10. bölüm · ESTETİK AŞK HATALARI ღBİTTİღ

𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 9

Gülay Sena DÜNDAR

-9-

❝İnci❞

Kliniğe geri döndüğümüzde kafam biraz karışıktı. Bülent Tanay ve dünyası... Benim dünyama göre fazla görkemli, ışıltılı ve yine bana göre biraz tehlikeliydi.

En basit örneği verecek olursam, benim etkilenebileceğim sözler Bülent Tanay'ın herkesle yaptığı masum flörtlerdi. Onunla flört anlayışımızın bile aynı olduğuna emin değildim.

Klinikte Bülent Tanay odasına döndüğünde ben resepsiyonda, Neva'nın yanında kaldım. Neva doktor önlüklü iki kişiyle konuşuyordu. Arkaları dönüktü ancak yanlarına gittiğimde biri uzun boylu, koyu renk saçlarını arkaya taramış ve gereğinden fazla düzenli görünmesi için ziyadesiyle jöle harcamış görünüyordu. Hemen yanındaki kız ise ondan biraz kısa, dolgun dudaklı, açık kumral saçları omuzlarına dökülen güzel bir kızdı. Elinde adamdan farklı olarak karton kahve bardağı vardı ve Neva'yı dinlerken arada bir kahvesini yudumluyordu.

Neva yanına kadar geldiğimi görünce hemen beni tanıştırdı onlarla. "İnci gel, stajyer estetisyenlerimizle tanıştırayım. Müge ve Kıvanç."

Müge beni görünce misafirperver bir tebessümle elini uzattı. "Merhaba İnci, memnun oldum." Düşünceli bir biçimde kaşlarını kaldırdı. "Neva senden biraz bahsetti. Bülent Hoca'yla sana iyi şanslar diliyorum."

Bir şey söylemese de bakışları namı değer Dr. Kalp'in ne kadar zor biri olduğunu anlatıyordu. Ona tapan hastalarının aksine yanında çalışanlara karşı daha ciddi, hatayı affetmeyen biri olduğunu da defahatle duymuştum Neva'dan ama bana karşı henüz sert bir tutumu olmamıştı. Umarım olmazdı da. Çünkü ben duygusal olarak çok güçlü biri sayılmazdım ve bana bağırırsa aniden ağlama krizine girer, sonrasında kendimi rezil olmuş hissedebilirdim.

Bu klinikte işe başladığımdan beri hiçbir şey tam olarak beklediğim şekilde ilerlemiyordu. Hâlbuki burada işe alındığım günde Bülent Tanay'ın beni buraya kabul etmekte ne kadar gönülsüz olduğunu görmüştüm. Bana kök söktürür sanmıştım. Mobbinge başvurur ya da herhangi bir katakulliyle işten ayrılmamı sağlar diye düşünmüştüm ama hiçbiri olmamıştı. Hatta promosyon ürünlerinden birini izinsiz kullanıp başımı belaya sokmama rağmen beni azarlamamış, bunu komik bile bulmuştu. Sanırım Bülent Tanay, Müge'nin gözünde büyüttüğü kadar korkunç biri değildi.

Müge'nin ardından "Bülent Hoca hakkında kızı doldurmaz mısın Müge? Amerika'da onun kalibresinde hiçbir cerrah burnundan kıl aldırmazken o fazla bile anlayışlı, alçakgönüllü biri." diyerek söze atılan Kıvanç da sanki az önceki düşüncelerimi okuyup desteklemiş gibi görünüyordu. Yüzü bana dönen yakışıklı denebilecek bebek yüzlü adam devam etti. "Bülent Hoca sinirlendiğinde biraz sert ve ketum biri olabilir ama yanında çalışan kişilere her zaman yardım eder. Bilgilerini kendine saklayan kıskanç hocalardan değildir. Yardımseverdir."

Evet, aslında şu ana kadar onda gözlemlediğim kötü bir davranış yoktu. Şu ana kadar dediğim de sanki bu işe başlayalı ne kadar olmuştu da bir yargıda bulunuyordum?

Müge alayla "Kadınlara karşı ne kadar yardımsever olduğunu herkes biliyor, merak etme." dediğinde gülmemek için kendimi zor tuttum.

"Bülent Hoca'yı kıskandığın için böyle konuşuyorsun değil mi? Anlamıyoruz sanki. Hırs küpü."

"Bana bak Kıvanç."

Anlaşamayan iki kardeş gibi birbirilerine girmeye hazır biçimde bakışırlarken ortalarında gülen Neva "Hah, Junior Tanay konuşmaya başladı." dedi tatlı bir alayla. Aralarında mevkiden kaynaklanan bir soğukluk ya da kibir olmaksızın şakalaşan bu arkadaş ortamı hoşuma gitmişti. Kıçı kırık kitapçıda bile hep bir protokol vardı. İtiraf etmeliyim ki burası daha eğlenceliydi.

Kaşlarım merakla çatılırken "Junior Tanay mı?" diye sormaktan kendimi alamadım.

Burayı bana tanıtmayı bir görev edinmiş Neva yeniden söze girdi. "Kıvanç'ın buradaki lakabıdır. Küçük Tanay. O tam bir Bülent Tanay hayranıdır." Kıvanç'a kısa bir bakış atarken şakacı, biraz da alaylı tonda ekledi. "Büyüyünce Bülent Tanay olacak ablası."

Müge "Aman dikkat et, onun kadar çapkın olma. Amerikalarda başına iş açma." derken ortamda buz gibi bir sessizlik oluştu. Sebebini anlamam için arkama dönmem yetmişti.

Koridorun ucunda duran Bülent Tanay durmuş bize bakıyordu. Herkesin üzerinde soğuk rüzgârlar eserken ben bile aleyhinde konuşmamama rağmen tedirgin olmuştum. Ensemi serin bir rüzgâr yalayıp geçmişti.

Bülent Bey bakışlarını bana dikip "Nereye kayboldun?" diye sorduğunda konuştuklarımızı duymuş muydu yoksa duymamış mıydı bilmiyordum. Çünkü asla renk vermeyen, biraz otoriter ama sıradan bir ses tonuyla cümle kurmuştu.

"B-Buradayım Bülent Bey?"

"Beş dakika. Kahvemle birlikte odama bekliyorum."

Kısa bir bakış attıktan sonra giden adamın arkasından baktığımda Müge'den bir hiii sesi duyduğuma yemin edebilirdim. Ona döndüğümde "Duymuş mudur acaba ya?" diye mırıldandı kız.

Asla emin olmasam da içini rahatlatmak için "Yok canım, duymamıştır bence. Gayet sakindi." dedim. Belki de o içten içe sinirlenenlerdendi.

Neva "Neyse, sen kahvesini geciktirme bari." dediğinde harekete geçtim.

Tam kahve için mutfağa geçerken "Duydu mu bir bak, beni haberdar et." dedi Müge. Hâlâ götü üç buçuk atıyordu. Ben de şunu anlamıyordum, madem dedikodunun duyulmasından bu kadar korkuyordun da neden adamın dibinde yapıyorsun değil mi ama?

Neyse, başımı salladım sakinleştirmeye çalışarak. Etiyopya çekirdeğinin bilmem nesiyle de kahvesini hazırlayıp odasının olduğu koridora doğru ilerledim. Gözden kaybolana kadar Müge bana motive edici ve gaz verici hareketlerle eşlik ediyordu. Sanki korkuyormuşum gibi. Korkmuyordum ki. Neden korkacaktım? Arkasından atıp tutan ben miydim sanki?

Kapıyı çalıp müsaade alınca yavaş adımlarla içeri girdim. Kahvesini sessizce masasına bırakırken Bülent Tanay masasındaki dizüstü bilgisayarda bir şeylere odaklanmış durumdaydı. Geldiğimi görünce kısa bir bakış attı ve "Teşekkürler." dedi.

"Rica ederim."

Kahvesinden bir yudum aldı. Ben tam ortalık sütliman diye kapıyı aralayıp odadan çıkmaya hazırlanırken "Hakkımda söylenenler seni korkutmamıştır umarım." dedi son derece sakin bir tonda.

Duymuştu.

Sorusuna karşı yutkundum ve politik bir yanıt aramaya koyuldum. "Ne konuda?"

Benim topu çevirdiğimi gören adam "Benim hakkımda dedim ya az önce." derken benimle öyle etkili bir göz teması kuruyordu ki yalan söylemek neredeyse imkânsızdı. Benim gergin ve donup kalan suratıma karşın rahat bir gülüş sundu dudakları. "Korkma canım, hakkımda konuşulanları ilk defa naklen duymuyorum."

Omuz silktim masumca. "Kötü bir şey de söylemedi aslında Müge. Kadınlara karşı ne kadar nazik olduğunuzu-" Kaşları havalanınca cümlem havada kaldı.

"Sanırım yaşlandım ve kulaklarıma baktırmam gerekiyor. Benim duyduklarım daha çok çapkın ve flörtöz olmam yönündeydi. Yaşlı kadınlara karşı yardımsever olduğumu da ima etmiş olabilir."

Kelimelerle imalı ses tonu aracılığıyla oynarken yüzünde kendine güvenen bir hava hâkimdi. Düşünceli bir biçimde dudaklarım büküldü bu görüntü karşısında. "Sevgilim olmadığınız sürece benim açımdan sorun yok." dedim şaka yollu. Amacım ortamı yumuşatmaktı ama karşımdaki adam komik bulan bir gülümseme yerine düşünceli bir gülümsemeyle karşılık verdi.

Aramızdaki bu Brezilya dizilerini aratmayacak bakışmanın ne zaman son bulacağını gizli bir sıkıntıyla beklerken "Şu dolaptaki 2024 yazılı dosyayı çıkarır mısın?" diye ricada bulundu adam.

Başımla onayladım ve gösterdiği, hemen karşısındaki dolaba uzandım. Dosyayı çıkarmak istedim ama dosyalar o kadar sıkışıktı ki zorlandım. Bir de dosyalardan birinin sert teli dışarı çıkıp almak istediğim dosyaya saplanmıştı. 2024 dosyasını çıkarmaya çalışırken ikisi birden yere düştü.

"Hay aksi şeytan." diye söylenerek yere eğildim ve dosyayı aldım. Tam o sırada dosyayı almış, çöktüğüm yerden kalkıp arkama dönerken onunla burun buruna geldim. Burun buruna demek mi daha doğruydu yoksa dudak dudağa geldik demek mi bilemedim. Çünkü öyle bir açıyla çarpışma noktasına gelmiştik ki dudaklarımız milimetrik bir açıyla birbirine değmişti. Hafif geri çekildiğimde bakışlarım onun yüzünde gezindi.

Bülent Bey "Affedersin." diyerek işaret parmağıyla dosyaları gösterdi. "Yardım etmek istemiştim."

Yanıt vereceğim sırada aralık kapıyı çalıp yanıt bile beklemeden içeri giren Neva "Bülent Bey Alvin Hanım ge-" derken cümlesi yarım kaldı. Bizi gereğinden fazla samimi gördüğünden olsa gerek şaşırmıştı ama bu kısa sürdü. Toparlandı hemen. "Alvin Hanım geldi, randevusuz ama..."

Bülent Tanay, hiçbir şey olmamış gibi çöktüğü yerden kalkarken "Alabilirsin içeri." yanıtını verdi sıradan bir sesle. Teknik olarak hiçbir şey olmamıştı. Bir iş kazası hariç.

Alvin Hanım'ın geleceğini duyar duymaz ayaklandım ve üzerimdeki tozları silkeledim. Neva'nın meraklı bakışlarla çıktığı kapıda Alvin Hanım belirirken hâlâ yüzümdeki şaşkın ördek bakışını silebilmem için yeterli vaktim yoktu.

Bülent Bey "Hoş geldin Alvinciğim." diyerek el sıkıştı kadınla.

"Hoş bulduk." diyen kadın dikkatli gözlerle bana bakarken dudakları imayla büküldü. "Nasılsın hayatım, yeni işinden memnun musun?"

"Eee ben..."

"Gerçi memnun gibisin. Haberlerde gördüm." Bülent'e seni gidi seni dercesine bir işaret verdikten sonra bana döndü. "Allah muhabbetinizi artırsın."

Bense fingirdek asistan imajından pek hoşlanmış sayılmazdım. Ne o öyle, dün bir bugün iki girdiği yerde patronu ayartmış kız gibi? Bülent Tanay bir açıklamada bulunacak gibi görünmeyince ben atıldım hemen. "Aa hayır, öyle bir şey yok. Yalan haber o. Katiyen. Asparagas." Ellerimi birbirine çarparak "Yalan." dedim panikle.

Bundan hiç de rahatsız olmuş gibi görünmeyen Alvin Hanım "Tamam canım, hem gerçek olsa ne olacak Allah aşkına? Ahlâk bekçisi miyim ben? Hangi çağda yaşıyoruz?" diyerek güldü.

Tabii, onların dünyasında bu tür ilişkiler, çorap değiştirir gibi değiştirilen erkekler ve kadınlar normal olabilirdi ama ben bu duruma pek ayak uydurabilecekmişim gibi hissetmiyordum.

Elleri ceplerinde olan Bülent Bey ise "Sen İnci'ye bakma, o henüz magazinle yeni tanıştı. Biraz da utangaç ve panik." derken bir gözüyle beni kesiyordu. "Geçsene, son durumuna bir bakalım."

Alvin Hanım'ı hemen karşısındaki koltuğa buyur ederken ben de boş durmak istemedim. Madem bu kadar göz önünde kalmıştım, bir işe yarayayım dedim. "Ne içersiniz?"

"Yok şekerim, ben bir şey almayayım. Birazdan kalkacağım zaten." Çantasından çıkardığı bir zarfı uzattı Bülent'e. "Bizim Yalçın boğazdaki restoranının açılışına ille de seni davet etti. Hayır diyememen için de beni görevlendirdi." derken gözlerini deviriyordu. Bülent Bey tam kibarca reddedecekken tatlı bir yalvarma ifadesine büründü yüzü. "Ay n'olur, git bir beş dakika görün, sonra istersen fazla kalmaz çıkarsın."

"Ama böyle emrivakilerden hoşlanmadığımı biliyorsun Alvin."

"Beni kırıyor musun?" derken Alvin Hanım'ın yüzü masum ve asla kırılmayacak bir kedi yavrusuna dönmüştü. "Senin orada görünmen Yalçın için önemli, anlasana. Oraya bir daha hiç gitmeyecek olsan bile hayranların..." Fena bir bakışla düzeltti. "... pardon, hastaların seni bir kere orada görmüş olacak. Orayı mesken tutacaklar seninle karşılaşmak için. Bu da Yalçın için en büyük reklam işte daha ne olsun?"

Pek istekli olmasa da davetiyeyi aldı adam. "Peki, tamam." sözünden sonra hemen pazarlığa koyuldu. "Fazla kalamam ama baştan anlaşalım."

"Tamam canım, istersen iki dakika görün sonra git. Bana ne?"

Gülüştüler ve Alvin Hanım neşeli bir selamlamayla vedalaşıp gitti. Rüzgâr gibi gelip geçmişti doğrusu. Bakışlarım hâlâ onun çıktığı kapıdayken yeniden Bülent Bey'le baş başa kaldığımızı fark ettim. Yeniden onunla yüz yüze gelmek için fazla garip durumlara düşmüştük. Dahası, bunu atlatıp hiçbir şey olmamış gibi davranmak için ihtiyacım olan zamanı da kazanamamıştım.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi "Akşam sekizde gelir alırım seni." dedi Bülent Tanay. "Uygun mu senin için?"

Hayretla kaşlarımı kaldırarak ona baktım. "Ne? Ben mi?"

Hâlâ kollarımda unuttuğum dosyayı işaret ederek "2024 dosyasına söyleyemeyeceğime göre..." derken bakışları haylaz bir çocuk gibi tebessümle ışıldadı. "Sana davetlere asistanlarımla gittiğimi söylemiştim."

"E Neva var?"

"O henüz tam iyileşmedi, erken çıkmak için benden izin aldı. Evde dinlenecek sanırım."

Köşeye sıkışmış gibi yere bakarken kaşları çatılan adam bana doğru bir adım attı. "Sen yoksa benimle görülmek istemiyor musun?"

Kabalık etmek istemezdim ama pek görülmek istediğim insanlar listesinde olduğu söylenemezdi. Düşünsene, müzmin çapkın bir adamla anılıyorsun, herkes de hakkında tek kullanımlık peçeteymişsin gibi bahsediyor. Korkunç.

Öte yandan bu benim işimin bir parçasıydı. Burada, Bülent Tanay'ın yanında kitapçıdaki işimden çok daha tatmin edici bir maaş alıyordum ve adam bana en başında kurallarından bahsetmişti. Ben de kuralları bir yerde kabul etmiş sayılırdım.

"Açılış için giyecek elbisen var mı yoksa gönderteyim mi?"

Özgüvensizliğimi gözler önüne seren bir tebessümle "Açılışlarda ne giyilir onu bile bilmiyorum desem?" sözüyle affedilmeyi bekledim. Ne vardı canım, ben onun gibi açılıştan açılışa koşmuyordum sonuçta. Bu çok doğaldı.

"Tamam, Neva'ya söylerim çıkmadan halleder."

"Yalnız bu sefer seçtiği kıyafete dikkat ederse." Bakışlarım davette yaşadığım askı hezimetini hatırlatır gibiydi.

Muzip bir tebessümle başını öne eğip "Bence gayet sempatiktin ama..." dedi ve başını salladı adam. "Anlaşıldı." Kısa ve anlamsız bakışmamızın ardından ekledi. "Sen hazırlıklar için erken çıkabilirsin."

Bülent Tanay'dan gerekli izinleri çıkarmıştım çıkarmasına ama beni daha büyük bir maraton bekliyordu. Eve gittiğimde Ayda ve Suzi'nin imalı bakışlarını savuşturmak. İkisi bir araya geldiğinde toplum baskısından daha korkutucu görünebiliyordu.

Nitekim öyle de oldu. Bülent Bey'in gönderttiği kıyafet geldiğinde ben biraz erken ulaşmıştım bu kez eve. Annesinden gizlice sipariş ettiği kargoyu saklamaya çalışan ergenler gibi çabalasam da yarı yolda yakalandım. Sonrası mı? Sonrası salonda iki saat yargılayıcı bakışlar eşliğinde cık cıklamalar.

Hele Suzi kollarını kavuşturmuş mahalle teyzeleri gibi başını iki yana sallıyordu "Yani gerçekten inanamıyorum." derken. "Bunca yıllık arkadaşlığımıza ihanet bu."

"Katılıyorum."

Ayda'nın da ona katılmasıyla kendimi savunma gereği duydum. "Ya arkadaşlar, sizin kafanız mı güzel? İşe başlayalı şurada olmuş iki üç gün. Ne ara aramızda ilişki başlayacak da sizden saklayacağım? Akla mantığa uyuyor mu bu?"

Ayda "E haberler öyle demiyor ama! Magazinde çarşaf çarşaf-" dediğinde sözünü kestim.

"Kaç kere açıklayacağım onu? Ayağım burkuldu diyorum ya! İnsanlık hâlidir, hepimizin başına gelebilir. Sizin ayağınız burkulmadı mı hiç?"

"Burkuldu da yakışıklı bir adam tarafından yerden kaldırılmadım." Kaşları havalanan Suzi bunu söylerken iddialıydı.

"Ya ayak burkulması! Gayet insanî bir şey. Ayağın burkulur, yerden kalkamazsın. Adam yardım etti bana."

Suzi imalı bir bakışla "O adam kimlere kimlere yardım etti öncesinde, hiç internetten baktın mı?" derken o ima sesine de yansımıştı. "Bak var ya, bu adam Berktuğ'dan bile tehlikeli. O herifin en azından ne bok olduğu belliydi. Bunun ne olduğu bile belli değil."

"Bülent Bey benim sadece patronum. Sadece pat-ron! Bakın iyice beyninize girsin diye heceliyorum."

Ayda Suzi'ye bakarken "Ben hiç bu kadar karizmatik ve anlayışlı bir patron görmedim, sen gördün mü?" sorusunu yöneltti ve arkadaşından baş işaretiyle bir hayır cevabı aldı.

"Göremezsin tabii, evden çıktığın mı var? Sosyal fobin yok mu senin kızım? Çiçeklerle konuşuyorsun, çiçeklerle!" Yeni aklıma gelmiş gibi ekledim. "Ha bir de kargoculara şiir okuyorsun. Tek iletişimin bu. Mor zambik ve kargocular!"

İlk defa bana verecek bir cevapları olmamasından faydalanarak toparlandım ve kıyafeti de alıp odama koştum. "Oyalamayın, görev beni bekler!"

Vaktim dardı. Duş alacak vakti bile zor bulmuştum. Saçlarımı düzleştirdim ve iki yanımdan aldığım perçemleri arkama tutturdum. Ensemde biten düzenli bir topuz yaptım. Şimdilik derli toplu görünmek benim için yeterliydi.

Bu kez gelen kıyafet biraz daha usturupluydu. Kiremit rengi korseli bir elbiseydi ve dizlerin biraz üstünde dalgalanan bir eteği vardı. Abartıdan uzak, açık kahverengi ve biraz şeftali tonlarına kaçan makyajımı tamamladıktan sonra üzerimdeki yargılayıcı bakışlar eşliğinde çıktım evden. Sınavım bitmiş miydi dersiniz? Elbette hayır.

Kapıya çıktığımda Bülent Bey'in arabası sokağa yeni giriyordu. Gizli görevdeki bir komando gibi etrafı tarayarak arabanın yanaşmasını bekledim. Sanki çok günah bir şey yapıyormuşum gibi gizlice arabaya binmeyi planlarken Bülent Bey arabadan indi, hemen karşı balkondan Gönül ablanın sesini duydum.

"Kız İnci, doktor sevgili yapmışsın? Hayırlı uğurlu olsun!"

Bülent Bey'le bakışlarımız aynı anda balkondaki Gönül ablaya kaydığında kadın yarınlar yokmuşçasına el sallıyordu Bülent'e. "Benim de sabah kalktım, şu sağ dizim bir şişti, bir şişti görmen lazım! Sinir sıkışması olabilir mi acaba?"

Bülen Tanay sandığım gibi sıkıntılı görünmekten ziyade önce şaşırdı, sonrasında gayet eğleniyor gibiydi. Bense onu bu mahalle havasının sıkmasından tedirgin olduğum için "Bülent Bey estetik cerrah Gönül abla, bakmıyor o işlere!" diye seslenerek cevap verdim.

"Aaa sen sevgiline bey diye mi hitap ediyorsun eski insanlar gibi? O bizim zamanımızdaydı kızım! Devir değişti artık. Aşkım de, bebeğim de!"

Hemen yanı başımdaki adamın başını öne eğerek keyifli bir biçimde güldüğünü görünce bir ben mi garipsiyorum bu durumu dedim kendime. Üstelik rezil olmuştum. Ama Bülent Bey'in umurunda olmadığına bakılırsa çok da rezil olmuş sayılmazdım öyle değil mi? Az rezil olmuştum.

Laftan anlamadığını görünce direkt geçiştirdim Gönül ablayı. "Adamın branşı değil, branşı!"

"E tamam, cerrah işte! Sorun ne anlamadım."

Bülent Bey benim aksime anlayışlı, melodik bir ses tonuyla "Bir ortopediye görünseniz iyi olur." yanıtını verdi. Sanki kırk yıllık arkadaşı gibi el salladı bir de. Garezi klinikteki stajyerlereydi zağar.

"Bak adam ne güzel açıkladı kibar kibar! Ortopedi dedi. Senin gibi höt söt yapmadı!" Gönül abla bu kadar şeyin üstüne ne yaptı dersiniz? Fütursuz bir biçimde Bülent Bey'e öpücük attı kadın ya. Öpücük attı. "Hadi iyi eğlenceler Bülent Beyciğim!"

İkimiz de arabaya binerken "Çok renkli komşuların var." dedi Bülent Tanay. Durumla eğlenmiş görünüyordu. "Sevdim."

"Kafadan kontak diyecektiniz galiba."

Yanıt vermeden başını iki yana sallayarak gülen adam arabayı çalıştırdı. "Bizi sevgili sandı."

Bundan hiç de rahatsız görünmüyordu. Bense gözlerimi devirerek "Maalesef." dedim.

"Maalesef?" Garipseyen bakışları yüzümü bulduğunda suçüstü yakalanmış hissettim. "Sen bayağı bayağı benimle görünmeyi öcüleştirdin kafanda."

"Öyle değil Bülent Bey de..." Sesimi inceltip durumu kırıcı olmadan açıklamaya çalıştım. "Medyadaki imajınızın farkındasınız şimdi birbirimize oynamayalım."

İlk defa bu kadar dürüst konuşmama şaşıran adamın kaşları havalandı. "Demek öyle, İnci Hanım."

"Lütfen yanlış anlamayın ama..."

"Yok, iyi oluyor böyle ya. Birbirimizin gerçek yüzünü görüyoruz. Daha ilk günden hakkımdaki düşüncelerine vakıf oluyorum."

Sahte bir darılma ifadesiyle arabayı sürmesine karşın yol boyunca bir daha ağzımı açmadım. Zira yeniden kendimi savunmam gereken bir duruma düşüp yanlış anlaşılmak istemiyordum.

Mekânda çok garip olaylar olmadı. Beklediğim gibi boğazda lüks bir mekândı. Restoranın sahibi Yalçın Bey hop oturup hop kalktı, bizi nereye yerleştireceğini bilemedi. Bülent Tanay'a gösterdiği ihtimamı görmeniz lazımdı.

Masaya oturduğumuzda "Aç mısın?" diye sordu Bülent Tanay. Midem kazınsa da onun karşısında rahatça yemek yiyemeyeceğim için hayır anlamında başımı salladım.

O bir kadeh şarap, ben de alkolsüz kokteyl -evet, o geceden sonra kesinlikle alkolsüz- içtim ve gerçekten Bülent Bey'in de dediği gibi erken kalktık. Zaten ne olduysa biz kalktıktan sonra oldu.

Mekân çıkışı Bülent Tanay'ı şaşırtmayan ama beni şaşırtan bir paparazzi ordusuyla burun buruna geldik. Atmosfer tam da o gece olduğu gibi ürkütücüydü. Korkunç bir biçimde flaşlar suratımda patlamaya devam ediyordu.

Magazin basını bizi bir kez daha yakalamış olmasına rağmen Bülent Bey her zamanki sakin ve soğukkanlı duruşunu koruyordu. Bilirsiniz, ilk yapılan yanlışa kaza, ikincisine hata, üçüncüsüne ise tercih denir. Bizimkisi tercihe doğru gidiyordu.

Paparazzilerin "Bülent Bey yeni sevgiliniz kaç yaşında? Ne zamandır birliktesiniz? Ne iş yapıyor? Nerede tanıştınız?" gibi garip garip sorular sorarken yapabildiğim tek şey adamın arkasına saklanmak olmuştu.

"Yanınızdaki kız arkadaşınız mı? Bir açıklama yapacak mısınız?" gibi sorular ardı ardına gelirken ben Bülent Bey'in yine sessizliğini koruyarak arabaya bineceğini düşünüyordum ama öyle olmadı.

Evet, öyle olmadı.

Bülent Tanay, içeri geçmem için kapımı açmak yerine kendinden emin bir biçimde elimden tuttu ve paparazzilere "Keyifli bir birlikteliğimiz var, teşekkür ederiz." açıklaması yaptıktan sonra ön kapıyı açıp içeri girmeme yardımcı oldu.

Bense şok içinde söylenenleri mantık süzgecimden geçirmeye çalışıyordum. Bülent Tanay'la keyifli bir birlikteliğimiz mi vardı? Öyleyse benim bu birliktelikten neden haberim yoktu?

...

*

YAZAR NOTU: Hi guys! 💉 Aman Tanrım didim, Pazartesi akşamlarının vazgeçilmezi ESTETİK AŞK HATALARI'nın yeni bölümüne gelmişiz ve ben yine dayanamayıp gündüzden bölüm paylaştım! 🙊

Bülent Tanay'ın ağzından neler çıktı öyle? 😱 Tek gecelik ilişkiler yaşayan adamdan da böyle şeyler duymak... İnci'yle ilişkisi olduğunu açıklayan adamın bundan sonraki adımı ne? İnci bu açıklamaya ne tepki verecek ve bizi bu olayın ardından neler bekliyor? Yorumlarınızı buraya yazabilirsiniz. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial