24. bölüm · Ex or Next | texting

23.

Yesilimm .

Melih AKKAN & Ela BEKTAŞ

•••

"Ex" ismini "Melih" diye değiştirdiniz

Melih:
Güzelim
Nerde kaldın

Siz:
Annem tutturdu
önce odanı topla diye
Hatice teyzeye yardım edicem diyorum
Ben sordum her şey hazırmış dedi

Melih:
Gelemiyor musun şimdi

Siz:
Saçmalama sözümü tutarım
Bitti sayılır

Melih:
Az sonra herkes gelecek
Hızlı ol
Ya da ben geleyim

Siz:
Hayır
Otur oturduğun yerde
Geliyorum

Melih:
Bekliyorum güzelim

•••

Siz:
melih
Nerdesin
Yetişemedim özür dilerim

Melih:
Dileme
Ne yapıyorsunuz içeride

Siz:
klasik dedikodular işte
Sen de gelsene

Melih:
Ne işim var benim teyzelerin yanında

Siz:
Doğru gelme

Melih:
ee ne diyorlar

Siz:
Dedikodu mu anlatayım sana

Melih:
Anlat
Canım sıkılıyor odada

Siz:
Peki sen istedin

Aşağı mahalleden Kevser
diye bir teyze varmış

3.evliliğini yapmış kadın
Ama geçenlerde
Sevgi teyze başka biriyle görmüş kadını

Melih:
Aldatmış mı yani

Siz:
Evet

Bu sevgi teyze de az değil ha
Benim dedikodu mu da o yaymıştı

Melih:
Demek onun yüzündendi

O kadar ciddi konuşuyorlardı ki
Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü

Siz:
O kadar üzüldün yani

Melih:
Kahroldum

Siz:
melih

Melih:
Efendim

Siz:
MELİH

Melih:
efendim yavrum

Siz:
Sen özlemi date mi çıkardın

Melih:
Ne
Hayır
Ben sana aşığım niye öyle birşey yapayım

Siz:
Aniden söyleme şunu

Özlemin annesi züleyha teyze
Dedi ki

Melih:
Ne dedi güzelim

Siz:
siz özlemle gece yürüyüşlerine çıkıyormuşsunuz

Özlemde dedi ki
Geçenlerde date çıkmışsınız

Melih:
Benim niye haberim yok
Vallaha öyle bişey olmadı

Siz:
Sana inanıyorum
Ama özlemin derdini çözemedim

Melih:
Onu eve bıraktığım gece

Hava almak için sahile gitmek istediğini söyledi kötü duruyordu

Bene götürdüm hava aldı ben arabadaydım o sırada

Sonra eve bıraktım başka hiçbir şey olmadı

Düzgün İki çift laf bile etmedik

Siz:
Melih

eğer birisini yolarsam ne kadar yatarım

Melih:
Bebeğim yapma
Aramızda bir şey yok olamaz
Bu kalp senden başkası için atmaz

güzelim beni dinle

Çık o ortamdan

Siz:
Sakinim
Bir şey yok

melih:
Afferim güzelime
Hadi sen bir hava al

Siz:
Melih iyiyim ben
Hiç sinirlenmedim ki
Öylesine sordum sadece

Melih:
Tamam
sakinsen güzel
(Görüldü)

5 dakika sonra

Melih:
Ela niye bağırışma geliyor

neler oluyor yine

özlemin bağırması bu

umarım sen yapmamışsındır

Siz:
hallettim

Melih:
Ne

Siz:
Sarı saçlarını yoldum

Melih:
Nerdesin sen
Geleyim yanına

Siz:
Lavabodayım sakinleşiyorum

Melih:
Hani sakindin

Siz:
Değilim melih sus

Melih:
Peki sustum
(Görüldü)

•••

Aynanın karşısında durmuş, göğsümü hızla inip kalkan nefeslerimle sakinleştirmeye çalışıyordum. Öfke, damarlarımdaki kanı öyle bir tutuşturmuştu ki ellerimin titremesine engel olamıyordum. Özlem o kadar ileri gitmişti, o çirkin cümleleriyle sınırları öyle bir aşmıştı ki kendimi kaybedip saçına başına yapışmış, hırsımı ancak öyle alabilmiştim.

Ama asıl enkaz dışarıdaydı.

Annem, Melih'in beni aldattığını sanıyordu. Salondaki herkesin gözündeki o acıyan, kınayan bakışları tek tek hissetmiştim ama gırtlağıma düğümlenen o yumru yüzünden tek bir kelime bile edip açıklama yapamamıştım. Yapamazdım da zaten.

Tam o sırada lavabonun kapısı iki kere tıklandı. Annemdir düşüncesiyle omuzlarımı düşürüp kapıyı araladım. Fakat karşımdaki kişi annem değildi.

Karşımda, gözlerinde endişenin en koyu tonuyla bana bakan Melih duruyordu.

Gözlerim şaşkınlıkla açılmaya fırsat bulamadan, ne olduğunu anlayamadan kolumdan kavradı beni. Parmaklarının sıcaklığı tenimi yakarken beni koridorda adeta sürükledi. Kendi odasına geldiğimizde beni içeri çekip kapıyı arkamızdan kilitledi. Anahtarın kilitte döndüğü o tok ses, odadaki sessizliği bıçak gibi kesti.

"Melih ne yapıyorsun?" dedim hışımla, sesimdeki panik odaya yayıldı. "Biri görecek şimdi!"

Beni bileğimden hafifçe yönlendirip yatağının kenarına oturttu. Sonra hiçbir şey olmamış gibi sakin ama kararlı bir sesle konuştu:

"Kimse gelemez. Ne oldu, anlat."

Odaya sızan o tanıdık, ağır ve huzur veren kokusu burnuma dolduğunda, göğsümdeki o hırçın dalgalar bir anlığına yatışır gibi oldu. Derin bir nefes alıp bakışlarımı halının desenlerine diktim.

"Özlem nereden öğrendi bilmiyorum," dedim sesim titreyerek. "Ama senin beni aldattığını... bunun benim suçum olduğunu söyledi. Seni elimde tutmayı başaramadığımı, seni kaçırdığımı falan ima etti işte."

Devam etmemi ister gibi gözlerimin içine bakıyordu. Tam karşıma, yatağın önünde diz çökmüş, eğilmişti. Gözleri doğrudan gözlerimde kilitliydi; tek bir mimiğimi bile kaçırmak istemiyor gibiydi.

Boğazımı temizleyip o cümleleri yeniden kurarken canımın ne kadar yandığını hissettim:

"Ben çok kabaymışım,Pismişim. Seni hak etmiyormuşum, hiç kadın gibi değilmişim."

Sözlerim bittiğinde gözlerim dolacak gibi oldu. Melih bir an bile tereddüt etmeden uzanıp ellerimi kendi iri ellerinin arasına aldı. O an bakışları, bileğimdeki kırmızı iplikten bilekliğe kaydı. Dudaklarının kenarında kıvrılan o hafif, iç ısıtan tebessümü gördüm.

"Elam... Güzelim, bebeğim," dedi, sesi o kadar yumuşak çıkmıştı ki içimdeki bütün öfke bir anda eriyip gitti. Yaklaşıp yüzüme dökülmüş, dağılmış saç tellerini narin bir dokunuşla kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Sen gerçekten onun bu saçma dediklerine takıldın mı?" İç çekerek hafifçe kıkırdadı. "Beni kıskanmış olabilirsin tabii ama dediklerinin hiçbiri doğru değil."

Kıskanmış sözcüğünü duyduğum an kaşlarım kendiliğinden havaya kalktı. Haklılığına verecek bir cevabım yoktu, bu yüzden sustum. O ise bu halime sadece bilmiş bir tebessümle karşılık verdi.

"Sen benim bu dünyada gördüğüm en güzel, en zarif, en kadınsı kadınsın bebeğim."

İçimden bir an kendi kendimle hesaplaştım. Yani tamam, çok küfür ettiğimi biliyordum. Cilve yapmayı, süzülmeyi falan da beceremezdim ama olmak zorunda mıydı ki?

"Melih"dedim hafifçe. Yanıma oturup beni onaylarcasına boğuk bir ses çıkardı. "Teşek—"

Cümlemi tamamlamama izin vermeden eliyle burnuma hafif bir fiske vurdu. Yalandan bir acıyla inleyerek elimi burnuma götürdüm.

"Bir daha teşekkür edersen," dedi bana biraz daha yaklaşarak, "seni farklı bir şekilde susturacağım."

Bakışlarındaki o koyu ifade, cümlesinin altındaki anlamı hemen açığa çıkardı. Öperek susturacağım demekti bu. Yutkunurken boğazımın kuruduğunu hissettim; anladığımı anlamıştı.

"Borcun vardı," dedi aniden, konuyu kurnazca değiştirerek.

"Herkes içeride Melih," dedim. Sesim neredeyse fısıltı gibi çıkmıştı. Panikle yataktan kalkıp kapıya doğru bir adım attım.

"Sadece yanaktan."

"Arkadaşça diyorsun yani?" dedim kapı koluna uzanırken sırıtarak.

"Hayır," dedi. Sesi o kadar net ve pürüzsüz çıkmıştı ki adımlarım olduğu yerde çakıldı. "Hayat arkadaşı olabilir ama."

Yanaklarımın aniden alev aldığını, sıcaklığın kulaklarıma kadar tırmandığını hissettim. Sanırım birazcık kızarmıştım. Belli etmemek için yalandan kapıyı açıp gitmek ister gibi yaptım. Ama adım gibi emindim; beni bırakmazdı.

Öyle de oldu.

Daha kapı kolunu indiremeden arkamdan uzanan kollarıyla beni durdurdu. Sırtım tamamıyla onun geniş göğsüne yaslandı. Başını boynuma doğru eğip kokumu derin bir nefesle içine çektiğini duydum. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu.

Ona doğru dönmeye çalıştığımda kendimi kapıyla onun arasında buldum. Ben sırtımı ahşap kapıya yaslamış duruyordum, onun iri elleri ise başımın iki yanında kapıya dayanmıştı. Bizi dış dünyadan ayıran tek şey bu santimlik mesafeydi.

Gözleri istemsizce dudaklarıma kaydı. O oraya bakınca, benim de bakışlarım onun dudaklarına takılı kaldı.

"Melih..." dedim. Sesim o kadar kısık, o kadar çaresiz çıkmıştı ki ben bile zar zor duymuştum.

"Hm?"

"Eğil."

Gözleri yeniden gözlerimi buldu. Dediğimi ikiletmeden hafifçe öne doğru eğildi. Ellerimi omuzlarına koyup ondan güç aldım ve parmak uçlarımda yükselerek yanağına sıcak, küçük bir öpücük bıraktım. Sadece bir yanak öpücüğü bile damarlarımdaki kanı tutuşturmaya yetiyorsa, dudaklarını düşünmek zihnimi tamamen felç ediyordu.Daha önce öpmüşlüğüm vardı ama bunca yıl sonra heyecanlanmamak elde değildi.

Geri çekildiğimde melül melül yüzüme bakacağını sanıyordum ama hayır; eğilmeyi bırakmış, tepemden bana bakıyordu. Bakışlarındaki o yırtıcı, koyu ifade hiç ama hiç masum değildi.

Ellerimin hâlâ omuzlarında durduğunu fark ettiğim an, sanki kor bir kor tutuyormuşum gibi hızla ellerimi çekip iki yanıma indirdim.

Boğazımı temizleyip durumu toparlamaya çalıştım: "Ben... gideyim artık."

Ellerini kapıdan çekip bana yol verdiği an, dışarıdan kapıya aniden sert bir şekilde vuruldu.

Ağzımdan küçük bir çığlık kaçtı ama şansıma dışarıdan duyulmadı. Melih reflexle avucunu ağzıma kapatarak sesimi yuttu. Tek eli hâlâ kapıya dayalıyken, dışarıya doğru konuştu.

"Kim o?"

Sesi o kadar pürüzsüz, o kadar sakindi ki... İnanılmaz bir rol yeteneği vardı. Oysa ben stres yaptığım an elini ayağına dolayan, panikleyen biriydim.

"Benim!" dedi dışarıdaki ses. Bu Hatice teyzeydi. "Aç kapıyı, konuşacağız!"

"Müsait değilim anne."

Aldığım hızlı nefesler Melih'in avucunun içine çarpıyor, sıcaklığım elini terletiyordu. Ve galiba bu durum onu tahmin ettiğimden daha çok etkiliyordu. Avucunun altından bilerek, biraz da haince derin nefesler vermeye devam ettim.

Melih aniden yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı, dudakları kulağımın hizasına geldiğinde fısıldadı: "Rahat dur."

Bu sefer onun sıcak, yakıcı nefesi benim tenime çarptı.

Dışarıdan Hatice teyzenin sesi bir kez daha yükseldi: "Melih! Sen o kızı nasıl aldatırsın ha? Senin o bacaklarını kıracağım ben!"

Hatice teyzenin o hiddetli hali karşısında tutamayarak avucunun içinde güldüm. Elini hâlâ ağzımdan çekmediği için göğsümün inip kalkmasından ve yanağımdaki kıpırdanmadan güldüğümü anladı. Kaşlarını çatarak, ama gözlerinde muzip bir ışıkla bana baktı.

Ardından elini ağzımdan çekip beni belimden tuttuğu gibi odadaki tekli koltuğun arkasına doğru itti.

"Uslu dur," diye fısıldadı.

Başımı usulca aşağı yukarı sallayarak onayladım. Bu halime hafifçe tebessüm etti. Kafamı iyice eğip koltuğun arkasına sindim ve Melih'in hamlesini bekledim. Kapının kilidini çevirip annesini içeri aldı.

"Efendim anne?" dedi gayet pişkin bir sesle.

Saklandığım yerden merakıma yenik düşüp kafamı birazcık çıkardım. Melih'in arkası kapıya, yüzü bana dönüktü. Hatice teyze içeri girer girmez Melih'in göğsüne yumruklarını indirmeye başladı.

"Sen o kızın ahını nasıl alırsın Melih?!" Sesi oda içinde yankılanıyordu. "Nasıl yaparsın bunu?!"

Sese bakılırsa evdeki misafirler ve annem çoktan gitmişti. Annem kesin beni merak edip eve dönmüştü.

Melih usulca annesinin dayaklarını yiyor, bir yandan da bakışları bana kayıyordu. Yüzündeki o zorla tuttuğu gülümsemeyi sadece ben görebiliyordum.

"Ela bunu hak etmedi Melih!" Hatice teyze hırsını alamayıp Melih'in kafasına bir tane patlattı. Melih yalandan acıyla inledi.

Koltuğun arkasında dudaklarımı ısırıyor, gülmemek için kendimle savaş veriyordum.

"O kızın karşısına bir daha çıkmayacaksın!" dedi Hatice teyze, parmağını sallayarak. "Onu gördüğün an yolunu değiştireceksin, anladın mı beni?!"

Melih itiraz etmek için ağzını araladı: "Anne ama—"

"Sus! Böyle bir şeyin açıklaması olmaz, açıklama yapma bana! O kıza bir daha yaklaşmayacaksın!"

Hatice teyzenin racon kesişi karşısında adeta büyülenmiştim. Melih ise daha fazla üsteleyemeyip suçlu bir çocuk gibi başını önüne eğdi: "Tamam anne..."

Hatice teyze son bir ters bakış atıp kapıyı çarparak odadan çıktı. Kapının kapanma sesiyle birlikte kıkırdayarak saklandığım koltuğun arkasından doğrulup çıktım.

Melih bana doğru adımlarken, "Eğlendin mi?" diye sordu.

O üzerime doğru geldikçe ben geri geri adımlıyordum. "Çoooook..." dedim, ses tonumu bilerek yaramaz bir çocuk gibi uzatarak.

Fakat ben ne kadar şımarık ve neşeli görünüyorsam, o bir o kadar ciddiydi.

"Sabrımı sınamak için özel bir çaba mı sarf ediyorsun güzelim?" Bir adım daha attı "öyleyse başarıyorsun."

Bu beklenmedik, cümlesi karşısında bütün şımarıklığım bir anda buharlaştı. Dizlerimin bağı çözüldü, ayaklarım yeri tutmaz oldu. Yere kapaklanmama izin vermeden hamle yapıp beni belimden yakaladı.

Aramızdaki mesafe sıfırlanmıştı. Stresten dudaklarımı dilimle ıslattım. "G-gitmeliyim..."

Bakışları doğrudan ıslattığım dudaklarıma kaydı. O yoğunluktan kaçmak için ellerimi göğsüne koyup onu hafifçe ittim. Oda bir anda çok sıcak olmuştu. Haddinden fazla sıcak...

Panikle odanın içinde bir sağa bir sola yürümeye başladım. "Doğru, gitmem lazım benim. Kapı... Ha, kapı burada evet. Gideyim ben, görüşürüz!"

Saçmalamama dayanamayıp derin, erkeksi bir kahkaha patlattı. Gülerken başı geriye kaymış, ademelması belirginleşmişti.

"Ayakkabıların benim dolabımda," dedi gülmesini kontrol etmeye çalışarak. Hızla gardırobunun kapağını açıp ayakkabılarımı bana uzattı. Şaşkınlığıma karşılık açıklama yapma gereği duydu: "Sen lavabodayken aldım. Gittiğini sansınlar diye."

Tam kibarlık yapıp "Teşek—" diyecektim ki bana doğru devasa bir adım attı. Teşekkür edersem beni nasıl susturacağını hatırlayarak hemen lafımı çevirdim:

"Allah razı olsun!"

Ayakkabıları kaptığım gibi odadan kaçtım. Arkamdan gelen o yüksek, neşeli kahkahası koridorda yankılanırken ayakkabılarımı giymeme pek yardımcı olmuyordu. Elim ayağıma dolanmış bir halde, bağcıklarıyla bile uğraşmadan topuklarına basarak kendimi dışarı attım.

Sokaktaki soğuk hava yüzüme çarparken, biraz olsun kendime gelmek için Tuğçelere doğru yürümeye başladım.

•••

Melihe şunu yapmak istiyorum