11. bölüm · ESTETİK AŞK HATALARI ღBİTTİღ
𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 10
-10-
❝İnci❞
Bülent Tanay'ın sevgilisi olmuştum. Sıfır şaka. Nasıl mı? Sanırım bunu anlatmak için en başına dönmem gerekiyordu. Belki de Tanay'ın talihsiz açıklamasından başlamalıydım. Hani medyada biri ağır sallayıp saçmalayınca arkalarından dava açılmasın diye o kişi hakkında talihsiz bir açıklama olmuş ifadesini kullanırlar ya, benimki de o misal. Ama bu sefer dava açması gereken taraf bendim sanırım. Adam düpedüz paparazzilere sevgili olduğumuzu söylemişti ya, var mıydı böyle bir şey?
Araba hareket ettiğinde hâlâ şok içinde yanımdaki adama bakıyordum ve bir açıklama bekliyordum. Ve beklediğim açıklama gelecek gibi görünmüyordu. Rahatsız edici bir biçimde diktim gözlerimi Bülent Tanay'a. "Niye öyle dediniz?"
Omuz silkti muzip bir ifadeyle. "Hep onlar mı bizimle dalga geçecek? Biraz da ben paparazzileri alaya almak istedim."
"İyi de bu hikâyede yanan ben oldum!"
Bunu yeni fark etmediğine emindim ama sanki öyleymiş gibi bakışları bana döndü. "Üzgünüm, senin için sorun olur mu? Düşünemedim. Erkek arkadaşından yeni ayrıldın diye hatırlıyorum."
Biliyorum, bunların hiçbiri onu ilgilendirmezdi. Rahatsız olmak için bir ilişkim olmasına da gerek yoktu. Sadece kişisel olarak da rahatsız olma hakkım vardı. Ve konuya nereden bakarsak bakalım Bülent Tanay düşüncesizce davranmıştı. Ama nedense tüm bunlara rağmen ona sinirlenmek aklımın ucundan bile geçmemişti. Tek hissiyatım şaşkınlıktı açıkçası.
"Yok, ondan değil ama..." Gözlerimi devirdim ve dürüstçe karşılık verdim. "Çapkın biriyle anılmak ilk tercihim değil."
Bana düşünceli bir bakış attıktan sonra arabayı durdurdu. Bu kez gözleri tamamen benim üzerimdeydi ve bir karar aşamasında gibiydi. "Yanlış anlamazsan sana bir teklifim olacak."
Hayır, hayır. Ben romantik komedi hikâyelerindeki o saf kızlardan değildim. En azından kendimi öyleymişim gibi hissetmiyordum. Ve bakışlarından bile Bülent Tanay'ın planını, söyleyeceği şeyi tahmin ediyordum.
Başımı hafif geriye çekerek "Hayır." dedim sadece. Onun haylaz bir çocuk gibi bakış atmasına karşılık sordum. "Sevgilim olur musun demeyeceksiniz değil mi?" Tabii ki anlamıştım. Sonuçta çoğu romantik komedi kitapları ve filmleri böyle başlardı değil mi? Ben de sıkı bir okur olarak bunu anlamasaydım bana da yazıklar olsundu zaten.
Kaşları havalanan adam "Leb demeden leblebiyi anlayan kadınlara bayılıyorum." derken ne kadar karizmatik göründüğünün farkında mıydı acaba? Umarım farkında değildir, bunu sürekli kullanması hiç işime gelmezdi. Dolaylı yoldan bana bayıldığını söyleyen adamın hayatı ve ilişkileri bu kadar tiye alması canımı sıksa da dinlemeden yargılamak istemedim. "Valla ne yalan söyleyeyim, öyle diyeceğim. Sevgilim olur musun?"
"Bülent Bey..."
"Sahte sevgilim." diye açıkladı sanki bunu açıklamasına gerek varmış gibi. Herhâlde yani. Gerçek sevgili olacak hâlimiz yoktu ya. Tamam, okuduğumuz romantik komedi kitaplarında olaylar o şekilde sonuçlanıyor olabilirdi ama bu farklıydı. Bülent Tanay o karakterler gibi birine âşık olup uslanacak biri değildi. Onunla üç gün çalışmak bile bunu anlamaya yeterdi.
Her şeyi daha söylemeden anlamama rağmen bu sahte ilişki teklifini bir mantığa oturtamamıştım. Bu yüzden ilk sorum "İyi de neden?" olmuştu.
Bülent Tanay gibi birinin etrafında pekâlâ onunla sahte de olsa bir ilişkiyle anılmak isteyen kadınlar vardır. Ona hayran olan kadınların listesi bile buradan Ankara'ya yol olurdu. Neden bana ihtiyaç duyuyordu ki? Ve en önemlisi, neden sahte bir ilişkiye ihtiyaç duyuyordu?
Tüm sorularıma olmasa da son soruma yanıtı gecikmemişti Tanay'ın. "Hollywood'da yaşadıklarımdan sonra itibarım zedelendi. Orada sorun yaşadığım kişi, eski hastam, beni kısa süreli ilişkilerimden vuruyor." Bu durum onun gerçekten zorlandığı bir konuymuş gibi görünüyordu. Başını hafif yana yatırarak devam etti. "Magazin basınından kurtulmak için paravan bir ilişkiye ihtiyacım var. Bunu yapabilir misin?"
Hâlâ kafamda tüm soruları yanıtlamış değildi ama sanırım teklifi biraz daha anlaşılır gelmişti. Öte yandan Bülent Tanay gibi her sorunu çözebilecek kadar rahat davranan birinin bu durumu normale göre biraz daha önemsediğini görebiliyordum.
Diğer yandan bu teklifi kabul edersem şu ankinden daha da zorlaşabilirdi her şey. Şu an hiç olmayan asparagas bir ilişki bile arkadaşlarımın, komşularımın gözünde beni olduğumdan farklı biri gibi gösterirken bir de bunu gerçek kılar gibi davranışlar sergilersem ne olurdu? Ben daha zor duruma düşmez miydim?
"Şey... ama ben..."
Benim düşünceli göründüğümü fark eden adam "Maaşına iki katı zam yaparım." dedi aniden. Öylece.
"Ne?"
Maaşıma iki katı zam mı? Bana ödeyeceği maaşın iki katının ne kadar olduğunun farkında mıydı bu adam? Tek kuruş ödemeden etrafındaki kadınlardan birine de bu teklifi götürebilirdi. Ya da bunun gibi bir formül bulabilirdi. Neden maaşımın iki katı para ödemeyi göze alıyordu ki?
"Hayatım düzene girmiş gibi görünsün yeter." Güven veren bir bakışla ikna edici konuşmaya devam etti. "Çok uzatmayız, merak etme."
Ben iki katı zamdan sonra zaten ikna olmuş gibiydim ama... Ne derler bilirsiniz, bedava peynir sadece fare kapanında bulunur. Normal şartlarda böyle kolay bir şey için neden bana bu kadar çok para vermek istiyordu ki? Hem de etrafında ilişki yaşayacağı benden daha nitelikli kadınlar varken.
"Yanlış anlamazsanız bir şey sorabilir miyim?" Onaylayan bakışının ardından sansürsüz bir biçimde dile getirdim kafamdaki soru işaretlerini. "Neden ben?"
Başını arkaya atan adam alaycı bir flörtözlükle "Klasik kadın soruları başladı." diye mırıldandı. "Sonrasında ne geliyor, biz şimdi neyiz falan mı?"
Güldüm bu şakacı tavrına. "Hayır, yani etrafınızda rol yapacak bir kadına ihtiyaç duymayacağınız kadar kadın var. Sizinle sevgili olmayı bırakın, sevgili görünmek için bile sırada bekleyebilirler. Hem para vermenize de gerek kalmaz. Neden bana böyle bir teklifte bulunuyorsunuz?"
Birkaç saniye düşündükten sonra kararlılıkla yanıt verdi. "Etrafımda çok kadın var ve birçoğu da benimle ilişki yaşamak istiyordur, doğru. Ama ben gerçek bir ilişki istemiyorum. Ayrıldığımda zorluk çıkarmayacak birine ihtiyacım var. Bu sahte ilişkinin bilincinde olabilecek birine. Dahası, sırrımı paylaşabilecek kadar ağzı sıkı biri de olmalı."
"Ben ağzı sıkı biri miyim size göre?"
Omuz silkti basit bir şeymiş gibi. "Arkamdan dedikodu yapan Müge'yi ele vermedin. Hem de beş dakika önce tanıştığın biriydi ve patronuna yaranmak için onu satmadın. Bu benim için yeterli bir referans." Her şeyi açıkladığına emin olduktan sonra "Eee ne diyorsun?" sorusunu yöneltti.
"Ben..."
Teklifine yeni bir boyut getirip "Üç katı zam?" dediğinde dudaklarım uçuklayacakmış gibi hissettim. Üç katı mı? Üç katı. Üç. Alacağım maaştan üç tane. Aynı ay içinde. Bu adam çıldırmış olmalıydı.
Bu teklifi düşünmeye bile hakkım olduğunu sanmıyordum. Zira Bim'de üç kuruş daha ucuz olduğu için tam yağlı süt yerine yarım yağlı süt tercih eden birinin bunu sorgulaması bile abesti. Hayır diyebilecek durumda değildim. Tamam, bu ilişki aileme karşı beni zora sokardı belki ama Bülent Tanay'ın ödeyeceği para benim yaşayacağım zorluğa karşı iyi bir tazminattı.
Cevval bir biçimde el sıkıştım "Anlaştık." derken. Böyle dışarıdan sanki Doblo alışverişi yapmışız gibi göründüğünün farkındaydım ama Bülent Tanay da anlaşma sağladığımızdan memnun görünüyordu. Böylece Bülent Tanay'ın sevgilisi olarak ilk iş günüm başlamıştı.
Kliniğe yaklaştığımızda telefonum çaldı. Çantamın içinde telefonumu ararken ekranda onun numarasını göreceğimi hiç düşünmemiştim. Cevapsız aramalarına dönmediğime göre gerekli mesajı almıştır diye düşünüyordum ama arayan şaşırtıcı bir biçimde Berktuğ'du.
Onunla ilişkideyken bir kere arayıp ulaşamadığında asla bir kez daha aramazdı. İlişkide bir noktadan sonra kovalayan ben olmuştum. Onun kovalanan olduğunun farkına vardığımda ise iş işten geçmişti. İşin içine duygular girdiğinde bazen elin kolun bağlanıyordu.
Şimdiyse Berktuğ, kendi için çizdiği bu cool adam pozlarından çıkmış görünüyordu. Ancak geçmişler ola ki bu durum beni eskisi gibi heyecanlandırmıyordu. Gözlerimi devirerek aramasını yanıtladım. Elimle telefonu kapatarak hafif kısık sesle konuşmaya gayret ettim. Bülent Tanay'ın şahit olmasını istediğim türden bir konuşma değildi bu.
"Ne var Berktuğ, ne istiyorsun gene? Arama beni demedim mi sana?"
"Doğru mu bu?"
"Ne saçmalıyorsun anlamıyorum."
Bozguna uğramış sesinin tonu yükseldi. "Medyadaki haberler doğru mu? Gerçekten o adamla sevgili misin?"
"Sana ne?" Sabırlı davranıp zıvanadan çıkmamaya çalıştım. Berktuğ'un gözünde nasıl göründüğüm artık umurumda değildi ama Bülent Tanay'ın benim cadı yanımı görmesini istemiyordum. "Bunun için mi aradın beni? Kapatıyorum."
"Yerim ne çabuk dolmuş."
"Bir yerin mi vardı ki?"
"Ne kadar kırıcısın." dedi şaşkın ve yıkılmış bir hâlde. Sanki beni herkesten gizleyen o değilmiş gibi. "O adamla gerçekten birliktesin yani."
"Seni ilgilendirmiyor artık bu." Kaçamak bakışlarım dikkat kesilen Bülent Bey'de gezinirken "Bak Berktuğ, bu seninle son konuşmamız, engelliyorum seni haberin olsun. Sonra şaşırma." dedim ve kapattım. Ve gerçekten de engelledim onu. Daha fazla zırvalık duymak istemiyordum.
Gözlerini bana dikmiş olan adam arabayı kliniğin önüne çekmişti bile. Sanki bir şey söylememi bekliyor gibiydi. Benimse tek arzum konuştuklarımızı duymamış olmasıydı. Ama tek arzusu da kabul olmayacak talihsiz biriydim sanırım.
Dudakları kıvrılırken "Birileri tutuşmuş." dedi adam. Bunu söylerken sanki kendi meselesiymiş gibi keyifliydi. "Biliyordum döneceğini. Hep dönerler." dedi özgüvenle arkasına yaslanırken.
"Siz sadece estetik cerrah değil, bir aşk gurususunuz da sanırım."
"Eh, bazen öyle dedikleri de olur." Kaşları muzipçe havalanırken ekledi. "Neden bunca meslektaşım varken beni tercih ediyorlar sanıyordun ki?"
"Ne yani, estetik operasyonların yanında ilişki koçluğunu da hediye mi veriyorsunuz?"
Gülerek arabadan indiğimizde kâbus yeni başlamıştı. Hayır canım, sandığınız gibi Berktuğ elinde silahla ya da bıçakla kliniğin önünde nöbet tutmuş bizi vuracak değildi. Zaten onda sivrisinek öldürecek bile yürek yoktu ya neyse. Bana sorulacak olursa birini vurmak da yürek istemezdi, orası çok ayrı bir sohbetin konusuydu. Kast ettiğim şey, daha büyük bir kâbustu. Evet, gözü dönmüş bir eski sevgiliden daha büyük bir kâbus. Ne miydi? Tabii ki anne terliği.
Yarım saatlik yoldan fırlatacağı terlik bana ulaşamayacağından daha etkili bir silahla karşılık vermişti annem. Aramıştı. Ekranda annem yazısını gördüğümde elim ayağım birbirine dolanmıştı. Açıp açmamak konusunda kararsız kalsam da bu konuda tercih hakkım bile yoktu. O telefonu açmak zorundaydım. Yoksa Polonezköy'den buraya gelir, sırf benim ağzımı büzer geri dönerdi vallahi.
Bülent Bey de yazık, arayanı Berktuğ sanmış olacaktı ki "Bu iyice kabak tadı vermeye başladı ama. Engellediğin hâlde başka numaradan arıyorsa tehlikeli olabilir." dedi. Bilmiyordu ki daha büyük bir tehlike kapıda beni bekliyordu.
Çekingen bir biçimde sesini kısmaya çalıştığım telefonu açtım. "Anneciğim..."
Ama sesi en az seviyede olmasına rağmen annem öyle bir bağırmıştı ki sanki telefondan çıkıp beni paralayacak gibiydi. Bülent Bey'in duyduğuna emindim.
"Kız gözün kör olmasın senin! O haberler ne öyle? O haberler ne çarşaf çarşaf! Sen babanın kalbine mi indirmeye çalışıyorsun?"
"Babam gördü mü?"
"Görmedi! Haberi gördüğümden beri gazeteleri saklıyorum adamdan! Adamın yakın gözlüğünü kırdım bile bile senin yüzünden. Buraya geldiğinde senin bacaklarını ikiye-"
Duyup duymadığına emin olmadığım adama nazik bir tebessüm sunarak anneme sakin bir cevap verdim. "Eee... anneciğim, şey... Sonra konuşsak?" Bir şey söylemesine fırsat vermeden "Seni çok seviyorum gerçekten. Bu konuyu konuşacağız. Çok selamlar herkese." diyerek telefonu kapattım. Bedelinin ağır olacağını bile bile yaptım bunu.
Yeniden kliniğe girdiğimizde elleri ceplerinde olan adamın gözü bendeydi. "İşler yolunda gitmiyor ha?"
"Bu yalan haber... bizimkileri biraz... şaşırtmış." dedim doğru kelimeyi bulmaya çalışarak. Ne kadar yumuşatmaya çalışsam da annemin bendine sığmayan ve benim kendisinden almış olduğum cadaloz sesini duymuştu büyük ihtimalle.
"Tabii, onlar da bizi gerçekten sevgili sanıyor olmalı."
"Ben düzgün bir dille anlatır hallederim."
"Ne diyeceksin?"
"Bunun bir yanlış anlama olduğunu falan işte."
"Öyle söylersen sonraki çıkan haberleri görünce sana olan güvenleri sarsılmaz mı?"
Çok bilmiş adama "Siz ne öneriyorsunuz?" diye sordum alayla.
"Öncelikle artık bana sen diye hitap etmeni öneriyorum. Bülent yeterli." Hazırcevap adam, aradan çok zaman geçmeden devamını getirdi. "Madem magazine karşı sahte bir ilişki oyunu yürütüyoruz, ailen de öyle bilsin ne olacak? Hem sürekli seni suçlamazlar."
"İyi de bunun bedeli senin için ağır olur, bak benden söylemesi." diyerek uyardım ama karşımda duran Bülent Tanay bu uyarının ciddiyetine henüz varamamıştı. "Sonuçta ailemi tanımıyorsun."
"Ailen insan yiyen canavar mı?" Kaşları havalanmış, alayla bu soruyu sorarken tamam dedim kendi kendime. Onu kendi tercihiyle baş başa bırakmaya karar verdim. "En fazla ne olabilir ki?"
En fazla ne olacağını ailemle tanıştığın vakit görürsün Bülent Tanay. Bir yanım adama inat böyle bir karar verdiği için intikamcı hissederken diğer yanım fazla mı oluyor acaba diye düşündürdü. Sonuçta buna aileyi karıştırmak biraz ileri gitmek gibi gelmişti ama... Kimin umurundaydı ki, bunu Bülent Tanay istemişti.
"Pekâlâ, bu fikirde kararlıysan benim de bu sahte ilişkiye dair bazı şartlarım olacak."
Resepsiyona geldiğimizde önce Bülent'in sonra da benim bakışlarımız etrafımızda gezindi. Duyulmamaya gayret ederken "Gel benimle, odamda konuşalım." dedi Bülent.
Odaya girer girmez ise ilk otoriter kuralını açıkladı Bülent Tanay. Bir dakika, kural sıralaması gereken ben değil miydim? "Öncelikle benim en büyük ve tek şartım; bu ilişkinin sahte olduğunu kimse bilmeyecek. Aile faktörünü de hallettiğimize göre herkes gerçekten sevgili olduğumuzu düşünecek. Ve bu ilişkinin sahte olduğuyla ilgili detaylar uluorta konuşulmayacak. Kabul mü?"
Bu... şartlarıma göre kolay bir şey gibi duruyordu. Bu yüzden omuz silkerek "Kabul canım, ne var bunda?" dedim sadece. "Bakalım sen benim şartlarımı kabul edebilecek misin? Asıl sorun bu."
Keyifle gözlerini devirdi adam. "Merak etme, istediğimde çok uyumlu olabiliyorum." Vurgulamak ister gibi tekrarladı. "İstediğimde."
Kabullenir gibi salladım başımı ve "Peki." dedim.
"Gönder gelsin şartların."
"Birincisi; Instagram'da her hafta bir çift pozu paylaşmak zorundayız."
"Ne?"
"Madem sevgiliyiz, sahte de olsa inandırıcı olmalı. Birlikte kahve içerken poz veririz, altına da en büyük huzurum yazarsın, sallarsın bir şeyler."
Bu şartı garipseyen adamın kaşları çatılmıştı. "Ciddi misin sen?"
"Ne oldu, daha ilk şarttan zor mu geldi?" Bunu sorarken tam anlamıyla yargılayıcı biçimde kollarımı kavuşturmuş onu seyrediyordum.
"İyi de ben öyle biri değilim ki. Hemen şüphe çeker."
"Ah, insan âşık olunca neler neler yapıyor bir bilsen..." Bunu söylediğim kişinin de aşkla uzaktan yakından alakası olmaması. Kendi içimde güldüm vallahi.
Hiç memnun olmasa da "Diğer şartın?" diye sordu az önceki şartı unutmak ister gibi.
"İlişkimiz olduğu açığa çıkar çıkmaz ailem seni tanımak isteyecektir. Onlarla ilgili ekstra bilgi vereceğim ama bilmen gereken en önemli şarttan başlayayım. Annem seni tanımak isteyebilir. Ona en sevdiğin yemeğin zeytinyağlı pırasa olduğunu söyle."
"Zeytinyağlı pırasa mı?" Hem merak hem de iğrenme hissiyle gözleri kısılırken sormuştu bunu. "Sebep?"
"Annem en iyi onu yapar çünkü. Zeytinyağlı pırasasını beğendin mi sorunumuz büyük ölçüde çözülecek." Yeni aklıma gelmiş gibi "Zeytinyağlı pırasa sever misin?" diye sordum.
Yüzü buruşan adam "Nefret ederim." dedi sadece.
"Güzel. Sevmenin bir yolunu bulacaksın."
İşler gittikçe ilginçleşirken "Sıradaki şart?" dedi Bülent Tanay. İyiden iyiye bu şartlar canını sıkmışa benziyordu ama bana sorarsanız magazinde hakkında konuşulanlar kadar değil.
"Bu daha kolay bir şart, zorlanmazsın. Bana bir kere oyuncak ayı alacaksın."
"Oyuncak ayı mı?"
"Hı hı."
"Neden?"
"Nedeni yok. Sadece öyle."
"Peki sana parasını versem, sen oyuncak ayını kendin alsan?"
"Olmaz. O zaman sen almış olmuyorsun."
Gülünçtü, biliyordum. Ama umurumda değildi. Daha önce hiçbir erkek arkadaşımdan hediye olarak oyuncak ayı almamıştım. Ne yapsaydım yani içimde mi kalsaydı? Madem böyle bir işe girdik, iki taraf da memnun olsun değil mi ama?
Sesli bir nefes vererek "Peki." dedi Bülent Tanay. "Bu arada daha kaç tane şartın var? Eğer uzunsa defter kalem gerekebilir. Hatırlarsan benim tek bir şartım vardı."
Omuz silktim "O senin problemin." yanıtını verirken. "O kadar ucuza gitmeseydin, bana ne?"
Benim sözüm üzerine gözlerini devirerek gülen adam "Başka?" sorusunu yöneltti.
"Başka..." Düşünürken söyleyeceğim şey aklımda hazırdı ama yargılanmaktan korkuyordum. O yüzden uyarı mahiyetinde işaret parmağımı salladım. "Bak söyleyeceğim ama gülmeyeceksin."
"Tamam."
"Anneme göndermek için birlikte birkaç fotoğraf çekeceğiz. Normal sevgili gibi, mutlu, bazıları belki biraz şapşal."
"Bu mu, bu kadar mı?"
"Son olarak, ailemleyken tartışma kazanmamı sağlayacaksın. Her zaman." Merakla kaşları çatılan adama açıkladım. "Benimle tartıştığında haklısın aşkım falan dersin. Saçma bir konu da olsa. Gerekirse havayı suçlayacaksın ama beni... Asla! Ve onların yanında bana değer veriyormuş gibi davranırsan ekstra güzel olur. Ne bileyim, beni kıskanıyormuş gibi falan. Bilirsin işte, ailem benim için doğru insan olduğunu düşünsünler. Akılları kalmasın istiyorum. Kısa süreli de olsa o mutluluğu yaşasınlar." Beni anlamadığını düşündüğüm bir bakış attığında "Ne, seni bozar mı?" diye sordum.
Birbirinden saçma şartlardan birinde pes edeceğini düşündüğüm adam beni şaşırttı ve homurdanarak da olsa "Peki, peki tamam." diyerek onayladı. "Bitti mi inşallah?"
"Bitti, bu kadar."
"Tamam, güzel. O zaman prensipte anlaştık."
Yeniden uzattığı eli sıktım. "Öyle görünüyor." Tam birlikte iş yapan iki iş insanı gibi el sıkışırken masasındaki kitabı dikkatimi çekti. Bakışlarım kitaba çekilirken "İçimizdeki Şeytan." diye mırıldandım.
Bakışlarımın odağına döndü Bülent. "Evet, yeni bitirdim. Güzel kitaptı."
İki yıl önce okumuştum ben de. Açık konuşmak gerekirse beğenmiştim ama Bülent'in kitabı bitirdiğinde ne hissettiğini merak etmiştim. "Sence suç kimde?"
Düşünceli bir biçimde dudakları büküldü Bülent'in. "Bilmiyorum, bir suçlu arayarak okumadım kitabı ama... Ömer'in pasifliği bana gerçek geliyor. İnsan bazen ne yapması gerektiğini bilse bile yapamaz. Hele de bir şeyleri sürekli sorguluyorsa... O yüzden Ömer'e öyle kolayca suçlu diyemem. Belki de hepimizin içinde o şeytan var."
"Tamam ama bu bir mazeret olamaz. Ömer her şeyi fark ediyor ama hiçbir şey yapmıyor. Bu kadar farkındalık, hareketsizlikle birleştiğinde bence daha da korkunç. Macide'yi yalnızlığa iten oydu. İçimizdeki şeytan değil, tercihlerimizdir bizi belirleyen."
Benim kadar derin düşünmese de fikirlerimi ilk defa duyduğu bir cümleymiş gibi değerli bulup üzerinde düşüncelere daldı. "Bilmem, belki de."
"Macide'nin yalnız kalışı beni çok yaraladı. Sanki Ömer gibi biriyle karşılaşırsam aynı yalnızlığa düşerim gibi..."
Kitabı eline alıp inceleyen adamın bakışları yeniden bana döndü. "Ama ya Ömer değişmeye çalışıyorsa? Ya şeytanı tanımak bile bir aşamaysa?"
"Bazen şeytanı tanımak yetmez. Onu içinden kovamadıysan hâlâ içindedir."
Sessizlik. Aramızda pek alışık olmadığım bir şeydi bu. Genelde ya ben car car konuşurdum ya da o bilmişçe tespitler yapardı. Ve bu sessizliği delip geçen yine Bülent'in sözleri oldu.
"Peki ya ben?" Gözlerim onun karizmatik yüzüne döndüğünde sorusunu açtı. "Beni nerede görüyorsun bu hikâyede?"
Onu bu hikâyede bir yerde görmemi isteyebileceğini hiç düşünmemiştim. Hatta dudaklarından bunu duyduğumda bir hayli şaşırdım ama belli etmedim. Sadece dalgınca dudak büktüm. "Henüz karar veremedim. Ama Ömer olmak kolay, Macide'yi sevmekse cesaret ister."
"Ömer gibi biriyle karşılaşmaktan korkup hayatına birilerini almamak da en az Ömer'inki kadar korkakça geliyor."
"Bilmiyorum." dedim geçiştirirken. "Belki korkakça ama daha güvenli. Kalbimin defalarca kırılmasından iyidir."
"Sonsuza dek kaçamazsın. Kalbinin kırılmasından korkuyorsun diye kalbini hiç kimseye açmamak mantıklı mı sence?"
Buna bir yanıt veremedim ama eğer verecek olsaydım mantıklı olmayabilir ama en azından güvenli cevabını verirdim herhâlde. Yani yine az önceki cevabıma benzer bir cevap olurdu. Anahtar kelimemin güvenli olduğu bir cevap.
Dikkatle bana bakarken yüzünde ilk defa memnuniyet emaresi gördüm. "Seninle kitap sohbeti etmek çok keyifli. Bunu daha sık yapalım isterim."
Olur der gibi başımı sallasam da aklım hâlâ Bülent'in söylediklerindeydi.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 💙 1 haftalık arayla gelen yeni bölümümüze hoş geldiniz! Bizi özlediniz mi? 😍
Yeni bölümümüzü nasıl buldunuz? Bülent ve İnci arasında başlayan bu sahte ilişki nelere kapı açacak sizce? Buraya yazabilirsiniz. Hayalinizde bu çifte dair sahneler varsa buraya yazabilirsiniz. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial
