28. bölüm / 37
Ex or Next | texting27.
Bölümler 37Şu an: 27.
- 1 1.462 kelime
- 2 2.358 kelime
- 3 3.637 kelime
- 4 4.296 kelime
- 5 5.470 kelime
- 6 6.385 kelime
- 7 7.803 kelime
- 8 8.453 kelime
- 9 9.344 kelime
- 10 10.848 kelime
- 11 11.312 kelime
- 12 12.1.289 kelime
- 13 13.522 kelime
- 14 14.2.057 kelime
- 15 15.483 kelime
- 16 16.679 kelime
- 17 17.1.648 kelime
- 18 18.712 kelime
- 19 19.639 kelime
- 20 20.652 kelime
- 21 21.684 kelime
- 22 22.947 kelime
- 23 Melih AKKAN & Ela BEKTAŞ32 kelime
- 24 23.1.804 kelime
- 25 24.644 kelime
- 26 25.518 kelime
- 27 26.874 kelime
- 28 27.1.635 kelime · Okuduğun bölüm
- 29 28.2.039 kelime
- 30 29.1.306 kelime
- 31 30.1.745 kelime
- 32 31.1.401 kelime
- 33 32.888 kelime
- 34 33.1.028 kelime
- 35 34. Final(part 1)1.587 kelime
- 36 34.(Final) Part 2 son1.790 kelime
- 37 Özel bölüm1.686 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Melih AKKAN & Ela BEKTAŞ
Melihe aşık olacağınız o bölüm bu bölüm
İyi okumalarrrr
•••
Evin arkasında durmuş, Melih'i bekliyordum. Beni az önce iyice utandırdıktan sonra öyle keyifle gülmesi sinirlerimi bozmuştu ama bir yandan da o gülümsemeyi yeniden görmek içimi kıpır kıpır etmişti.
Ben buraya doğru gelirken Zeynep'le Sarp abi yürüyüşe çıkmışlardı. Umarım aralarındaki o anlamsız gerilimi ve sorunu en kısa sürede halledebilirlerdi.
Melih'in yüzündeki o sırıtışla bana doğru geldiğini fark ettiğim an duruşumu anında dikleştirdim.
"Naber güzellik?" dedi yanıma ulaşıp burnuma hafif bir fiske vurarak.
"Melih!" dedim sinirle, kaşlarımı çatarak.
"Söyle güzelim?"
Bu adam annesinin karnından ağlayarak değil, kesinlikle gülerek çıkmıştı. Bir insanın her durumda bu kadar çok gülmesi normal miydi gerçekten?
Arkamı arkamdaki duvara yaslayıp onu dikkatle incelemeye başladım. "Ateş düşürücü içtin mi sen?"
Başını olumsuz anlamda salladı. "Hayır, iç demedin ki."
"Salak... Benim illa 'iç' demem mi gerekiyor? Bir de üstüne kısa kolluyla çıkmışsın dışarıya, iyice hasta olacaksın!"
Aramızdaki mesafeyi saniyeler içinde kapatıp ellerini iki yanımdan duvara dayadı. "Endişeleniyor musun benim için?"
Ama bu sefer bu numarayı yemeyecektim. Hızla aşağı doğru eğilerek kollarının arasından sıyrıldım. Bu çevik hareketim üzerine arkamdan gür bir kahkaha attı. Kaşlarımı kaldırarak, susması için hızla avucumu dudaklarının üzerine bastırdım. "Annem duyacak şimdi! Sessiz ol biraz!"
Sıcak ve kesik nefesi avucuma çarpıyor, tenimde tuhaf hisler uyandırıyordu. Tepkisini görmek için yüzüne baktığımda hâlâ ne kadar keyifli olduğunu gördüm. Hızla elimi çekip bir adım geri çekildim.
"İyiydik böyle," dedi alayla.
Arkamdaki duvara tekrar yaslanarak, uyarıcı bir tonda konuştum: "Sana söyleyeceğim şey yüzünden beni pişman etme, tamam mı?"
Yüzündeki o sırıtış anında silindi, yerini ciddi bir ifade aldı. "Söz veremem."
"Melih..."
"Efendim?"
"Yapma."
"Ne yapmayayım?"
"Sakin olacaksın, yoksa çekip giderim bak."
"Ela..." Sesindeki o ani kırgınlığı derinden hissettim. "Lütfen beni bir daha yokluğunla sınama."
"Melih, eğer rahat durursan sınamam."
Yüz ifadesinden anladığım kadarıyla biraz sinirlenmişti. "Deneyeceğim," dedi sertçe.
Umarım denerdi...
"Hadi, anlat bakalım," dedi sabırsız bir sesle. Pek de hayra alamet şeyler konuşmayacağımızı hissetmiş gibiydi.
"Tolga..." diye söze girdim.
Sinir dolu bir gülüş savurdu. "Biliyordum," diye mırıldandı kendi kendine.
"Ne biliyordun?"
"O piç herifte bir şeyler olduğunu. Ayrıca..."
"Ayrıca ne?" dedim, yarım bıraktığı cümleyi tamamlamasını isteyerek.
"Sabah gördüm; birine küfür edip engellemiştin. Demek ki o haysiyetsizdi."
Gözlerimi kısıp sorgularcasına yüzüne baktım. "Sen benden gizli mesajlarıma mı baktın?"
O hâlâ kendi siniriyle meşguldü. "Hayır, şarkı açmak için telefonunu aldığımda tesadüfen gördüm."
Dediğine inanmıştım çünkü Melih gizli saklı iş yapmazdı; mesajlarıma bakacak olsa bunu açıkça söyler, çekinmezdi. Tabii son iki yılda çok değişmediyse...
"Sana inanıyorum," dedim gözlerinin içine bakarak.
"Teşekkür ederim," dedi ve devam etmemi beklercesine sustu.
"Birkaç gündür bana ısrarla mesaj atıyordu. Ben de hepsini engelledim."
"Sen?" dedi şaşkınlıkla. Durumun düşündüğünden daha ciddi olduğunu anlamıştı. "Korkuttu mu seni?"
Sinirlendiğini her halinden belli ediyordu. Tolga şu an burada olsa, büyük ihtimalle yüzü gözü dağılmış bir halde yerde yatıyor olurdu.
"Evet..." dedim, o an kendimi savunmasız küçük bir çocuk gibi hissederek.
"Tamam, mesajları görebilir miyim?" Beni korkutmamak adına sesini bastırmaya, kendini kontrol etmeye çalışıyordu.
Usulca başımı salladım. Telefonumu çıkarıp ona uzattığımda, zaten ezbere bildigi şifremi girip engellediğim numaradan gelen mesajlara baktı.
Okudukça yüzündeki kaslar geriliyor, öfkesi katlanıyordu. İçimden gelen ani bir hisle, ellerimi telefonumu tutan ellerinin üzerine koydum.
"Melih, sakin ol..."
Kendi telefonuma mesajları ekran görüntüsü alıp attıktan sonra ekranı kapattı. Sessizce, dişlerinin arasından küfürler saydırdığına emindim ama dışarıya ses çıkarmıyordu.
"Sakinim," dedi beni korkutmamak için. Elleri ellerimi güven verircesine sıktı. "Korkma, ben varım."
"Korkmuyorum ki," dedim biraz şımarık bir edayla. Melih yanımdayken korkuya yer yoktu sanırım.
Bu cevabım üzerine biraz olsun sakinleşti ve dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Elimi yavaşça geri çektiğimde, o da cebinden sigara paketini çıkardı.
"Melih!" dedim uyarıcı bir sesle, kaşlarımı çatarak.
"Lütfen güzelim... Bir kere sadece." Gerçekten de buna çok ihtiyacı var gibi duruyordu.
"Ne zamandır içiyorsun sen?"
Sert sesim karşısında hemen açıklama yapma gereği duydu: "İki haftadır... Çok seyrek içiyorum. Söz, bırakacağım."
Cevap vermeyişimi izin olarak kabul etmişti. Dumanından rahatsız olmuyordum ama sağlığına zararlıydı işte. Diğer cebinden çıkardığı çakmakla dudaklarının arasındaki sigarayı yaktı. Ardından çakmağı bir kenara bırakıp pakette kalan diğer sigaraları ortadan kırarak pakete geri koydu. Bu, 'Bir daha içmeyeceğim' demekti.
"Ne zamandır?" dedi, sigaranın dumanını kenara üflerken.
"Düğün günü başladı garip halleri. Önce benden hoşlandığını söyledi..."
Boşta kalan elini sıkıp yumruk yaptığını gördüm.
"...sonra sevgilim olduğuna dair dedikodular çıkınca beni takip etmeye çalıştı. Ama o sırada Boran'a yakalandım işte."
Sigarasından derin bir nefes çekip dumanı sinirle dışarı üfledi. "Güzelim..."
"Sen bu işe karışmayacaksın."
"Hayır," dedi, verdiğim tepkiyle kaşları çatılarak.
"Anlamadım?"
"Hayır dedim Melih!" Bir adım öne çıkıp işaret parmağımı sertçe göğsüne bastırdım. "Mesleğine zarar gelmesine asla müsaade etmeyeceğim!"
Göğsüne bastırmama rağmen milim kıpırdamadı; sakin hareketlerle sigarasından bir nefes daha çekti.
"O zaten tam olarak bunun için çabalıyor. Yapma Melih, lütfen..."
"Sakin ol güzelim," dedi. Sigarasından son bir nefes alıp başını yana çevirerek dumanı üfledi. İzmariti yere atıp ayakkabısının ucuyla ezerek söndürdüğünde, "Bana bir şey olmayacak," diye ekledi.
Elim hâlâ göğsündeydi ama gözlerim yere attığı izmarite takılınca kaşlarımı uyarır gibi kaldırdım. Yavaşça elimi göğsünden çektim.
Ne demek istediğimi anında anlayan Melih, hiç ikiletmeden eğildi ve yerdeki izmariti alıp yakındaki çöpe attı.
Doğrulup tekrar tam karşıma geçtiğinde ben de bir adım geri atıp kararlı bir sesle devam ettim:
"Yine 'nefsi müdafaa' kılıfına uydurmayı düşünüyorsan, hiç düşünme! Sana zarar vermesine izin vermeyeceğim."
Sesim sonlara doğru biraz kısık çıkmıştı ama o duyacağı şeyi çoktan duymuştu. Aramızdaki mesafeyi tek bir adımla kapattı. "Önemsiyorsun yani beni?"
Yine kudurma vakti gelmişti...
"Sana özel bir şey değil," dedim alaycı bir tonla. "Bütün eski sevgililerime zarar gelmesini istemem ben."
"Ela!" diye bağırdı aniden. Korkmamıştım çünkü bunun tamamen kıskançlık patlaması olduğunu biliyordum. "Sikerim şimdi o lavukları!"
"Bağırma be! Uyanacak millet şimdi!"
Ondan uzaklaşmak için hamle yaptım ama belimden kavrayarak gitmeme izin vermedi.
"Benim yanımdayken..." dedi, elini yavaşça belimde gezdirerek. "...başka erkeklerden bahsetme. Yoksa..."
"Yoksa ne?" Ne yapabilirdi ki?
"Sana sadece tek bir kişiye ait olduğunu hatırlatmaktan çekinmem."
Yutkunduğum an bakışları doğrudan dudaklarıma kaydı.
"Bu iki oldu," dedim güçlükle. "Tehditlerinin haddi hesabı yok gerçekten."
"Tövbe..." Bakışları tekrar gözlerimi buldu. "Seni tehdit etmek ne haddime?"
"Ediyorsun ama."
Meydan okuyan tavrım hoşuna gitmiş gibiydi. "Seninle ilk kez tanışıyor olsaydık haklıydın ama bunun bir tehdit olmadığını sen de çok iyi biliyorsun."
Bunu öyle bir ciddiyetle söylemişti ki bir an gerçekten beni öpeceğini sandım. Yakınlığı zihnimi bulandırıyor, ne diyeceğimi bilemiyordum. Şu duruşumuzla bizi biri görse köyde adımız çıkardı. Bunu fark ettiğim an hızla geriye çekildim. Beni hiç zorlamadı, gitmeme izin verdi.
"Geç oldu," dedim konuyu dağıtmaya çalışarak.
"Hıhım... Yatalım hadi."
"MELİH!"
Artık birisi çıkıp gelse şaşırmazdım, o kadar bağırmıştık ki uykudaki ayı bile uyanırdı.
Karanlığın içinden gelen ayak sesleriyle sinirimi bir anda unutup endişeli gözlerle Melih'e baktım. O ise hiç tereddüt etmeden bileğimden yakaladığı gibi beni evin arkasındaki eski eşyaların arkasına çekti. Ses çıkarmamam için eliyle ağzımı kapattı. Tam anlamıyla bir dejavu yaşıyorduk.
İçimi kaplayan ani stresle hızlı hızlı nefes alıp vermeye başladım. Melih ise gözlerini dikmiş, sadece bana bakıyordu.
"Kim var orada?"
Bu annemin sesiydi! Yakalansaydık sonumuz hiç iyi olmazdı. Olayı hâlâ anneme açıklayamamıştım; şu an bizi bu halde görse dinlemeden Melih'in üzerine atlardı. Bu yüzden sessizce, annemin gitmesini bekleyen Melih'e odaklandım.
Kaşları çatıktı. Çalıların arasından aniden bir kedi fırlayınca annem sesi kedinin çıkardığına ikna olup geri döndü.
Biz ise hâlâ olduğumuz yerde öylece duruyorduk. Melih elini çekecek gibi durmuyordu. Avucunun içine doğru çıkardığım boğuk sesle nihayet elini çekti.
Sıcaktan ağzım terlemişti, emindim ki onun eli de terlemişti. Ağzımı üzerimdeki Melih'e ait deri cekete sildim.
O ise bana sanki hipnoz olmuş gibi bakmaya devam ediyordu.
"Ne oldu?" dedim ayağa kalkarken. "İğrendin mi?"
"Hayır," dedi benimle birlikte doğrulurken. "Etkilendim."
Melih'in gerçekten bir manyak olduğunu kabul etmem gerekiyordu galiba.
Cevap vermediğimi görünce konuşmayı sürdürdü: "Ceketimi tahmini ne zaman geri verirsin?"
"Ne o, çok mu özledin? Yıkayıp veririm, merak etme," dedim alayla. Onun da sırıtmasını bekliyordum ama yüzünde tık yoktu.
"Cık... Yıkamadan ver demiştim."
Niye bu kadar ciddiydi ki? "Pis oldu ama bu."
"Olsun. Ben ceketimi şimdi istiyorum."
Yaramaz bir çocuk gibi konuşması o kadar tatlıydı ki...
"Peki," dedim ceketi üzerimden çıkararak. Göğsüne doğru fırlatır gibi uzattım. "Al."
"Sinirlendin mi sen?" Yüzümü daha iyi görebilmek için hafifçe bana doğru eğildi.
"Hayır."
"Sinirlenmişsin, sinirlenmişsin..."
"Hayır dedim Melih!"
Daha fazla üzerime gitmemek için sustu ama aklına gelen şeyle muzipçe gülümsedi. "Bir anlaşma yapalım mı?"
"Ne anlaşması?" Meraklı görünmemek için umursamaz bir ton takındım.
"Ben ceketi sana vereyim; sen de bana istediğin herhangi bir eşyanı ver. Senin kokun olsun yeter. Parfümünün adını söylesen bile olur."
Ceketi gerçekten çok beğenmiştim. Her kombine uyan bu deri ceketi kaçırmak istemiyordum; üstelik üzerimde harika bir oversize duruşu vardı.
"Tamam," dedim anlaşmayı kabul ederek. "Tişörtlerimden birini veririm."
"Anlaştık," dedi ceketi bana tekrar uzatarak.
Gözlerinin içine bakarak onun sözünü tekrarladım: "Anlaştık."
O yeşil gözleri her seferinde beni kendi içine çekmeyi başarıyordu.
"Güzelim..." dedi dikkatimi tekrar toplamak için.
"Hm?"
"Geç oldu, içeri geçelim hadi."
Başımı onaylarcasına salladım. Boğazımı temizleyip bakışlarımı gözlerinden kaçırdım. "Doğru, geç oldu."
İstemsizce onu tekrar etmem ona tatlı gelmiş olmalı ki hafifçe tebessüm etti. Ben önden ilerledim, o arkamdan geldi.
İkimiz aynı anda yatak odalarımızın kapısına ulaştığımızda durduk.
"Ela," dedi sesini olabildiğince kısarak. "Bir daha yazarsa mutlaka haberim olsun."
"Tamam," anlamında başımı salladım. Tam içeri girecekken ateşini ve aksattığı sağlığını hatırlayıp duraksadım.
"Melih?"
Bakışları tekrar beni buldu. "Efendim güzelim?"
"İlacını içmeyi unutma," dedim, gözlerimi gözlerine dikip ciddi bir tavır takınarak. "Mutfağa git, ateş düşürücünü iç öyle yat. Sabah kontrol edeceğim."
Dudaklarının kenarında, içimi ısıtan o içten tebessümlerinden biri belirdi. "Tamamdır, emredersiniz. Şimdi gidip içiyorum."
"İyi geceler," dedim. Sesim istemsizce yumuşamıştı.
"İyi geceler, güzelim"
O, ilacını içmek için mutfağa doğru bir adım atmışken arkasından bakıp içimden gelen o muzip isteğe engel olamadım. "Melih" seslenmenle bana döndü teşekkür için bana daha önce söylediklerini hatırlayarak, "Allah razı olsun!" Dedim ve hızla kapıyı açıp kendimi odaya attım.
Arkamdan gelen kısık, keyifli kıkırtısını duyduğumda kapıya yaslanıp ben de kendimi tutamayıp gülümsedim.
Kızlar çoktan mışıl mışıl uyumuştu. Ben de sessiz adımlarla elimdeki ceketi bir kenara bırakıp Zeynep'in yanındaki boş yere uzandım.
Sanırım Tolga konusu için artık endişelenmeme gerek yoktu.
Şu saatten sonra endişelenmem gereken tek kişi... Melih'ti.
Bölüm etkileşimi
