30. bölüm · ESTETİK AŞK HATALARI ღBİTTİღ

𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 29

Gülay Sena DÜNDAR

-29-

❝İnci❞

O yaz rüya gibi geçti. Kelimenin tam anlamıyla rüyaydı. Neva'nın söylediğine göre Bülent yıllardır ilk defa yaz tatili için bir haftalığına izin alıyormuş. Bu yaz tatilini seninle baş başa geçirmek istiyorum demişti. Hemen kabul ettim. Sanırım birbirimizin hayatına ve geleceğine dâhil olmamızın ilk büyük adımı buydu.

Bülent'in niyeti yurt dışında Güney'e doğru bir yerlere gitmekti ama pasaportum olmadığı için Türkiye'de bir yerlere gitmeye karar verdik. Ve o kadar eğlendik ki anlatamam. Tatilimizin bitmesine son iki gün kala magazine yakalanıp Hollywood yıldızları gibi köşe kapmaca oynamak zorunda kalmasaydık daha iyi olabilirdi.

Kimseden sakladığımız bir şey yoktu. İlişkimiz olduğunu herkes biliyordu ama ikimiz de bu özel anları biraz gözlerden uzak yaşamayı tercih ediyorduk. Sonuçta sevgilinizle sahilde romantik bir bakışmanın ardından öpüşmek üzereyken bir paparazzinin kamerasıyla göz göze gelmek istemezdiniz. Ya da meraklı bakışların hedefi olmayı tercih etmezdiniz. Sonrasında bu fotoğraflar basına servis edildiğinde babamın da göreceğini düşünürsek... Hiç tercihim sayılmazdı. Bülent'ten çok ben rahatsızdım bu durumdan.

Ailemden konu açılmışken... Onlarla aramız biraz limoniydi. Annem her arayışında konuyu evliliğe getirdiği için önceleri açmamayı tercih ettim. Sonra teyzemi ve bilumum akrabalarımı aratmak suretiyle bana ulaştıkça ondan kaçmanın bir yolu olmadığını anladım. Bunu yapan kişi annem olmasaydı bu bir taciz diyerek polisi arardım ama... ne yapabilirim ki... annem... Onu durdurabilecek biri ya da bir şey olduğunu düşünmüyordum. Evlilik dışında.

Sonunda dayanamadım ve son telefon görüşmemizde anneme açık açık durumu anlattım. İkimizin de henüz evlenmeyi düşünmediğini açıklayınca çılgına döndü. Bu babamın da kulağına gitti ve sonuç olarak şu an görüşmüyoruz. Evet, bir evlilik meselesi yüzünden ailemiz dağıldı desem yalan olmazdı herhâlde. Madem gazetelerde çarşaf çarşaf haberlerimiz varmış, neden evlenmiyormuşuz. Ben onları rezil rüsva mı etmek istiyormuşum, niye böyle yapıyormuşum gibi şeyler. Babamı anlamıyor değildim ama sırf el âlem laf etmesin diye de evlenilmezdi ki. Mutsuz olduğumda da el âlem diyecek bir şeyler bulurdu herhâlde.

Yaz tatilini birtakım sorunlarla da olsa atlatmıştık. Kliniğe döndüğümüzde biraz moralim bozuktu ama çaktırmamaya çalıştım. Yakın bulduğum için olayı Neva'ya anlatmıştım ama ailemle görüşmediğimi fark eden Bülent "Ne oldu, bir sorun mu var?" gibi sorular sormaya başladığında öyle geçiştirmiştim.

Sabah kliniğin asansöründe baş başa kaldığımızda yine aynı soruya maruz kaldığımda "Yok bir şey canım, her şey yolunda. Küçük bir anlaşmazlık yaşadık ama geçer." dedim sadece.

Bülent merakla "Neyle ilgili bir anlaşmazlık?" diye sorduğunda seninle, ilişkimizle ilgili diyemezdim ya sonuçta. Bu aslında benim ailemle ve aile yapımla alakalı bir sorundu. Bülent'in bir suçu yoktu. Sonuçta ben onunla ilişkiye başladığında onun ne tür biri olduğunu biliyordum. Evliliğe sıcak bakmadığını da. Şimdi beni evlenme vaadiyle kandırmış gibi davranmanın âlemi yoktu. Tabii bu küçük detayı ailem bilmediği ve Bülent de sanki benimle evlenecekmiş gibi konuştuğu için... her neyse.

Elimi salladım geçiştirerek. "Öyle, aile arasında olur bazen. Sen çok takılma."

Omuz silkti adam peki der gibi. Odasına giderken "Öğle yemeğinde seni çok güzel bir yere götüreceğim." dediğinde heyecanlandım.

"Nereye?"

"Sürpriz."

Durup düşündüm. "Yoksa şu yeni açılan yere mi?"

Duraksadı ve bozulmuş gibi bir bakış attı. "Neva mı söyledi yoksa?"

"Yo, ben tahmin ettim. O biliyor muydu ki?"

"Ona yer ayırtmasını söylemiştim."

Normal şartlarda Neva bana her şeyi anlatırdı ama sürprizlere saygı duyuyordu sanırım. Bu sadece az çok Bülent'in tarzını çözdüğüm için benim tahminimdi ve tutmuştu.

"Valla o söylemedi."

Güldü Bülent. "Tamam canım, inandım. Hem Neva sürprizleri bozmaz. Bozacağında başına gelecekleri bilir." Yalandan korkutucu bir otoriteyle gözlerini dikti.

Onun bu sahte ürkütücülüğü beni hiç etkilemediği için güldüm. Ama bu neşemi Bülent'in ani teklifi böldü.

"Hafta sonu aileni ziyarete gidelim mi?"

Yüzüm aniden donup kaldı ve bu benim kontrolüm dışında gelişti. Öyle hazırlıksız yakalanmıştım ki bu teklife, ne diyeceğimi bilemedim. Ailemle neredeyse küsken ve sebep dolaylı da olsa Bülent iken hafta sonu gidersek başta babam olmak üzere herkes onu çiğ çiğ yerdi.

Bir şeylerin ters gittiğini anlamış olacak ki "Yanlış bir şey mi söyledim?" sorusunu yöneltti adam. Tek kaşı merakla havaya kalkmıştı.

Biraz zaman kazanıp toparlanmayı başardığımda "Yok, yok canım. Yanlış değil ama..." diye eveleyip gevelemenin anlamsız olduğunu düşündüm. "Bunun iyi bir fikir olduğunu sanmıyorum Bülent."

"Neden? Hem aranızdaki gerilime de bir son verirdiniz." Sessizliğim üzerine burnu iyi koku alan adam "Benim bilmediğim bir şey mi var?" diye sordu.

Bunu ona söyleyemezdim. Söylemek de istemiyordum. Sırf ailemin tavrı yüzünden evlenmek zorundaymışız gibi hissetmesini istemiyordum ki. "Yok Bülent. Sen bu konuya neden bu kadar takıldın anlayamadım. Aile arasında basit bir münakaşa, geçer gider."

Pek ikna olmasa da "Peki, tamam." dedi sadece. Ama ben anlamıştım, bunu sorgulamayı bırakmayacaktı.

Bülent odasına girdiğinde danışmaya geçtim. Neva ve Müge sohbet ederken Müge'nin hemen yanındaki Kıvanç, kapıdan içeri giren Feris Hanım'a hülyalı hülyalı bakıyordu. Gözlerimi kısıp onun Feris'e ilgisini incelediğimde ilk defa bunu fark etmiyordum.

Yaklaşık üç aydır Kıvanç'ta Feris'e dair bazı kıpırtılar görüyordum ama basit bir hayranlık olarak adlandırıyordum. Kıvanç'ın bakışlarına göre hayranlıktan fazlasıydı. Feris Hanım'a abayı yakmış olmalıydı.

Her şeyden habersiz Feris Hanım usulca ceketini çıkarırken "Günaydın." dedi hepimize.

Kıvanç ise hepimizin aksine daha dik bir duruş ve ayrı bir ilgiyle "Günaydın." diyerek karşılık verdi. Kadının elindeki cekete uzandı. "Ceketinizi asayım."

Feris Hanım bu garip ilgiye anlam veremese de "Gerek yok-" demesine kalmadan ceketi Kıvanç'a kaptırıverdi. Kısa bir bakış attıktan sonra bana döndü. "Bülent geldi mi?"

"Geldi, odasında."

Sadece başını sallayarak odasına gitti kadın. Kıvanç ise ceket asma olayından sonra geri döndüğünde göz göze geldik. O an ilk kez bunu gizlememeyi tercih eden adamla yüzleştim. Göz kırparak "Ne iş?" diye sordum.

Kıvanç bilmezden gelerek karşılık verdi. "Ne ne iş?"

Neyse ki bunu anlayan yalnızca ben değildim. Neva ve Müge de her şeyin farkındaymış gibi bana bakıyordu. Hatta Müge lafı ağzımdan alıp "İnci, Feris Hanım'a bu özel ilginin kaynağını soruyor." diyerek açıkladı durumu. Kıvanç'ın yanıtsız kalması üzerine bana döndü. "Kendisi bir süredir Feris Hanım'dan hoşlanıyor."

Hem anladığımı hem de şaşırdığımı aynı anda ifade eder gibi kaşlarımı kaldırdım. Kıvanç ise inkâr etmek yerine mağrur bir edayla "Benim özel hayatım kimseyi ilgilendirmez." diyordu ama bu bizi güldürmekten başka bir işe yaramadı. Herhangi bir yaptırımı yoktu tavrının. Bu hâliyle ergen bir erkek çocuğunu andırıyordu.

Müge "Kıvanç, canım, o sana bakmaz." dedi umutsuz bir dürüstlükle.

"Neden bakmasın?" Dik duruşunun hemen ardından alnına düşen saç tutamlarını arkaya doğru attı. "Gencim, yakışıklıyım."

"O da orta yaşlı, güzel ve başarılı. Ve sen..." Baştan aşağı süzdü onu Müge. "Stajyersin."

"Ne var bunda? Aşk makam, mertebe tanıyor mu?" Bakışları aniden beni buldu. "Bak İnci'yle Bülent Hoca'ya."

Ah, o kadar sağlam temellere dayanmayan bir ilişkiyi rol model almıştı ki, ne diyeceğimi bilemedim. Bülent'le iyi anlaşıyorduk, ilişkimiz gerçekten çok iyi gidiyordu. Birbirimizi dinliyorduk, anlıyorduk, güzel vakit geçiriyorduk hatta Bülent'ten beklenmeyecek şekilde gelecek planları bile yapıyorduk artık. Ama... Bunlar tam anlamıyla ideal ilişki için yeterli değildi. Mesela ben Bülent'le hâlâ bir sonumuz olduğunu düşünmüyordum.

Şimdi birlikteydik. Çünkü ben de evlilik düşünmüyordum. Öyle büyük büyük hayallerim yoktu. Ama ileride düşüncelerim değiştiğinde Bülent'le ilişkimizin biteceğini biliyordum. O asla evlenip baba olma hayali kuran adamlardan değildi. Bunu bilerek yola çıkmıştım çünkü onu gerçekten sevmiştim. Ama yarın fikrim değiştiğinde benimle aynı fikirde olmadığı için ona kızamazdım.

Müge hemen savunmaya geçti. "Onlar başka. Her şeyden önce erkeğin statü olarak aşağıda olduğu bir ilişki yürümez. Yaş farkınızdan bahsetmiyorum bile."

Buna asla katılmadığını belli eden Kıvanç ise "Neden yürümesin bayan çokbilmiş?" diye söylendi. "Ayrıca yaş farkı dediğin ne ki? Gören de Feris 50, ben de 18 yaşındayım zanneder. Taş çatlasa yedi, bilemedin sekiz yaş vardır aramızda."

O ana kadar sadece bir hakem gibi onları dinleyen Neva'nın kaşları kalktı. "Çok fazla."

"Erkek kadından sekiz yaş büyük olunca sorun olmuyor ama."

"O başka." diyen Neva'ya da Müge'ye de asgari miktarda hak veriyordum ama Kıvanç'ın duygularını savunması hoşuma gitmişti. Ve erkeklerin fedakârlık yaptığı ilişkiler içimi ısıtıyordu. Sanki o ilişkiye dair daha büyük umutlar varmış gibi hissettiriyordu. O yüzden bu tartışmada yalnız kalan Kıvanç'ın yanında olmayı tercih ettim.

Sakince araya girerek "Kızlar, kızlar... Aşkın yaşı yoktur diye bir söz duymadınız mı hiç?" dedim nazikçe. "Belli ki çocuğun gönlü akmış, ne yapsın yani kalbine mi gömsün?"

"Hay ağzına sağlık İnci!" Bakışları Müge'ye nispet yapar gibi döndüğünde mağrur duruşunu bozmadı. "Hem olgun kadınlar her zaman iyidir. Ne istediklerini bilirler, tecrübelidirler." Dirseğini deske yaslayan adam, çenesini de avcuna koyuverdi iç geçirerek. "Ah ah, oysa biz nasıl iyi bir çift olurduk..."

O an Kıvanç Feris Hanım'la evli ve üç çocuklu bir aile hayali mi kuruyordu yoksa olgun bir kadınla yatak fantezisi mi hayal ediyordu asla bilemedim ve bilmek de istemedim.

Müge ve Kıvanç operasyonları olduğu için gittikleri sırada Neva'yla baş başa kalmıştık. Gözüme bakar bakmaz şıp diye anlamıştı bir şey olduğunu. "Ne oldu, sizinkilerle barış anlaşması imzalayamadın mı?"

"Yok. Zaten imzalamaya da çalışmıyorum Neva. Kararlarıma saygı duyduklarını görene kadar bu mesafe iyi."

"Sen imkânsızı istiyorsun kızım. Aileler o aydınlanmaya ulaşır mı? Sanmıyorum." Kısa bir an düşündükten sonra yeni bir sorgulama ifadesine büründü yüzü. "Peki, sen hiç mi Bülent Hoca'yla evliliği falan düşünmüyorsun?"

Güldüm. "Birincisi, bu tek taraflı düşünülecek bir şey değil. Her iki tarafın da aynı fikirde olması lazım. İkincisi, evlilik düşünüyor olsaydım Bülent'le olmazdım."

"Ama onu seviyorsun."

Omuz silktim öylece. "Evet."

"Seninle evlenmeyi düşünmemesi kalbini kırmıyor mu?"

"Bunun benimle alakalı bir durum olduğunu düşünmüyorum. Hem... kalbim kırılsa da bu ne ifade eder ki?"

"Öyle deme, Bülent Hoca sana çok değer veriyor." Gülümsedi Neva. "Daha önce hiç bu kadar uzun bir ilişkisi olduğunu hatırlamıyorum."

Bu yüreğime biraz su serpse de gerçekleri görmeme engel olmadı. "Ben de onu seviyorum, ona değer veriyorum."

"E o zaman? Evlilik dediğin nedir ki bu duyguların yanında? İki imza işte."

Güldüm. "Erkekler için iki imza değil işte."

Tembelce etrafa bakınırken klinikten içeri rüzgârıyla bir kadın girdi. Uzun boylu, siyah kalem etekli ve beyaz gömlekli, çenesine uzanan siyah küt saçlarıyla ve güzelliğiyle muhteşemdi. Böyle kusursuz görünümlü birinin burada ne aradığını düşünürken Neva'nın ona şaşkın bakışlarını diktiğini gördüm. Ve o an anladım, Neva bu kadını tanıyordu.

Nefesini tutmadan önce "Neyran Hanım." dedi hayret nidasıyla.

"Onu tanıyor musun?" Sadece başını sallamakla yetindi kız. Korkmuş görünüyordu. Ya da şaşırmış. Anlam veremedim. "Kim ki o?" Neva'nın bakışları bana döndüğünde tereddütlüydü. "Kim, söylesene."

"Neyran Hanım, şey... Bülent Bey'in eski nişanlısı." Bunu söylediği an yüzümde gördüğü şaşkınlıktan olsa gerek alelacele ekledi. "Ama çok eski. Çoook eski! Üniversite zamanlarından falan. Hatta yüzükleri bile aralarında takmışlar, gazoz kapağı gibi bir şeymiş."

Tüm bu detayları nereden bildiğini sormadım bile. Bülent'le uzun süredir çalıştığı ve gözünden bir şey kaçmadığı için bunları bilmesi garip gelmedi. Asıl garip gelen ise Bülent'in geçmişte biriyle nişanlanmış olmasıydı.

Bülent bir kadınla nişanlanmıştı. Bu düşünce zihnime bir kurşun gibi çakılıp kalmıştı. Yutkundum. Kadın bize iyice yaklaştığında duygularımı sezdirmemeye çalışarak "Hoş geldiniz." dedim. Burada ne aradığını bile bilmiyor, merak ediyordum ama ses tonumdan bunu anlamasını istemedim.

Biz bunları konuşurken Bülent elinde mavi dosyalarla Neva'nın yanına geldiğinde kadınla yüz yüze geldiler. Şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu. Kadın ise şaşkınlıktan çok umursamaz görünüyordu.

Neyran Hanım olarak tanıdığım kadın, nazik ve kısa bir tebessümle bana selam verdi ve Neva'ya döndü. "Kerim Bey geldi mi?"

"Henüz gelmediler."

"Odası ne tarafta?"

"İleride, solda."

Kadın topuk seslerini de alıp koridorda uzaklaştığında bakışlarım düşünceli bir hâl almıştı. Bülent ise orada ben yokmuşum gibi kadının peşinden gittiğinde neye uğradığımı şaşırmış hâlde kalakaldım.

Neva sanki bu durumdaki garipliği anlamış gibi bana dönüp teselli vermeye çalıştı. "Onların arasında hiçbir şey olamaz, aklına öyle kötü bir şey gelmesin."

Bir konuda yanıldığımı itiraf etmeliydim, Neyran denen kadının buraya Bülent için geldiğini düşünmüştüm. Bize Bülent'i soracak diye düşünürken sağ gösterip soldan vurmuştu. Kerim Bey'le ne alakası vardı acaba? Asıl canımı sıkan ise Neyran'ın umursamazlığından çok Bülent'in şaşkın ve umursayan tavrıydı. Bence bu basit bir ayrılığın silinmeye yüz tutmuş izleri değildi.

Neva'ya döndüm kendime gelmeye çalışarak. "Saçmalama Neva, tabii ki öyle bir şey düşünmüyorum. Sadece... Burada ne aradığını anlayamadım. Ve... bilmiyorum, Bülent'in eski nişanlısıysa Kerim Bey'le ne alakası var çözemedim, hepsi bu."

Kısa bir duraksamanın ardından dökülüverdi Neva. "Bülent Bey'i Kerim Bey'le aldatmıştı da ondan." Büyüyen gözlerimle şaşkınlığımı gizleyemedim. "Yaa, tabii... Bülent Bey onu çok seviyormuş, çok değer veriyormuş ama Neyran Hanım'ı Kerim Bey'le yakalayınca-"

"Ha bir de yakalayınca yani!" O anı hayal dahi edemiyordum. Korkunç olmalıydı.

"İşte Bülent Bey'le Kerim Bey'in düşmanlığı ve rekabeti de oradan gelir aslında. Meslekî rekabet falan hikâye." İç geçirdi Neva. "Ama Neyran Hanım ikisine de yâr olmadı görüyorsun ki. Bir bankerle evlendiğini duymuştum ama ne kadarı doğru bilemiyorum."

Duyduklarım benim için yeterince sarsıcıydı ama asıl sarsıcı olan neydi biliyor musunuz? Onu gören Bülent'in arkasına bile bakmadan kadının peşinden gidişiydi. İşte bunu yok sayamıyordum. Belki de bu, sonun başlangıcıydı.

❝Bülent❞

Mükemmel bir tatil, mükemmel bir ilişki. Sanırım İnci'yle aramızdaki şeyi böyle tanımlayabilirdim. Kendimi ilk defa bu kadar mutlu ve huzurlu hissediyordum. Hiçbir yere gitmek için bir acelem yok, arkamdan kovalayan yok, baskı yok. Onunla hayat kolaydı. Hatta İnci'nin hayatımı kolaylaştırdığını bile söyleyebilirdim. Ve onu sevdiğimi artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirdim.

Ama son birkaç gündür İnci için aynısını söyleyemezdim. Bir problemi olduğunu görebiliyordum. Ve bunun ailesiyle ilgili olduğunu. Neden benimle paylaşmadığını anlamıyordum. Bu konuda kapalı bir kutu gibi davranıyordu.

Bu konuyla ilgili Neva'nın bir şeyler bildiğine emindim. Aslında onun ağzını aramayı düşünüyordum ama bunları planlarken kafamın üstüne bir şimşek gibi düşecek o şeyi göreceğimi henüz bilmiyordum.

Eski hasta dosyalarını Neva'ya verip biraz da ağzını ararım diye düşünürken onunla karşı karşıya gelmeyi beklemiyordum.

Neyran.

Kapıdan girmiş buraya doğru yürüyordu. Beni görmesine rağmen kızlara Kerim'i sorup gitti. Ben yokmuşum gibi. Benim olduğum yere hangi yüzle gelebiliyordu? Ama bunun neyle başladığını çok iyi biliyordum. Feris eğer buranın kapılarını Kerim'e açmasaydı tüm bunlar olmayacaktı. Neyran buraya gelmeye cesaret edemeyecekti.

Onun yüzünü gördüğüm anda cin çarpmışa döndüm. Ne düşüneceğimi, ne hissedeceğimi bilemedim. Öfke ve nefret bile hissedemedim. Hissettiğim tek şey yoğun bir mide bulantısıydı. Peşinden hızla gitmemin sebebi de buydu.

Koridorda yürürken kadının kolundan sertçe tutup bana dönmesini sağladım. "Ne işin var senin burada?"

Her zamanki o duyarsız bakışlarını yüzüme dikti. "Seninle bir işim yok. Feris'le görüşmem var, o zamana kadar Kerim'i görmek istedim."

Yüzsüzlüğüne inanamıyordum. Midemin bulantısı kat kat arttı. "Nasıl bu kadar iğrenç ve yüzsüz olabiliyorsunuz?"

"Bülent, lütfen... Geçmiş geçmişte kaldı. En azından benim için." Her zamanki iddialı ve kendini beğenmiş ifadesiyle gözlerime baktı. "Beni unutamamış olabilirsin ama senin bir ilişkin var."

Ne kadar acınasıydı. Bu öfkemi ve iğrenme duygumu bile kendine yoruyordu. Oysa ben onu unutalı asır olmuştu. Ama onu unutmuş olmam, bende açtığı yaraları da unuttuğum anlamına gelmezdi. Biri size kazık attığında unutur muydunuz? Bu da öyle bir şeydi. Artık ona öfke bile duymuyordum. Kendini dev aynasında gördüğü için acıyordum.

"Neydi adı, İnci mi?"

"Sus." Sakinleşmeye çalışırken derin bir nefes aldım. "Onun adını iğrenç ağzına alma."

Başını iki yana salladı tebessüm eden Neyran. "Her şeyi çok kişiselleştiriyorsun Bülent. Bu hâlde nasıl işinde en iyisi oldun, anlamak güç."

Sesindeki ima canımı sıksa da ona istediğini vermedim. Alayla güldüm. "Seni kişiselleştirdiğimi mi düşünüyorsun? Gerçekten mi?"

"Yolumu kesen sensin."

Gözlerim kısıldı. "Sen... evine hamam böceği girdiğinde de aynı rahatsızlığı duymuyor musun?"

Son cümlem üzerine bozuldu. Ne demek istediğimi anlamıştı ve bu onun egosunu yaraladı. Bu kez tek kaşını kaldırarak umursamazca giden bendim.

Bahçeye çıktığımda ise bir kahvenin iyi gelebileceğini düşünmüştüm. İçeri girecekken onun sesini duydum. "Bülent Tanay!"

Arkama döndüğümde karşımdaydı. Kerim Sanar. Herhâlde Neyran'ın ona geldiğinden habersizdi. "Bir günaydın yok mu?"

"Defol, Kerim." İşaret parmağımla alaycı bir ifadeyle koridorun sonunu gösterdim. "Bak, şu koridorun sonunda büyük aşkın seni bekliyor." Büyük aşkın kelimesini cümlenin geri kalanına göre öyle büyük bir alayla söylemiştim ki Kerim güldü.

Neyran'ın geldiğini bilmediği konusunda yanıldığımı sonradan anladım. "Geçmişte olan şeyleri unutman neden bu kadar uzun sürüyor?"

"Fil hafızası var bende, ondan."

"Neyran'ı unutamadıysan İnci'yle işin ne? Kızcağızı neden oyalıyorsun, yazık değil mi?"

"Bana bak, sen çok olmaya başladın-"

Tam üstüne yürüyecekken Kerim'in kilitlendiği yere döndü bakışlarım. İnci oradaydı ve bakışları üzerimdeydi. Gözleri dolmuş, kırgın kırgın bakıyordu.

❝İnci❞

Kendimi daha önce pek çok kez acınası konumda hissetmiştim. Ama hiçbiri bu kadar acıtmamıştı.

"Neyran'ı unutamadıysan İnci'yle işin ne? Kızcağızı neden oyalıyorsun, yazık değil mi?"

Kerim gibi bir adamdan bile bana acıdığına dair sözler duyduğumda ne hissedeceğimi bilemedim. Bülent'le göz göze geldiğimde başımı hayal kırıklığıyla iki yana salladım. Böyle bir durumda ne denebilirdi ki?

"İnci." Arkama dönüp giderken adımı seslenişi yükseldi. "İnci! Dur."

Ona döndüğümde sadece "Meğer en başından beri konu hiç ben olmamışım." dedim. Gerçek buydu.

Eğer Bülent yıllardan sonra ilk kez Neyran'ı gördüğünde her şey bu kadar tepetaklak olabiliyorsa bunun tek açıklaması ona hislerinin hâlâ geçmemiş olduğuydu. Aşka saygım sonsuzdu. Ama beni neden yarasına basmıştı ki? Ben ona ne yapmıştım? Belki de o sadece beni değil, kendini de kandırmıştı. Buna daha çok üzüldüm.

"İnci, yanlış anladın. Gerçekten." Diliyle dudaklarını ıslattı. "Neyran'a karşı bir şey hissetmiyorum. Sadece..."

"Sadece Kerim'le onun yüzünden kavga ediyordun." Daha keskin bir ifadeyle "Ya da onun için." cümlesini bir bıçak gibi kendime sakladım.

"Hayır, İnci. Bak-"

Artık söyleyeceği hiçbir şeyin benim için önemi yoktu. O yüzden sadece içimdekileri söyledim. "Ne var biliyor musun? Bence senin yalnız kalıp düşünmeye, duygularını gözden geçirmeye ihtiyacın var. Ve benim de buna ihtiyacım var."

Afalladı adam. Sanki Perşembe'nin gelişi Çarşamba'dan belli olmazmış gibi. "Ne demek bu?"

"Aslında başından beri her şey açıktı." dedim yutkunduktan sonra. "Onunla nişanlanacak kadar ileri gidebilirken benimle bir gelecek düşünmenin bile seni ne kadar rahatsız ettiğini gördüm Bülent." Başımı iki yana salladım sakince. Yanaklarıma süzülen yaşları bile umursamadım. "Bence sen hâlâ Neyran'ı unutamadın." Açıklamak için ağzını açtığında susturdum onu. "Bunun için sana kızmıyorum. Ama ben bu karmaşıklığın içinde daha fazla yer almak istemiyorum. Daha fazla seninle belirsizliğe sürüklenemem. Hoşça kal."

Onu bırakıp içeri girdim ve üç parça eşyamı toplayıp çıktım. Kapıda yine onunla karşılaşmak beklediğim bir şeydi.

"İnci, böyle gidemezsin. Bana kendimi savunma hakkı vermedin bile."

"Mahkemede değilsin Bülent. Kendini savunmaya ihtiyacın yok. Ben gereken her şeyi gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum. Bunu daha fazla uzatmayalım. Dostça ayrılalım."

Normalde bu kadar olgun biri olduğum söylenemez. Geçmişte içip içip eski sevgilimin kapısına dayandığım bile olmuştur ama onlar ergenlikte kaldı. Artık büyümüştüm. Ne yaparsam yapayım beni sevmeyen bir adamın hayatında yer alamayacağımı iyice öğrenmiştim. Hayat, bu dersi alana kadar beni sınıfta bırakıp durmuştu.

Bülent belki öfkeden böyle bir çıkış yaptığımı düşünmüştü ama yanılıyordu. Ani verilmiş bir karar değildi bu. İlişkimiz başladığından beri yanan kırmızı sinyaller bir yerde birikip artık yok sayamayacağım kadar büyümüşlerdi. Ben saygı çerçevesinde keyifli vakit geçirdiğimiz bir ilişki olduğu için sonunun geleceğini bile bile çekiştirmiştim bunu. Ama buraya kadardı işte, başka bir kadın gelip diğer taraftan çekiştirene kadardı. Şimdi çekiştirilecek bir yanı kalmamıştı.

Benim için gitme vaktiydi.

...

*

YAZAR NOTU: Hi guys! 💉

Offf, bu ne hüzünlü bir bölümdü ya. 😪 Mutsuz oldum. (Kitabı ben yazıyorumdur.) Valla İnci'nin yerine benim kalbim kırıldı. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Buraya yazabilirsiniz.

Sizce İnci'nin düşündüğü gibi Bülent hâlâ Neyran'a karşı bir şeyler hissediyor olabilir mi? Ya da İnci bu tepkisinde haklı mı yoksa abarttığını mı düşünüyorsunuz? Buraya yazabilirsiniz. Offf bu aşk meşk durumları çok karışık ya. 🥲😏

Bülent ve İnci'nin bir sonu olur mu sizce? Bir şeylerin değişmesi için Bülent ne yapabilir, bir faydası olur mu? Burada tartışalım. Ay bu arada finale son 3 bölüm mü ne kaldı, söylemeyi unutmuşum. 🙊 Bombayı attım kaçtım. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial