32. bölüm · Ex or Next | texting

31.

Yesilimm .

Melih AKKAN & Ela BEKTAŞ

•••

Siz:
Melih
Kalk ekmek al
Çabuk

Melih:
Sana da Günaydın
Güzelim

Siz:
Ekmek?

Melih:
sarpı gönderirim şimdi

Siz:
Hayır sen gideceksin

Melih:
Peki sen nasıl istersen

Güzelim?

Siz:
Efendim

Melih:
Sen niye bu kadar sinirlisin

Siz:
Sinirli değilim

Melih:
Dün bir şey mi yaptım
Yanlışlıkla

Siz:
Hayır
Yapmadın

Sorunda bu zaten
Bir şeyi unutuyorsun

Melih:
ne? neyi unuttum?

Siz:
Melih sen hala öküzsün

Melih:
dur bulucam sakın söyleme

Siz:
Ekmek alıp gelene kadar vaktin var

Melih:
Tamam güzelim halledicem ben

Siz:
Melih

Melih:
Efendim yavrum

Siz:
Ped de al

Melih:
Emredersin güzelim

Siz:
hadi çabuk

Melih:
gittim gittim
sen de yat geleceğim ben
Kahvaltıyı gelince ben getireceğim sana

Siz:
hızlı ol

Melih:
Emredersin yavrum
(Görüldü)

•••

Vücudum, reglimin yaklaştığına dair bas bas alarm veriyordu. Karnıma ve belime giren hafif ama rahatsız edici ağrılar, zaten hassas olan sinir katsayımı iyice artırıyordu.

Dün gece Melih'le öpüşmüştük. Peki ya biz şimdi tam olarak neydik? Bana resmi bir çıkma teklifi etmemişti; belki de dün gecenin heyecanıyla unutmuştu, bilmiyorum.

Biz kızlarla yer yatağında yatıyorduk; Melih ile Sarp abi ise yatakta yatıyordu. Aslında yer yatağında yatmayı severdim, nedense bana normal yataktan daha rahat gelirdi. Gece üzerime örttüğüm pikeye iyice sarınmış, odada Melih'i bekliyordum.

Kızlar aşağı inmeden önce ağrı kesici içmemi teklif etmişlerdi ama mideme henüz tek bir lokma bile girmediği için kabul etmemiş, onları kahvaltıya göndermiştim. Telefonuma ard arda gelen bildirim seslerini umursamadan gözlerimi tavana dikmiş öylece bakıyordum. Bu regl olma işinden ölesiye nefret ediyordum. Bazen hiç hissettirmeden geçerdi, bazen de canımdan can alırdı. Sanırım bu seferki bayağı ağrılı geçecekti. Normal bir ağrı kesicinin bile işe yaramayacağını biliyordum ama yine de şansımı denemek istiyordum.

Karnımdaki sızı gitgide artarken dayanmaya çalışıyordum. Böyle konulardan hiçbir zaman utanmamıştım. Annem her ne kadar Ayy ayıp, sus! dese de bunun utanılacak bir şey olduğunu asla düşünmüyordum. Benim sağlığım ve doğal bir sürecim neden ayıp olsundu ki?

Aşağıdan gelen seslerden Melih'in yukarı doğru geldiğini anladım. Kızlar kahvaltıyı hazırlamış olmalıydı çünkü burnuma kadar gelen o nefis sucuklu yumurta kokusu iştahımı kabartıyordu. Eğer o yumurtayı yiyemezsem gerçekten kahrolurdum.

Odanın kapısı aniden açılınca hafifçe irkildim. Gelen Melih'ti. Bir elinde ağzına kadar abur cubur dolu bir poşet, diğer elinde ise dumanı üstünde tüten bir tepsiyle içeri girdi. Yanıma yaklaşıp yatağın kenarına oturdu.

"Güzelim, iyi misin?" Yüzü o kadar endişeli ve gergindi ki, bu haline tebessüm etmekten kendimi alamadım.

Bana getirdiği tepside sucuklu yumurta ve taze ekmek vardı. Bu ikiliyi dünyadaki hiçbir şeye değişmezdim. Yatakta hafifçe doğrulup tepsiyi kucağıma aldım. Ekmeğin köşesini yumurtanın sarısına patlatarak batırırken, "İyiyim," dedim.

"Çok mu acıyor?" İyiyim demem bile içindeki o endişeyi sökmeye yetmemişti anlaşılan.

"İyiyim Melih, gerçekten bir şeyim yok. Her zamanki durumlar işte..."

"Benim yedirmemi ister misin?"

Söylediği şeyle gözlerimi devirdim. "Abartma Melih!"

Ben ağzımdaki lokmayı çiğnerken, onun pürüzsüz bakışları üzerimde geziniyordu. Bakışları eşliğinde yemeğimi hızlıca bitirip tepsiyi kenara koydum.

Getirdiği poşetten bir ped alıp lavaboya doğru adımlayacaktım ki Melih'in de peşimden geldiğini görünce kaşlarım havalandı. "Sen nereye?" dedim sorgulayan bir tavırla.

"Yardıma ihtiyacın olur diye..."

"Melih, otur oturduğun yerde. Geleceğim şimdi."

Başıyla beni onaylayıp durduğunda lavaboya geçip işimi hallettim ve hızla yanına döndüm. Elinde bir ağrı kesici ve bir bardak suyla beni bekliyordu; yüzü hafifçe gerilmişti.

Uzattığı ilacı alıp suyu içtikten sonra tekrar yer yatağına otururken gözlerinin içine baktım. "Düşündün mü?"

"Buldum," dediği an, daha ne olduğunu anlayamadan beni yerden kucağına alıverdi.

"Melih!" dedim, sesimi çok yükseltmemeye çalışarak. "Ne yapıyorsun?"

"Burası rahat değil," dedi beni kucağında kendi odasına doğru taşırken.

"Gayet de rahattı!"

Yine de kokusu öyle güzel geliyordu ki karşı koyamayıp başımı göğsüne yasladım. Odasına adım attığı sırada fısıldadım: "Melih?"

"Hm?"

"Yok bir şey... Sadece ismini söylemek istedim."

Beni yavaşça kendi yatağına bıraktığında kendisi de yanımda yerini aldı. Pikeyi üzerime iyice örtüp yüzüme düşen saç tutamlarını nazikçe kulağımın arkasına itti.

"Elam..." Ses tonu öyle yumuşak, öyle şefkatliydi ki adeta eriyip gidecektim.

"Efendim?" dedim hafifçe şımararak.

"Seninle yeniden sevgili olabilir miyim?"

Anlamıştı... Gerçi Melih beni her zaman, tek bir bakışımdan bile anlardı. Çıkma teklifi etme şekli o kadar tatlı ve naifti ki, bazen onun bir öküz olduğunu düşündüğüm için kendimden utanasım geliyordu.

Dudaklarımda engel olamadığım bir tebessümle başımı usulca salladım. "Olabilirsin."

Dayanamayıp dudağına ufak, masum bir öpücük kondurduğumda dudakları genişçe kıvrıldı. "Güzelim..." dedi ve o da bana bir öpücük kondurdu. "Yavrum..." Bir öpücük daha. "Bitanem..." Bir öpücük daha. "Seni çok seviyorum."

Yutkundum. Başımı göğsüne yaslayıp "Ben de," dedim kısık bir sesle.

Ancak bu cevap ona yeterli gelmemiş olmalı ki hafifçe dikleşip gözlerini doğrudan gözlerime dikti. "Ben de ne?"

Benim de onu sevdiğimi kendi ağzımdan duymak istiyordu. İnat etmeyip gözlerinin içine baktım. "Ben de seni çok seviyorum."

Gülümseyip beni göğsüne daha sıkı çekti. "Umarım şu an bir rüyada değilimdir," diye mırıldandı kendi kendine.

Dediği şeye hafifçe gülüp kollarımı beline doladım. "Meliih?"

"Söyle gülüm."

"Sen kahvaltı ettin mi?"

"Az önce ettim," dedi, az önceki öpücüklerimize gönderme yaparak.

Yanaklarımın anında alev aldığını hissettim. "Kızarma hemen," dedi muzip bir sesle. Nereden anlamıştı bilmiyorum ama yüzüme bile bakmadan kızardığımı hissetmişti adam!

Derken sesi birden ciddileşti. "Güzelim, bana Tolga piçinin yazdığını ne zaman söyleyecektin?"

Duyduğum isimle hızla ondan ayrılarak şaşkınlıkla gözlerimi açtım. "NE?" Sesim düşündüğümden yüksek çıkmıştı. "Yazmadı ki!"

Benimle birlikte odaya getirdiği telefonuma baktım. Ard arda gelen mesajlar bilinmeyen bir numaradandı.

"Görmedim, bilmiyorum! Yine mi yazmış?Ne yazmış bakayım?"

Elinde duran telefonumu almaya çalıştığımda izin vermeyip kolunu yukarı kaldırdı. "Boş ver sen," dedi kestirip atarak.

"Melih!" Sinirlenmeye başlıyordum. "Ver bakacağım!"

Kolunu yukarı kaldırdığı için boyum ulaşmıyordu. Yatakta dizlerimin üzerinde doğrulup telefona uzanmaya çalıştığımda dengemi kaybedip Melih'in üzerine yığıldım. Yine de telefona ulaşamamıştım.

Melih ise üzerimden kalkmamı hiç istemiyor gibiydi. Güçlü elini belime koyup beni kendine sabitledi. Bakışları doğrudan dudaklarıma kaymıştı. Ben ise onun bu yakıcı etkisine kapılmamak için üstün bir çaba sarf ediyordum.

"Güzelim... Şu lavuğu sonra mı konuşsak?" dedi, sesi tehlikeli derecede hırıltılı çıkıyordu.

Başımı zorlukla olumsuz anlamda salladım. "Hayır," dedim nefes nefese.

Bu adam kendi üzerimdeki etkisinin farkında mıydı acaba? Tam o sırada karnımın hemen altına giren ani ve şiddetli bir krampla acıyla inledim. Melih'in bakışları anında değişti; gözlerime bakıp ne olduğunu çözmeye çalıştı.

"Güzelim iyi misin? Canını mı yaktım?" Soruları peş peşe sıralarken yüzündeki o panik hali ne kadar endişelendiğini açıkça ele veriyordu.

Göğsünden destek alarak yatakta doğrulmaya çalıştım. Bu sefer gitmeme izin verdi ve hemen arkamdan o da doğruldu. "Masaj yapmamı ister misin?"

Sorduğu soru sertçe yutkunmama sebep oldu. Karnım o kadar çok ağrıyordu ki masajın işe yarayacağını pek sanmıyordum ama denemekten zarar gelmezdi. Usulca başımı salladım. "Ama... Şey, şimdi birisi falan gelir, yanlış anlar. Kapıyı kilitle."

Sözüm biter bitmez hızla ayağa kalkıp kapıyı kilitledi. Acaba kapıyı kilitlemek olayı daha mı yanlış anlaşılır hale getirmişti?

Geri gelip yanıma oturdu ve bacaklarını araladı. "Göğsüme yaslan," dedi.

Şu an aşırı derecede utanıyordum ama o benim aksime gayet ciddi ve odaklanmış görünüyordu. Usulca bacaklarının arasına geçip sırtımı geniş göğsüne yasladım. Sıcak elleri tişörtümün üzerinden karnıma dokundu ve yavaş, dairesel hareketlerle masaj yapmaya başladı.

"İyi geliyor mu?" diye fısıldadı kulağıma doğru.

Zar zor yutkunup başımı hafifçe salladım. Elimi elinin üzerine koyarak ağrının en yoğun olduğu yere doğru yön verdim. Masajın sıcaklığı ve ritmi o kadar iyi geliyordu ki, bir süre sonra acıyı unutur gibi oldum.

Aramızda geçen sessiz dakikaların ardından ağrım gözle görülür şekilde azaldı. Bacaklarının arasından yavaşça çıkıp, utançtan kızaran yüzümü saklamak adına ona arkamı döndüm. Güya saçlarımı topluyormuş gibi yapıyordum.

"Geçti mi ağrın?" dedi arkamdan.

Boğazımı temizleyip sesimi ayarlamaya çalıştım. "Geçti..." Sesim öyle çekingen ve cılız çıkmıştı ki içimden kendime okkalı küfürler saydırdım.

"Bana bak," dedi, tatlı bir emir tonuyla.

Ellerim anında yanaklarıma gitti; tenimdeki o cayır cayır sıcaklığı hissettiğim an mahvolduğumu anladım. Ona hem cevap vermiyor hem de yüzümü dönmüyordum. Melih ellerini omuzlarıma koyup beni yavaşça kendine çevirdi. Karşılaştığı manzarayla birlikte dudaklarında kocaman bir sırıtış belirdi.

"Gülme!" dedim sinirle.

"Tamam," dedi sırıtmasını gizlemeye çalışarak ama nafileydi, başaramıyordu. "Güzelim..." Sesindeki o yatıştırıcı ton beni sakinleştirmek içindi. "Çok tatlısın."

"MELİH!"

"Tamam yavrum, bir şey demedim!"

Yatağa geri yaslanıp sinirli bir ifadeyle yüzüne baktım. "Git biraz, yalnız kalayım. Ver telefonumu da."

"Cık, olmaz. Gideceğim ama telefonunu veremem, bir işim var."

"Ne işi?" Tek kaşımı sorgularcasına kaldırdım.

"Şu piçe hak ettiği cevabı vereceğim."

İtiraz etsem de o mesajları bana asla göstermeyeceğini biliyordum. "E ben ne yapacağım telefonsuz?"

Melih anında cebinden kendi telefonunu çıkarıp bana uzattı. "Şifresi aynı."

Uzattığı telefonu alırken, benim telefonumu kasteterek "Çok sürmesin," dedim. Nereden bildirim geleceğini çok iyi biliyordum ne de olsa...

Başıyla beni onaylayıp alnıma derin bir öpücük kondurdu. "Bir şeye ihtiyacın olursa ara güzelim."

Ben yatağa iyice yayılırken başımı salladım. O ise kapıyı açıp odadan çıktı.

Şimdi sıra Melih'in TikTok keşfetinde ne var ne yok izlemekteydi...