4. bölüm / 17
ESRA4. Bölüm - Kötü(?) Bir Başlangıç -
Bölümler 17Şu an: 4. Bölüm - Kötü(?) Bir Başlangıç -
- 1 1. Bölüm - İhanet -3.188 kelime
- 2 2. Bölüm - Yandık Bittik Kül Olmadık-3.451 kelime
- 3 3. Bölüm - Mutlu Sonlar Sadece Masallarda Vardır-4.093 kelime
- 4 4. Bölüm - Kötü(?) Bir Başlangıç -3.933 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm - İlk İş Günüm-4.263 kelime
- 6 6. Bölüm - Kader-deş Olmak-4.878 kelime
- 7 7. Bölüm - Bela Geliyorum Demez -5.526 kelime
- 8 8. Bölüm - Kalbin Çarparsa Aklın Durur -5.874 kelime
- 9 9. Bölüm - Zalime Sormuşlar -4.722 kelime
- 10 10. Bölüm - Koyverdun Gittun Beni Oy -5.392 kelime
- 11 11. Bölüm - Prangalar Vurulur Her Yanımıza -5.070 kelime
- 12 12. Bölüm - Yol Ayrımı -5.285 kelime
- 13 13. Bölüm - Esra Bir Varmış Bir Yokmuş -5.813 kelime
- 14 14. Bölüm - Deli Değilim -4.620 kelime
- 15 15. Bölüm - Ayıcık Bombo -4.521 kelime
- 16 16. Bölüm - Virgül - SF5.928 kelime
- 17 17. Bölüm - Savaş -4.249 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Elllmalı turrrtalarrrr nasılsınızzz
Artık Esra'nın anlatımından okuyacağızzzzz
Oy ve yorumlarınızı bekler okuyan gözlerinizden öperim Saygılarımla canlarım
❤️01.10.2023💚
Üsküdar'a Gider İken Aldı Da Bir Yağmur,
Üsküdar'a Gider İken Aldı Da Bir Yağmur.
Kâtibimin Setresi Uzun Eteği Çamur,
Kâtibimin Setresi Uzun Eteği Çamur.
Üsküdar'a Gider İken Bir Mendil Buldum,
Üsküdar'a Gider İken Bir Mendil Buldum.
Mendilimin İçine Lokum Doldurdum.
Mendilimin İçine Lokum Doldurdum.
Spotify'dan rast gele açtığım şarkı gözlerimin dolmasına neden oldu.
Kim? Koydu bu şarkıyı buraya, bu mix'e Allah aşkına! Başka şarkı mı kalmadı? Anısı var bir kere o şarkının... Annemin en sevdiği şarkıdır bu. Ne zaman mutlu olsa - ki benim annem hep mutlu bir kadındı- bu şarkıyı söylerdi.
Derin bir iç çektim, belkide yeni bir hayata başladığımı anlamış, her zaman yanımda olduğunu hissettirmek istemişti.
Şimdi o, Gazi Antep'te soğuk toprağın altında uyuyordu. Ben İstanbul'da, Kars'a olan uçuşum için ortalığı topluyordum.
Mezarını beş ay önce ziyaret etmiştim, günü birlik gidip geri dönmüştüm, çünkü Annemin hayır duasına ihtiyacım vardı. Mezun olmuştum, atamam olacaktı, onun duasını almamın bana iyi geleceğini düşünmüştüm, öylede oldu, şans biz Başaranlar'dan yanaydı, İlk defa...
Ağabeyimin çalıştığı hastaneye çıkmıştı atamam, o kadar mutlu olmuş o kadar sevindim ki, namazlar kılıp lokmalar dağıttım.
Yetimhane'den çıkıp ağabeyime kavuştuğum günden beri en büyük korkum, ağabeyimden, ailemden, ağabeyimden oluşan ailemden uzaklaşmaktı.
Ağabeyimin dizinin dibinden ayrılmamak için çok yalvarmıştım ama, Affan şerefsizi annemin vefatından sonra ağabeyimi yanına alıp, beni de Yetimhaneye vermişti. Ağabeyime istediği şeyleri yaptırırken beni öldürmekle tehdit etmiş! o adamı hatırlayınca küfretmemek elde değil!
Ağabeyim deyip geçemem, o Dünyanın en ama en iyi yaratığıdır. Her ne olursa olsun bana Ağabey, Baba, Anne, Arkadaş, koruma kalkanı ve en önemlisi de Yuva oldu.
Hakan Başaran Soyadının hakkını veren bir adamdı, tek pürüzü sigarasıydı... Sigara kokusundan nefret ederdim, ağabeyimde benim yanımda paketini bile açmazdı, hatırlayınca yine bir özledim bak keratayı.
Ama şimdi duygusallığın sırası değil, Şimdi evi toparladığıma göre infulencer görevlerimden en büyüğünü yerine getirmem lazım,
200K takipçiyi popomuzu sallayarak kazanmadık, hey yavrum hey...
Karantina döneminden bu yana eğlence içerikli videolar yayınlıyorum, aslında Üniversite'de öğrendiğim bilgilendirici şeyleri insanlarla paylaşmak için başladım, hala öyle şeylerde yayınlıyorum, anlayacağınız ortaya karışık orta seviyeli bir infulencer'ım.
Kamerayı makyaj masamın üzerine sabitleyip kaydı başlattım.
"Hepinize merhaba arkadaşlar! Kanalımda hoş geldiniz, ben Esra, Bu gün Karas'a yolcu var vloğum ile karşınızdayım. "
Sözümü bitirdiğimde gülümseyen ifademi kaybetmeden kıyafet dolabımı açtım ve tekrardan kameraya döndüm,
"ağzına kadar tıklım tıklım dolu olan, her gördüğünüzde, İstanbul trafiğinin bile daha çekilir olduğunu iddia ettiğiniz bu dolabı iki bavula sığdırmaya çalışacağız!"
Yanımdaki soğuk kahveden bir hüp çekip konuşmama devam ettim ve gerçektende iki bavulla işi bitirdim!
Tabi boşuna fazladan valiz için para ödemiyordum, son kuruşuna son gramına kadar kullanacaktım bu hakkımı.
Ardından makyaj malzemelerimi ve takılarımı minik bir valize koydum, cilt ve vücut bakım eşyalarımı ayrı bir yere koydum, birinin akıp diğerlerini batırması isteyeceğim son şey bile değildi.
Evdeki işim bitince kamera kaydını kapattım, şarj aletlerimi ve diğer bütün elektronik eşyalarımı bilgisayar çantama tıkıştırıp duşa girdim.
Bu evden taşınıyorduk, ağabeyim zaten Kars'a giderken önemli şeyleri götürmüştü, evin içinde ki eşyalar bize ait değildi, eşyaları olan bir ev kiralamıştık ve şimdi bu evden ayrılma vaktinin gelmesi beni gerçekten üzüyor.
Üzerimi giyinip bu seferde telefonumdan kamerayı açıp kombini mi gösterdiğim bir kaç fotoğraf çekindim. Kırmızı ve yeşil vazgeçilmez renklerimdendir.
Tam 2 Büyük boy bavul 2 tanede valizim vardı... Hapsini kapının önüne çıkarıp tekrar eve girdim, kameramı ve kol çantamı alıp tüm camları kapattım, fişleri çektim, perdeleride kapatıp tüm odaları teker teker kilitledikten sonra girişe geldim,
Son kez arkama bakıp bende evden çıktım, kapıyı alttan üsten sağdan soldan yukarıdan aşağı bir milyon kez kilitleyip bavulları asansörsüz binanın üç katındanda sorunsuz bir şekilde indirdim.
Giriş katta oturan ev sahibimize anahtarı teslim edip vedalaştım
Dış kapının önüne gelip son bavulu da dışarı çıkardım. Tüm eşyalarımı bagaja yükledikten sonra beni 5 dakikadır bekleyen Taxiye en nihayetinde bindim.
"Sabiha Gökçen Havalimanı. "
💚🇹🇷❤️
Ertuğrulda annesini ziyaret etmek için geldiği bu kasvetli şehirden ayrılıyordu bu gün.
uçağa binmek için merdivnlerde sırasının gelmesini bekliyordu, uçak bir kaç dakika içinde kalkacaktı, ufuktan bir topuklu sesi geldi, Ertuğrul başını sese doğru çevirdi, bir kadın acele ile uçağa doğru koşuyordu.
Kadın merdivenler için oluşan sıranın sonunda durup soluklandı, yanlızca yakından seçilebilen koyu yeşil gözlere sahip kadın başını ona çivirince saniyelik bakıştılar.
Ertuğrul'un kaşları çatılınca kadın göz devirip önüne döndü ve çantasından çıkardığı telefondan kendine bakmaya, dağılan saçlarını düzeltmeye başladı.
Arkdan bir Ertuğrulu dürttü "bineceksen bin kardeşim bekleme yapma!"
Ertuğrul özür dileyip uçağa bindi, sonunda herkes bindiğinde hostesler kapıları kapatıp gerekli uyarıları yaptılar ve böylece uçuş başladı...
(böyle sahneler yazmaktan aldığım min keyif)
💚🇹🇷❤️
Uçuşun ilk saatindeydik, hemen bir fotoğraf çektim, inince atabilmek için.
Kulaklığımı takıp kendi çaldığım piyano müziğini dinlemeye başladım, en büyük hobim sevgili Cemile hocamın bana mirası olan piyano çalmaktı.
Yolculuğum iki saat sürdü, hostesler 10 dakikaya ineceğimiz bildirince müziği durdurup kulaklığı çantama koydum, bir kaç manzara fotoğrafı çekip iniş kısmınıda videoya çektikten sonra uçaktan indim.
Bavullarımı yanıma toplayıp Havalimanı görevlisinden valiz taşıma arabası rica ettim, bunların hepsini Taxi ye kadar ben taşıyacak değildim. Ağabeyime sürpriz yaptığım için o da gelip beni alamıyordu maalesef.
Adam önümden arabayla bavullarımı taşırken ben topuklularımı tıngırdata tıngırdata çıkışa doğru ilerledim.
Çıkış kapısına yaklaştığımda uçağa binerken göz göze geldiğim adamla karşılaştım, yanında iki sarışın kız vardı, bir kadın benimle yaşıt olsa da diğeri bariz belli liseliydi.
Üçüde bana garip garip bakıyordu, Başımla bir 'hayırdır' işareti yapınca adam bana doğru ilerlemeye başladı, aramızda iki adımlık mesafe kalana kadar yürüdü, muhtemelen Oğuz'un adamlarından biriydi,
Her ihtimale karşı çirkefleşmeden konuştum. "bir sıkıntımı var?"
Kumral adam sertçe yutkundu, "Esra Başaran?" tek kaşım havalandı,
"Buyrun benim? "
Ses tonu bir yerden tanıdık geliyordu ama çıkarmadım, ruhum bile rahatsız oluyordu bu adamı görmekten, gerekli müdahaleyi yaptım.
"bir sıkıntı yoksa iyi günler beyefendi." yanından geçip gideceğim sırada kolumdan nazikçe kavradı. "Ertuğrul Kalender, memnun oldum."
sertçe yutkunabildim sadece, olduğum yere çakılıp kaldım sanki, içimdeki küçük çocuk neşeli bir kahkaha attı, büyüyen kadın ise nefretiyle o çocuğu susturdu.
Onun annesi benim annemi ve doğmamış kardeşimi sebepsizce öldürmüştü, üstelik hiç ceza çekmeden bir ömür çocuklarıyla huzur içinde yaşamıştı, biz açlıkla sefaletle sınanmıştık, hepsi o kadın yüzündendi, annemin en yakın arkadaşı yüzünden...
Öfkem ve dolan gözlerim ile vücudum bir kez daha benim ne kadar karmaşık duygular yaşadığımı dışarıya vuruyordu.
Bir hışımla kolumu kendime çekip arkamı döndüm, aynı koyu kahveler, aynı kumral kıvırcık saçlar, fakat yüz hatları belirginleşmiş, hafif kirli sakal bırakmıştı.
Belkide pişman olacağım bazı şeyleri söylemekten çekinmedim. "ne işin var burada? Ölme sırası bana mı geldi? Annen yaşanmıştır, belki seni vekil kılmıştır! Ama şimdiden söyliyeyim, maalesef benim karnımda taşıdığım masum bir can yok! Veya öldüğümde geride sahipsiz kalacak çocuklarımda yok! Yani annen kadar zevk almazsın beni öldürmekten!"
Gözlerini sıkıca yumdu, içinde bir şeyleri halletmeye çalışıyordu galiba, söylediğim şeyler ona ağır gelmiş olabilirdi ama umurumda bile değildi, tekrar gözlerini açıp benim yeşilliklerime buz gibi baktı, "yıllar sonra karşılaşıyoruz ve gerçekten bana bunlarımı söylüyorsun? Lütfen," koyu kahveleri küçük sarışın kızı işaret etti. "Bari Yıldız'ın yanında bunu yapma! Gel bir yere ge-"
Aniden yükseldim. "Ne Yıldızı? Şakamı yapıyorsun? Utanmadan kardeşinin adını Yıldız koydunuz yani? Ne bu? Bir Yıldız ölünce kayar onun yerine bir başkası doğar felsefesi falan mı?"
Parmağını susmam için dudaklarımın üzerine kondurdu, "bağırma, bir yere geçip konuşalım. "
Parmağınıda hışımla ittim, "benim sizinle konuşacak hiç bir şeyim yok! Bir daha karşılaşmayalım lütfen!"
Öylece baka kaldı, bunu beklemiyordu sanırım, bende böyle bir şey yaşamayı beklemiyordum, onu en son 18 yıl önce görmüştüm...
Ben ömrüm boyunca Kalender ailesiyle hiç karşılaşmamayı dilemiştim, eğer karşılaşırsak ihtimalini aklımın ucundan bile geçirmedim hiç bir zaman, ama belli ki içimde boynu bükük kalan bir yanım bunu düşünmüş, ben sinirlendiğinde gözü dönen Esra, muhtemelen bir kaç saniye sonra onu görmezden gelip yoluma devam etmediğim için kendimi suçlayacaktım, bu cevabın bu karşılaşmanın nelere mâl olacağını bilemezdim, bir iki saniyelik bakışmanın ardından akan göz yaşlarımı elimin tersiyle silip yoluma devam ettim.
Bir taxi çevirip bindim ve kalacağım eve doğru ilerledim, aslında ağabeyim ile aynı evde kalmak isterdim ama ev almak için para biriktiyordu, bu yüzden ev arkadaşlarıyla yaşıyordu, bende onun bir iki mahalle ötesinde başka 3+1 ev buldum, üç kişi birlikte yaşayacaktık, ev sahibi hepsinin kadın olduğunu hatta eve erkek getirmenin yasak olduğunu söylemişti, zaten üst katımızda oturduğu için arada gelip kontrol ettiğinide eklemişti.
Yol boyunca ağlamamak için kendimi zor tuttum, geleceğimiz yere vardığımızda araba durdu, ücreti ödeyip indim, eşyalarımı binanın önüne indirdiğimde yanıma kapalı genç bir kız geldi, siyah eşofman takımı giymiş siyah bir şal ile kombinini tamamlanmıştı, heyecanla yanıma geldi, elini bana uzatıp, "Merhaba ben Sümeyye, sen hemşire kız mısın?" diye sordu.
Bende gülümsedim, elini sıkıp "memnun oldum, demek namım buralarda bile duyulmuş, evet bende Esra. " diyerek onu yanıtladım.
Kız samimiyetle gülümsedi, benden bir hayli kısaydı. 1. 50 falandı muhtemelen. " ben seni sosyal medyadan tanıyorum, takipçinim, yani o yüzden tanıdım. "
Nedendir bilinmez kızın yanakları kıpkırmızı olmuştu, "yardım edeyim, bizim evimiz üçüncü kat, asansörde bozuk. " deyince bende tebessüm ettim "aslında iyi olur teşekkür ederim" dediğim gibi hemen iki bavulumuda kapıp yukarıya çıkmaya başladı, boyuna göre bayağı güçlüydü, karınca misali. Bu noktada kendimce tebessüm ettim.
Tüm eşyalarımı Sümeyye ile birlikte kalacağım odaya taşıdık, ona dönüp "tekrar teşekkür ederim Sümeyye. " dedim.
Evin içinde olduğumuzdan şalını geriye doğru atıyordu, "ne demek, rica ederim, her zaman. " diye karşılık verdi, odadan çıkarken "iyi dinlenmeler." dedi ve kapıyı kapattı, bununla eş değer bir şekilde bende trencimi çıkarıp yatağın üzerine koydum.
Yatağın karşısında bir çalışma masası vardı ama onu an itibariyle makyaj masası ilan ettim, makyaj ve cilt bakım malzemelerimi masanın üzerine özenle dizdim, takılarımı ve tokalarımı da çekmeceye koydum, son tokayıda koyacakken yanımda pembe kurdelalı çıt çıtlı tokamıda getirdiğimi fark ettim, ben bunu çoktan çöpe attım sanıyordum.
Ertuğrulun bana verdiği doğum günü hediyesiydi, rastgele bir yere fırlattım, daha fazla onun uğursuzluğu ile günümü mahvedemezdim, geri kalan eşyalarımı da hızla dizerken vlogumu devam ettirdim, işim bitince videoyu sonlandırıp kameramı şarja taktım, odada herşey kilitliydi, dolaplar bile, gerçi ne kadar koruduğu hakkında şüphelerim vardı, ben duamı okuyup tüm eşyalarımı Rabbime emanet ettim, odamıda kilitleyip Sarıkamışın Sarıkamış Hastanesine, yani ağabeyimin yanına gittim.
Topuklularımı tıngırdata tıngırdata hastane koridorlarında ilerledim, bazı Hastane çalışanları bana bakıp birbirlerine bir şeyler fısıldıyorlardı.
Gördün mü bak adam ne yapmış etmiş kardeşini yanına getirmiş,
Torpilli hemşire,
Abisi onun yerine çalışır bu yer,
Burnu havada diyorlar, Hakan hoca çok şımartmış onu.
Peşinde aşiret ağası varmış! nasıl burnu havada olmaz?
Duyduklarım karşısında şaşkınım, böyle şeyleri nereden biliyorlardı ki? hepsini ağabeyime bir bir soracaktım, cidden şaka gibi namım buralarda duyulmuş tu...
Ağabeyimin odasını sora sora buldum ve tam kapının önünde durup isimliğe baktım.
~Uzman Dr Hakan Başaran~
Gülümseyip kapıyı tıkladım, "gel!" komutunu duyunca tüm dişil enerjim ve pozitifliğimle kapıyı açtım, abim hala benim geldiğimi anlamamıştı, bilgisayara bakarken, "buyrun şöyle geçin, şikayetiniz nedir?" gibi klasik bir doktor sorusu sordu, burada şımarabilirdim, onun yanında sadece güvende olurdum ve bukadar.
Karşısında dikilip ellerimi belime yerleştirdim, " şikayetim, ağabeyimin çok yoğun çalıştığından dolayı benim geldiğimi bile fark edememesi!" başını hızla bana çevirdi, gözleri ışıldadı - aksi mümkün olamazdı zaten- ayaklanıp yanıma geldi, sıkıca sarıldıktan sonra ikimizde sedyeye karşılıklı oturduk, bir eli elimin üzerindeydi.
"Esra, niye haber vermiyorsun geleceğini? Hani iki gün sonra geliyordun? Söylesen seni eve bırakırdım," bir an duraksadı. "bir dakika neyle geldin sen?"
En can alıcı kısım buradaydı, gerçekten, para ödemek abimin şu hayatta en nefret ettiği şeydi, masumca gülümsedim, "uçakla geldim. " abimin gözü seğerdi, "neyle geldin neyle?" hala gülümsüyordum, "uçakla" dili pek varmıyor gibiydi. "ne kadar ödedin?" dahada gülümsedim "1995 TL" abim bir umut gülümsedi,
"o ne? Kimin doğum günü? Hadi kardeşim bana tek kişilik uçak biletinin kaç TL olduğunu söyle! "
Pis pis sırıttım, "bir de bavullarım için ek ücret ödedim, ayrıca beni evede burayada Taxi bıraktı, e onada para verdim tabii."
Abim aklını kaçırmış gibi gülümsedi. "yok, benim kardeşim ağabeyini tanır, bir gün içinde bu kadar para harcamaya eli varmaz."
Artık gülümsemeyi kestim. "hoş geldin yok zaten! Hemen hesap sorma var! Kimlerle karşılaştığımı sormadın bile!"
Hemen ifadesini yumuşattı, konu para olunca ağabeyimkendini bile tanımıyordu, "ne oldu kimle karşılaştın?"
Yine gözlerim doluyordu. "Ertuğrullarla. "
Gözleri pörtledi. "Ayça da varmıydı?"
Bende sinirle baktım bu haysiyetsiz herife. "ben Ertuğrullar diyorum sen Ayça diyorsun! Evet ağabey vardı! Yani tanıyamadım ama oymuş, birde kardeşleri var adı ne tahmin et! Edemezsin hatta aklının ucundan bile geçmez! Yıldız!"
Adam iyice şoka girdi, ağzı açık kaldı, bir kaç saniye sonra "puşt herif. " dedi, normalde asla sövmeyen abim.
Demiştim, o aile insana küfretmeyi öğretir.
Bana sımsıkı sarıldığında artık patlama noktasındaydım, birazcık ağladım ama kapı tıklanınca susmak zorunda kaldım, içeriye bir hemşire girip acil ameliyat olduğunu söyledi, ağabeyimde koşarak çıktı odadan.
Odasındaki lavobo da elimi yüzümü yıkadım, yaşasın suya dayanıklı makyaj malzemeleri!
Yüzümü bir havlu kağıt ile kurulayıp çöpe attım, düzen hastası ağabeyimin masası jilet gibiydi, açılmamış bir Pet şişeyi açıp biraz su içtim, sonrada ağabeyimin masasına not bırakıp odadan çıktım, amacım eve gitmekti, ama tam karşıma dikilen genç kız yüzünden duraksadım, açık kahve gözlerini bana dikmiş tatlı tatlı bakıyordu. "sizinle bir şey konuşabilirmiyim?" seside o cani kadına çok benziyordu.
Karşımdaki kişi masumda olsa o aileye olan nefretimi dizginlemek bir hayli zordu, ne konuşmak istediği az çok belliydi ama kesin bir dille reddettim. "amacım seni kırmak değil, ama benim sizin ailenizle konuşacak bir şeyim yok, zira konuşacak olsam o herif ile konuşurdum. "
Yanından geçip gidecekken benimle birlikte yürümeye başladı, boyu benden biraz daha kısaydı gerçi 1.62'lik boyumla herkesleri kısa buluyordum orasında ayrı mevzu.
Sinirlenince her zaman yaptığım gibi tüm sinirimi derin bir nefes vererek atmaya çalıştım, kız yeniden konuya girdi. "ağabeyim yüksek rütbeli bir askerdir, bir timi var, komutan, ben onu hiç bu kadar sakin görmedim, size karşı sabrını korumayı başardığı için bile şanslısınız, ağabeyime sordum, sizin neden bizim ailemizden hoşlanmadığınızı, ama bir şey söylemedi, aslında konuşmalarımızdan anladım her şeyi, ama ben net olmayı istiyorum, biri beni tastiklese-"
Adımlarımı yere sabitleyip sinirle genç kıza döndüm, "beni ağabeyine götür!"
Şaşırdı ama bunu zaten istiyordu sanırım. "olur götürürüm. " dedi.
Kendi kendime "asıl sen şanslısın, ben sana karşı sinirime hakim olabildiğim için!" diye söylendim.
Bir Taxiyi yüz yıl bekledikten sonra binip askeriyeye gittik, parayı uzatacağım sırada genç kız parayı adamın eline sıkıştırıp arabadan hızla indi, bende inip kızın yanına gittim, ona çaktırmadan ağzı açık çantasına yüz lira attım, sessizce takip ettiğimde askeriyenin kapısının önüne geldik, nöbetçiler bize tip tip bakıyordu ama sanırım genç kız bu bakışmalara alışkındı.
"Yıldız Kalender, Ertuğrul Kalenderin kız kardeşiyim. " bana döndü, adımı bilmiyordu bende kendi adımı söyledim. "Esra Başaran. "
Nöbetçilerden biri elindeki tablete bir şeyler yazarken diğeri bana hala bakıyordu, "hangi vasıfla içeriye girmek istiyorsunuz?" sorusu banaydı, Kız için kapı açıldı
"komutan Kalendere Esra geldi deyin o anlar. "
Nöbetçiler genç kıza dönüp baktı, o da başıyla onaylayınca telefondan mesmursuza ulaştılar, bir iki dakikalık konuşmanın ardından benim için de kapılar açıldı, Kızla birlikte içeriye girdik, burası kocaman bir yerdi, şahsen ben burada kaybolurdum, etraf koca koca ağaçlarla kamufle edilmişti.
Bir binanın giriş kapısındaydık, buradada nöbetçiler vardı, İsmi lazım değil kız bana döndü, "istersen burada bekle Esra abla bende ağabeyime haber vereyim. "
Göz ucuyla baktım sadece, o da anlamış olacakki ses etmeden binaya girip gözden kayboldu, üzerimde gözler hissettiğimde başımı sağ tarafa çevirdim, akşam olduğundan her yer lambalarla aydınlatılmıştı, ve bir lambanın altınnda bana bakan 6 çift göz buldum, biri kapalı biri açık, iki kadın olmak üzere toplam 6 kişi bana meraklı gözlerle bakıyordu
Kapalı ve ay gibi teni olan hariç, o yiyecek gibi bakıyordu, başımı tekrar önüme çevirdiğimde, üzerinde kamuflajıyla salına salına gelen bir adet Ertuğrul Kalender ile göz göze geldim.
Bu sefer sinirlerime hakim olacaktım, karşımda dikilene kadar ona değil her yere baktım, soğuk sesi kulaklarımı bile üşüttü. "beni arayorsan?"
Evet hala sakindim, bende ona baktım. "yo, seni aradığım yok, senin dışında dünyanın ne kadar güzel olduğu ile ilgileniyorum. "
Sıcak görünen koyu kahvelerden buz fışkırıyor du. "sadede gel. " diye uyardı.
Tek kaşım havalandı, onun bana böyle davranmaya hakkı yoktu, "kardeşine sahip çık, sonra hastanelerden toplamak zorunda kalmayayım! Hem neden biricik kardeşine isminin bir hikayesi olduğunu söylemedin?"
Ellerini cebine koydu "bittiyse çıkabilirsin. "
Şeytan poposuna tekme atmam için beni fiştiklesede ben olgun bir kadındım. Hayır değildim!, aniden gelen öfke patlamasıyla çantamı sıkıca kavrayıp kafasına şaak diye indirdim.
"bitti!" diye bağırıp arkamı döndüm ve çıkışa doğru hızla ilerledim, kapı açılınca çıkıp, beklettiğim taxi ye binip kendi evime döndüm, yatsı ezanı okunmasına rağmen ışıklar kapalıydı, ses çıkarmamaya çalışarak odama girdim, makyaj masama oturup makyajımı sildim, ardından temiz kıyafetler alıp duşa girdim, vücut ve cilt bakımımı yaparken kendimi ağlamamak için çok zor tutuyordum, zira bu kremler çok pahalıydı... Tabiri yerinde totişimle aynı fiyattaydılar...
Türkiye ekonomisinde depresyona girmemek için giridğim haller şaka falan değildir efendim.
Bu gün çok fazla kötü olay yaşamış olduğumdan dolayı odama geçip tütsü yaktım ve doğal taşlarımı arındırdım, ardında üzerime rahat pijamalarımı giydim, acıkmıştım, mutfağa girdiğim sırada pat diye bir ses geldi, bu ses başımda patlayan konfetinin sesiydi, Sümeyye ve bir kız daha ellerinde atıştırmalıklarla bana bakıyordu.
Siyah saçlı beyaz tenli kız bir adım öne çıktı, elindekileri hemen yanımdaki mutfak masasına bırakıp bana elini uzattı. "Hilal ben, memnun oldum. " bende tebessüm ederek elini sıktım. "bende Esra, memnun oldum. "
Hilal masada ki atıştırmalıkları alıp oturma odasına doğru yürüdü. "haydi çabuk olun, Kızılcık şerbo başladı!"
Sümeyye ile bakışıp güldük. "sana hoş geldin sürprizi yapalım dedik, keyfin pek yerinde değil gibi?"
Tebessümüm derinleşti. "keyfim bir kaç saniye önce yerine geldi, teşekkür ederim."
Tekrar güldüğümüzde bana ocağın üzerindeki çaydanlığı işaret etti "sana zahmet çaydanlığı getirir misin?"
"elbette. " diyip çaydanlığı elime aldım ve oturma odasına geçtik, kapının sağ ve sol tarafında üçlü koltuklar vardı, kapının hemen yanında ise televizyon, ortada bize yetecek kadar bir sehpa vardı, balkon kapısının üzerindeki winx stickerları dikkatimi çekti, yanıt Hilalden geldi. "ben yapıştırdım nasıl olmuş?"
Tebessüm ettim. "çok güzel olmuş, Musa'yı çok seviyorsun sanırım, ondan daha çok var. " hepmiz yerlerimize otururken o çayları dökmeye başladı. "evet, müzik öğretmeni olmamda bana faydası dokundu? Peki ya sen hangi periyi daha çok severdin?"
"Flora" diye cevapladım.
Ardından sohbet kaynayıp köpürdü, gecenin bir yarısına kadar çılgınlar gibi sohbet ettik, Sümeyye 'ben sabah namazına kalkacağım yatıyorum' deyince bizde kalkıp ortalığı toparladık ve yattık.
💚🇹🇷❤️
Gecenin bir yarısı Ertuğrul askeriyedeydi, odasındaki sandalyeye yapışmış kendini işe vermişti, daha doğrusu bütün işlerini bitirmişti, bitirmemek için yavaş yavaş yapmıştı ama normalde bitmeyen işlerin şimdi bitesi tutmuştu, kolundaki saate baktı 03:30 du, oflayarak yüzünü ovuşturdu.
Esra, hiç beklenmedik bir anda karşısına çıkmıştı, gelir gelmez ortalığı darma duman etmişti, yada sadece Ertuğrul'un kalbini...
Böyle bir karşılaşmayı hiç hayal etmemişti Ertuğrul, hatta bir daha karşılalacaklarını düşünmüyordu, taki dün sabaha kadar, ona soğuk mu davranmalıydı? Ilımlımı olmalıydı, karar veremiyordu, Annesinin Yıldız teyzesini yaraladığını gözleriyle görmüş, yıllarca bu şoku atlatamamıştı, ama tüm suç annesinde değildi, Affanında suçu vardı hatta Abdullahında.
Ama Esra sadece Gülşen suçluymuş gibi davranıyordu, bir yanı ona hak veriyor gibiydi, Hakan'ın buraya bir yıl önce Kalp ve damar cerrahı olarak atandığını öğrenmiş ama bunu umursamayarak hayatını devam ettirmişti, onunla hiç karşılaşmamışken neden Esra ikidir üst üste karşısına çıkıyordu ki?
Üstelik Küçük kardeşinin adını da öğrenmişti, Hakan ile yüz göz olması an meselesiydi.
Ağrıyan başını bir kez daha ovaladı, geçmeyince küfredip bir şeyler atıştırdı ve hemen ilacını içti, gözüne bir gram uyku girmezken telefonuna bir bildirim düştü, yabancı numara ona bir video atmıştı.
🤦🤦🤦
Sabah güneş ışığının gözümü delmek istermişcesine bana zulm edişiyle uyandım, bu gün pazardı, yani tatilimin son günü! Sonra hastanede görevime başlayacaktım, zorunlu görevim 600 gün sürecekti, ve ben bu 1 yılı aşan sürede bir daha Ertuğrulu görmemeyi diliyordum, onu ve ailesini.
Saatin kaç olduğunu öğrenmek adına telefonuma baktım 10:22 yazısını görünce şaşkınlıktan kaşlarım havalandı, alarmsız bu saatte uyanmam mucizeydi.
Kalkıp tuvalete gittim, elimi yüzümü yıkadım, odama geri döndüğümde yüreğime bir ağırlık çöktü, iki göğsümün ortasına öküz oturmuştu sanki, bu hissi hiç sevmezdim çünkü bu his felaketin habercisiydi, yok sayarak üzerimi değiştirdim, Kars çok soğuktu, Tabiri caiz totişimi donmuştu. Şimdi anlıyordum neden buradakilerin beyaz tenli olduğunu...
Üzerimi giydikten sonra yatağımı topladım, telefonumu elime alıp oturdum ve internetimi açtım, telefonum patlayacak gibi oldu, bir sürü bildirim düştü kilit ekranımdaki vefat eden kedim pamuğun üzerine.
Telefonunu açıp instagrama girdim, girmez olsaydım... Bir magazin sayfası benim Ertuğrul ile havalimanındaki videomu çekmiş sesi kapatıp bir gerilim müziği koymuş videonun açıklamasını büyük harflerle yazmıştı.
'HİÇ SEVGİLİM OLMADI' DİYEN ESRA BAŞARAN KARSTA, HAVALİMANINDA ESKİ SEVGİLİSİYLE KAVGA EDERKEN KAMARALARA YAKALANDI!
histerik bir kahkaha benden izinsiz dudaklarımdan firar etti, bu gerçek olmazdı, yüz binlerce kişi beğenmiş on binden fazla insan bu konu hakkında videoya yorum yapmıştı, ben bu kadar ünlü biri değildim ama profilimi son bir kaç saatte binlerce kişi takibe almış, dm den bana bu konu ile ilgili sorular sormuşlardı.
Derin bir nefes verip gözlerimi kapattım, bu kesinlikle bir rüyaydı, hatta kabus, birazdan alarm çalacaktı ve bende söve söve uyanacak işe gidecektim, bir müddet böyle beklesemde hiç bir şey değişmedi, gözlerimi yeniden açtığımda o videoyu daha çok kişinin beğendiğini gördüm yalnızca, ardından kan beynime sıçradı.
Hep onun yüzünden olmuştu, karşıma çıktığı saniyeden itibaren hayatım yolunda değildi, bunu o yaptırdıysa? Diye düşünmeden edemedim, bana askeriyenin yolları göz kırpıyordu...
🤦🤦🤦
Yaklaşık 20 dakikadır kapıdaki zebani efelerle bakışıyordum, beni içeriye almayacaklarını söylemişlerdi, bende inat etmiş burada dikiliyordum, belkide beyefendi gazabımdan korkmuştu, bir daha kendimi yeniledim.
"Ertuğrul Kalender Komtanınıza söyleyin alsın beni içeriye! Onunla konuşmam lazım, dünde geldim zaten!"
Kapının sol tarafında ki zebani derin bir nefes aldı, "bacım kaç defa söyleyelim Komutanım yok burada, hem buraya kaç kişi geliyor seni mi aklımızda tutacağız biz?"
O inatsa ben keçiydim. " biliyorum Komutanınız burada! Ama benimle görüşmek istemiyor değilmi? Acil diyorum açın kapıyı lütfen! "
Aynı adam cevap vermek için ağzını açmıştı ki arkamdan gelen ses onu susturdu, benimde sinirlerimi hoplattı.
"kendini bir şey zannetme, daha yeni geldim, gördüğün üzere. "
Ona doğru döndüğümde bana değil kapıda ki askerlere bakıyordu, başıyla işaret versede içeriye bana bakmadan girdi, bende peşine takıldım, nispet yapıyordu galiba, onu taklit ettim "beni arıyorsan?" sesimi onun kadar soğuk tutmaya çalış
Umursamazlığı üstündeydi. "yo seni aradığım yok, senin dışında dünyanın ne kadar güzel olduğu ile ilgileniyorum. "
Çantamı sıkıca kavradım, tam tekrar vuracakken duraksayıp eliyle çantamı sıkıca kavradı, "sakın!" bir hışımla çantamı çekip topuklularımı bir adım geri durmak için tıngırdattım.
"konuşmamız lazım. "
Yine nispet yapıyordu. "benim seninle konuşacak hiç bir şeyim yok. "
"benim var!" diye üsteledim, beni duymazdan gelerek yürümeye devam etti, bende topuklularımla büyük adımlarına koşarak eşlik etmeye çalıştım.
Dün akşam önünde beklediğim binaya girdik, bir odanın kapısını açtı içeriye girdi, odanın ortasında bir masa, sandalye, etrafında büyükçe, dosyalarla dolu bir kütüphane vardı. Kapıyı girmem için açık bıraktı, bende girip kapıyı kapattım, o sandalyesine oturdu bende karşısında dikiliyordum, oda yalnızca Ertuğrul'un tam arkasında kalan camla aydınlandığından etrafta hoş bir karanlık oluşuyordu.
Başını ne ara gömdüğünü bile bilmediğim dosyalardan kaldırmadan bana hitaben konuştu. "derdin ne?"
Çantamı masasına sertçe koydum, bunu bana bakması için yapsamda bir işe yaramadı, utanmasa tırnaklarına oje sürecek gibi bir hali vardı ve bu rahat ama soğuk tavrı beni çileden çıkartmaya başlıyordu.
"Sosyal medyadaki görüntüleri görmemiş gibi davranamazsın!" diyerek konuya lap diye daldım.
Bir dosyaya bakarken beni cevapladı
"sosyal medyada görmedim zaten. "
Tek kaşım havalandı. "nerede gördün o zaman?"
Dosyayı sertçe kapatıp Kurt bakışlarını bana çevirdi. "yabancı bir numara gecenin bir yarısı bana bu videoyu gönderip videodaki sesi kapatmak için benden 150 bin TL istedi. "
Telaşlandım bir an. "ne yani 150 bin TL yi ödedin mi?"
Hala umursamazdı. "teessüf ederim, kılımı bile kıpırdatmadım, polis arkadaşları yönlendirecektim ama uykun bölünsün istemedim, şikayetti tutuklamaydı uğraşma diye, bende ağabeyini arayıp ona ödettim parayı. "
Gözlerim şokla açıldı, hatta bir gözüm seğerdi,"ne?" bu noktada yükseldim. "NE?!"
Ben bilmem anlamında dudak büzdü, ağzımı açıp bir şey söyleyecekken kapı tıklamadan içeriye biri daldı, arkamı döndüğümde ağabeyimle karşılaştım.
Sertçe yutkunmakla yetindim, ağabeyim hiç bir şey söylemeden, hatta yüzüme bile bakmadan beni kolumdan nazikçe kavradı, aslında sinirliydi ama her halükarda canımı yakmamaya dikkat ediyordu.
"ağabey." diye mırıldandım.
Birlikte odadan çıkarken arkamda kalan Ertuğrula son kez baktım, o da bana buz gibi bakıyordu, önüme dönüp ağabeyimle askeriyeden çıktık, canı ciğeri kırmızı tofaşına bindirildim ve çıt çıkarmama izin vermeden beni ormanlık, sakin bir alana götürdü.
Bölüm sonuuuu 💥💥💥
Bayramınız Mübik olsunn ballı bööreklerimmm
Oy ve yorumlarınızı bekler okuyan gözlerinizden öperim Saygılarımla
💋💋💋💋💋💋
Bölüm etkileşimi
