23. bölüm · ESTETİK AŞK HATALARI ღBİTTİღ
𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 22
-22-
❝İnci❞
Yoğun geçen bir haftanın son gününde ayaklarımı uzatıp televizyonun karşısında dinlenmeyi tercih ederdim ama şu an buna saatler kalmışken Bülent'in odasında Neva'nın sahte ilişkimiz hakkında okuduğu yorumları dinlemek zorundaydım.
Neva elindeki tablette yorumları kaydırarak okurken Bülent'le bana döndü. "Bazıları ilişkinizin yapmacık olduğunu düşünüyor."
Normal şartlarda umursamaz olan Bülent Tanay'ın rolünü çalmış gibi "İnsanlar konuşur." deyiverdim ama adama döndüğümde o benimle aynı düşüncede değildi sanırım.
Bülent Tanay, ilk kez insanların ne düşündüğünü umursuyor gibiydi. Ayrıca bu insanların nesi vardı ki böyle? İki gün önce bir davetten el ele ayrılırken poz vermemişiz gibi davranıyorlardı. Daha ne kadar samimi bir çift olabilirdik ki?
Kendini kandırma İnci. Sizin ilişkiniz gerçek değil ve gönül gözü açık birtakım insanlar da bunu fark etmiş olabilir. Sen insanları aptal mı sanıyorsun?
Bülent "Bir çaresine bakmalıyız." dediğinde bakışları Neva'yla ikimizde geziniyordu. Nasıl çaresine bakacaktık merak konusuydu ancak beni bu düşünceden kurtaran Neva'nın zihninde aniden yanan ampul olmuştu.
"Buldum!" Bülent merakla kaşlarını çatmış ona odaklıyken aklına gelen fikri açıkladı. "Sosyal medya bunun için çok uygun bir yer, İnci'yle yakın göründüğünüz bir canlı yayın aktivitesi hiç fena olmaz." Bana döndü ve göz kırptı. "İçerik olarak da Bülent Hoca'ya bakım yaptığın bir canlı yayın yapabiliriz. Hem sıradan insanlar ve gerçek sevgililer gibi görüneceksiniz hem de yakın olacaksınız."
Bu bana deli saçması gibi gelse de Büelent Tanay'ın aklına yatmış görünüyordu. Şansına küs İnci. Bu bakış, planı uygulayacağınız anlamına geliyor.
İşte hafta sonumu işgal eden tam da Neva'nın bu fikriydi. Elimde jiletle Bülent Tanay'ı tıraş edip cilt bakımı yapmaya hazırlandığıma inanamıyordum. İşin açığı, bu fikre isteksiz bakmamın en önemli sebebi de Bülent'e daha fazla bu şekilde yakın olmak istemememdi. Çünkü Bülent Tanay'la her yakınlaştığımızda garip bir biçimde tepkimeye giriyorduk. Ayrıca ben Bülent'i tıraş ederken Neva'nın yayın yapan telefonu gözüme sokması da pek yardımcı olmuyordu.
Bülent Tanay'ın sevgilisiymiş gibi yakın davranırken onun havasına kapılmamaya çalışmak her zamankinden daha zor bir hedefti. Ama ben güçlü bir kızdım, bunun üstesinden gelebilirdim. Gelebilir miydim? Şüpheliydi.
Her hareketimi gözleriyle takip eden Bülent hareketsiz bir biçimde dururken "Umarım daha önce birini tıraş etmişsindir. Bir kazaya kurban gitmek istemiyorum." dedi fısıltı hâlinde.
Bense telefon kamerasını unutmuşken en doğal hâlimle karşılık verdim. "Şu an fısıldaman yasak." İstemsiz de olsa flörtöz bir sesle ekledim. "O sesle elimi kaydırmam an meselesi." Neva arkadan onay veren bir başparmağı işareti sunarken bunu bilinçli yaptığımı sanıyordu. Oysa ben, farkında olmadan kalbimin sesini dinliyordum. Aptal kalbimin sesini.
Hareketsiz kalsa da bakışlarıyla beni takip etmekten vazgeçmeyen adam ise yoğun odunsu kokusunu burnuma doldurduğundan habersizdi. "Belki biraz kan, biraz kalp... Romantik olurdu."
Onun etkileyici sesinin ve kafa karıştırıcı sözlerinin ilişki oyunumuza ait olduğunu biliyordum ama onu tıraş etme işi bitip de havluyla yüzünü kurularken kulağına uzandım. Sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla uyardım. "Bu yakınlığın ne kadar tehlikeli olduğunun farkındasın değil mi?"
Bülent Tanay ise uyarılarımı dikkate almak yerine daha tehlikeli bir şey yaptı ve... Yumuşak bir azarlamayla "Sus. Senin kusursuzluğun yoruyor." dedikten hemen sonra beni dudağına bastırarak susturdu.
Yeniden onun dudaklarıyla ve tadıyla en tehlikeli şekilde karşı karşıya gelmiştim. Ona dair her şeyi silip atmaya çalışırken daha da derinine saplanıyormuşum, haberim yoktu. O öpüş beni kendime getirmişti.
Dudaklarımız ayrıldığında ona kızarak bakmak istedim ama yapabildiğim tek şey şoka uğramış gibi bakmaktı. Canlı yayından çıktığımızda Neva göğsünü gere gere yorumları gösterirken "İşe yarayacağını biliyordum." diyordu.
Bülent yüzünü yıkamak için odasındaki banyoya girerken yorumlara göz attım. "Biri Dr. Kalp'i susturmuş" yazan mı dersin, "İnci onu insana çevirmiş" yazan mı... Ne ararsan vardı. Bir de #EstetikAşkı , #DoktorKalp gibi hashtaglerin yanında #İncTan gibi garip çift hashtagleri bulmamışlar mıydı, delirirsin. Sanırsın Angelina Jolie ile Brad Pitt'tik biz, yüzyılın aşkıydık. İki gün sonra ayrılacak insanlar için fazla tozpembeydi.
İki gün sonra ayrılacak insanlar. Bu biz oluyorduk. Ve farkına varmadan uyandığım gerçeklerden pek memnun olmamıştım.
Neva odadan çıkıp yalnız kaldığımızda her şey benim için daha zordu. Bülent Tanay'a istemesem de sınırları göstermek zorundaydım çünkü her canı istediğinde dudaklarımı işgal edemezdi.
Masadaki mavi kaplı dosyaları toplarken yüzüne bakmamaya çalışıyordum. "Bu kadar yakınlığa gerek var mıydı gerçekten?"
"İlişkimizi yapay buluyorlardı, ne yapsaydım?
Kısa bir bakış attım yüzüne. Öpüşünün gerçekliği beni allak bullak ederken dudaklarımdan "Tek sebep bu yani." cümlesi çıktı istemsizce. Sanki bir cevap ya da umut bekler gibi söylemiş olmak beni aşağılanmış hissettirmişti.
"Şey, aslında..." Bülent'in ne diyeceğini bilemeyen ifadesiyle kendimi daha da aşağılanmış duruma düşürüp yanıtını beklememe kararı aldım.
"Neyse, benim ilgilenmem gereken işler var."
Yeniden Bülent'in yüzüne bakmadan odadan çıkarken kendi kendime kızdım. Ne bekliyordum ki acaba? Bu ilişki oyununda yaptığı her şey sahte olmak zorundaydı. Adı üstünde, oyundu bu. Ben neden bunu gerçek hissediyordum? Üstelik Bülent Tanay gibi bir adamın sahte ilişki adı altında gösterdiği sahte ilgiyle nasıl umutlanabilirdim? Bu kadar mı çaresiz ve aptal biriydim? Kendime kızmam için o kadar sebep vardı ki... Hepsini geri itip mutfağa girdim.
Kendime hazırladığım sert bir kahveyle masaya kurulup eski hasta dosyalarıyla ilgilenirken içeri Kerim Bey girdi. Karşılaşmayı en son istediğim kişiydi açıkçası. Öte yandan Bülent Tanay'la onun ne gibi bir sorunu olduğunu düşünüyordum. Bu basit bir meslekî rekabet miydi yoksa işin içinde başka şeyler de mi vardı? Aralarındaki elektriğe bakınca merak etmemek elde değildi.
Sırf bu aptalca merakım için Kerim Sanar'la yakınlaşacak değildim. O yüzden gizemli havasıyla mutfaktan içeri süzülen adamın "Merhaba." sözüne basit bir baş işaretiyle karşılık verdim.
Günlerdir ona karşı mesafeli yaklaşımımın farkında olan adam fazla açıksözlü biriydi. Yoksa neden birdenbire "Anlaşılan, Bülent Tanay tarafından benim hakkımda uyarılmışsın." diyerek beni yüzleşmeye zorlasın ki?
Anlamamış gibi yüzüne baktığımda bundan etkilenmedi bile. "Benden uzak durman konusunda seni öğütlemiş olmalı."
"Oradan bakıldığında birilerinin komutunu bekleyen kanişlere mi benziyorum?"
Eline aldığı kahveye dönen bakışlarıyla güldü. "Açık sözlü kadınları severim."
Ona kısa bir bakış atarken kinayeli ve mesafeli bir karşılık verdim. "Evet, kadınları sevdiğinize dair fazlasıyla bilgiye maruz kaldım."
Hazırcevap yanını saklamak mı istedi yoksa bir cevap bulamadı mı bilmiyorum ama âşık atışmasına dönen bu tartışmaya son verip "Her şeye yeniden başlayamaz mıyız? İşe yeniden tanışmakla başlayabiliriz." dedi ve boşta kalan elini uzattı. "Kerim Sanar ben."
"Biriyle tek seferde tanışarak hakkında fikir edinebiliyorum." Bana uzattığı eline bakarak sıkmayacağımı belli ettim. "Her ne kadar tanışmam gereken birden fazla maskesi olsa da."
Dudakları samimi bir şaşkınlıkla kıvrılırken kaşları havalanmıştı. "Düzeltiyorum, açık sözlü ve zeki kadınları severim. Senin bu kadar zekice cevaplar vereceğini beklemiyordum. Bülent'in sana âşık olmasına şaşmamalı."
Benimle gereğinden fazla diyaloğa girmesinden cesaret alarak merakımı gidermeye karar verdim. Kaşlarım çatılırken "Bülent Tanay'la aranızdaki bu şey... nedir?" diye sordum aniden.
"Sevgiline soyadıyla mı sesleniyorsun?" Bir pot kırmış olabileceğimi düşünmemeye çalıştım çünkü Kerim Sanar'a açık vermek istemezdim. Dudakları çizgi hâlini alırken "İlginçmiş." dedi adam. "Ben olsam tüm libidom anında çekilirdi."
Hiç bozuntuya vermeden sadece yüzüne baktım. İlgisizce yanıt bekler gibiydim. Üstüne düşüp açıklasaydım sahte ilişkimize dair daha fazla açık vermekten korkuyordum. Savunma da bir noktada suçu kabullenmek sayılabilirdi sonuçta.
Sorumun cevabını beklediğimi gören adam sesli bir nefes verdi. "Bülent... Kendini dünyanın merkezi sanır. Ben de kendi eksenimde dönmeye devam ederim." Kaşları iddiayla havalandı. "Sonunda çarpışmamız kaçınılmaz."
"Ama bu kişisel gibi. Bu... gerginlik, laf sokmalar, elektrik... Seninle bir geçmişi mi var? Ya da senin onunla?"
"Geçmiş mi?" Bakışlarını hafifçe kısan adam düşünceli görünüyordu. Bu onun samimi duruşu muydu yoksa rol mü kesiyordu anlamak güçtü. Hani şu asla sinirlenmiyormuş gibi görünen heykel suratlı tipler vardır ya, insan fonksiyonu göstermediği için gerilirsiniz, Kerim Sanar tam olarak onlardandı. Yine de açıklamasını yarıda kesmedi. "Aslında bizim hikâyemiz, bir nevi yarım kalmış bir ameliyat gibi. Kapatılmamış. Kanayan bir yer hep var."
"Ne ameliyatı?"
"İkimiz de aynı üniversiteden mezunuz. Aynı hocalar, aynı jüriler, aynı yarışmalar... Bülent hep önden giderdi. Ama sonra... bir gün ben geçtim onu. O gün bugündür, gölgesine bile tahammül edemiyor."
Bülent Tanay ve yenilmek. Bu kulağa o kadar gerçek dışı geliyordu ki inanmak bile gelmedi içimden. Yenilmek onun egosunu fazlasıyla yaralamış olmalıydı. Ancak yine de aralarındaki bu düşmanlığı açıklıyor muydu emin değildim.
Kahvesinden bir yudum alan adam bakışlarını kapı aralığından çevirip bana döndü. "Tabii gölgem senin üstüne düşünce iyice rahatsız oldu galiba."
Kaşlarım çatıldı. "Ne demek istiyorsun?"
Onun işaret ettiği kapı aralığına döndüm. Koridorun biraz uzağında Bülent'in bize bakışlarını yakaladım. Uzaktan gözleyen bir şahin gibi keskindi bakışları. Yeniden Kerim'in sesini duyana kadar o bakışların etkisinden kurtulamadım.
"Sadece şu kadarını söyleyeyim... Bülent bir şeyleri kaybetmekten korktuğu an, ilk refleksi saldırmak olur. Ama sevdiğini itiraf etmek... onun için fazla çıplak bir şey." Bakışlarını bana diktiğinde bir an Kerim Sanar'ın her şeyi anladığını düşünüp irkildim. İlişkimizin sahte olduğunu... Bunu anlamış olabilir miydi? Anlamasının bir yolu var mıydı? Garip kuruntular içinde kaybolurken adamın kaşları merakla çatıldı. "Sana itiraf ederken de öyle oldu mu?"
Bu, merak ettiği bir soruyu sormak gibi miydi yoksa yanıtını bildiği bir soruyu sunmakla eş değer miydi asla anlayamadım ve ifadesiz kaldım. Herhangi bir yanıt vermedim ve vahşi doğada korkularınla hayatta kalmanın tek yolunu uyguladım; ölü taklidi yaptım. Sessiz kaldım.
Kerim Sanar bana öfke ya da nefretten ziyade bir düşünme kapısı açmıştı sanki. Söylediği sözlerle farklı bir aydınlanma yaşamıştım. Çünkü belki de o cümlelerde biraz kendimi, biraz da Bülent'i bulmuştum. Garip, değil mi? Bülent Tanay'la aynı noktada durmak gibi imkânsız.
Tüm o boğucu düşüncelerimin arasından onun "Hadi, sor." cümlesiyle kendime geldim. Kerim Sanar'ın kendine güvenen ancak sakin ifadesiyle söylediği şeyi anlamlandırmaya çalıştım.
"Ne?"
"Merak ettiğin diğer şeyi."
Duraksadım. "Diğer şey olduğunu da nereden çıkardın?"
"Her zaman olur." Kahvesinden bir yudum alırken kaçamak bir bakış attı. "Sor."
"Gerçekten, herkes neden sana Dark Doc diyor?"
Keyifli ve gizemli bir gülüşün ardından hafifçe eğilerek gözlerini benimkilere dikti. "Belki içimde ne olduğunu kimse tam olarak çözemedğindendir. Belki de karanlıkta bile fark edilmenin..." İddialı bakışları gözlerimi deldi geçti resmen. "...çekici bir tarafı vardır."
İşte bu ürkütücüydü. Bakışlarıyla bile insanlara hükmedebilmesi.
Onun etkisinde kalmamaya çalışarak hafif bir tebessüm sundum. "Pek alçakgönüllüsünüz bugün."
Dark Doc lakabının hakkını veren adam "Alçakgönüllü değilim." yanıtını verdi omuz silkerek. "Sadece farkında olan bir adamım. Kendini tanıyan, başkalarının tanımlamasına ihtiyaç duymaz."
"Bazen insan, kendini tanıdığını sanırken bile kaybolabilir."
İddialı bir bakışla karşılık verdi adam. "Ve bazen kaybolmak, bulunmanın en güzel yoludur."
Bakışlarımı kaçırdığımda hâlâ Bülent Tanay'ın göz hapsinde olduğumuzu fark ettim ve ensemden bir ürperti geçti. Onun sahte sevgilisi olarak yasaklı ve tehlikeli bölgedeydim. Ayrılmak üzere olduğu ama ayrılmaktan son anda vazgeçtiği sahte sevgilisi.
Dosyaları düzenleme işi bitip mutfaktan çıktığımda danışmada beni yakalayan Neva "Hah, İnci, Bülent Hoca seni odasına çağırdı." dediğinde ensemdeki ürpertinin tüm vücuduma yayıldığına yemin edebilirdim. "Biraz gergindi."
Korkunun ecele faydası yoktu. Üstelik korkmamı gerektirecek bir şey de yoktu. Madem bundan böyle Kerim Sanar'la aynı yerde çalışıyorduk, minimum düzeyde de ola muhatap olmak zorundaydık ve olacaktık da. Profesyonellik denen şey buydu.
Kapıyı çalıp içeri girdiğimde ilk defa işleriyle ilgilenen bir Bülent Tanay karşılamadı beni. Koltuğunda arkasına yaslanırken bana tepeden bakıyor gibiydi. Yırtıcı bir kuşun avını tepeden izlemesi gibiydi. "Geldin demek."
"Evet, beni çağırmışsın."
"Saatler önce."
"Yeni haberim oldu."
"Sohbetten arta kalan zamanlarda çalışman çok tatlı."
Kinayeli ve alaycı ses tonuna karşılık savunmaya geçtim. "Eski hasta dosyalarıyla ilgileniyordum. Hem konuşup hem işimi yapabiliyorum."
Biraz daha arkasına yaslanan adamın dudakları alayla büküldü. "Aynı anda iki işi yapabilen bir asistanım ve sevgilim olması ne hoş."
Gözden kaçırmış olabileceğini düşünerek "Sahte sevgilin." sözüyle düzelttim yanlışını.
"Evet. Ama Kerim Sanar bunu bilmiyor." Bakışlarıyla beni yargılayıp hapse tıkan adam uyarır gibiydi. "O adamdan uzak dur, İnci."
İkimiz de neden bahsettiğimizi biliyorduk. O yüzden neden bahsediyorsun gibi anlamazdan gelme olaylarına hiç girmedim. Direkt "Neden?" diye sordum.
Suçluluk ya da çekingenlik hissetmeden sorduğum bu soruya garipser gibi baktı. Bilmem gereken bir şeyi dile getirircesine yanıt verdi. "Çünkü o pisliğin teki. Kadınlara tuzaklar kuran ve onları kullanan bir pislik."
"Senin gibi mi?"
Dudaklarımdan çıktığına bile inanamadığım sorunun ardından şaşkınca kaşları çatıldı adamın. "Ne?"
Başta bunu nasıl söylediğime kendim bile inanamamıştım ama sonra düşününce... haklıydım. Bülent Tanay da kadınların kalbiyle oynayan çapkın bir adam değil miydi? Şimdi neden Kerim Sanar'dan, onun aynadaki kötü yansımasından uzak durmamı istiyordu ki? Bu biraz garip değil miydi? Hem de ilişkimiz gerçek bile değilken.
"Sen de aynısını yapmıyor musun? Kadınları kullanan bir çapkın değil misin?" Dumura uğrayan adama onun gibi alaycılıkla karşılık verdim. "Yoksa onu senden ayıran başka bir özelliği mi var? Mesela kadınlarla yaşadıklarını kayda alan bir sapık olması gibi bir şey."
Dalgacı tavrıma karşılık hem şaşırmış hem de bozulmuş görünüyordu. "Ben kimseye istemediği bir şey yapmıyorum. Kimseyi umutlandırıp kandırmıyorum."
Beni aniden öpen düşüncesiz bir herif olmasına rağmen bu kadar iddialı görünmesi canımı sıkmıştı. Buna karşın kaşlarım havalandı "Emin misin?" diye sorarken.
Anlamazca "Ne demek istiyorsun sen?" sorusuyla yanıt verdi soruma.
"Beni izinsiz öpen sen değilmişsin gibi Kerim Sanar'ı yargılıyorsun."
Az önce onun hakkında bulunduğum yoruma bir yanıt vermek yerine alayla "Kerim Bey!" diye tısladı. "Ne çabuk bey oldu o hergele?"
"Ne diyeyim, elti mi diyeyim?" Kerim denen herife kurumsal seslenmeme bile katlanamıyor olması garipti. Yine de gariplikte sahte sevgilisinin üstünde bu kadar baskı kurmasını geçemezdi tabii. Gözlerimi kıstım merakla. "Bülent sen ne olsun istiyorsun? Kendine bakmadan insanları yargılıyorsun."
Kısa bir duraksamanın ardından ayağa kalkan adam savunmaya geçti. "İnci biz sahte bir ilişki anlaşması yaptık. Sen bunu biliyordun ve isteyerek dâhil oldun."
"Evet ama anlaşmada beni öpmen yoktu."
Hiçbir şey olmamış gibi davranması, hatası yokmuş gibi üste çıkması o an beni sinirlendirmişti. Öpücüğümü çalmaya hakkı yoktu.
Son cümlemin ardından bir nebze de olsa hatasının farkına varan adam alttan almayı denedi. "Özür diledim. Yine dilerim. Bu konu neden bu kadar uzadı anlamıyorum ki."
Bülent Tanay. Onun özründe bile bir kibir vardı. Ayaklı egonun ta kendisiydi. İnsanların duyguları onun için bir slime oyunuydu sanki. Birini kırmış, üzmüş ya da dudaklarından ilk öpücüğünü çalmış, umurunda mıydı sanki?
Tüm sinir uçlarımı harekete geçiren o ego yığınına baktım. "Çünkü insanların izni olmadan dudaklarını işgal edemezsin. Duygularını işgal edemeyeceğin gibi." Kontrolü kaybettiğimi fark ettiğim an gözlerimi kaçırdım ama geçti.
"Ne?" Bakışları meraka bürünen adam duraksadı. Onun gibi zeki bir adamın yapboz parçalarını çözemeyeceğini düşünmek aptallıktı. "Dur bir dakika... Yoksa..." Kısa bir düşünme anının ardından duruma ayıldı. "Seni öpen ilk kişi ben miyim?"
Bakışlarında ve yüzündeki ifadede ne hissettiğini anlamamın imkânı yoktu. Sadece gözleri şaşkınca kısılmış, benden yanıt bekliyordu. Bense onun karşısında küçük düşecek değildim. Onun acıyacağı biri hâline gelmeye hiç niyetim yoktu.
Gözlerimi kaçırarak "Ben öyle bir şey demedim." yanıtını verdim ve bana yeni bir soru sormasına ya da beni sıkıştırmasına fırsat vermeden kaçar gibi çıkıp gittim odadan.
Bülent Tanay. İlk öpücüklerin katili. Kadınların ilk öpücüğünü çalan bir barbar. Mobbing yapan kötü patron. Ne derseniz deyin, koca bir ego yığını olmaktan arta kalan zamanlarında kadınlar üzerindeki yıkıcı etkilerini kullanmaktan çekinmeyen bir estetik hataydı. En azından benim için durum buydu.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 💙 Ay ay ay, yeni bölümle buradayım sonunda! Son günlerde fazla üzücü haber aldığım için beni kendime getiren şey sizlere yeni bölüm yayınlamak oldu. Gerçekten burası benim için çok farklı bir yer. Terapi gibi. O yüzden iyi ki varsınız. 🥹💙 Öyle, söylemek istedim, içimden geldi. 🥹
Bölümümüze gelecek olursak... Nasıl buldunuz? Buraya yazabilirsiniz. Bülent ve İnci arasındaki bu sahte ilişki biraz uzamadı mı? Bunun sonu ne olacak? Ve Kerim'in bu ilişkideki etkisi ne olur sizce? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz.
Kerim Sanar'ı nasıl bulduğunuzu da ekstra olarak burada konuşup dedikodusunu yapalım isterim. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial
