2. bölüm · ESTETİK AŞK HATALARI ღBİTTİღ

𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 1

Gülay Sena DÜNDAR

-1-

❝Bülent❞

Sıfırdan başlamak. Hayatımı özetleyen bir ifade olduğu için sıfırdan başlamaktan hiçbir zaman korkmadım. Ama yaş ilerledikçe pek öyle eskisi gibi kalamıyorsunuz. Bazı şeylere tahammülünüz de azalıyor. Bu sözlerimi duyan muhtemelen ellime merdiven dayadığımı düşünürdü ama hayır, alakası yok. Ben otuzlarının ortasını yaşayan zevkli bir adamdım.

Meselenin yaştan çok kazandığım her şeyi bir anda kaybetmemle bir ilgisi vardı. Bir cesaret her şeyi riske atıp yurt dışında okumuş, orada kendime bir hayat kurmuştum. Kız kardeşim gibi annemin izinden gidip bir model olabilirdim, çok şükür şanslı genlere sahiptik. Ya da belki babam gibi bir yapımcı olabilirdim, işlerini devralabilirdim. Hiçbirinin buna itirazı olmazdı. Ama hayır, ben böyle bir hayat istemiyordum. Spot ışıkları üzerimde olmalıydı ama böyle değil.

Genç yaşta kazandığım şeyler fazlasıyla karşı konulamazdı. Güzel bir mezuniyet derecesi, Hollywood yıldızlarının aşındırdığı, kendime ait bir klinik ve hayal dahi edemeyeceğim kadar büyük bir şöhret. Tabii bunların bana getirdiği güzel fırsatları anlatmama gerek yoktu herhâlde, öyle değil mi? Sarışın, esmer, kumral, seksi fırsatlar. Her neyse, konumuz asla bu değil. En azından şimdilik.

Konumuz, tüm bunları bir anda avuçlarımın arasından kaçırmak, yitirmekti. Şimdi bir zamanlar vazgeçilmez olduğum o yerde barınamıyordum bile. Tüm her şeyi bırakıp ülkeme, Türkiye'ye dönmüştüm. En azından olaylar biraz olsun yatışana kadar.

Tüm bunları yaşamamın sebebi kim miydi? Elbette o ünlü Hollywood yıldızı. Madisyn Blake. O tam anlamıyla zaten güzel kadınların daha da güzel olma takıntılarıyla ne hâle düşebileceklerinin özeti gibiydi. Bir ders niteliğindeydi.

Uzun boylu, her zaman kuaför fönlü platin sarısı saçlarıyla ve buz mavisi lensleriyle alımlı bir kadındı. Estetik bağımlısı olduğu gibi bronzlaştırıcı bağımlısıydı da. Yaz kış demeden bronzlaşır, bazen daha da ileri gidip peynir gibi açık tenini görmüş olmama rağmen insanlara doğal teninin bronz olduğunu söyler dururdu. Bazen o kadar abartırdı ki doğal ten renginden üç dört ton koyu görünürdü. Ben böyle şeylere alışıktım, zira bana çok akıllısı gelmiyordu.

Madisyn ile ilk zamanlarından beri tanışıyorduk. Önce küçük reality showlarla ünlü olmuştu. On dokuz yaşında Beach High adlı bir gençlik dizisinde patlamıştı. Yirmi iki yaşındayken tanışmıştık onunla. Başta flörtöz başlayan ilişkimiz ve bir iki özel görüşmemiz sonrasında birbirimize uygun olmadığımızı anlamış ve geri çekilmiştim. Sonrasında ilişkimiz profesyonel bir doktor hasta ilişkisinden öteye gitmedi.

Yirmi iki yaşında ilk büyük operasyonunu, burun estetiğini gerçekleştirmiştik. Sonraki beş yıl boyunca bana düzenli olarak gelip dolgu, çene kontürü, göz kapağı gibi işlemler yaptırdı.

Daha sonraları oyunculuk, sosyal medya ınfluencer'lığı derken... Benim tanıdığım Madisyn olmuştu MadBlake. Kendine koyduğu takma adları gibi maskeler de edinmeye başlamıştı zamanla. Yirmi dokuz yaşından sonra rol teklifleri azalıp estetikleri eleştirilmeye başlanınca işler onun için rayından çıkmıştı.

Eskiden oval bir yüz yapısına, doğal bir güzelliğe sahipken zamanla fox eyes, Russian lip, jawline dolgularıyla neredeyse plastik bir yüze dönüştü. Bunda sürekli ayrıl barış ilişki yaşadığı rapçi sevgilisinin de etkisi büyüktü, farkındaydım ama bu onun yüzüydü sonuçta. Başta o kendini sevmeliydi.

Ben profesyonel bir uzmandım. Benden ne istenirse makul olduğu takdirde yapardım. Bir risk ya da uygunsuz durum olduğunda da uyarmakla mükelleftim. Kimsenin yaptıracağı işleme ya da doğal olup olmama gibi isteklerine müdahale edecek değildim. Herkes kendinden sorumluydu.

Madisyn için bir duayendim. İsteklerini yerine getirip ona kendisi için kusursuz yüzü yaptığım sürece tabii. Bana kendisi gibi estetik işlemleri çocuk oyuncağına çevirmiş arkadaşlarını çokça getirdiğini, epey para kazandırdığını gizleyecek değildim. Bu kadınlardan hepsi de estetik için harcadığı paraya acımayan insanlardı. Çok param var, nereye harcasam diyen tiplerdendi. Tabii ben her zaman doğallıktan yanaydım. Bir estetik cerrah olarak bunu söylemek ne kadar büyük bir çelişkiydi farkındaydım ama... Ne derler bilirsiniz, işle özel hayatı karıştırmamak gerek. Ben doğal güzelliğe sahip kadınlara daha çabuk çekiliyordum.

Mükemmel orantıya sahip yapay burnunu bile ben yapmıştım ona. Ha, sonradan yaptığımız o abartılı dudak dolgusunun fazlaya kaçacağı konusunda uyarsam da dinletememiştim, orası ayrı. Madisyn çok sabit fikirdi bir kadındı. Ama bir şekilde anlaşıyorduk, aramızdaki o dengeyi kurabiliyordum. Ta ki o son operasyon tartışmamıza kadar.

Yaşlanmak, unutulmak, çirkinleşmekten çok korkuyordu Madisyn. Bunları bana defalarca söylediği için ezbere biliyordum artık. En çok da estetik yaptıracak doktoru bulamamaktan korkuyordu. Otuz iki yaşında, yani birkaç ay önce Madisyn'ın doğum gününe birkaç gün kala yeni bir işlem için bana geldiğinde bu operasyonu yapmam etik değil dedim diye bir laflarıyla beni dövmediği kalmıştı. O sert konuşmanın ardından da bir daha görüşmemiştik. Defalarca aradı, açmadım.

Sonraları öğrendim ki başka bir estetikçiye gidip alien face sendromuna benzer bir deformasyon yaşamış. Yana yakıla bana geldi, bunu düzeltmemi istedi ama... Açık konuşmak gerekirse artık daha fazla Madisyn ile bu tür bir iletişime girmek istemiyordum. İyice zıvanadan çıktığı için programımın doluluğunu bahane ederek kibarca reddettim. Hem yüzünü kime bozdurduysa ona yapsın diye geçirmiştim içimden. Benim de ona olan öfkem tam olarak geçmiş değildi.

Uzun yılların arkadaşlığı böyle bir konuşmayla son bulmuştu. Bu da benim hayatımı tamamen tepetaklak eden o skandalı beraberinde getirmişti.

Son yaşadığı estetik faciasını kamuoyuna yansıtırken benim önceki işlemlerime bağlayıp şahsımı suçladığını önce sabah avukatımın aramasıyla öğrenmiştim, aynı gün içinde hızla yayılan sosyal medya haberleriyle de üzerine tuz biber ekilmişti.

Basın bu iddiaları çabucak çürütse de hasar oluşmuştu bir kere; böyle şaibeli bir doktora bir daha hangi ünlü yıldız gelmeyi kabul ederdi ki? Eski hastalarım bile şüpheye düşmüştü. Saygınlığım sarsılmıştı. Burada işim bitmişti.

Dürüst olmamı ister misiniz? Aslında ben bunu hak etmiştim. Çünkü en başından garip bulduğum anda bu işe noktayı koysaydım işler bu kadar dallanıp budaklanmayacaktı. Çünkü Madisyn başlarda bana hayranlık ve bağlılık düzeyinde ilgi duyarken bunun bana getirileri hoştu. Bir sürü yeni hasta, şöhretime şöhret katan bir kazanç ve daha bir sürü şey...

Belki o an reddetseydim yine aynı şeyler olacaktı, bunu asla bilemeyecektik. Ama geriye dönüp baktğımda benim operasyonlara artık yeter tavrı göstermemi şahsileştirip reddedilmişlik olarak gördüğünü anlayabiliyordum. Madisyn'ın iyi bir estetik doktoruna değil, bir psikiyatriste ihtiyacı vardı. Hem de en iyisinden.

Benim neye ihtiyacım olduğuna gelecek olursak... Evet, Beverly Hills'deki kliniğimi kapatmak zorunda kaldıktan sonra Nişantaşı'nda, eski okul arkadaşım Feris'in kliniğinde seve seve yıldız estetik cerrah olarak sergilenmek. Sanırım o ışıltılı dünyadan sonra burada, eskisine göre daha küçük bir dünyada yıldız olarak sergilenmek bana iyi gelecek, yaralarımı saracaktı.

Bu Beverly Hills'deki hayatımı özlemeyeceğim anlamına gelmiyordu. Daha şimdiden orayı çok özlemiştim ama Feris'in karşısında otururken kendimi güvende hissediyordum.

Telefonda detaylarını konuşup anlaştığımız bu iş için klinikteki ofisine geldiğimde, nihai kararımı duyan Feris Gün'ün gözleri parlıyordu. Usulca ayağa kalktı "Teklifime olumlu dönmene çok sevindim Bülent, burada seninle çok iyi işler yapacağımıza inanıyorum." dedikten sonra. Elini uzattı. "Yuvana hoş geldin."

Önceki şaşalı yaşamıma göre biraz gölgede kalsa da düz bir çizgi hâlini alan memnuniyetsiz dudaklarıma rağmen ayaklanıp Feris'in elini sıktım. Onun "Umarım seni burada rahat ettiririz." sözüne karşın diyebileceğim çok şey vardı ama hiçbirini demedim. Daha ilk günden şımarık Amerikanvari veletler gibi görünmek istemiyordum.

İşte Alvin Şenel'in muhteşem kazasından yirmi gün önce Feris'in kliniğindeki yeni işime başlamam tam anlamıyla böyle gerçekleşmişti. Sıfırdan başlamak, gözümde büyüttüğüm kadar korkunç olmamıştı sanki ha?

❝İnci❞

Sadece adımı biliyorsunuz, ne kadar aptal olduğumu değil. Ama merak etmeyin, bunu en ince ayrıntısına kadar anlatacağım.

Evet, size kendimle ilgili kritik bir bilgi vermem gerekseydi bu ne kadar kolay kandırılabilen bir aptal olduğum olurdu. Sizinle hikâyemi paylaşırken ben de bunu bilmiyordum ama çok yakında sizin de öğreneceğiniz gibi su katılmamış bir aptaldım.

Mesela hayatınızda kaç defa bir güzellik yarışmasına gidip kendini oradaki en büyük kaosun içinde bulan bir salak görmüşsünüzdür ki? İşte o salak benim. Peki, güzellik yarışmasında ne işim mi vardı? Hayır, ne yarışmacı olacak kadar güzel ne de jüri olacak kadar ünlüydüm. Biraz sabırlı olun, hepsini anlatacağım.

Hakkımda yeterince aptal kelimesini kullandığıma göre her şeyin başladığı o sabaha dönmek istiyorum. Ilık, güzel bir bahar sabahıydı. Çok erken kalkmam gerektiği için ev arkadaşlarımdan Ayda'nın hâlâ rüyasında çiçeklerle konuştuğuna ve Suzi'nin de geceleri çalıştığı kulüpten dönmediğine neredeyse emindim.

İkinci tahminim tutmuştu, Suzi hâlâ evde değildi. Yatağı hiç bozulmamıştı ama duştan çıktığımda Ayda ayaktaydı. Her sabah olduğu gibi ilk işi cam kenarlarındaki çiçeklerini sulamak olmuştu. Evi botanik bahçesine çevirmesine ses etmiyordum çünkü arada borç para istediğimde veriyordu, kirli çıkıydı. Tabii duygusal sebepler de vardı. Mesela bazı çiçekleri çok güzel kokuyordu ve ilkbahar sabahlarında cama güneş vurduğunda çiçeklerin varlığı bana pozitif bir enerji veriyordu. Yine de en sıkışık anımda verilen bir bin lira borç daha cazipti sanki ha?

Ben sanırım güneş enerjisiyle çalışan biriydim. Kötü, basık, yağmurlu havalardan nefret ederdim Allah affetsin. Güzel havaları süsleyen renkli çiçekler beni harekete geçiriyordu. Bu sabah da onlardan biriydi. Ayda her zamanki gibi suladığı çiçeklerle çocuklarıymış konuşuyordu. Hatta bir ara "Ay sana biraz az su vermişim, mor zambikim." dediğini bile duymuştum. Kim bir çiçeğine mor zambikim derdi ki? Sadece ve sadece ev arkadaşım Ayda.

Tam sert bir kahve yapıp içecekken boş kahve kutusuyla bakıştım. Tamam, sanırım mutfak alışverişinin zamanı gelmişti. Eve döneceğim zaman almam gerekenler listesinin başında ne olduğu da belli olmuştu. Bu sabahlık Ayda'nın korkunç tadı olan kiraz sapı çaylarından birini içmek durumunda kalmıştım. Korkunç ötesi tadından dolayı sert bir kahvenin yerini tutmuş, beni ayıltmıştı.

Bitki çaylarının kilo verdirdiği yalanına hiçbir zaman inanmamışımdır. Ama bakın şuna inanıyordum, kötü tadı olan bitki çaylarının içimizdeki yaşama sevinci gibi midemizdeki kelebeklerin ve yağların da intihar yoluyla yok olmasına yardımcı oluyor olabilirdi.

İki kupa kiraz çayıyla salona giriş yaptığımda Ayda dünyanın en mutlu insanı gibi gülümsedi. Sabah insanlarını asla anlamıyordum. Mesela ben hiçbir zaman yaz dizilerindeki çıtı pıtı kızlar gibi kollarını iki yana açıp gereksiz bir gülümsemeyle uyanmıyordum uykumdan. Sanki gece rüyamda İstanbul'un fethi sırasında savaştaymışım gibi yorgana tekme, yastığa bıçak şeklinde uyananlardandım. Bundan gurur mu duyuyordum? Tartışılır. Ama sabah uyandığımda gülümsemek için bir sebep göremiyordum açıkçası. Sonuçta kim sabahın köründe işe gideceği için bu kadar mutlu olurdu ki? Belki Pollyanna, biraz.

"Günaydın hayatım! Aaa bana kiraz sapı çayı mı yaptın?" Elimdeki kupasını alırken yanaklarıma sulu sulu öpücükler bırakmayı ihmal etmedi.

Beni vantuz gibi öpen kıza yorgun bir tebessüm sunmaya çalışırken kendi içimde savaş veriyordum. "Günaydın." dedim isteksizce. Çayım bitmek üzereydi. "Sabah sabah yine kiminle dedikodu yapıyorsun?"

"Gülle." dedi aşırı normal bir şeymiş gibi. Hayır, kız arkadaşı Gül'le değil. Bildiğiniz çiçek olan gülle. Hayır, eskiden çiçek bakan annemden alışık olmam gerekirdi aslında bu çiçeklerle konuşma konusuna ama... Bir türlü anlayabildiğim söylenemezdi. "Dün mor zambiki ondan fazla sulamışım, o yüzden boynunu bükmüş surat yapıyor."

"Surat mı yapıyor?" İşte sabah gülmem için gerçek bir sebep. "Aman Ayda, sen de. Çiçek bu, sevgilin mi sanki?"

Ayda benim aksime bir ciddiyetle karşılık verdi. "Bitkiler de hissettirir İnci. Sen de biraz empati geliştirsen belki kaktüs gibi yaşamazsın."

Alayla dudak büktüm. "Benim empatim solmuyor en azından."

"Çiçeklerin yanında böyle konuşma!" Gülün önünü kapadığında söylenenleri duymadığına inanan kız bana döndü. "Gül bu lafı duymasa iyi. Dün de Begonya'ya sen zaten çok yer kaplıyorsun dedim diye yaprak döktü."

Abartılı bir yargılayıcılıkla "Hiii! Sen benim lafımı yargılarken Begonya'ya istenmeyen çiçek gibi mi davranıyorsun? Ne kadar kabasın." dedim ama Ayda'nın bu alaycılığı anlamasını beklemiyordum. Ciddiye aldı. Onun ciddiye alması beni daha da güldürdü. Başımı iki yana sallarken "Ben odamda sessizce anksiyetemi yaşarken sen burada çiçeklerle drama mı çeviriyorsun?" diye sorduğumda bu gerçekten cevabını beklediğim bir soru sayılmazdı aslında.

"Terapi pahalı, İnci." Omuz silkerek ekledi sonra. "Saksı dostluğu bedava ama."

Onun bu neşesine gülümsedim. Güzel, en azından dertleşebildiği birileri vardı. Çiçek de olsa birileri. Zaten çiçekler ve hayvanlar kadar karşılıksız dinleyen birilerini bulabilir miydiniz? Sanmam.

Kolumdaki saate baktım yeni hatırlamış gibi. "Suzi hâlâ gelmemiş, ondan bir haber var mı?"

"Sabah onun aramasıyla uyandım. Bugün geç gelip geç gidecekmiş."

"İyi bari." Sabahtan askıda hazırladığım kıyafetlerimi giymek için yanından ayrılmadan önce "Ben kitapçıya geçiyorum, akşam biraz gecikebilirim. Telefonlaşırız." dedim.

"Tamam hayatım, hayırlı işler."

Odama geçip her zaman olduğu gibi bir gece önceden hazırlanmış kıyafetlerimi giydim. Beyaz bir atlet, bronz bir pantolon ceket takım, ona uygun bir spor ayakkabı. Evet, topuklu ayakkabı benim için ancak ve ancak dizilerdeki beyaz yakalılar tarafından giyilebilecek şeylerdi. Üstünde durma konusunda sorun yaşamıyordum ama gün boyu giyebileceğim kadar konforlu olduğu yalanını da söyleyemezdim. Kitapçıya giderken en şık kombinimin altında bile bembeyaz, topuklu spor ayakkabım en büyük kurtarıcımdı.

Ayda'yla vedalaşıp evden çıktığımda her şeyin bittiğini sandınız ama yanıldınız. Çünkü henüz Ayda'nın bir üst versiyonu, mahallenin yoga öğretmeni Şahika'yla tanışmadınız. Evet, tanıştırayım, hemen karşımızdaki evin bahçesinde yoga matında garip garip hareketler yapan ve buna güneşi selamlamak diyen kadın Şahika. Bana sorarsanız sabahın köründe güneş bile selamlanmaktan hoşlanmazdı. Ben güneş olsam küfür sayarım bunu.

Beni görünce neşeyle el salladı Şahika. "Hayatım, günaydın!"

İnsanlar sabahın köründe bana bu kadar büyük bir neşeyle yaklaşınca korkudan iki adım geriliyordum vallahi. Güneş bile henüz doğduğundan habersiz, sizdeki bu neşe ne?

"Günaydın Şahika, naber?"

"İyi, harika!" Çaktırmadan kenardan sıvışmayı denedim ama olmadı. Hemen el etti. "Gelsene!"

Onu kırmamak için iki dakika sohbet etmek adına yanına gittim. "Geç kalıyorum canım."

"Bir şey olmaz, bak sana ne vereceğim!" Hemen motivasyon matarasının altına sıkıştırdığı bir kâğıdı bana uzattı. "Bak bu aşk numerolojisi."

Gözlerim kısıldı "Ne norolojisi?" diye sorarken.

Tane tane "Aşk numerolojisi." diye tekrarladı kadın. "Hani şu Grabovoi'nin bulduğu sayılar var ya, istediğin şeyleri numaralarla hayatına çekiyorsun falan. Hah! İşte bu da aşk numerolojisi."

Başımı arkaya atarken gizli bir yargılayıcı bakış attım. "Buna inanmıyorsun değil mi?" Hayır, asla daha önce üç kere evlenip boşandığı için onu yargılıyor değildim. Sonuçta hep varlıklı insanlarla evlenip boşanmış, istemeden de olsa dünyalığını yapmıştı. Pekâlâ rahat bir hayat sürüyordu, benden iyi durumda olduğu kesindi. Ama aşk başka bir şeydi sonuçta. Eğer bu aşk numerolojisi işe yarıyor olsaydı önce onun hayatına etki etmez miydi? Sadece kafamda küçük bir soru işareti.

"Tabii ki inanıyorum!" Hevesle anlatmaya başladı. "Bak, 777 manifestiyle hayatıma dün nasıl bir mucize çektiğime sen de inanamayacaksın!"

Bir yandan kolumdaki saate geç kalıp kalmadığıma dair gizli bir bakış atarken diğer yandan Şahika'nın çektiği mucizeyi dinliyordum.

"777'yi tam üç kez yazdım, sonra evrene bıraktım... ve inanmazsın, tam o anda markette indirim reyonunda A++ hindistan cevizli vegan yoğurt buldum. Hem de son kalan kutuydu, resmen bana göz kırpıyordu!"

Benim için çok şaşırtıcı bir gelişme olmasa da arkadaşımın sevincini paylaşmaya çalıştım. "Evet, bu... gerçekten... hayat değiştiren bir gelişme."

Sanki buna kendisi kadar anlam yüklemediğimi anlamış gibi "Yeminle diyorum!" sözüyle pekiştirdi mucizesini. Ne diyebilirim ki? Sonuçta onu mutlu ettiyse onun mucizesi sayılabilirdi. Neden olmasın? Ha, bunun numerolojiye bağlı olduğunu düşünüyor değildim elbette. Evren bir güzellik yapmış işte. "Ve sonra... sonra kristalim çatladı! Tam da meditasyon sonrası. Bu ne demek biliyor musun?"

Gerçekten hiç bilmiyordum. Hele işe geciktiğim için hiç de merak etmiyordum ama yüzüme anlayışlı bir gülümseme kondurup merak etmiş gibi davrandım.

"İçimdeki blokaj kırıldı. Duygusal tortularım serbest kaldı!"

"Kristal kırıldıysa, belki de... bir doktora gitmen gerekmiyor mu?" Bakışlarımdan beklediği türde bir karşılık vermediğimi anlamıştım ama çok geçti. Anlattıklarına karşı ancak bu kadar cahil kalabilirdim. Ama ne bileyim, bir şeyi kırıldıysa doktora gitmesi en doğrusu olur gibi gelmişti.

"Hayır. Bu, içsel benliğimin artık dar kalıplara sığmadığını gösteriyor."

Şaşkınlıka kaşlarımı kaldırdım. "Aa öyle kırılmaa!" dedim hiçbir bok anlamasam da. Sevincini paylaşmaya çalışan bir tebessümle karşılık verdim. "Senin adına çok sevindim Şahikacığım. İnşallah daha nice kristal kırılmalarını görürüz. Ama şimdi benim gitmem lazım kusura bakmazsan. Malûm, kitapçıya gecikiyorum. Hayatımıza aşkı çekelim derken işimizden de olmayalım. Daha bir vasıta değiştireceğim, yarışma şirketinin ayarladığı araca kitapları yükleyeceğim. Çok iş var bugün, çok!"

"Ay tabii canım, git sen işine." Arkamı dönmek üzereyken kolumdan yakalayıverdi hemen. "Ama sen şunu almayı unutma." diyerek elindeki numeroloji kâğıdını ceketimin ön cebine tutuşturdu. "Bak gör, bugün aşkı bulacaksın. Bu numerolojiyi tekrar et. Sonra gelip bana teşekkür edeceksin."

"Tamam canım benim, anlaştık."

İnanmayan bir tebessümle teşekkür ettim. Benim hayatımda zaten biri vardı. Berktuğ. Bu gizli bir ilişki değildi. En azından benim için. Ama ne Ayda, ne Şahika ne de hayatımdaki diğer insanların ciddiye aldığı bir ilişki değildi bu. Bitecek gözüyle bakıyorlardı. Özellikle Suzi'ye sorarsanız flört dediğin seni gizlemez, gizliyorsa ciddi bir şey değildir bu demişti. Başlarda bunun bir abartı olduğunu düşünmüştüm, sonuçta henüz ilişkinin başlarındaydık ve bir isim koymamıştık. Ama zamanla bunu ciddiye almaya hatta katılmaya başlamıştım.

Dün akşam Berktuğ'la bu konuyu tartıştığımızda çok acelecisin tarzı bir eleştiri almıştım kendisinden. Berktuğ'dan hoşlanıyordum. Şahika'nın isimleriniz bile uyumlu değil, evrenin titreşimini bozuyor gibi zattirizort bir yorum yapmasına rağmen bende bazı duyguları uyandırıyordu. Ama ilişkimize dair umutsuzluğa kapılmıştım.

Zaten altı aydan fazladır ilişkimiz olmasına rağmen benim zorumla flört evresinden geçip buna sevgililik adını koyabilmiştik. Şimdi de sevgilisi olduğunu bile gizleyen bir ınfluencerdı kendisi. Tamam, Instagram hesabında bakın bu benim sevgilim diye duyurmasını beklemiyordum ama en azından hayatında biri olduğunu söyleyebilirdi ya da kazara kolumun kadraja girdiği fotoğrafı sırf ben varım diye paylaşmaktan imtina etmemeliydi, ne bileyim.

Metrobüsle kitapçıya doğru giderken haftalardır kafamdaki o soru işaretinin acı cevabı sonunda yerini buldu. Bir yere tutunmuş ayakta giderken biraz sosyal medyada gezineyim dedim, bir de ne göreyim? Berktuğ Bey storysinde bir kızla fotoğraf paylaşmış, altına da bazı insanlar huzurdur yazmış. Altında alevler, kalpler, çiçekler, tebrikler.

Ben mi?

Bana yine esmer güller düştü.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guys! 💉 Estetik Aşk Hataları'nın ilk bölümüne hoş geldiniz! Yeni bir hikâyeye, dolayısıyla yeni bir maceraya başlıyoruz ve çok heyecanlıyım! 💙 Siz de heyecanlı mısınız?

Bu bölümü okuduğunuz tarihi buraya not düşebilirsiniz. Şimdiiii.... nereden başlasam? Hah! Bugünden sonra her Pazartesi akşamı Estetik Aşk Hataları'nı yayınlanmayı düşünüyorum, tabii ilgi olursa. İlgi demişken, oy ve yorumlarınızı eksik etmezseniz sevinirim.

İlk bölümümüzü nasıl buldunuz? Buraya yazabilirsiniz. Bülent ve İnci karakterleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Sevdiniz mi onları? Onunla ilgili de burada konuşabiliriz. Peki, bu birbirinden tamamıyla farklı hayatlara sahip iki kişiyi, Bülent ve İnci'yi ne gibi olaylar bir araya getirecek dersiniz? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Şimdilik çok çene çalıp başınızı şişirmeyeceğim, nasılsa bunun için çok fırsatım olacak. 😉 Yorumlarınızı eksik etmez ve Instagram'dan beni takip ederseniz (buzlarkralicesiofficial) çok sevinirim. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial