimiz aynı anda, sessizce olumsuz anlamda başımızı salladık.
"Ne var o zaman?" diye sordu huzursuzca.
Ben tam söze girecektim ki Tuğçe benden önce davrandı. "Birkaç gündür nedir senin bu hallerin?"
Sanırım Zeynep de artık içinde tuttuğu şeyleri taşımakta zorlanıyordu ki heyecanla oturduğu yerde kıpırdandı. "Tamam anlatacağım ama lütfen sessiz olun," dedi fısıltıyla.
Hepimiz onaylarcasına başımızı salladık. Heyecanla bize doğru biraz daha yaklaştı ve sesini iyice kıstı: "Bu Sarp abi var ya..."
Aynı anda, merakla atıldık: "Eeee?"
"İşte... öptü beni."
"NE?!"
Sesimiz gereğinden fazla yüksek çıkmış olmalı ki Zeynep'in kızgın bakışları anında üzerimize devrildi.
"Nasıl yani?" dedi Sıla, şaşkınlıkla gözlerini açarak.
"Bu beni arayıp duruyordu ya," diye anlatmaya başladı Zeynep. "Sonunda buldu işte. İlk başta bayağı kızdı ama sonra aramızda garip bir çekim oluştu. Bir anda yapıştı dudaklarıma, ben de ne olduğunu anlayamadım."
"İttin mi peki?" diye sordum araya girerek.
Zeynep başını yavaşça iki yana sallayarak olumsuz yanıt verdi.
Sıla sabırsız bir tavırla sordu: "Sonuç ne peki?"
"Sonuç bu işte... Şimdi birbirimizden kaçıyoruz."
"İyi de neden?"
Zeynep'in yüzü bir anda düştü. Yutkunduktan sonra, "Tam nedenini bilmiyorum ama..." dedi, sesi kısılarak. "Galiba pişman oldu."
O an fark ettim; gerçekten üzülmüş müydü o?
Tuğçe derin bir bakış atarak, "Peki sen pişman mısın?" diye sordu.
Zeynep bu soruyla bir süre düşündü. Ardından son derece net bir sesle cevap verdi: "Hayır."
Aramızda kısa bir sessizlik oldu. Galiba benim yakın arkadaşım çoktan ayvayı yemiş, fena halde aşık olmuştu.
"Ela," dedi Sıla, bakışlarımı Zeynep'ten çekip ona çevirmemi sağlayarak. "Sen de bir şey anlatacaktın ya, bence tam zamanı."
"Haklısın," dedim arkama yaslanırken. Başımdan geçen olan biten her şeyi tek tek kızlara anlattım. Anlattıkça ara ara şaşırmış, arada da şaşkınlıktan küfür etmişlerdi.
Tuğçe heyecanlı bir sesle, "Şimdi Melih tekrardan bizim eniştemiz mi oldu yani?" diye sordu.
"Hayır," dedim ciddiyetle. "Yok öyle bir şey."
"Hıhı, kesin öyledir," diyerek imalı bir şekilde güldü.
Zeynep ve Sıla benim adıma gerçekten mutlu olmuşlardı. Arada Semih hakkında da birkaç meraklı soru sormuşlardı. Kızlarla sohbetimiz yavaş yavaş sona ererken üst üste esnemeye başladım. Aslında yolda bayağı uyumuştum ama üzerimdeki o ağır uyku hali bir türlü geçmiyordu.
"Ben yatacağım artık," diyerek ayağa kalktım. Kızlar onaylar sesler çıkarırken ben de yatacağımız odaya doğru adımladım.
Bizim odayla Melihlerin kaldığı oda tam karşı karşıyaydı. Sanırım onlar hâlâ mışıl mışıl uyuyorlardı. Kapının koluna uzanıp tam açacakken arkamdan gelen sesle duraksayıp geriye döndüm.
"Şey... Ela?"
Sarp abi, tek elini ensesine atmış, biraz utangaç ve kararsız bir tavırla duruyordu. "Zeynep nerede, biliyor musun?"
"Evin önünde Sarp abi, kızlarla oturuyor," dedim.
Başını sallayarak onayladı. "Tamamdır, teşekkür ederim. Bir de Ela, Melih içeride sanırım. Biraz ateşi var gibi, bakabilir misin sana zahmet?"
"Tamam, ben hallederim," dedim. Adımlarım Sarp abinin çıktığı kapıya doğru ilerlerken, o da büyük adımlarla Zeynep'in yanına doğru gitti.
Odaya girdiğimde, dağılmış yatakta üstü çıplak bir şekilde yatan Melih'i görmeyi kesinlikle beklemiyordum. Uyanması için yüksek sesle boğazımı temizledim. "Melih?"
Yatağın kenarına oturup çıplak omzunu hafifçe dürttüm ama o sadece kendi kendine anlaşılmaz bir şeyler homurdandı. Elim alnına gittiğinde tenindeki sıcaklığı hissettim; gerçekten de biraz ateşi vardı.
Annem küçükken ateşimi ölçmek için her zaman alnımdan öperdi. O an içimden gelen bir dürtüyle aynısını Melih'e yapmak istedim. O kadar seslenmeme rağmen uyanmamıştı, buna mı uyanacaktı sanki?
Üzerine doğru hafifçe eğilip alnına sıcak, küçük bir öpücük bıraktım. Tam geri çekilmek üzereydim ki belimde hissettiğim güçlü eller buna engel oldu.
Melih çoktan uyanmış, hızlı bir hamleyle beni yatakla kendi arasına almıştı. Nefesim doğrudan yüzüne vuruyor, gözlerim onun koyu yeşil gözlerinde kilitli kalıyordu.
"Güzelim..." dedi yeni uyanmış olmanın verdiği o boğuk ve kalın sesiyle. Bunu bu kadar yakından söylemesi üzerimdeki etkisini katbekat artırmıştı.
"Melih, ateşin var..." zar zor söyleyebilmiştim bu cümleyi.
Sözlerim üzerine dudaklarının kenarında hınzır bir tebebbüm belirdi. "Sana yanıyorum," diye fısıldadı.
Göğsünden itip onu üstümden atmak istedim ancak gücüm yetmiyordu, nafileydi. "Melih, çıksana üstümden! Biri gelecek şimdi!"
"Cık... Sen beni mi öptün az önce?"
"Hayır!" dedim sesimi hafifçe yükselterek.
"Öyle mi?" derken ki ses tonu beni sakinleştirmekten çok uzaktı.
"Öyle," diyerek kelimenin üzerine bastırdım. Onu bir kez daha itmeye çalıştığımda beni kendisine daha da yakınlaştırdı. Üstelik üstü tamamen çıplaktı ve sıcaklığı tenime işliyordu.
"Bebeğim, rahat durur musun biraz?"
"Melih!" dedim sinirle. "Kalk üstümden!"
Ancak sözlerimin onun üzerinde hiçbir etkisi yoktu. "Sen bana bir şey diyecektin, şimdi tam sırası bence. Böyle durumdayken sinirlenemem de..."
Her konuştuğunda sıcak nefesi dudaklarıma çarpıyordu.
"Böyle konuşamam..." dedim, sesimin ne kadar zor çıktığını fark etmişti.
"Niye? Etkileniyor musun yoksa?" O kadar belli etmiştim ki hayır desem bile inanmayacaktı. "Cevap verir misin güzelim?"
"Evet, Allah'ın belası! Kalk şimdi üstümden!"
İstediği cevabı almış olmanın verdiği o büyük keyifle sırıttı. "Hay hay," diyerek üzerimden çekildi.
Vakit kaybetmeden hemen yataktan kalkıp kendimi odadan dışarı attım. Yanaklarımın alev alev kızardığına adı gibi emindim.
Arkamdan, "Kaçma, konuşacağız!" diye neşeyle bağıran sesi koridorda yankılandı.
