7. bölüm · ESTETİK AŞK HATALARI ღBİTTİღ

𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 6

Gülay Sena DÜNDAR

-6-

❝İnci❞

İlk iş günüm biraz garipti. Neden mi? Beni istemediğini yüz ifadelerinden bile anladığım patronum Dr. Bülent Tanay henüz kliniğe gelmemişken etrafı biraz seyretme fırsatım olmuştu ve gördüklerim beni farklı bir dünyada uyanmışım gibi hissettirmişti.

Uyandığım yeni dünyada insanların zeki ve iş bitirici olmasındansa yüz hatlarının mükemmel olması, Fibonacci'yi bile mezarından kaldıracak kadar altın orana farklı açılardan önem verilmesi, insanların doğallıktan çok güzelliği ön plana koyması ilk etapta beni şoke etmişti.

Neyse ki buraya gelenlerin yaptırdığı estetiklerden gülüyor mu ağlıyor mu onu bile tam anlamayışıma ve samimiyetsiz duruşlarına rağmen çalışma arkadaşlarım son derece içtendi. Özellikle plansızca kendisinin yedeği olduğum Neva benimle tanıştığında kısa bir yanlış anlaşılma olsa da gerçek ortaya çıktığında süt liman olmuştu aramız.

Yanlış anlama ne diye sorarsanız da şöyle olmuştu... Ben kliniğe adımımı attığımda resepsiyonda kimse yoktu. Burada Alvin Hanım'ı getirdiğim günden dolayı tanıdığım Neva'ya rastladığımda "Aaa, hoş geldiniz." sözüyle karşılanmıştım. "Bülent Bey'le mi görüşecektiniz?"

"Yok, ben bugün işe yeni başladım da." Kaşları merakla çatılan Neva'ya açıkladım "Bugün." sözüyle. "Ne yapmam gerekiyor, bir fikrim yok."

Söylediklerimden hiçbir şey anlamadığı belli olan Neva ise "Benim haberim yok." dediğinde yüzü karmaşık bir hâl almıştı. "Hangi pozisyonda?"

"Şey, Bülent Bey'in asistanı olarak dendi ama..."

"Ne?" Çığlığa benzer kısa bir şaşknlık nidasının ardından gözleri belerdi kızın. "Bülent Bey'in asistanı benim ama... Ben..." İnanamamış gibiydi. "Beni kovuyor mu bu adam? Kovuldum mu ben şimdi?"

Verdiğim bir cevabın işleri bu kadar karıştıracağını düşünmemiştim. O yüzden biraz panik oldum Neva'nın aşırı tepkilerini durdurmaya çalışırken. "Yok, yoktur öyle bir şey, dur. Bana kovulma falan denmedi. Biraz sakin ol."

"İyi de o zaman seni neden işe aldı?" Ofladı ağlamaklı bir hâlde. "Kesin kovuyor beni. Kafasına koymuş! İşleri sana öğreteyim diye de ses etmedi. İnanamıyorum ya! Daha yeni araba taksidine girdim ben! Bilseydim girer miydim?" Sağ eli saçlarında gezinirken hem ağlıyor hem de düşünüyor gibiydi. "İyi de ben ne hata yaptım ki?"

"Ya kovulma lafı falan geçmedi Allah aşkına, yapma şöyle şeyler. Vicdan azabı çekiyorum."

Neyse ki sabahki bu yanlış anlaşılmaya noktayı koyan kişi az sonra içeriye giren adam olmuştu. Her zamanki gibi şık bir giyimi vardı. Beyaz gömlek, siyah tailored bir pantolon ve bileğinde neredeyse ben bir ev parasıyım diye parıldayan bir saat.

Siyah güneş gözlüğünü çıkardığında bakışları ikimizin arasında dolandı. "Günaydın hanımlar." Bu hâliyle bir playboyu andırıyordu. Ancak hastalarıyla olduğu gibi değil, daha mesafeli bir kibarlık hâkimdi sesinde. Bakışları Neva'da kısaca gezinince kaşları çatıldı. "Ağlıyor musun sen?"

Ben "Sanırım bir yanlış anlaşılma oldu da, şimdi-" diye ezilip büzülürken konuşmamı tamamlamama bile fırsat kalmadan Neva girdi araya.

"Size gerçekten teessüf ederim Bülent Bey. Ben ta Beverly Hills'ten beri sizinle değil miydim? Biz ayrılmaz bir parça değil miydik sizinle? Daha Nişantaşı'nı fethetmeyecek miydik? Ne çabuk gözden çıkardınız beni?"

"Ne gözden çıkarması, anlamadım."

"Burada yeni yüzler tanıyınca, yeni soluklar aradınız belki ama hiç kimse bir ben olamaz anlıyor musunuz?" Başını hafifçe yana yatırdı suçluluk duyar gibi. "Tamam, geçen hafta Şahsenem Hanım'a göndermem gereken geçmiş olsun çiçeğiyle Cansu Hanım'a gönderdiğim dün gece için teşekkür ederim notlu çiçeği yanlışlıkla karıştırmış olabilirim. Ama bunca yıllık beraberliğimiz var sizinle, birini gözden çıkarmak sizin için bu kadar kolay mı? En azından sizin ağzınızdan duymayı beklerdim! Tekmeyi bastığınız eski sevgilileriniz gibi yollanmayı değil! Size Dr. Kalp diyorlar ama siz tam bir kalp kıransınız!"

Kollarını kavuşturmuş bir biçimde küserek arkasına döndü ama gitmemiş olması adam tarafından gönlünün alınmasını beklediğini gösteriyordu.

Hafif çatık kaşlarıyla anlamaya çalışırken konuya ayan adama bakarken kaşlarım havalandı ve omuzlarımı indirip kaldırdım. "Ben açıklamaya çalıştım ama..."

Bülent Bey onaylayarak başını salladı ve Neva'ya döndü. "Kovulduğun falan yok Neva." Duyduğu şeyle ışıldayan yüzünü kendisine çeviren kadına ciddi bir bakış attı. "Ama biraz daha dramaya bağlarsan Şahsenem Hanım'ı başına sararım haberin olsun."

"Ne yani, kovulmadım mı?"

"Hayır, sadece İnci Hanım işe alındı o kadar." İsteksizliğini gizlemeden gözlerini üzerimde gezdirdi. "Kendisiyle bir süre deneyeceğiz." derken neyi planladığını çok iyi anlamıştım.

Ben Dr. Tanay'ın sandığı kadar saf biri değildim. Burada istenmediğimin ve fazlalık olduğumun da farkındaydım ama gurur yapacak kadar dolu değildi cüzdanım. O yüzden beni burada işe aldıysa o kovana kadar gitmeye niyetim yoktu. Ha, bakışlarından ve bana tavırlarından beni bezdirmek için elinden geleni yapacağını biliyordum ama... Yemezler güzelim. Bu durumda yemezler yakışıklım demem daha doğru olurdu sanırım. Her neyse, kelimelere bu kadar takılmayalım.

Neva 'ya dönüp "Sen ona buranın işleyişini anlatırsın. Şimdi kahvemi odama bekliyorum, gecikmezseniz sevinirim." dedi ve odasının olduğu koridora girip saniyeler içinde kayboldu.

Dün işe alındığımı öğrendiğimde eve döner dönmez şu adamı sosyal medyada araştırmıştım. Neyle karşı karşıya olduğumu bilmem gerekiyordu. İşe Instagram hesabını stalklamakla başlamıştım.

1,1 Milyon takipçisi vardı. Bayağı ünlüydü anlaşılan. Soğuk ve karizmatik imajını sosyal medya hesabında da koruyordu. Tek bir selfiesi bile yoktu. Sadece estetik sonuçlar, sanat, kitaplar ve bazı düşünsel alıntılar. Onunla anlaşabileceğimiz bir nokta bulmuştum sanırım. Kitaplar.

Diğer doktorların aksine "Before/After" paylaşımlarıyla hastalarını teşhir etmiyordu. Ünlülerle pozlar paylaşmamıştı çünkü zaten o bir ünlüydü. Cilt maskesi, ürün reklamı gibi şeyler de paylaşmıyordu. Son derece güvenli bölge gibi görünüyordu hesabı.

Biraz kurcalayınca hesabında birkaç yerde onu bir kızla sarmaş dolaş gördüm. Sarışındı ve çok güzeldi. Başta sevgilisi sandım ama ona aşkla değil, daha çok şefkatle bakıyordu. Kızın etiketine baktığımda soyadlarının aynı olduğunu gördüm. Lidya Tanay. Yüzü de tanıdıktı. Tabii ya, kendisini televizyon dizilerinde çok sık görüyordum. Pek televizyon izlemesem de dizileri ezbere bilen annemden nasibimi almıştım. Annem onun dizilerini bayıla bayıla izliyordu. Demek Lidya Tanay'ın abisiymiş ha? Vay canına.

Kız kardeşi de çok güzeldi, kendisi de yakışıklıydı. Ailelerinden şanslı genler almışlardı doğrusu. İskandinav çocukları gibi sarı sarı, renkli gözler, mükemmel kaslı vücutlar, vay anamlar vay... Biz? Biz Türk kası ya. Ayva göbeği, armut tip vücutla devam.

Kliniğin küçük ama son derece tertipli mutfağına girdiğimizde burada zorlasak ancak iki masa, dört sandalye sığacağını gördüm. Ama mutfak ekipmanları son model, yeni ve tertemizdi. Üç dört çeşit kahve makinası olduğuna inanamadım.

Makinalardan birinin önünde durduğunda "Bülent Hoca'nın kahvesini bununla yapıyoruz. Süt yok, şeker yok. Sadece Etiyopya çekirdeği. Ve eğer 06.30'dan sonra geldiyse kahvesini içip içmeyeceğini sorabilirsin. Bazen evde içip gelmiş oluyor çünkü."

Kotumun arka cebinden çıkardığım küçük not defteri ve kaleme bunları not alırken "Tamamdır." diye mırıldandım.

"Öğle molasında rahatsız edilmek istemez. Planlanmış bir operasyonu yoksa da altıdan sonra çalışmaz."

"Anladım."

"Pazartesi ve Perşembe konsültasyon günleridir. Operasyonları genellikle Salı ve Cuma günlerine yayar. Bazı özel hastalarının bilgilerini gizli tutarız hatta onları Bülent Bey evlerinde görür." Omuz silkti sevecen bir şekilde. "Klasik ünlü gizlilikleri işte."

Daha şimdiden sevmiştim Neva'yı. Kafa kıza benziyordu. Gelir gelmez beni ağlama kriziyle korkutmasaydı iyi kızdı aslında. Tatlı bir tebessümle karşılık verdiğimde devam etti.

"Çarşamba günleri hiçbir tıbbi işlem yoktur. Bu Bülent Bey'in içsel estetik günüdür."

Kaşlarım çatıldı merakla. "İçsel estetik günü mü?" Anlamamıştım.

"Evet. Klinik açık olur ama Bülent Bey sadece gözlemler. Hastaların mimiklerini ve beden dillerini izler. Estetikteki eksik notu orada yakaladığına inanır."

Bunu not alma gereği duymadım. Ne? Sonuçta adam kendine bir günü tatil ilân etmiş, buna da içsel estetik günümün şeysi diye ad koyarak insanlara bir gün fazladan tatili kaktırmış işte. Bunun nesini not alayım?

"Bülent Hoca hastalarla en fazla kırk beş dakika görüşür. Öğle yemeği 13.00-13.30 arasıdır. Kliniğe Bülent Hoca için yemek söylenmez. Kendisine özel hazırlattığı bir beslenme planı var. Asistanı olarak uygun alışveriş listesini çıkarıyorum." Eksiği hızla tamamladı. "Artık seninle birlikte tamamlıyorum."

İçsel estetik günleri, kişiye özel beslenme planları... Vay anam vay. Demek o yüzden her daim böyle fit kalabiliyordu. Neden kendimi aşağıda tutuyordum ki? Benim de kendime özel bir beslenme planım vardı. Allah ne verdiyse yemek. Sonuçta anamın karnından avokado ve badem sütüyle doğmadım. Chia tohumu alıp bütün ay aç kalmak mı yoksa en ucuz yoğurt markası ve koltuğumun altına aldığım iki ekmekle eve dönmek mi? Tabii ki ekonomik koşullarımıza bakılırsa seçim çok basitti.

"Her şey tamam mı?"

Notlarımı aldıktan sonra Neva'nın sorusuyla başımı kaldırdım ve evet dercesine salladım.

"Güzel." Elini uzattı hem profesyonel hem de sevecen bir ifadeyle. "Aramıza hoş geldin o hâlde." Dostane bir gülüşle "Yanlış anlama için de kusura bakma." dediğinde ben çoktan unutmuştum bile o olayı.

"Ne demek canım."

İlk iş günüm pek fena geçmemişti. Neva her şeyi gösterse de kontrol onda olduğu için Bülent Bey'le pek karşılaşmadık. Eh, birbirimizden pek hazzetmediğimiz düşünülürse karşılaşmamak daha iyiydi. Ama kendime haksızlık ettiğimi fark ettiğim an düşüncelerimin arasındaki ifadeyi hemen düzelttim. Ben adamdan hazzetmiyor değildim ki. Dr. Bülent Tanay'a karşı son derece nötrdüm. İşe aldıktan sonra bana kliniğini istila etmiş bir hamamböceği gibi davranan kendisiydi. Benim ne gibi bir sorunum olabilirdi ki onunla?

Öğle arasından sonra Neva'nın "Eee nasıl buldun burayı?" sorusuyla karşılaştığımda artık ortamdaki samimiyetsizliğe ayak uydurabileceğimi düşünmüştüm.

Sahte bir nezaketle "Güzel." dediğimde yalan konusunda sandığım kadar başarılı olmadığımı fark ettim. Gözlerini bana dikmiş, gerçek cevabı bekleyen Neva'ya itirafım gecikmedi. "Ne bileyim, gerçek insanlara değil de Iphone filtrelerine ameliyat yapıyor gibiler."

Benim bu benzetmeme Neva kıkırdayarak gülse de neşesi uzun sürmedi. Hemen arkamda beliren adamın odunsu kokusu burnuma dolduğunda yakalandığımı çoktan anlamıştım. Ana notalarında tütünsüz Vetiver artı beyaz misk. Toprağın içinden geliyormuş gibi derin ama asla sıcak değil. Alt notalarında da sedir ağacı, bergamot ve gri tütsü. Bir insan kokusu gibi değil de soğuk bir mermerin yüzeyi gibiydi. Temizlikle birlikte gelen steril bir hava ama içinde saklanan başka şeyler de vardı.

Kokularla aram iyidir çünkü zamanında bir parfümcüde çalışmıştım. Azim amca. Muhtemelen şimdilerde vefat etmiştir ama hâlihazırda parfümleri değil, kendi karışımı olan parfümleri satardı. Onun sayesinde parfüm ve kokularla da içli dışlı olmuşumdur.

Bakışları bana dönen adamın elleri ceplerindeydi. Eğlenir gibi gözleriyle "Demek filtre gibiyiz ha?" dedi sormaktan uzak bir ifadeyle. "Neyse ki dürüst insanlara artık nadir rastlanıyor." Düşünceli bir biçimde dudakları büküldü. "Filtrelenmemiş sözler... en azından dikkatimi çeker."

"Şimdi, şöyle..."

Açıklamama fırsat kalmadan "Gözlemlerin ilginç. Belki bu bakış açısı... bana lazım olabilir." dedi adam. Ne düşündüğünü anlamadığım bir ifadeyle beni süzdü ve yanımdan geçip gitti.

İlk iş günüm böyle geçmişti işte. Patronumu öldürmekle işten kovulmak arasında gidip gelen bir ruh hâliyle. Yani... fena değil. En azından öldürmemiştim.

İkinci iş günümün tam bir fecaat olacağını Neva soğuk algınlığından yatak döşek yattığı için gelemeyeceğini öğrendiğimde anlamıştım.

Önce sabah asla nasıl kullanıldığını beceremediğim kahve makinasından Dr. Bülent Bey'in Etiyopya çekirdekli kahvesini yapmaya koyuldum ama pek başarılı olamıyordum sanırım. Bu kahve makinası hangi tuşa basınca çalışıyordu ki? Neva gösterirken çok kolay gibi gelmişti oysa. Kaç ölçek kahve koyuyorduk?

Tam her şeyi elime yüzüme bulaştıracakken içeri giren sessiz bir nefes sırtıma dokundu. "Bana bırak." diyen adam Bülent Bey'den başkası değildi.

Yakınlığımıza geri çekilerek mesafeler ördüğümde kokusu çoktan burnumda yer edinmişti. Bakışları ise verdiği hissiyatın aksine yine soğuk, eğlenir gibiydi. "İyi izle. Yarınki kahvemi senden bekliyorum." dedi ve sanki operasyon sırasında onu gözlemliyormuşum gbi gözlerimi dört açtım. Şimdi işi kapmıştım.

Muhtemelen beni işe almakla ne kadar yanlış bir karar verdiğini düşünen adama "Aslında... çabuk öğrenirim." dedim mahcup bir dudak bükmeyle.

Kahvesinden bir yudum alırken inandığını çok hissedemediğim bir baş işaretiyle onayladı beni. Hâlâ planları arasında beni bezdirip istifa ettirmek olabilirdi. Sadece belki de iyi polisi oynuyordu. Sonuçta daha ikinci günden beni işten atacak kadar gaddar biri gibi görünmek istemezdi değil mi?

Bülent Tanay yanımdan ayrıldığında ben de kendime karton bardakta bir kahve aldım. Böylece makinada kahvenin nasıl yapılacağını iyice öğrenmiştim. Kahvemi yudumlayıp sosyal medyada gezerken bir videoya rastladım. Üzerinde "X Gündemine Oturan Kız" gibi bir başlık atmışlardı. "Jüriye Böyle Haddini Bildirdi" falan.

Bendim bu. Jüriye güzellikle ilgili posta koyup giderkenki videomdu ve çok... fazla tıklanmıştı. Viral olmuştu. Yorumlara baktığımda helal sana, işte böyle cevabını verirler ya da ne bileyim kendini ne de güzel yetiştirmiş tarzı yorumlar gördüm. Videonun muhatabı olan ben bile ne oluyor, dünyayı mı kurtardım falan dedim.

X'e girdiğimde o biçim. #AltınOranSensinİnci hashtagi trendlere girmişti. Herkes videoyu alıntılayıp "Önümüzden yürü kraliçe!" , "İnci'nin Tepkisi Tarihe Geçti!" , "Go girl! Böyle kraliçe olunur!" gibi abartılı abartılı şeyler yazmışlardı. Dedim ne oluyor?

Bu öyle abartılacak bir şey değildi ki. Herkesin vermesi gereken ve de verebileceği türden bir tepkiydi. Başta bu video yüzünden başım belaya girer mi diye götüm tutuşsa da tekrar izlediğimde hakaret yoktu, bir şey yoktu. Dava açsalar ben haklı çıkarım. O an duruma aydım. Jürinin de istediği buydu belki. Daha çok izlenmek. Muradına ermişti işte.

Öğle arasında bugünkü yemek planına göre menüsünü hazırladım. Tek elimle kapıyı çaldım ve içeriden onun sesini duyduğum an kapıyı usulca açıp içeri süzüldüm. Elimde cam kapla içeri girdiğimde Bülent Bey, önündeki makette parmaklarını gezdirip bir şeyler yapıyordu. Bu hâliyle kadın yüzüne elleyen bir sapık gibi görünse de bunun işi için gerekli olduğuna emindim.

Cam kabı masasının üzerine bıraktım. İçinde porsiyonlanmış bir biçimde organik kinoalı salata, ızgara tavuk, haşlanmış brokoli ve limonlu zeytinyağlı sos vardı. Bu menüde ilgimi çekebilecek tek şey ızgara tavuk olurdu herhâlde. Brokoliye gelince... Onu çocukken annem terlik zoruyla yedirirdi. Brokolinin boyu uzatmaya bir etkisi var mıydı bilmiyorum ama belki de annem haklıydı, onu yemediğim için bodur kalmıştım.

İçeri girdiğimi duysa da bana doğru dönmeyen adam "Ünlü olmuşsun." dedi sıradan bir ifadeyle. Tabii, onun dünyasında bu tür şeyler normaldi. Yıldızlar bir anda parlar, bir anda sönerdi.

Benim için de bu trende girme, ünlü olma, gündeme oturma, bilmem nerede takla atma olayları çok mühim olmadığı için omuz silktim. "İki güne unuturlar."

"Videoyu izledim." Göz ucuyla bana baktı "Sözlerini takdir ettim." diye eklerken. Onun gibi işi estetikle ve güzellikle olan birinin beni takdir etmesine şaşırsam da bunu yüzüne vurmadım. Daha birinci haftamı doldurmamışken beni kovmaya hevesli patronumun gözüne çok da batmak istemiyordum doğrusu.

"Öğle yemeğiniz hazır." dedim ilgisi tam anlamıyla maketin üzerinde olan adama. "Tarifin dışına çok çıkmadım... sadece biraz karakter kattım."

Bakışları yavaşça yemeğe döndü. Tabağı eline aldı ve kokladı. Hoşuna gitmeyen bir şeyler hissetti. Çatalıyla brokoliden bir parça aldı. Ağzına attıktan hemen sonra dudakları buruştu. Yutkundu bakışları bana dönerken. "Karakter dediğin şey, nar ekşisi mi?"

Fark etmeyeceğini düşünmüştüm. Listede limonlu sos yazıyordu ama limon kalmamıştı. Ben de ekşi tadı hissettirsin diye biraz damlatmıştım. Ama çok geçmeden anladığı için biraz paniğe kapıldım. "Çok değil aslında. Limon bitmişti, ben de ekşi olsun diye iki pıt attım."

Kaşları çatıldı dudakları gülercesine kıvrılırken. "İki pıt mı?"

Hızlıca salladım başımı. "Hı hı, iki pıt valla. Daha fazla değil." Endişeyle gözlerim kısıldı. "Nar ekşisine alerjiniz falan yok değil mi?"

Sükûnetine bakılırsa yoktu. Ama gözlerini devirerek bana baktığında laf sokmaya hazırlandığını anlamıştım. O kadarcık tanımıştım onu artık. "Bunu ben tattıktan sonra sorman çok ince." dedi alaycı bir ses tonuyla. "Menüme doğaçlama katmazsan sevinirim."

"Peki." Meraklı bakışlarım üzerinde kırmızı kalemle işaretlenmiş makette gezindi. "Burun ameliyatı mı?"

Başta açıklamaya çok istekli görünmese de başını salladı. "Hastanın burun sırtında belirgin bir eğrilik var. Aynı zamanda burun ucu aşağıya doğru eğimli." Hemen maketin yanındaki masada duran fotoğrafı gösterdi. Gerçekten de anlattığı gibiydi. "Sadece estetik olarak da değil, nefes alış veriş kalitesini de etkiliyor." Maketin burnundaki kemer kısmına dokundu. "Burnun tip rotation oranı kaç olmalı biliyor musun?"

"Tip..." Kaşlarım çatıldı. "Ne?"

Maketi bırakıp bana doğru yaklaştı. "Burun ucu açısı." Bu duruş, kibarca bir üstünlük gösterme belirtisi gibi gelmişti ama havalıydı. "Profil burnun yüzle yaptığı açı." Onun parmakları havada yükselirken... dur bir dakika... benim burnuma mı yaklaşıyordu? Hafifçe geri çekildiğimi görünce tebessüm etti ve ellerini havaya kaldırdı. "Merak etme, silahsızım. Elimde neşter yok."

Onun bu oyuncu tavrı ister istemez iş havasındaki hâlindense daha sempatik gelmişti. Başımı öne eğip güldüğümde onun da güldüğünü gördüm. Sonra parmakları önce çenemi yumuşakça kavrayıp havaya kaldırdı. Saniyeler içinde bakışmamız sessizliğin içinde bir fırtına sesi uçurdu kulaklarıma.

Bülent Bey yani Neva'nın dediğine göre Dr. Kalp ise işaret parmağını burnumun hafif kemerinden aşağıya doğru su kaydırağında kayıyormuş gibi indirdi. "Profilde burnun yüzle yaptığı açı. Doğallık ve çekicilik arasında milimetrik farklar var." Sıcak parmaklarımın yüzümde gezinmesi garip hissettirdiği için olduğum yerde kımıldandım. Bundan rahatsız olmuş gibi bakan adam "Kıpırdama." dedi.

Başparmağı nazikçe burun ucuma dokunduğunda nefesimi tutmuştum. "Uç burada biraz düşüyor. Eğer bunu üç buçuk derece yukarı çevirirsem..." Elini hafifçe kaldırıp gösterdi. "...yüz ifaden anında değişir. Daha genç, daha enerjik. Ama fazla yaparsam yapay görünür. İşin sırrı bu dengede."

"Böylesine küçük bir şey... bu kadar fark yaratır mı?" Parmakları hâlâ yüzümdeyken üzerimdeki gerginliği atabilmek pek mümkün değildi.

"Yarattığı fark sadece dışarıdan görünen türde bir şey değil. İnsan, aynada gördüğüne inanır." Kısa bir sessizliğin ardından gözlerine baktığımda bunun onun için ne kadar önemli olduğunu hissettim. Yani meselenin basit bir burun kaldırmak ya da kemer kırmak olmadığını. Bundan bir tutkuymuş gibi bahsediyordu. "Aynada kendini severse... dünya bile değişir."

Bakışmamızın ardından bir adım gerilese de parmakları hâlâ burnumun ucunda duruyordu. Dalgın gözleri düşüncelerinden uyanmış gibi bakarken aşağıya doğru indi. "Dudak projeksiyonu da önemli. Özellikle profil çizgisinde burun ve çenenin arasındaki dengeyi tamamlar."

Yüzümü hafifçe ona doğru kaldırdığımda baş parmağı artık dudaklarımdaydı. Saatler gibi süren saniyeler içinde sıcak parmağı dudaklarımı terk edip yerine boşluğunu bıraktı. Bense nefesimi rahat bıraktım bir adım gerilerken.

Sanki az önce parmakları yüzümün muhtelif yerlerinde dolaşmamış gibi masadaki hasta fotoğraflarını toparlayan adam düşünceliydi. Kısa süre sonra bir şey hatırlamış gibi başını kaldırdı. "Bu arada... Akşam bir davete katılmam gerek. Asistanım olarak bana eşlik etmen gerekiyor. Umarım senin için sorun olmaz." Kaşları hafif havalanırken sıkıysa reddet de göreyim der gibiydi. Sanki bir sorun çıkarayım da beni kovmak için neden doğsun diye bekliyordu. Akbaba gibi.

"Kim, ben mi?"

"Neva hasta olduğuna göre... Başka iyi bir tavsiyen var mı?" Gözleri kısılırken düşündü. Dudakları memnuniyetle kıvrıldı. "Aslında yedek asistan fikri hiç de fena değilmiş. Biri hastalanınca diğerini devreye sokabiliyorsun. Yedek kulübesinde bekleyen oyuncu gibi."

Özgüvenle yaptığı komik olmayan şakaya başarılı olmayan bir gülme rolü yaptım. Sanki sıradan bir şeymiş de laf arasında soruyormuş gibi "Neden kız arkadaşınızla katılmıyorsunuz?" sorusunu yönelttim.

"Kız arkadaşım mı?" Sadece güldü adam. Sanki alay edilecek bir şey sormuşum gibi. Ama asla yanıt vermedi. Kız arkadaşım var ama katılmayacak ya da kız arkadaşım yok gibi bir şey söylemedi. Sevgilisi olup olmadığını merak ediyor değildim. Bana neydi ki zaten? Ama düşününce böyle davetlere insan sevgilisiyle, nişanlısıyla falan katılır diye düşünmüştüm. O ise açıklamak yerine sadece "Bu tür davetlere asistanımla katılırım." dedi. Bu da onun nazarında bir açıklama yerine geçiyordu sanırım. "Neva da hasta olduğuna göre bu görev sana düşüyor."

Kısa ve belirsiz bir sessizlik.

Tek kaşı havalandı kan kokusu alan bir pirana gibi yüzüme bakarken. "Ne o, benimle davete katılman sorun mu olacak?" Sanki bunu duymayı bekliyor gibiydi. Hadi sorun olacak de ve seni kovma sürecimi hızlandır dercesine. "Erkek arkadaşın bunu sorun mu eder?"

Ben onun gibi gizemli takılmaktansa "Öncelikle erkek arkadaşım yok." diyerek açıkladım. Gizleyecek bir şeyim yoktu. Ne demişler, yiğidin malı meydanda olur. Öyle stratejik davranayım, gizemli olayım, hakkımda bir şeyleri merak etsinler tarzında biri hiç olmadım. Belki de o yüzden kaybettim, bilemiyorum. "Olsa da karışamaz. Bu bir iş daveti sonuçta değil mi?"

Onay bekleyen bakışlarıma karşılık şüpheye yer bırakmadan salladı başını. "Hiç kuşkusuz."

"Tamam, sorun yok o hâlde."

"Nazan'a bedenini söyle, kıyafetin yoksa evine göndersinler. Bugüne mahsus bir saat erken çıkabilirsin. Davete hazırlanman için."

Tek kelime etmeden kabul ettim davet teklifini. Aslında düşününce... bu bir teklif değildi, emirdi. İş için katılma zorunluluğum olan bir yerdi.

Bülent Tanay'la bir davete katılmak yılbaşı ağaçlarını süslediğimiz ışıklarla gezmek gibiydi. Bu, göz önünde olmayı sevmeyen hatta bundan gizli bir sosyal fobiymiş gibi kaçınan bana karşı büyük bir problemdi ama bilirsiniz, işe ihtiyacınız varsa ve cüzdanınız boşsa problemlerin icabına bakmanız gerekirdi. Bu problemin adı Bülent Tanay olsa bile.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guys! 💉 ESTETİK AŞK HATALARI yeni bölümümüze hoş geldiniz! Normalde yeni bölümlerimiz Pazartesi geliyor ama bugün bir jest yapmak istedim. Yarın da DE-MARKAJ'a bölüm gelecek. Yaz aylarımız dolu dolu olsun istiyorum, arka planda bir romcom üzerinde daha yoğunlaşıyorum ama onun için çok acele etmiyorum, belki bu hikâye bittikten sonra başlar.

İnci'nin ilk iş günü hakkında ne düşünüyorsunuz? Bülent Tanay'la çalışmak zor mu? Siz Bülent Tanay'la çalışmak ister miydiniz? Buraya yazabilirsiniz. Sizce kahramanlarımızı ne gibi maceralar bekliyor? Buraya yazabilirsiniz. Ve siz de İnci gibi Bülent Tanay'ı bir problem olarak mı görüyorsunuz? 😂 Buraya yazabilirsiniz. Bol bol yorumlarınızı bekliyorum. Özellikle İnci ve Bülent'in yakınlaşma süreci nasıl olacak, bu konudaki duygu, düşünce ve tahminlerinizi buraya bekliyor olacağım. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial