ESTETİK AŞK HATALARI ღBİTTİღ kitap kapağı

21. bölüm / 33

𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 20

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 20
  1. 1 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | PROLOG589 kelime
  2. 2 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 12.851 kelime
  3. 3 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 21.328 kelime
  4. 4 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 31.520 kelime
  5. 5 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 41.567 kelime
  6. 6 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 52.257 kelime
  7. 7 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 63.240 kelime
  8. 8 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 73.163 kelime
  9. 9 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 82.916 kelime
  10. 10 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 92.936 kelime
  11. 11 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 102.907 kelime
  12. 12 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 111.961 kelime
  13. 13 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 122.729 kelime
  14. 14 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 132.361 kelime
  15. 15 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 143.497 kelime
  16. 16 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 151.519 kelime
  17. 17 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 162.101 kelime
  18. 18 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 172.321 kelime
  19. 19 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 182.305 kelime
  20. 20 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 191.984 kelime
  21. 21 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 201.527 kelime · Okuduğun bölüm
  22. 22 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 212.351 kelime
  23. 23 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 222.465 kelime
  24. 24 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 233.234 kelime
  25. 25 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 242.253 kelime
  26. 26 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 252.460 kelime
  27. 27 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 262.104 kelime
  28. 28 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 271.870 kelime
  29. 29 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 283.114 kelime
  30. 30 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 293.088 kelime
  31. 31 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 302.600 kelime
  32. 32 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 314.055 kelime
  33. 33 𐙚 ESTETİK AŞK HATALARI | 32 | FİNAL1.238 kelime

-20-

❝İnci❞

O akşam odamda yorgunluktan zıbarmayı umarken dün geceki çadır felaketini düşünmeden edemiyordum. Hem köpek gibi uykum vardı hem de sabahki dudak dudağa gelme anısını aklımdan silip atamıyordum.

Bülent Tanay'ın garip davranışları olmasaydı basit bir kaza deyip geçerdim ama... belki de numara değildir ne demek oluyordu?

Şunu anlamış oldum, Bülent Tanay canı istediğinde benim aklımla çok rahat bir şekilde oynayabiliyordu. Klinikte bana kök söktürüp kötü davranan adam, sahte sevgili rolündeyken tam bir flörtöz erkek arkadaşa dönüşebiliyordu. Hem de bunu öyle bir gerçekçilikle yapıyordu ki başımı döndürüyordu.

Gerçekten Bülent Tanay'ın içinde birden fazla kişilik olabilir miydi?

Ben bunları düşünürken kapı çaldı. Gelen Ayda'ydı. "Işığın yanınca uyumadığını düşündüm, iyi ki de gelmişim."

Yerimden doğruldum. "Bir şey mi oldu?"

"Şahika geldi. Mısır patlattık, kız gecesi yapacağız."

Kolumu kaldıracak hâlim yoktu ama kız gecesine hayır diyemezdim. O yüzden zorlama da olsa yerimden kalktım. Neyse ki bunun bana düzenlenmiş bir tuzak olduğunu anlamam çok sürmedi.

Patlamış mısır eşliğinde filmimizi izledikten sonra Suzi mutfağa gidip bize Nescafe hazırladı. Tam da o an Şahika manalı bir bakış attı bana. "Ben son günlerde bir şeyler duyuyorum İnci."

"Ne duyuyorsun?" sorusunu sorarken gerçekten neden bahsettiğini anlamamıştım. Kısa bir an düşündükten sonra bakışlarım Ayda'yı ve elinde kahve tepsisi olan Suzi'yi süzdü. "Siz mi söylediniz Berktuğ'un çiçek gönderdiğini?"

Şahika "Ne Berktuğ'u be?" dedikten sonra kollarını kavuşturup yaslandığı koltuktan söylenmeye başladı. "Ondan bir şey çıkmazdı zaten, enerjisi kötüydü."

Ayda "Sence neden çiçek göndermiş olabilir o zaman?" diye sorarken saf arkadaşıma cevap gecikmedi.

Kahveleri ikram eden Suzi "Neden olacak, kaçan balık büyük oluyor da ondan." deyiverdi. "Baktı onun değer vermediği kızı başkaları kapıyor, hemen harekete geçti. Hem de ondan daha popüler, daha yakışıklı ve karizmatik bir adam. Eh, kıskandı tabii."

"Beni kıskandı mı diyorsun?"

"Seni değil akıllım, Bülent'i kıskandı. Seni kıskanan adam gözlerden saklar mıydı?"

Haklıydı. Bana değer verseydi ve gerçekten kıskansaydı ilişkimizi saklamazdı. Açık konuşmak gerekirse artık bunun bir önemi de yoktu. Çünkü Berktuğ'a bir yabancıya olduğu kadar bile duygum yoktu.

Şahika sıkılmış bir biçimde "Artık asıl konumuza dönebilir miyiz?" diye sorarken gözlerini devirmişti.

Anlamaz bir ifadeyle "Asıl konumuz ne ki?" sorusuyla yanıt verdim.

"Tabii ki Bülent Tanay." Heyecanla yerinden doğruldu. "İnanamıyorum, nasıl başladı bu ilişki? O müthiş bir adam! Allah'ım, çıldırıyorum. Bülent Tanay komşumun sevgilisi..."

Şahika'nın umutlarını toz bulutuna çevirmek istemezdim ama bizim ilişkimiz... biraz... sahteydi. Birazcık. Ama en büyük kuralımız bunu saklamak olduğu için sessizliğimi korudum. Ha, son zamanlarda Bülent'in bana garip ve dengesiz davranışlarını görünce sinirleniyordum hatta şeytan diyordu ki her şeyi yak ama... Neyse ki bunu yapmıyordum. Bu bana da zarar verirdi. İşin içinde ailem vardı. Belki de Bülent bu anları düşündüğü için oyunun içine ailemi sokmuştu. Kurnaz herif.

"Anlatsana, nasıl tanıştınız?"

"Aman Şahika, öyle büyük bir tanışma hikâyesi yok. Yanında çalışmaya başladım falan işte."

Suzi "Niye yalan söylüyorsun? O güzellik yarışması gününde yanlışlıkla arabasına binmişsin, o hikâyeyi niye es geçiyorsun?" dediğinde bu küçük detay benim bile aklımdan çıkmıştı.

Detaylı olmasa da o günün benim için kötü geçtiğini, Berktuğ'un ihanetini öğrendiğimi ve kafa karışıklığından küçük bir yanlış anlaşılma olduğunu, yanlışlıkla Bülent'in arabasına bindiğimi anlattım. Ama anlattığım detaylardan çok, Şahika'yı daha farklı detaylar meraklandırıyordu.

"Bir dakika... Bu güzellik yarışması günü, benim sana aşk numerolojisi verdiğim gün müydü?"

O günü nasıl unutabilirdim ki? Hayatımın en kötü günlerinden biri olduğu için tüm detayları hâlâ aklımdaydı. Sabahın köründe Şahika'nın beni lafa tuttuğu ana kadar her detayı. Üzerinden uzun da bir zaman geçmemişti zaten.

Şirin bir laf sokmayla "Evet, sabah epey bir lafa tutmuştun." yanıtını verdim ama Şahika oralı olmadı. O an farklı bir frekanstaydı.

"İyi ki de tutmuşum kızım! Baksana, aşk numerolojisi sayesinde gerçek aşkı bulmuşsun! Ama ben sana demiştim o gün gerçek aşkı bulacaksın diye."

Güldüm. Zaten gülmek dışında ne diyebilirdim ki? Birincisi, aşk numerolojisinin tutması için hiçbir şeyi yapmamıştım. Hani şu Şahika'nın dediği gibi numaraları okuyup kafanda canlandırmak, üç kez sekip beş kez takla atmak gibi saçma şeylerin hiçbirini yapmamıştım ki tutsun. İkincisine gelecek olursak, ortada gerçek aşk diye bir şey de yoktu. Bildiğin sahte bir ilişkinin içine düşmüştüm. Ancak Bülent'le sahte ilişkimizi sonlandırdığımızda en az ailem kadar Şahika da büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktı.

"Ya, inanma böyle şeylere Şahika. Ben o gün aşk numerolojisi, ritüel mitüel falan yapmadım."

"Olsun, demek ki gönül gözün açıkmış, olmuş!"

Ayda kaşlarını çatarak Suzi'ye baktı. "Öyle oluyor mu ya?" diye mırıldanırcasına sorduğunda Suzi bilmem der gibi omuzlarını indirip kaldırdı.

Şahika hevesle "Bülent Bey çok janti adam." dediğinde bu aşka inancı benden fazlaydı. "Fotoğraflarınızı gördüm, sana bakışlarını falan... Offf İnci, sana bir bakışı var, yok böyle bir şey! Adamın gözleri cam gibi şeffaflaşıyor. Bu ne demek biliyor musun? Aşkı ve sevgisi duru!"

Sevimli bir gülümsemeyle göz devirdim. Ah, Şahika, bu hayata ve aşka dair inancını hiç yitirme olur mu? Senin pozitif duygularına bu dünyanın ihtiyacı var.

Ertesi gün kliniğe gittiğimde Bülent'in yine bana Ebu Cehil gibi davranacağına neredeyse emindim ama garip bir şey oldu. Ben odasındaki dosyaları düzenlerken içeri elinde kocaman bir ayıcıkla Bülent girdi. "Günaydın."

Yüzü neşeli görünüyordu. Bense şaşkınlığımı gizlemeksizin çöktüğüm yerden kalktım. "Günaydın."

"Bu senin."

Ayıcığı bana uzatırken son derece samimiydi. Bayram değil seyran değil, hayırdır diye düşünürken soran bakışlarımı ona fırlattım. "Ne bu?"

"Ayıcık." Hatırlatır gibi ekledi. "Madde üç: İnci'ye bir kere oyuncak ayı alınacak."

Güldüm. Unutmamıştı. Ben çoktan bir kulağından girip diğerinden çıkmıştır diye düşünüyordum. Hatta son zamanlarda bana klinikteki davranışları göz önüne alınırsa ayıcık belki de ondan bekleyebileceğim son şey olurdu.

Neşeyle ayıcığımı kabul ettim. "Teşekkür ederim." derken şaşkınlığımı gizleyemiyordum. Sıkı sıkı sarıldım ayıcığıma. Kollarım kavuşmadı. Allah'ım, ne güzel hismiş...

Telefonunu çıkaran adam "Hadi şu haftalık çift fotoğrafımızı da çekelim." dediğinde ondaki bu değişikliğe anlam vermek güçtü. Ona garip bir bakış attığımda çoktan kamerayı açan adam "Hadi." diye hatırlattı.

Poz verirken birbirimize bakışlarımızın ne kadar gerçek olduğunu düşündüm. Bir ilişkinin, aşkın, duyguların gerçek olduğunu nereden ve nasıl anlayabilirdik ki? Birinin size gerçekten bir şeyler hissettiğine nasıl emin olabilirdiniz mesela?

"Annen için de birkaç poz çekelim. Hani gönderecektin ya."

Benim kurallarımı benden çok hatırlayan adama bakarken bu sabah iyi ruhunun içine girdiğini düşündüm. O an aklımda şöyle canlanıyordu; Bülent Tanay sabah kalktığında ruhsuz uyanıyordu. İki ayrı ruhu vardı ve askıdan ya iyi ruhunu ya da kötü ruhunu çıkarıp giyiyor, öyle geliyordu. Bugün iyi ruhu denk gelmişti. Böyle saçma düşüncelere kapılmama sebep olan en büyük etkense Bülent Tanay'ın tutarsız tavırlarıydı.

Pozlarımızı çekip tamamladıktan sonra arkama döndüm ama ara ara ona dönüp şaşkın bakışlar atmaktan kendimi alamadım. "Ben... dosyaları şey yapayım. Hazırladığım dosyaları getireyim."

Odadan nasıl çıktığımı bilemedim. Bir yanım mutlu ve memnundu. Aralık kapıdan çıktığımda ise Neva ve Nazan ablayla karşılaşmıştım. Az önceki görüntüyü görmüş gibiydi yüzlerindeki ifade.

Neva imalı bir gülüşle "Her şey düzelmiş." dediğinde ne cevap vereceğimi bilemedim.

Evet, öyleydi. Yani... düzelmiş görünüyordu. Nazan ablanın benim sayemde dercesine göğsünün kabardığını görünce de her şey kontrol altında diye düşündüm. Demek ki bu beklenen bir sonuçtu. Benim şaşırmamı gerektiren bir şey yoktu.

Sanırım.

Bülent Tanay'ın beğenmeyip düzenlememi istediği dosyaları getirdiğimde her şeyin altüst olacağını bilmiyordum. Kapıyı çaldım, içeri girdim. Bülent yine masanın başında bazı dosyalara gömülmüş, geldiğimin neredeyse farkında bile değildi.

Ben aynı mesafeli duruşla "Düzenlememi istediğiniz dosyalar." dedim ve ekledim. "Bu kez yıllara ve alfabetik sıraya göre düzenlendi."

İlk kez o an başını kaldıran adam, masanın üstüne bıraktığım dosyalara bir göz attı. Sonra düşünceli bir biçimde göz gezdirdi. Bir bana, bir dosyalara bakıp olumsuz bir ifadeyle başını salladı. "Beğenmedim. Sanırım önceki düzeni daha iyiydi."

Dişlerimi sıkarak dosyaları yeniden almak üzereyken kendime bile inanamayacağım şekilde patladım. "Senin neyin var böyle? Dalga mı geçiyorsun benimle?"

Gözleri büyüyen adam belli ki benden böyle bir tepki beklemiyordu. Şaşkınlığı çok uzun sürmedi ve savunmaya geçti. "İnci, bu senin işin. Ve ben de senin patronunum." Oturduğu yerde arkasına yaslandı. "Yoksa verilen görevlerden memnun değil misin? Zor mu geliyor?"

"Zor gelen ne biliyor musun? Senin gelgitli tavrın, dengesizliklerin! Yoksa ben görevlerimi biliyorum, işimi seviyorum. İşimin nerede başlayıp nerede bittiğinin farkındayım. Ama sen... sen..." Ben bunları yüzüne bağırırken çoktan masadan kalkmıştı. Aha dedim, şimdi işten kovulacağım. Eh, iyi bari, kovulmadan önce hiçbir şey içimde kalmasın diyerek geri kalanları da kustum. "Sen bile ne istediğini bilmiyorsun. Ve dahası, beni aptal sanıyorsun. Güya senin bu salakça davranışlarınla ben kendi kendime istifa edip gideceğim öyle mi? Yok öyle yağma! Sen kovarsan giderim ancak."

Bana doğru usulca yürüyen adam son derece dingin bir ifadeyle "Şu an patronunla konuşuyorsun." diye bir hatırlatmada bulundu ama sesi otoriteden çok uzaktı.

"Patronum ya da sahte sevgilim. Her ne boksa!"

Yüzünde anlamlandıramadığım bir gülüş belirdi. Dudakları keyifle kıvrıldığında kaşları havalanmıştı. "Her ne boksa." diye tekrarladığında bana fazlasıyla yakındı. "Öyle mi?"

"Yaklaşma bana." Bir adım geriledim. Sinirliydim. Gerçekten. Bülent Tanay günlerdir sinirlerimle ince ince oynuyordu. Bunu yaparak ne kazanıyordu, benim dengemle oynarken eğleniyor muydu bilmiyordum ama bildiğim tek şey onun suratına bir tane yumruk patlatmak istediğimdi. "Senin bu yaptığına mobbing derler."

"Evet."

"Evetse neden yapıyorsun?"

"Belki de sınırlarını öğrenmek istiyorumdur."

Gözlerimi öfkeyle kısarak "Siktir oradan." dedim. Tam arkama dönüp odadan havalı havalı çıkış yapacaktım ki tüm planlarımı altüst eden bir şey oldu. Bülent Tanay beni kolumdan tutup hızla kendine çekti ve o anı son derece ani, ateşli bir öpücükle taçlandırdı. İlk kez dudaklarını bu kadar yakınımda, dudaklarımın üzerinde bir kor alevi gibi hissederken düşünmek için fırsatım dahi olmadı.

Bülent Tanay; sahte sevgilim, son zamanlarda zorba patronum Bülent Tanay beni öpmüştü.

Bundan ne gibi bir sonuç çıkarmalıydım?

...

*

•••

SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

44okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…