24. bölüm · ESTETİK AŞK HATALARI ღBİTTİღ

𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 23

Gülay Sena DÜNDAR

-23-

❝Bülent❞

Bir şey oluyordu.
Benimle ilgili, tanımlayamadığım ve çözemediğim bir şey oluyordu. Hissediyordum ama ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. İnci'yi öptüğümde hissettiğim o şey... bana çok yabancıydı.

Onu ilk öptüğümde bunun bir hata olduğunu söyleyip unutma kararı almıştık. Bense o öpücüğün etkisinden nasıl kurtulacağımı hâlâ bilmiyordum. Ancak İnci de benimle aynı fikirdeydi, o öpücüğü unutmak istiyordu. Belki de hâlâ o zirzop eski sevgilisindeydi aklı, kim bilir. Eğer öyleyse onu bu yüzden suçlayabilir miydim? Hiç sanmıyordum. Aptalca olsa da sadakatle dolu bir sevgiyi suçlayamazdım.

İnci'yi ikinci öpüşüm tamamıyla bir kaostu. Güya yapmacık olmadığımızı insanlara kanıtlayacaktık. Canlı yayında hesapsız kitapsız öpmüştüm onu. Kulağıma fısıldayan güzel dudaklarındaki kusursuzluk beni benden etmişti. O ise bana öfkeliydi. Çünkü bilirsiniz, ilk yapılan hata olabilir ama aynı şeyi ikinci kez yaptığınızda bunu savunmanız ilki kadar kolay olmaz.

Odada yalnız kaldığımızda bana söyledikleri tam anlamıyla donup kalmama sebep olmuştu. Direkt söylemese de İnci'yi tanımıştım. O öfkeli ve masum yüz ifadesinden, gözlerini kaçırmasından ve sözlerinden anlamıştım neye kızdığını. Ben onun ilk öpücüğünü çalmıştım.

Gözünde ilk öpücüğünü çalan bir pislik olduğum kıza karşı daha önce hissetmediğim şeyler hissediyordum. Yeterince acınası durumda değilmişim gibi.

İnci'yle konuşmak istemiştim, belki de özür dileyip kendimi affettirmek falan. Ama akşam erken çıktığını duyunca bunun iyi bir fikir olmayabileceği aklıma geldi. Zaten yeterince kötü şöhretli bir adamken ondan özür dilemem ne kadar gerçekçi olurdu? Tartışılırdı.

Sonraki sabah kafeteryada soğuk bir şeyler almayı düşünürken kahve makinasında bekleyen Kerim'le karşılaştık. Evren bizi yan yana getirmeye çalışıyormuş gibi garip bir durum vardı.

Yüzüme bile bakmadan kahvesini almak için düğmeye basan adam "Asistanın ve sevgilin..." dedi öfkelenmem için yeterli geleceğini düşündüğüm şeyleri söylemeden önce. Onun bana bakışı, varlığı bile yeterli miktarda rahatsız olmama sebepken bir de İnci'den bahsetmesi... "Çok tatlı bir kız."

Sesindeki ima iğrençti. Beni öfkelendiriyordu. İnci hakkında konuşması bile tepemi attırmaya yeterliydi aslında. Özel olarak bir terbiyesizlik yapmasına bile gerek yoktu.

Gayet sakin bir ifadeyle karşılık verdim "Ondan uzak dur." diye uyarıda bulunurken. "Yoksa-"

"Yoksa?" Aniden bana dönen adam cevap bekler gibi gözlerime bakmıştı. Garip bir düelloya dönüşmüştü bakışlarımız. Sanki iki düşmandan fazlasıymışız gibi.

Onunla tartışmaya girme gibi bir gayem olmadığından kısa kestim. "Olacaklara karışmam." Sözümü söyleyip arkama döndüm ve yolumu değiştirip çıktım kafeteryadan.

Kerim Sanar fazlasıyla tehlikeli bir adamdı. Kadınları kullanmasından bahsetmiyordum. Cazibesini kullanarak ağına düşürdüğü kadınların kalbini kırmasından da söz etmiyordum yalnızca. Asıl benim için iğrenç gelen yönü, hastaları bir insan olarak değil de bir obje olarak görmesiydi. Onu başarıya götürecek bir araç olarak görüyordu. Hastalarının çoğunun kadın olması da bunu kolaylaştırıyor olmalıydı. Çünkü Kerim Sanar kadınlara değer vermeyen bir pislikti.

Onu yargılayacak durumda mıydım? O kadar pürîpak olduğumu hiçbir zaman düşünmedim. Ancak İnci'ye de söylediğim gibi, ben ilişki yaşadığım hiçbir kadına boş vaatlerde bulunup onları kandırmıyordum. İlişkideki amacımı ve ilişkiden ne anladığımı her zaman başında belirtiyordum. Eğer karşımdaki kadın da benim gibi sadece eğlenip genel geçer bir ilişki yaşamak istiyorsa birlikte keyifli vakit geçiriyorduk. Bunun kime ne zararı vardı ki?

Dinlenme odasından içeri girdiğimde onu gördüm. İnci. Uzun koltukta uzanmıştı, gözleri kapalıydı. Biraz yaklaştığımda uyuyakaldığını anladım. Uyurken zararsız ve tatlı görünüyordu. Öfkeliyken çıkardığı tırnaklarından eser yoktu. Bu son düşündüğüme ister istemez tebessüm ettim. Koltuğun kolundaki ince örtüyle üzerini örttüm kendimi onu izlerken bulduğum sırada.

Bazen anlaşılması güç bir bulmaca gibiydi benim için. Oysa dışarıdan bakıldığında o kadar açık ve net bir kızdı ki. Benim için neden anlaşılmazdı? Belki de hakkımda ne düşündüğünü tam olarak bilmediğim, anlayamadığım için onu anlaşılmaz buluyordum. Ama artık bu bir nebze de olsa değişmişti. Onun benim hakkımdaki düşüncelerini çok iyi biliyordum. Yeterince tanımadığı için olsa gerek Kerim Sanar'la beni aynı kefeye koyuyordu. Onu iki kere izinsizce öptükten sonra aksini iddia etmem zordu.

Belki de haklıydı. Ben de çapkın pisliğin tekiydim. Sadece benim Kerim Sanar'ın aksine prensiplerim vardı. İlk prensibim kadınları kandırmamak üzerineydi. Prensipli bir çapkındım yani. Belki de prensipli bir sapıktım İnci'nin gözünde. Hele ki kendimi savunmak için söylediklerimden sonra.

Bir süre onu izlerken aklıma öpüşmemiz geldiğinde içimden garip bir şeyin aktığını hissettim. Dudaklarının dudaklarıma değdiği anı yeniden yaşadığımda mest olmuştum. İstemsizce dudaklarıma gitti ellerim. Sonra çekinerek de olsa aynı elim onun dudaklarına uzandı. Tam dokunacakken ihtiyatlı bir biçimde geri çekildi. Bu yanlıştı.

Yanlışla doğruyu ayırt edebilen ben(!) saniyeler sonra çok daha yanlış bir şeye sebebiyet verdim. Onu iki kere isteği dışında öptüğüm yetmiyormuş gibi irademi yok sayarak dudaklarımı onunkilere yaklaştırıp değdirdim. Bunu ne ara, nasıl, hangi cesaretle yaptığımı bilmiyordum ama kendime geldiğimde hemen geri çekilirken yumuşak bir ses duydum.

"Bunu sayamam." dedi gözleri kapalı hâlde İnci. Yumuşakça gözlerini aralarken bana öfkeli olduğunu düşündüğüm kız garip bir ifadeyle yüzüme baktı. "Çünkü gözlerim kapalıydı."

İyi tarafından bakmak gerekirse, beni her fırsatta kendisini taciz eden bir sapık gibi görmüyor olabilirdi. Ve diğer iyi yanı da şuydu, onu öpmeme başta öfkelense de şimdi benim gibi yakın duygular hissediyor gibiydi.

Gözlerine bakarken yüzünde ne kadar tatlı bir ifade olduğunu düşündüm ve çekingen bir biçimde "Peki, bu?" diye sorup bu kez tamamen bilinçli bir biçimde dudaklarına uzandım. Bu, diğer iki öpücüğe göre daha planlı, bilindik ancak büyülüydü. İnci'nin karşılık vermediğini ama geri de çekilmediğini görünce küçük, masum bir öpücük kondurup geri çekildim. "İlki kaza diyelim. Bu da telafisi." Bu kez daha derin bir öpücükle taçlandırdım.

Ayrıldığımızda yattığı yerden hafifçe doğrulan kız kafası karışmış bir biçimde kaşlarını çatarak bana baktı. "Bülent Tanay, ne yapmaya çalışıyorsun?"

Ona havalı olsun diye hissetmediğim bir şey söylemek yerine omuz silktim. "Ben de bilmiyorum." İçimden geçen şeyi söyledim. Belki de ilk kez bu kadar şeffaftım. "İnci Ünsal, dengemi fena hâlde bozuyorsun."

Kaşları çatılan İnci "Ne demek bu?" diye sorarken doğru anladığına emin olmak ister gibiydi.

Bense artık kaçacak yerim olmadığının farkındaydım. "Sana söylemek istediğim bir şey var." diyerek itirafta bulundum. Tam "Ben..." diye söze girerken içeri Neva girdi.

"Hocam, hastanız İrem Hanım geldiler."

İkimiz de birbirimize bakarken İnci'nin meraklı bakışlarının ardından dudaklarım keyifsizce kıvrıldı ve Neva'ya döndüm. "Tamam, geliyorum." dedim isteksizce.

Neva çıktığında yeniden baş başa kalmıştık. Ve İnci az önceki cümlemin devamına karşı beklentisini gizlemedi. Belki de burada konuşmaktan daha iyisini yapabilirdim. Ona karşı duygularımı anlatmanın binbir yolu vardı.

Ani bir kararla "Bu akşam benimle yemeğe gelir misin?" diye sordum. Bu yemekte kimsenin bizi rahatsız etmesine izin vermeden, hakkında düşündüğüm ve hissettiğim her şeyi anlatabilirdim.

İnci Ünsal, belki benim gibi birinin sözlerine itibar etmezdi hatta bir daha yüzümü bile görmek istemeyebilirdi ama en azından ben içimdeki tüm şeyleri söylemiş olurdum. Gizli saklı kalmazdı.

Kısa bir an durup düşünen kız sessiz bir baş işaretiyle yemek teklifimi kabul ettiğinde memnun oldum ve biraz da heyecanla ellerimi ovuşturdum. "Güzel. Akşam sekizde şu yeni açılan restoranda. Yedi buçuk gibi seni alırım. Tüm sorularının cevabını alacaksın."

Onu geride bıraktığımda bunun geri dönüşü olmayacağını biliyordum. Günlerdir hatta belki de haftalardır kıvrandığım bu duygulardan kurtulamıyorsam, bu duygular gitgide büyüyorsa onun da bilmeye hakkı vardı değil mi? Bu duyguların sorumlusu İnci'ydi ve bilmeye hakkı vardı. Sonra ne cevap vereceği ona kalmıştı.

❝İnci❞

Akşamüzeri klinikten çıktığında Bülent'in sözleri zihnimde yankılanıyordu. Şu hata, kaza ve tercihle ilgili olan söz var ya, bence Bülent Tanay'ın istikrarlı bir biçimde beni öpmesi hata ve kazayı çoktan geçmişti. Onun beni öpmesi artık bir tercih meselesiydi.

Ona "Bülent Tanay, ne yapmaya çalışıyorsun?" diye sorduğumda asla beklemediğim türde bir cevap almıştım. Hele ki Bülent Tanay gibi birinden asla beklemeyeceğim türden bir yanıttı.

"İnci Ünsal, dengemi fena hâlde bozuyorsun."

Bu, ne demek oluyordu? Ne yapıyordum da onun dengesini bozuyordum? Dahası, söylediği şey öyle garip şeyleri ifade etmeye açıktı ki ne düşüneceğimi bilemedim. Eğer karşımda Bülent Tanay gibi biri olmasaydı neredeyse bana karşı hisleri olduğunu düşünecektim.

Bülent Tanay gibi biri olmasaydı.

Sanırım onun lâneti de buydu. Bülent Tanay olmak. Ya da benim lânetimdi bu. Dudaklarımdaki ilk öpücüğü çalan, bana öyle karşı konulamaz şekilde bakıp yüreğimi hoplatan kişinin Bülent Tanay olması.

Dünyada milyarlarca insan olmasına rağmen yine benim için en yanlış kişiyi bulmuştum. Sanırım bu da bir ödül sebebiydi. Dünyanın En Yanlış Seçimlere Düşen Sazanı Ödülü falan alabilirdim bence.

Eve geçip üstümü değiştirdiğimde ne giyeceğimi bilememiştim. Tam beş kıyafet değiştirdim. En sonunda lacivert, ipek bir elbise seçmiştim. Dizlerimin hemen hizasında biten ve tenimi fena hâlde açan tek kol bir elbiseydi. Saate baktığımda yedi buçuğa geliyordu. Perdeyi aralayıp biraz baktım, ne gelen vardı ne giden. Telefonum da hiç çalmamıştı. Ben bunları düşünürken telefonuma bir mesaj geldi. Eğilip yatağın üzerindeki telefonu elime aldım.

Gönderen: Bülent Tanay

"Acil bir hastam çıktı, biraz gecikeceğim ama çok sürmez. Planımız hâlâ geçerli. Üzgünüm."

Hafif bir tebessümle mesajına yanıt verdim.

Kime: Bülent Tanay

"Önemli değil, ben direkt restorana geçiyorum."

Mesajı gönderir göndermez evden çıktım. Ayda ve Suzi'nin kıyafetime yağdırdığı övgülerden sonra keyfim yerine gelmişti. Küçücük bir gecikmeyle modumu düşürmedim. Belki de bu akşam farklı şeylere kapı açacaktı. Belki de... bunu düşünmek istemiyordum ama Bülent Tanay'la duygularımız karşılıklıydı. Yoksa neden beni böyle bir akşam yemeğine davet etsin ki?

Hem Suzi de söylemişti. "Bunun tek bir anlamı olabilir, bir erkek bunları söyleyerek bir kadını akşam yemeğine davet ediyorsa ilânı aşk edecektir. Kaçarı yok." demişti. Tabii küçük bir detay, Suzi bizi gerçekten sevgili sanıyordu ve ben de bunu bir kız arkadaşımın başından geçen olay olarak anlatmıştım. Ama aldığım cevabın bunlara bir etkisi olduğunu hiç mi hiç düşünmüyordum. Sonuçta bu Suzi'nin tarafsız fikriydi.

Restorana gittiğimde hemen bize ayrılan yeri göstermişlerdi. Boğaz manzaralı, şık bir masaydı. Özenliydi. Oturup garsonun sorusuna karşılık ayıp olmasın diye sadece beyaz şarap söyledim ve Bülent'i beklemeye başladım.

Bu bekleyişin sinir bozucu, boş bir bekleyiş olduğunu anlamam uzun sürecekti.

İlk yarım saatte garip bulmadım bu gecikmeyi. Sonuçta o bir doktordu; işi uzamış olabilirdi, hastasıyla ilgili bir sorun çıkmış olabilirdi. Biraz daha beklemenin zararı olmazdı. Sonraki bir saatte de abuk sabuk bahanelerle kendimi kandırdığımı hissettim. Ne bileyim, birinin silikonları patlamış ve içinden patlamak üzere olan bir füze çıkmış olabilirdi. Ne saçmalıyorsun İnci?

Gecikecek olsa bile haber verebilirdi değil mi? Daha önce gecikeceğine dair mesaj bırakmak gibi yani.

Aklımdaki karmaşık düşüncelerin ardından restoran kapısından sürpriz bir isim girdi. Kerim Sanar.

Her zamanki karanlıklar efendisi kombiniyle ve gizemli bakışlarıyla etrafı tararken beni eliyle koymuş gibi buldu. Bir tesadüf gibi değil, tam da hedefiymişim gibi şaşırmadan baktı yüzüme. Bana doğru ilerledi. Bülent'i beklerken Kerim Bey'e yakalanmıştım. Tam bir rezillik.

Masamın önüne gelen adam "Bu ne hoş sürpriz." dedi adam. Sesinde beni kandırmaktan çok, burada olduğumu bilen bir tını vardı. Belki de bir ima. "Bülent'i bekliyor olmalısın."

Mesafeli bir "Merhaba." kelimesiyle geçiştirmeye çalıştım dudaklarım ince bir çizgi hâlini alırken. Bakışlarımı bile hemen üzerinden çektim gitsin diye ama nerede...

Beni baştan aşağı süzdü Kerim Sanar. "Ne kadar şık olmuşsun. Çok güzel görünüyorsun." Sahte mi yoksa gerçek mi olduğunu çözemediğim o buruk ifadeyle "Ama Bülent gelmeyecek. Yazık olmuş bu kadar hazırlığa." dedi.

Hâlâ yüzüne bakmamaya özen göstererek "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum." dedim sadece. Onunla ilgilenmediğimi açık bir biçimde ifade ettiğimi sanıyordum. Neden hâlâ gitmiyordu?

Öte yandan içime bir kurt düşmüştü. Bülent'in gelmeyeceğini nereden biliyordu ki? İçimden sorduğum bu soruma yanıtı gecikmedi. "Bülent biraz meşgul, gelemeyecek." Sesi imalıydı. Bir bilgilendirmeden çok, üstü kapalı şeyler söyler gibiydi.

"Siz nereden biliyorsunuz?"

"Bülent'i dünya üzerinde en iyi tanıyan benim de ondan. Bülent Tanay bunu hep yapar. Kadınları bekletir, kandırır. Neden diye sorarsan, muhtemelen yine başka bir kadın için cevabını veririm." Kaşları çatıldı merakla. "Sana acil bir operasyonu çıktığını falan söyledi herhâlde."

Derin bir nefes alıp bakışlarımı camdan dışarıya çevirdim ama iyiden iyiye sinirlenmiştim. "Size inanmamı beklemiyorsunuz herhâlde." İmalı ve alaycı bir gülüşle baktım yüzüne. "Bana kendinizi bile anlatıyor olabilirsiniz şu an."

Elleri ceplerine giden adamın kaşları havalandı. "Peki, neden şu an ben buradayım da burada olması gereken Bülent Tanay'dan ses seda yok söyler misin?"

"Biraz gecikecek, haberim vardı bundan."

Dudaklarını birbirine bastırdı anladım der gibi. "İnci sen çok güzel bir kızsın. Çok da akıllısın. Ama sanırım aşk insanı biraz aptallaştırıyor. Ben sanırım aşkı bu yüzden sevmiyorum. Senin gibi zeki bir kadın, Bülent Tanay gibi birinin seni oyuna getirdiğini anlayabilir normal şartlarda. Ama şartlar pek normal değil sanırım. Sen gönlünü çoktan ona kaptırmışsın."

Dişlerimi sıktım sakinleşmeye çalışarak. Eğer kontrolü elden bıraksaydım o an ağlayabilirdim ama Kerim denen bu herifin ekmeğine yağ sürmek istemiyordum. "Kerim Bey lütfen gider misiniz?" Sakinlikle şarabımdan bir yudum aldım ve onunla göz kontağını tamamen kestim. "Sizinle uzun uzun konuşmak isteyeceğimi, sizden akıl isteyeceğimi nereden çıkardınız bilmiyorum ama yalnız kalmak istiyorum."

"Peki." Hiç de darılmış gibi durmayan adamın tebessümüyle "İyi eğlenceler." sözüne takılmadım. Şu an bana söylenecek her şeyi üzerime alınabilirdim.

Masada yalnız kaldığımda sakinliğimi korumaya çalıştım. Tam iki saatin sonunda artık sabrım taşmıştı. Daha fazla beklemenin aptallık olduğunu düşündüm ve hesabı istedim. Son derece açık değil miydi? Kandırılmıştım.

Cüzdanımda cüzdanım dışında her şeyi bırakarak hesabı ödedikten sonra hem aptal hem de fasfakir biriydim artık. Sinirle çantamı alıp çıkışa doğru yürürken suratıma açılan kapıyla kısa bir şaşkınlık geçirdim. Kapıda Bülent'le karşı karşıya geldik. Alayla güldüm. Buna memnun mu olmam gerekiyordu?

Gömleği onun gibi titiz birine göre fazla kırışık, saçları hafif dağınık ve nefes nefeseydi. Ama iki buçuk saatten fazla süredir onu beklediğim için bu detayların hiçbirinin benim için bir önemi yoktu. Yanından geçip giderken onun kolumu tutan elleriyle hızımı kaybettim.

"İnci, lütfen dur."

Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda suratına bir tane tokat patlatmamak için kendimi zor tuttum. "Yeterince durup aptal yerine konduğumu düşünüyorum. Artık gitmeliyim."

"Lütfen." Yeniden gitmemi engelleyen bir manevrayla eli dirseğimden aşağı, elime kenetlendi.

Dudaklarımın içinden öfkeyle çiğnediğim bir lokma gibi çıkmamasına özen gösterdim "Geç kaldın, Bülent Tanay." cümlemin. Gözlerim ilk defa bu kadar doğrudan onunkilere saplanırken ekledim. "Her şeye."

Restoranın çıkışından bahçeye ilerlerken hafif serinleyen havadan ürperip ceketime sarındım ama Bülent'in önüme geçip beni durdurmasıyla kısa bir süre daha duraksadım. Sanki beni ikna etmesini bekliyor gibi görünmek istemiyordum.

Tamam, acil bir işi olabilirdi. Hepimizin acil işleri oluyordu. Hele ki o doktordu, elbette acil bir operasyonu çıkarsa bunu anlayabilirdim ama beni neden haberdar etmiyordu ki? Ben onu burada gece yarısına kadar beklemek zorunda mıydım? Beni önemsemediğini buradan anlamam gerekirdi.

Mahcup yüz ifadesiyle "Biliyorum, geciktim ve bu yüzden kızgınsın." dedi. Biliyormuş. Aman ne güzel. "Haklısın da."

"Ne o, beni aptal gibi burada bekletmek yeterince eğlendirmedi mi seni? Benim gibi kolay bir lokmayı kandırmak zevk vermiyor mu artık?"

Ne dediğimi bile anlamayan adam şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. Atlattığı o küçük şoktan sonra başını iki yana sallayıp sözlerimi reddetti. "Asla gelmemek gibi bir niyetim yoktu İnci. Seni işlettiğimi mi düşünüyorsun? Çocuk muyuz biz?"

"Çocuk muyuz bilmiyorum ama Bülent, senin beni önemsemediğini anlamamak için çocuk olmak gerek." Yeniden kendisini savunmak üzereyken lafı ağzına tıktım. "Gerçekten acil bir işinin çıkmasını anlayabilirdim. Ama en azından gecikeceğini, gelemeyeceğini anlatan bir mesaj atmak bu kadar mı zordu?"

"Bak, haklısın, gerçekten. Bunu düşünmediğimi sanma. Acil bir operasyon çıktı, hastaneye gitmem gereken özel bir operasyondu. Operasyona girmeden seni bilgilendirdim ama bu kadar uzun süreceğini düşünmemiştim. Neva'ya mesaj atmasını söyledim ama onun da gözünden kaçmış. Bunu onunla ayrıyeten konuşacağım."

Açıklamasına rağmen nedense onun tarafından yeterince umursanmadığımı hissediyordum. Belki ilk anki kadar öfkeli değildim ama kırgındım. "Bülent..."

"Seni bekletmek istemedim ama mesaj da atamadım." Elimi tuttu. "Çok özür dilerim."

Omuz silktim öylece. Gözlerimi kaçırarak "Ben zaten... ne diye geldim onu da bilmiyorum." dedim.

Neden gelmiştim ki? Bülent Tanay gibi birinin bu kadar insanın içinde bana karşı bir şeyler hissedeceğini mi düşünmüştüm? Kendisinden hoşlanmasam da Kerim Bey'in sözleri beni aydınlatmıştı sanki. Zihnimde başka bir pencere açmıştı. Etrafında o kadar havalı kadın varken Bülent Tanay'ın beni yemeğe davet etmesinde gönül ilişkisi gibi bir sebep olamazdı. Dr Kalp, benden etkilenemezdi. Beni yemeğe davet edemezdi. Sahte sevgilisi olmam dışında bir sebeple yani.

Onun gibi adamların benimle işi olmazdı ki. "Bu akşam yemeğine fazla anlam yükledim sanırım." dedim ani bir itirafla. Kendimi küçük düşürebileceğimi düşünmedim bile. "Bu da benim hatam olsun."

Yanından geçerken Bülent'in sözü durdurdu beni. "Anlam yüklemekte haklıydın!" Aceleyle kurduğu cümle üzerine bakışlarım yüzüne döndü. "Çünkü vardı." Gözlerime bakıp tekrarladı. "Anlamı vardı, İnci."

Kızgınlığımı atlatıp dürüstçe yüzünü inceledim. "Bülent, seni anlamıyorum. Burada oturmuş saatlerce seni bekliyorum ve sen benden sadece özür diliyorsun." O kadar doluydum ki ne diyeceğimi bilemeden eveleyip geveledim. "Hem... Beni neden çağırdın ki buraya?"

"Sence de açık değil mi?"

Bana öylece bakan adamın bir şey söyleyeceği yoktu. En azından benim anlayabileceğim ya da ikna olmama yönelik bir şeyler. Pes ettim. "Yine aynı şeyi yapıyorsun." dedim kestirip atar gibi. "Beni burada bekletiyorsun ve özür dışında tek kelime etmiyorsun. İki saatten fazla zaman geçti. Kafamdan bin tane şey geçti. Yanlış anladım dedim, kendime fazla paye biçtim dedim, belki de onun kafasında başka biri var ya da başka birinin yanında dedim."

Susturur gibi aniden dudaklarıma yapıştı. Onu sertçe itmek isterken kendime daha çok bastırdığımın farkında bile değildim. Bizimkisi hani şu hoyratça yaşanan ilişkiler gibi miydi? O dudaklarımdan ayrılana kadar bunu düşünmekten kendimi alıkoyamadım.

Yüzümü ellerinin arasına alırken düşünceli bir bakışla iç çeken adam "Benim kafamda sen vardın." dedi sadece. İlk defa dürüstlüğünü bu kadar içten hissettim. "Bir süredir hep varsın. Sadece sen varsın." Bunu şikâyet ettiği bir lânet gibi söylediğinde kafam karışsa da ruhumdaki öfkeyi atıp beni sakinleştirmeyi başardı.

Gözlerim dolu doluydu ama ağlamıyordum. Sadece yüzüne bakıyordum dikkatle. Derin bir nefes aldım. Bülent bir adım daha yaklaştı bana. Göz göze geldik.

"Bunun nasıl yapıldığını bilmiyorum tamam mı?" Aramızdaki boy farkının açılacağı şekilde karşı karşıyayken tepeden bakan gözleri gözlerimdeydi. "Hayatımdan çok kadın geçmiş olabilir ama bunu ilk kez yapmaya çalışıyorum." Uzanıp saçlarımda dolaştı sağ elinin parmakları. Yüzü düşünceli bir hâl almıştı. "Senden hoşlanıyorum, İnci Ünsal. Belki daha fazlası. Bu yemekte sana olan duygularımı itiraf etmek istemiştim ama her şeyi başlamadan berbat ettim."

Onaylamadım ya da reddetmedim. Berbat etmişti. Ama her şeyi değil. Sanırım. Ancak bir yandan bana ettiği itiraftan sonra bir ilişkiye başlarken hep böyle mi olacak sorusu zihnimde yanıp söndü. Hemen bu anın büyüsüne kapılıp mutluluk sarhoşu olmadan önce temkinli yaklaştım.

"Bülent Tanay." Bu kez bir adım da ben ona doğru attım. "Tam sekiz saattir açım ve karnım gurulduyor. Senin yüzünden." Bu sözümle başını öne eğerek komik bir espriye güler gibi güldü. "Seni beklerken havalı görünmek için sipariş ettiğim beyaz şaraba cüzdanımdaki son parayı ödedim ve bunu da mesai saatleri içindeki harcamalar listesine not edeceğim. İş başka, aşk başka."

Kaşları havalanırken gülen adam "Bu kadar ucuz kurtulacağımı düşünmüyorum." dedi.

"Elbette kurtulamayacaksın çünkü o kadar açım ki menüdeki her şeyi sipariş edeceğim. Beni doyurmak zorundasın."

Bakışları yüzümde dolaşırken son durağı gözlerim oldu ama bu kez gülünç bir bakıştan çok ayartan, anlamlı bir bakış hâkimdi. "Seni doyuracağıma emin olabilirsin." Sonra sanki sıradan bir şeyden bahseder gibi etrafına bakındı. "Ben hiçbir şeyin altında kalmam. Bu hatayı telafi edeceğim."

"Geç kalmaktan ve bekletilmekten nefret ederim."

"Bir daha seni bekletmeyeceğim."

"Bekletmezsen iyi olur. Herkes beni senin sevgilin olarak biliyor. Bir sonraki beklettiğin mekânın koltuklarını açlıktan yersem rezil olursun."

Son söylediğim şeye başını arkaya atarak kahkahayla karşılık vereceğini hiç düşünmemiştim ama onu bu kadar neşeli görmek güzeldi. Konuşurken beni kolunun altına aldığının farkında bile değilken sordu. "Peki, menüden bir şeyler sipariş etmeye ne dersin?"

"Hayır, bu seni rezil etmeme yetmez."

Güldü Bülent Tanay. "Tamam, bak, her şeye baştan başlıyoruz."

"Şimdi ne yapacağız?"

"İstersen... o yemeği hâlâ birlikte yiyebiliriz."

"Tamam. Ama tatlıyı ben seçerim."

Anlamlı bakan gözleriyle beni izlerken ne düşünüyordu bilemiyordum. Aldık başımıza belayı mı diyordu acaba? "Tatlı seçme konusunda kendimden başkasına güvenemem." derken imalıydı. Tatlı kelimesiyle bana atıfta bulunduğunu gizlemedi.

Liseli iki genç gibi restorandan içeri girdiğimizde ben garip bir biçimde pamuk gibi yumuşamıştım. Bülent Tanay, bana karşı hisleri olduğunu açıklamıştı. Bu... gerçek miydi? Bülent Tanay'a sezdirmeden rüyada mıyım diye kendimi cimdikleyebilir miydim acaba?

...

*

YAZAR NOTU: Hi guys! 💙 Abow! 🙊 Bu nasıl bir yeni bölüm? 😱👀 Bülent ve İnci arasındaki ilişki artık gerçek bir boyuta taşındı. Şaşırdınız mı yoksa bekliyor muydunuz? Peki, daha kritik bir soru, sizce Bülent Tanay ve İnci ilişkisinde bizleri neler bekliyor? Günahıyla sevabıyla neler yaşanacak dersiniz? Geleceğe dönük tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Ve tabii çiftimize ait hayalinizdeki sahneleri de buraya akıtın gitsin, hepsini okuyorum ben. 😍 Bir de final yaklaşıyor, haberiniz olsun. 👀 En başta söylemem gerekeni en sonda söylemem. 🙈 Neyse. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial