5. bölüm · ESTETİK AŞK HATALARI ღBİTTİღ
𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 4
-4-
❝İnci❞
Bekleme odasından Alvin Hanım'ın durumuyla ilgili bir haber beklerken telefonum çaldı. Arayan Berktuğ'du. İnanılmaz. Instagram'da takipten çıkıp engellediğimi görmüş olmalıydı. Uzun uzun çaldığı için çevreye daha fazla rahatsızlık vermemek adına açtım. Aslında direkt aramasını reddedip engelleyebilirdim de ama bu rezillikten sonra kendisini nasıl savunacak gerçekten merak etmiştim doğrusu.
Hışımla açtım telefonu. "Ne istiyorsun?"
"Bu ne şimdi?" Sesi aceleciydi ve hiç de pişman birinin sesine benzemiyordu. "Niye engelliyorsun durduk yere?"
"Durduk yere mi?" Ağzım beş karış açık kalmıştı alaycı gülüşümün arasında. "Gerçekten bunu sorabiliyorsun yani! Paylaştığın o fotoğraf, altına yazdığın not, kıza melül melül bakışın... Bence her şey çok açık. Artık rol yapmana gerek yok Berktuğ."
"Bak şimdi, olayı çarpıtma. Sosyal medyada bir şey paylaşmam seni aldatmak anlamına gelmez. Bu çok çocukça."
Utanmadan yaptığı bu şeyi azımsıyordu. Benim aklımla oynamaya çalışıyordu. Ama yemezler. "Hayır Berktuğ, asıl çocukça olan ne biliyor musun? Aylarca birlikte olup, hikâyende gölge bile olamamam. Şimdi bir de utanmadan gözümün içine baka baka bir kadını çok şükür dercesine ilân ediyorsun. Hiç görmeyeceğimi mi sandın, kendine mi fazla güveniyorsun anlayamadım ama bitti. İnan bana, hak ettiğim şey bu değil."
Bana bir açıklama borçlu olan kendisi değilmiş gibi sinirlendi. "Sen de dramatize etmeye bayılıyorsun. Sanki ben seni hiç sevmedim."
"İlk başlarda sevdin belki ama şimdi... Şimdi değil Berktuğ. Belki başlarda etkilendin benden ama bana kalırsa hiç sevmemişsin. Yeterince değil. Cesaret edebileceğin kadar değil. Sen kalbinden çok imajını düşündün. Yakıştıramadın beni yanına." Sessizlik içinde başımı iki yana salladım sanki hattın diğer ucundaki adam görebilecekmiş gibi. "Artık seninle konuşacak hiçbir şeyim kalmadı."
Her tartışmamızın ardından melül bakışlarının arasında takındığı o yumuşak ses tonuyla "Pişman olacaksın böyle kestirip attığın için." dedi. Asla olmayacaktım, beni tanımamıştı.
"Sanmıyorum." Onun aksine son derece soğukkanlıydım. İçimde kopan kırgın fırtınalara rağmen. "İlk defa bu kadar netim. Güle güle Berktuğ. Tekrar ararsan gerçekten engellemek zorunda kalırım."
Ve suratına kapattım. Son telefon konuşmamız da böyle sonlanmıştı. Ya da ben öyle sanıyordum, bilmiyordum. O an düşünüyordum da, aynı şehirde yaşamamıza rağmen Berktuğ'la aramızda hep bir mesafe vardı. Sebebini çözemediğim, istesek de aşamadığımız bir soğukluk. Bana yaklaşmak istediğinde irkilmem, bazı şeyleri erken bulduğumu ima ettiğimde onun bozulması... Bazı işaretler o kadar netti ki ben görememişim diyordum şimdi.
Ayrılmıştık işte. Bitmişti. Belki de hiç bir araya gelmemiştik ki buna ayrılık diyebilelim.
Ben tüm bu saçmalıkları düşünürken bekleme odasının camdan kapısı aralandı. İlk gördüğüm andaki spor, kot giyiminin aksine doktor önlüğüyle tanıştığım adam yüzüme bakıyordu. Her zaman böyle miydi? Yani dümdüz bakarken bile yüzü gülüyormuş gibi. Garip bir yüz simetrisi vardı. Ya da adına her ne deniyorsa.
Aceleyle yanına doğru yürüdüm. "Alvin Hanım nasıl, iyi mi?"
"İyi, iyi merak etme." Elleri önlüğünün ceplerindeyken bakışları bendeydi. Sanki kırk yıllık arkadaşmışız gibi samimi bir tebessümle açıkladı. "Burun ucu travması. Mühim bir şey değil, üç dört güne düzelir."
"Ohhh... Çok şükür."
Bakışları kapının dışını işaret ederken "Seni görmek istiyor. Sanırım teşekkür edecek." dediğinde omuz silkmiştim.
"Ben ne yaptım ki? Aldım, getirdim buraya işte."
"Hazır ol, şimdi ölümcül bir istiladan kendini siper edip kurtarmışsın gibi davranacak." Gülmemek için kendimi zor tuttum ama o tebessümünü dudaklarından silmiş sayılmazdı. Alaycı bir tavır takınarak ekledi. "Ve bana da kendisine açık kalp ameliyatı yapmışım gibi davrandı. Biraz abartmayı seven biri."
Başımı öne eğip istemsizce güldüm benzetmelerine. Bozuk moralimi düzeltir gibi olan bir iki espri fena olmamıştı.
"Bu arada resmî olarak tanışmadık hâlâ." diyerek elini uzattı adam. Düzeltir gibi başını yan yatırdı. "Yani tanıştık ama... Ayaküstü kaldı." Bakışları çok dikkat çekici ve... doğru kelimeyi bulamıyordum ama kendinizi sorgulamaya sevk eden bir ifade taşıyordu. Sanki yüzünüze bakıp içinizin röntgenini çekiyormuş gibi. Garip bir benzetmeydi ama bir doktorun üzerine pek de sırıtmamıştı. "Ben Bülent Tanay."
Elini daha fazla havada bırakmadan sıktım. "İnci Ünsal." Gözlerimi kısarak "Soyadınız çok tanıdık." dedim sadece. Gerçekten de tanıdıktı ama çıkaramadım.
"Öyledir." dedi gözleriyle beni keserken. Ama nereden tanıdık olduğunu açıklamadı. Sanki bulmacayı benim çözmemi ister gibiydi.
Düşündüm, düşündüm de bulamadım. "Her neyse." dedim sıcacık elinden kendi elimi çekerken. "Alvin Hanım'ı bekletmeyeyim. Korkmuş görünüyordu buraya gelirken."
Hemen yanından sıyrılıp bekleme odasından çıktım. Onun da arkamdan geldiğini hissetmiştim ama arkama dönüp bakmadım. Sadece onun "İleride, sağda." sözüyle yönlendirmesi üzerine Alvin Hanım'ın kapısını araladım.
Gayet şık, steril bir odada, yatakta doğrulmuş otururken hiç de fena görünmüyordu. İlk anki kadar burnu şiş gibi değildi ama burnunun ucunda bir plastik takılıydı. Yüzünde başka bir sorun görünmüyordu. "Ah, hayatım gel, gel! Sana ne kadar teşekkür etsem az biliyor musun?"
Beni böyle coşkuyla karşılamasına anlam veremediğim için belli belirsiz gülümsedim. "Geçmiş olsun, iyi görünüyorsunuz."
"Sayende canım, sayende."
"Estağfurullah, ben bir şey yapmadım." Omuz silkerek "Vatandaşlık görevim." dedim sadece. Her ne kadar bu vatandaşlık görevi bana işimden atılmak gibi pahalıya patlasa da.
"Sana borcumu ödemek istiyorum."
Borç kelimesini duyunca gözlerim büyüdü. "Lütfen, böyle bir şeyi ne siz söylediniz, ne de ben duydum."
"E o kadar getirdin beni buraya, başımda bekledin." Sonradan aklına gelmiş gibi "İşini gücünü bırakıp burada kaldın. Sorun olmasın?" dediğinde çoktan sorun olduğuyla ilgili bir bilgi paylaşmadım. Zaten kadının burnuna takılan garip şeyden sonra ağzından değil başka yerinden konuşuyormuş gibi zorlanıyordu. Kısa bir an düşündükten sonra sordu. "Sahi, sen ne yapıyordun orada? Ne işte çalışıyordun?"
"Yarışmanın kazananlarına hediye edeceğiniz kitapları getirmiştim ben. Anlaşmalı olduğunuz kitapçıda çalışıyordum."
"Çalışıyordun." Küçük detayı hemen yakalayan kadın üstüne gitti. "Artık çalışmıyorsun anladığım kadarıyla." Gözleri büyüdü. "Yoksa benim yüzümden mi?"
Aslında o sebeple atılmıştım ama son zamanlarda sorunlarımız yok da değildi açıkçası. Şimdiki patronun babası almıştı beni işe. Tatlı, tonton da bir adamdı. Kitaplardan anlardı, beni de severdi. Anlayışlı, sevecen biriydi ama işleri kaknem oğluna devredince cennetten cehenneme hızlı bir geçiş yaşadım.
Kırklı yaşlarındaki bu adam bana hayatı zindan etmeye başlamıştı ama iş seçme gibi bir lüksüm olmadığı için seni de işini de şimdi diyerek kapıyı çarpıp çıkamıyordum. İyi de olmuştu bir yandan. İyi tarafından baktım, çok sıkışırsam ailemin Polonezköy'deki butik otelinde çalışırım diye düşünmüştüm. Doğru dürüst iş yapmayan butik otelimizde. Evet, dünyada başka türlü bir cehennemi yaşamak olurdu. Babaannemin koca dırdırı da cabası.
Hemen o iyimser rüyalarımdan uyandım başımı iki yana sallayarak. "Yok canım." dedim hâlâ benden yanıt bekleyen kadına dönerek. "Zaten çatırdamalar başlamıştı. Çıkacaktım işten." Yalan. Ulan fakir, senin iş seçip işten çıkacak lüksün mü var? Çaktırmadım ama yine de. Hani kuyruğu dik tutacağım ya, illa ki gururumdan ödün vermedim. Hemen arkamızdaki adamın da konuştuklarımıza kulak kabarttığını duyunca daha mağrur bir duruş sergiledim.
Alvin Hanım gerçekten bu duruma üzülmüş görünüyordu. "Nasıl telafi etsem bu durumu ben..."
"Alvin Hanım, gerçekten böyle bir şeye gerek yok."
Beni duymuyormuş gibi düşünen kadın "Buldum!" dedi. "Geçirdiğim kaza dolayısıyla güzellik yarışması organizasyonu biraz sekteye uğradı. Önümüzdeki hafta yarışmanın kazananlarıyla aynı yerde seyircilerle iç içe Reality Show tarzı bir program düzenleniyor. Seni oraya davet etsem nasıl olur?"
Bu çok cazip bir teklifti. Tam olarak bulunmak istediğim türde bir yer olmasa da son birkaç saattir yaşadıklarıma bakılırsa farklılık olurdu.
Hemen kenarda duvara yaslanan adama döndüğümde kollarını kavuşturmuş, kaşları havalanmıştı. "Ben kaçırmazdım."
Alvin Hanım "Hadi, bir değişiklik olur sana da." dedi ama biraz vicdanını rahatlatmak ister gibiydi ısrarı. Kıramadım. Onu memnun edecekse tamam, olurdu. Zaten yetişmem gereken bir işim de yoktu.
Kabul ettikten hemen sonra pişman olsam da dönüşü yoktu artık. Söz verilmişti. Neden mi pişman olmuştum? Benim ay sonu ev sahibi kapıya dayanmadan yeni bir iş bulmam gerekirken Burjuva tayfası gibi eventten evente koşma gibi bir lüksüm mü vardı sanki? Hani boşuna demiyorlardı zenginin malı züğürdün çenesini yorar diye. Buradaki züğürt ben değildim de kimdi?
Ama bir konuda kendimi takdir ediyordum; aynı gün hem aldatıldığını öğrenip hem de işinden olan birine göre çok Rock'n roll takılıyordum. Yok mu bana bir alkış?
❝Bülent❞
Buradaki hasta portföyümü Feris'le çalıştığım kliniğe toplayarak her şeyi düzelttiğimi düşünüyordum. Düşünüyordum diyorum çünkü baştan başlamak her zaman o kadar kolay olmaz. Öyle sanırsınız ama bir bakmışsınız geçmişinizden bir gölge sizin keyfinizi kaçırmaya yetişebiliyordur.
Alvin'i memnun bir biçimde uğurladıktan sonra odama doğru giderken sosyal medyada kısa bir gezintiye çıkmıştım ki ne göreyim? Madisyn'ı sıkı takip eden hatta dost oldukları bir Türk ünlü, storylerinde bana sallıyordu. Ben bunu keşfetimdeki sosyal medya haberlerinden görmüş, başta ciddiye almamıştım tabii ama kadının profiline girdiğimde çarşaf çarşaf benden bahsediyordu.
"Bülent zaten tek gecelik, kısa ilişkileriyle anılan bir adam. Kadın düşmanı bir erkekten daha kötüsü ne diye sorarsanız kadınlara tek kullanımlık peçete muamelesi gösteren erkek derim. Anlarsınız ya."
Bir de çok büyük marifetmiş gibi sonda göz kırpıyordu. Madisyn ile ilgili konunun arasından ne yapıp edip mevzuyu benim ilişki adamı olmayışıma getirmişti. İyi de ben kimseye sevmediği, istemediği bir şey yapmıyordum ki. Hayatıma giren kadınlara en başından ilişki adamı olmadığımı söylüyordum, onlar da neye geldiklerini biliyorlardı. Sorun etmiyorlardı ya da etmiyormuş gibi görünüyorlardı, bunu bilemezdim ama kimseyi duygusal anlamda kandırmıyordum. Beraber olduğum hiçbir kadını istemediği bir ilişkiye zorlamıyordum. Burada bana kadınları kullanan adam imajı çizmesi çok rahatsız ediciydi. Hem de işi kadınlarla olan bir adama göre.
Bel altı vuruyorlardı. İlişki tercihlerim bu davanın konusu değildi ve her şeyi çarpıttıklarının farkındaydım ama sessiz kaldım. Tepki vermem işleri daha ters bir noktaya sürükleyebilirdi. Bu elbette rahatsız olduğum gerçeğini değiştirmiyordu ama... Ne diyebilirdim ki? Hamama giren terler.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 💉 Estetik Aşk Hataları'nın yeni bölümüne hoş geldiniz! Normal şartlarda bu hikâyeye Pazartesi günleri yeni bölüm getirirdim ama tatilde olduğum için her an internetim olmadığı için şu an bir bölüm yayınlamak istedim.
Yeni bölümümüzü nasıl buldunuz? Buraya yazabilirsiniz. Berktuğ'un yüzsüzlüğüne kaç puan peki? 🙄
Bülent'in müşkül durumu, İnci'yle karşılaşmaları... Sizce yeni bölümde bu ikiliyi neler bekliyor dersiniz? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. Bana destek olmak için Instagram'dan takip etmek isterseniz kullanıcı adım buzlarkralicesiofficial diyorum ve kaçıyorum. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial
