ESRA kitap kapağı

1. bölüm / 17

ESRA

1. Bölüm - İhanet -

Vaveyla Yazarı: Maysa Pıtır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 1. Bölüm - İhanet -

Esra kitabına hoş geldiniz

Bu benim wattpad de yayımladığım ikinci kurgu, ama ilk kurgumla neredeyse bir ay fark var aralarında, yani henüz ilk acemiliğim gitmeden yazdığım bir kurgu.

Giriş bölümü yazmadığım için çok pişmaniyeyimmm 😭😭😭

Kitabımızın ilk üç bölümü flash back, sonra başrol kadın Esra'nın anlatımıyla okuyacağız.

Kitabımız bir kaç bölüm sonra size iyice askeri bir hava verecektir. Askeri bir kurgu demek neredeyse doğru olur.

Ben 5 mayıs 2024 tarihinde bu kitabın ilk bölümünü yayımladım. Sizde bu kitabı nereden bulduğunuzu ve başlama tarihinizi bu köşeye not edebilirsiniz.

Esra Başaran'ı herkes sevmiyor nedense? Ben çok seviyorum, sonuçta onun annesinden daha çok annesiyim. Anneler anlatmış gerçekten ŞSMXŞWÖXSÖDLWÖDK

HEERRRRRRRRNEYSEEEEEE

Hazırrrrrrrmıyızzzzz elmalı turrrrtalarrrrrrrr

Yolun bahtın açık olsun Esra💚❤️

İşte artık bölümü okumaya başlayabilirsiniz. Efsane tam olarak şöyle başladı;

"o gün cidden birlikte son defa doğum günümüzü kutladığımızı bilmiyordum, oysa ki yüz defa dünyaya gelsem, yüzünde de doğum günümü ve hayatımı seninle paylaşmaya çoktan razıydım. Lütfen geri dön, doğum günümüzü paylaşalım marul."

⭐🌙

2005, 15 Ocak soğuk bir kış gecesi.

Bu gün Esranın doğum günüydü. Aynı zamanda aile dostları Tahsin ve Gülşenin ilk çocukları olan
Ertuğrulunda.

Mehmet ile Tahsin aynı sokağın, aynı okulun, aynı mesleğin çatısı altında dostluklarını sürdüren iki Askerdi. Onlar gibi eşleri de yakın arkadaşlardı.

Mehmet ile yıldız görücü usulü tanışmışlardı, onların nişanında ise en yakınları tanışmıştı, her şeyleri zamanlı ama peş peşe olmuştu

Gülşenin ilk hamileliği hariçti tabii. Onun ilk çocuğu Ayça'ydı, Ertuğrul evlatlıktı. Ama bu dört ebeveyn arasında minik bir sırdı, öylede kalması için çabalıyorlardı ama Ertuğrul, büyüdükçe tanımadığı annesine benziyordu. Öyle tahmin ediyorlardı yani.

Bu elbette engellenemez bir şeydi, uygun olan en yakın sürede Gülşen ile Tahsin bu konuyu oğulları Ertuğrula onun anlayabileceği bir dilden anlatacaklardı ama en azından doğum gününü güzel geçirsin istiyorlardı.

15 Ocak kamp yapmak için pekte uygun bir gün değildi, zira hava çok soğuktu ve lapa lapa kar yağıyordu.

Ama Esra, Ertuğrulunda aklına girmişti, bu iş olmak zorundaydı, o kampa mutlaka gidilmeliydi, çünkü... Çünküsü yoktu, Esra'nın canı istiyordu, aslında bir çünküsü vardı.

Esra'ya göre doğum günü çok sıkıcıydı, hep hava çok soğuk oluyor hiç bir yere gidemiyorlardı, oysa arkadaşları ballandıra ballandıra doğum günlerinde gittikleri yerleri anlatıyorlardı.

İki aile Başaranların salonunda toplanmış, minik Esrayı ve ona uyan zavallı Ertuğrulu bu kar kıyametin olduğu vakitte kamp yapamayacaklarına dair ikna etmeye çalışıyorlardı, lakin her türlü vazgeçirme girişimleri Esra'nın asi çığlıklarıyla son buluyordu.

Yıldız, kızını kucağına alıp tekrardan eşinin yanına oturdu, önce minik Esra'nın saçlarını okşadı eli hala kızının yanağını okşarken Mehmet, kızına bir kez daha anlattı. "bak yavrum, minik süslü kurdelem benim, dışarıya ekmek almaya çıkınca bile götü - ay yani popomuz donuyor, evladım bu kamp aşkı nereden çıktı? Oturalım evimizde mis gibi, üfle pastanıda yiyelim artık! Çay da zaten kaynaya kaynaya bitti! "

Yıldız son sözlerle eş değer bir şekilde gözünü belerterek eşine döndü, sıktığı dişlerinin arasından savurduğu tehditler hiçte yüzü kadar masum değildi. "çayın suyu bitmiş miş! Ben şimdi o çaydanlığı - tövbe tövbe! " neyse ki bu söylenmelerini yanlızca eşi duymuştu.

Esra, bağırmaktan kısılan sesiyle direnişe devam etti. "ben kampa gitmek is- ti- yo- rum!"

Ertuğrul ise artık pes etmişti. "ben daha istemiyorum kamp falan, hem annem üşürse karnındaki bebekte üşür, boş ver Esra, artık pastamızı yiyelim. "

Esra duyduğu bu cümlelerle yıkılmıştı, yarı yolda bırakılmış satılmıştı... En yakınından yediği bu darbe ise ona çok ağırdı, bu yüzdendi dudaklarının öne doğru büzülüşü, gözlerinin kızarışı ve burnunun akışı.

Annesinin kucağından inip koşarak Ertuğrulu geriye doğru itti, halının üzerine sırt üstü uzanan Ertuğrul neye uğradığını şaşırdı, Gülşen ayaklanacaktı ki Tahsin bir elini bacağına hafifçe yaslayıp onu durdurdu. "sen yorulma hatun, ben bakarım" diyip ayağa kalktı.

Gülşen ise yalnızca üç buçuk aylık hamile olmasına rağmen eşinin bu tavrından sıkılmıştı, aslında hoşuna gidiyordu ama hamilelikte işler tam tersiydi, mesela çikolata yemeyi çok seviyordu ama buraya gelmeden önce Tahsine "ben neden çikolata seviyorum hiç mi merak etmiyorsun?" diye sorup tartışma çıkartmıştı, aslında bi' sebebide yoktu, öylesine sinirlenmek gelmişti içinden.

Şimdide sinirleri tepesine vurmuştu, "ay vallahi yangın var diye bağıracağım ha! Karnı burnunda kadın değilim ki ben! Kalkar bakarım oğlumuza, o kadarda değil Tahsin! "

Tahsin, aldığı ikaz ile yerine geri oturdu, zaten onlar tartışmalarını bitirene kadar Yıldız, Ertuğrul'un yanına gidip onu kaldırmış ve hiç bir yerine bir şey olmadığından emin olmuştu.

Ertuğrul, sakince babasının yanına oturdu. "valla ne oldu anlamadım ki baba! Bi baktım küt yerdeyim, kötü bir şey mi dedim?" Tahsin oğlunun karşı cins isyanına büyük bir tecrübe ile cevap verdi. "bak oğlum kadın milleti böyledir, neye uğradığını şaşırırsın. Bir bakarsın küt! yerdesin. Bir bakarsın çat! Lafı yersin. Ama böyle böyle birbirinize alışırsınız, ileride gül gibi geçinir gidersiniz. "

Mehmet, kızının laf arasında kaynadığını duyunca ayağındaki terliği çıkartıp keskin nişancılığını konuşturarak Tahsini anlının ortasından vurdu, en ters bakışlarını sunarken ayağa kalkıyordu, "Ayça'da şimdiden ay parçası gibi maşallah, bizim Yusuf'un oğluyla da yaşları yakın, ne yapsak beşik kertmesi falanmı -" sözünü yarıda kesen terliğinin ona aynı şekilde geri dönmesiydi.

Zira Ayçada beşik kertmesi için bi' 6 yıl kadar büyüktü.

Mehmet gururla gülümsedi, " ipin ucu sana değince nasılda canın yanıyor? Yaa! " yere bıraktığı terliğide giyinip kızının yanına gitti, kapısını tıkladı ama Esra, bağıra çağıra salya sümük ağlamaktan tıklanan kapısının sesini duymadı, Mehmette kapıyı yavaşça açıp içeriye girdi, kızının bakışları ise usulca kendisine döndü.

Mehmet kapıyı kapatıp yavaşca kızının yanına yatağın ucuna oturdu. "Sen gel bakayım bi' babanın kucağına. " diyerek Esrayı kucağına aldı, tabii Esra'nın canına minnetti, hemen babasının dediğini yapıp uslu uslu kucağına çıktı.

Mehmet, kızının saçları şefkatle okşamaya başladı. "şimdi söyle bakalım babana, bu kamp fikrini aklına kim soktu?" Esra yeniden savunma moduna geçti.
"kimse demedi baba, ben kendim istedim." Mehmet derin bir nefes verdi. " o zaman neden istediğini söyle, eğer çok geçerli bir sebepse bir kere daha gözden geçiririz bu kamp işini."

Esra'nın hemen yüzü düştü, burnunu çekti, elinin tersiyle sümüğünü koluna sildi. Koyu yeşil harelerini babasına çevirdi. "arkadaşlarım doğum günlerinde hep bir yerlere gidiyorlar, ama ben hiç gitmiyorum, hep hava soğuk, evde oturuyoruz. birde ben doğum günümü Ertuğrulla paylaşmak istemiyorum! O gitsin kendine başka doğum günü bulsun! "

Kızının bu açıklaması Mehmeti gülümsetti, ama yinede kızını bu sevdadan vazgeçirmesi lazımdı.
"Arkadaşların bir yerlere gidiyorlar çünkü kaliteli ve eğlenceli zaman geçirmek istiyorlar, ama bizim bir yerlere gitmeye ihtiyacımız yok ki, Tahsin amcan, Gülşen yengen, Annen, ağabeyin, Ayça, Ertuğrul birde ben, biz kocaman bir aileyiz, hep birlikteyken zaten çok eğlenmiyormuyuz? "

Esra hemen başıyla onayladı. "E o zaman doğum gününü kocamaaan ve mutlu ailenle mi kutlamak istersin, yoksa otun çöpün içinde mi?" Esra biraz düşündü. "ailemle kutlayacağım. Ama Ertuğrulla doğum günümü paylaşmam!" Mehmet'in hoşuna gidiyordu tabii bu Ertuğrul meselesi, canına minnetti ama Ertuğrula da yazıktı. "tamam kızım artık Ertuğrulla paylaşmana gerek yok, ama bu seferlik paylaş olur mu? Son kez, sonra paylaşmazsın."

Esra'nın aklına yatmıştı bu fikir. Mehmet kızının göz yaşlarını eliyle sildi, cebinden çıkardığı mendille Burnunuda sildi. Esra babasının kucağından inip aynasının karşısına geçti ve toz pembe her yerinde kurdeleleri olan elbisesini düzeltti.

(elbiseyi böyle düşünün ama her yerinde küçük küçük tülden toz pembe kurdeleler var)

Mehmet kızının yanına gidip başını okşadı, Esranın elini sıkıca tuttu ve odadan çıktılar, herkes oturma odasındaydı, Hakan bile! Kardeşinin doğum günü hürmetine arabalarıyla oynamayı bırakıp ailesinin yanına gelmiş yaşam belirtisi vermişti.

Doğum gününün yıldızları sanki az önce küsmemiş gibi 32 diş sırıtıp 'sandalyeye ilk oturan kazanır' yarışması yapıyordu, her şey normale dönünce Tahsin kamerasını çıkarıp kaydı başlattı, herkes masada sessizce oturuyordu, ışıklar kapalıydı, Gülşen ile Yıldız mutfakta pastayı hazırlayıp mumları yaktı, Yıldız pastayı eline alıp önden yürüdü, Gülşen'de ışığı kapayıp arkasından geldi.

İkisi salona girdiğinde hep bir ağızdan koro halinde hiç şaşmayan marşlarını okudular, son kez olduğundan habersizdiler.

"iyiki doğdunuz çocuklar
İyiki doğdun Esra
İyiki doğdun Ertuğrul
İyiki doğdunuz, iyiki doğdunuz
Mutlu yıllar size!"

Sonra kakhalar ve alkışlar bir tufan kopardı, Tahsin videoyu sonlandırıp herkesin son defa birlikte olduğu o fotoğrafı çekti, her şeyden habersiz çokda mutlulardı.

Pastalar yendi limonatalar içildi. Esra her zaman ki gibi elbisesini pasta aracılığıyla kirletti, Yıldız söylene söylene Esra'nın üzerini değiştirip pijamalarını giydirdi.

Çocuklar bir yanda oyun oynuyordu, büyükler koltuklara geçmiş çay eşliğinde zamanın su gibi akıp gittiğini, Esra'nın 6, Ertuğrulun 10 yaşına ne ara girdiğini konuşuyorlardı.

Gün bitince herkes evine çekildi ve son kez derin, mutlu ve huzurlu bir uykunun tadını çıkardı...

⭐🌙

Gülşen, hamileliğinde verdiği yorgunlukla başını yastığa koyar koymaz uykuya daldı.

Tahsin ise bunu fırsat bilip çalışma masasına geçmiş eline bir kalem alıp beyaz kağıda olan biten herşeyi yazmış ardından bu mektubu bir zarfa koyup Gülşenin makyaj masasındaki takı kutusunun içine bırakmıştı.

Yatak odasından çıkıp biricik prensesi Ayça'nın odasına gitti önce, kızının üzerini örttü, altın sarısı saçlarını okşadı, alnına ve yanaklarına küçük öpücükler bıraktı, bu vedalaşma canını yakıyordu onları bir daha göremeyecek olmak çok kötü bir hisse neden oluyordu.

Göz yaşları akmak için fazlaca çaba sarf ediyordu, sessizce kızının odasından çıkıp oğlunun odasına geçti, Ertuğrulun üzeri açık değildi ama o yinede yorganını düzeltti dalgalı kumral saçlarını okşadı, kilolu olmamasına rağmen tombul olan yanaklarını öptü, o sırada Ertuğrul uyanır gibi oldu. "baba?" kalkmaya meylederken Tahsin, oğlunun başını tekrar yastığa bıraktı.

"uyu oğlum, ben üzerini örtmeye geldim, tatlı rüyalar aslan parça'm." Ertuğrul, uyku ile uyanıklık arasındaydı, babasının dediğini yapıp tekrardan uykuya daldı, gelecekte bu davranışı yüzünden kendini asla affetmeyecekti ama bilemedi.

Tahsin'in en baş ve en son durağı her zaman ki gibi Gülşendi, onun yanına gitmek, ona veda etmek bir hayli zordu, ağlamamak için kendini çok tutuyordu, yavaşca yatak odasına girdi kapıyı kapattı, Gülşenin yanına oturdu ve kendi eline kıyasla ufacık kalan eli avucuna aldı, sımsıkı tuttu. Narin bir öpücük bıraktı.

Göz yaşları kahverengi harelerinden firar ediyordu, bir elinin tersiyle sildi isyankar göz yaşlarını, sonra Gülşeni yanaklarından alnından ve gamzesinden öptü, onu bu hamile haliyle bırakmak çok caniceydi, kendini asla affetmeyecekti.

Yataktan kalkıp üzerini değiştirdi, salona geçip saatin 02:30 olmasını bekledi, telefonu ilk çalışta açtı, beklediği görev talimatı geldi, evden çıktı, kapıyı çekmeden önce arkasına son defa baktı, yatakta uyuduğunu sandığı Gülşen'in gözünden acı bir damla yanağına doğru süzüldü. Hamileydi o, hissetmişti bir şeyleri.

kal diyemedi gitme, yapma da demedi, sessizce kabullendi bu vedayı, çünkü biliyordu Tahsin, ne yaparsa önce vatanı sonra ailesi için yapardı.

Ve Tahsin kapıyı bir daha açmamak üzere kapattı.

Gülşen, hüngür hüngür ağlamaya başladı, koyu kahve hareleri takı kutusunda takılı kaldı.

Tahsin, kıpkırmızı gözlerle üst kata çıkıp Mehmet Başaran'ın kapısını tıkladı, uykudan yeni uyanan Mehmet açtı kapıyı. "bir şey mi oldu devrem?" diye sordu. Tahsin başını hayır anlamında salladı."beni aradılar, göreve gidecekmişiz, beş dakika var." Mehmet çatallaşan sesini düzeltip sordu. "sabah ezanıyla girdik eve, hani iki gün iznimiz verdı, nereden çıktı bu görev?"

Tahsin derin bir nefes verdi. "ne bileyim müneccim ben? Görev var dediler hazırlandım. Sende git vedalaş, hazırlan da hemen çıkalım, bizim çocuklar donmasın bu soğukta." Mehmet başıyla onayladı, kapıyı açık bıraktı ve yatak odasına gitti, zaten uyanık olan yıldızla vedalaştı, üzerini değiştirdi.

Sonra Hakan ile Esra'nın odalarına gidip onlarıda öptü, çıkışa yönelecekken Yıldız kolundan tutup onu durdurdu.

Mehmet sorgular bakışlarını eşi Yıldıza dikti. "Mehmet, içimde bir sıkıntı var, gitmesen mi bu göreve?" Mehmet, içten bir şekilde tebessüm etti. "o nereden çıktı Yıldız'ım? Acil çağırmışlar işte, hep böyle oluyor zaten. Hem çok uzun sürmez, malumat verilmemiş çünkü, geliriz inşallah bir iki güne." Yıldız yinede çok endişeliydi. "peki, madem sen öyle diyorsun, Allah'a emanet ol Canım." diyerek son kez sarıldı eşine, Mehmette sonkez eşine sımsıkı sarılıp yüzüne, dudaklarına ve boynuna öpücükler bıraktı. "sizde Allah'a emanet olun bir tanem."

Birbirlerinden ayrıldılar. Mehmet Yıldızın topuklularının yanındaki postallarını ayağına geçirdi, kapıyı çekip evden çıktı, Tahsin ile birlikte merdivenlerden aşağı inip askeriyeye doğru yol aldılar.

⭐🌙

Tüm Tim Tahsin'in yönlendirmesiyle birlikte dağlara çıkmış düşmanlara karşı pusu kurmuşlardı, her biri doğayla kamufle olmuştu.

Tahsin ve Mehmet her zaman ki gibi yanyanalardı, Mehmet silahının dürbününden evin içindeki ele başı olan Aykut adında bir teröristi hedef aldı, Tahsinden vur emri gelmesini bekliyordu ama Tahsin hala hiç bir emir vermiyordu.

"ne zaman vuracağız komutanım?" diye aklından geçeni sordu Mehmet, Tahsin ise içeriden Aykutun işaret vermesini bekliyordu, cevap vermedi bu yüzden.

Bir kaç dakika sonra Aykut bir sigara yaktı, bu Tahsin için beklediği işaretti, yavaşca ayağa kalktı. Mehmet onun bu tutarsız davranışlarından şüphelenmeye başlamıştı sinirle uyardı. "komutanım ne yapıyorsunuz? Bizi yakalatacaksınız!"

Tahsin, bu serzenişe cevap verdi. "vur!" Mehmet sinirle tekrardan önüne dönüp adamı hedef aldı, ama bir dakika! oda neydi? Aykut az önceki yerinde yoktu ve ev boşalmıştı!

Mehmet tedirgince Tahsine döndü, ama Tahsinin silahını elinden bırakıp düşmanın inine doğru yürüdüğünü gördü, şok içindeydi. "komutanım ne yapıyorsunuz?!" dedi Tahsinin duyabileceği bir tonda.

Fakat cevap belirginleşiyordu! Tahsin yavaşca evin bahçesine toplanan it sürüsünün yanına gitti, Aykut ile tokalaştı, Mehmet bu yaşanan olayı ağzı açık bir şekilde izledi, ihanete uğramışlığın verdiği yıkım tüm bedenini ele geçirmişti.

Zaten etraflarını düşman sarmış, çember içinde kalmışlardı. Tüm tim Mehmetin yanına gelip ne olduğunu, Tahsin'in ne yaptığını sordu. Mehmet sonunda geçirdiği şoktan çıkıp ekip arkadaşlarına yöneldi. "Tahsin komutanımız bize ve devletine ihanet edip it sürüsünün tarafına geçti! Bu görevde ben, komutanınız olarak devm edeceğim." herkes başıyla onaylayınca devam etti.

"bu haine ve itlere karşı savaşmaya var mısınız?" diye sorunca hep bir ağızdan "varız." dediler.

"Hakkınızı helal eder misiniz?"

"Helal olsun! "

"hakkınızı helal eder misiniz?

"helal olsun!"

"Hakınızı helal eder misiniz?"

"helal olsun! "

Mehmet gözünü kararttı. "Vatan sağolsun!" dedi ve içinden diğer herkes gibi şehadetini getirdi.

"Etrafımızı sardılar, göğüs göğüse çarpışacağız!" diyerek komut verince tüm askerler baş hareketiyle onayladı.

Ve tüm heybetleriyle ayağa kalktılar, önde Mehmet, arkada Timin geri kalanı postallarını yere vura vura it sürüsünün karşısına geçtiler.

Aykut ellerini arkadan birleştirmiş koca göbeğini öne atmıştı, gelen Adamlarla yüzündeki memnuniyetsizlik ifadesi dahada arttı.

"داشتم به این فکر میکردم که جلسهات کی تموم میشه، زود تموم شد! "

(bende toplantınız ne zaman bitecek diye düşünüyordum erken bitti! )

Mehmet ve arkasındaki Yiğitler bu farsça küçümsemeyi elbette anlamışlardı komutanları cevabını verdi. "biz itle köpekle dün savaşmaya başlamadık Aykut!" Türkçe konuşmuştu, elalemin diliyle konuşmak için kendini yoramazdı, zaten hain bir köpek sınıfına geçen Tahsin bunu hemen farsçaya çevirdi, Mehmet hala Tahsin'in bu yaptığına inanmakta zorlanıyordu.

it sürüsü aniden eve doğru koşmaya başladı, Tim bu saçma ve anlamsız kaçışa bir kulp takamasada onların peşinden koştu, eve girdiklerinde odalara dağılıp aramaya başladılar tam o sırada çok şiddetli bir patlama oldu, yüksek desibeldeki ses kulakları sağır etti.

Herkesin bedeni bir köşeye savruldu, toz dumana karıştı, her yer alev aldı. Tüm bedenler cayır cayır yanmaya başladı, Mehmet yerde boylu boyunca uzanıyor nefes alamıyordu. Başından aşağı sızan sıcak sıvı uykusunu getiriyordu, gözlerinin önüne Yıldız'ı geldi, Esrası, Hakanı geldi. Yüzünde masum bir tebessümle Şehadet getirmeye çalıştı. son kez titrek bir nefes verdi. tüm hayatı gözünün önünden geçti ve aciz kalan bedeni oracıkta ruhunu teslim etti.

Ya da etmedi?

⭐🌙

Yıldız, dün gece endişeden uyuyamamıştım. Eli sürekli Mehmet'in hediye ettiği ay yıldızlı kolyeye gidip durmuştu, daha önce hiç böyle bir endişe duymamıştı ama şimdi içi nedensizce kan ağlıyordu.

Sabah namazından sonra uzun uzun dua etmişti eşi ve çocukları için, dualar içini bir nebze ferahlatmıştı. Şimdide mutfakta çocuklara kahvaltı hazırlıyordu.

Esra yumurtayı tam pişmiş seviyordu Hakan ise bıraksan yumurtayı çiğ çiğ yiyecekti, onlar için ayrı ayrı omletler hazırladı, sofrayı kurup Esra'nın odasına gitti, yine yorganını itmiş üzeri açık uyuyordu minik afacan.

Yıldız'ın yüzüne bir tebessüm yayıldı, kızının yanına gidip kızıllık barındıran koyu kahve saçlarını okşadı, güneş vurdukça annesinin tarafından aldığı kızıllıklar dahada parladı, Yıldız sesini çok yükseltmeden kızını uyandırdı. "Esra, uyan güzel kızım benim, kalk hadi annesinin prensesi."

Uykusundan uyandırılmış Esra hiçte bir prenses gibi değildi, saçı başı dağılmıştı ve bir cadıya benziyordu.

Annesini görünce o da gülümsedi ve yattığı yerden kalkıp annesinin yanağına kendince kocaman ve sulu bir öpücük kondurdu." günaydın!" dedi bir kuşu andıran cıvıltısı.

Yıldızda onun gibi karşılık verdi. "sana da günaydın prensesim benim! Haydi koş bakalım tuvalete." Esra aldığı komutla hemen tuvalete koştu. Yıldız arkasından baka kaldı, biri dokunsa ağlayacaktı.

Esra işimi halledip elini yüzünü yıkadı. O çıkınca Hakan da işini halletti ve hep birlikte sofraya oturdular, Hakan mutfağın kapısından oturma odasına doğru baktı ama kimseyi göremedi, Yıldız oğlunun kimi aradığını biliyordu. "babanız göreve gitti çocuklar, ama merak etmeyin, en kısa sürede dönecekmiş." içinden inşallah demeyi ihmal etmedi.

Çocukların yüzü düştü. Esra derince ofladı. "hep böyle oluyor ama, ben hiç babamla kahvaltı etmedim ki! Kesin yine bir sürü gün geçince gelecek!"

Hakan ise süt bardağını masaya koyarken "geliyor ama," dedi. "bazılarının babası gidiyor ve bir daha dönmüyor. Ama bizim babamız hep döner değil mi?" küçük Esra başıyla onaylarken Yıldız'ın aklına kurt düştü. İçinde ki huzursuzluğun nedeni bu olabilir miydi?

Herzaman ki gibi sessiz sedasız bir kahvaltı oldu buda, bu gün cumartesiydi, okul yoktu, o yüzden Hakan, Esra, Ertuğrul ve Ayça lojmanın bahçesine oyun oynamaya indiler.

Yıldızda aklındaki kötü düşünceleri savmak için temizlik yapmaya karar verdi, mutfağı topladı, çamaşırları makinaya attı, evi süpürdü sildi, en sonundada bir güzel duş aldı, üzerini giyinmiş tam salona geçiyordu ki kapı tıklandı, kalbi güm güm çarpmaya başladı, phortmantodan şalını alıp başına doladı kapıyı açtı ama gelen Yalnızca Gülşen ve Timde ki Yusuf adında bir askerin eşi Nida'ydı.

Gülümseyerek onları içeriye davet etti, mutfağa gidip çay suyu koydu sonrada salona kadınların yanına geçti.

Hoş geldin beş gittin fasıllarından sonra koyu sohbete dalmıştı üç genç kadın, Yıldızın içinde ki o kötü his, derdini arkadaşlarıyla paylaştıkça azalmaya başladı.

Nida, kayınvalidesiyle yaşadığı komik bir anıyı anlattığında üç kadında şen kahkahalar attı.

Tam o sırada kapı tıklandı, Yıldız yüzünde asılı kalan tebessüm ile kapıyı açtı, çocuklar geldi sanıyordu bu yüzden aşağı doğru bakarak kapıyı açmıştı ama karşılaştığı şey çocuk değil büyükçe bir Türk bayrağıydı.

Önce yüzündeki gülümseme yavaşca soldu ,ardından gözleri doldu dudakları titremeye başladı ,bakışlarını yavaşca bayrağı tutan askere kaldırdı ,ağlamak üzere olduğundan çatallaşan sesiyle masumca sordu.

"ne oluyor?" Asker çok fazla söze hacet duymadı, karşısındaki kadının yüzüne bakmadan, "başınız sağolsun, kıdemli üsteğmen Mehmet Başaran gittiği görevde şehit düşmüştür." dedi duygudan yoksun tutmaya çalıştığı bir sesle.

Yıldız henüz ilk şoku atlatabilmiş değildi bu yüzden, "Vatan sağolsun." dediğini fark etmedi bile.

Gözünden bir damla yaş süzülüp girişteki paspasın üzerine düştü, kendine uzatılan bayrağı titreyen eliyle aldı, ağlama ve bağırıp çağırma isteği hat safhadaydı, "Mehmet," diye fısıldadı. Ardından kapının önünde yere çöktü, zira bacaklarından derman kesilmişti, daha yüksek bir sesle bağırdı. "MEHMET!" Elinde ki bayrağı bağrına basarken haykırdı.
"MEHMET! SENDE Mİ BAYRAĞIN ALINA, AKINA KARIŞTIN MEHMET!"

İçeride ki kadınlar Yıldız'ın feryadını duydukları gibi hızlıca kapının önüne geldiler, Nida yere çöküp bayrağa sarılarak ağlayan Yıldız'ın yanına çömelip onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

Gülşen ise az sonra duyacaklarından korkarak, "ne oluyor burada?" diye sordu.

En öndeki asker geriye çekildi ve sağda ki onun yerinde dimdik durdu.
"Mehmet Başaran, Tahsin Kalender, Yusuf Uludağ ve diğer tim arkadaşları gittikleri görevde şehit düştüler, maaşlarını toplamak uzun sürdü, başınız sağ olsun."

Yıldız'ın gözleri fal taşı gibi açıldı, korkudan titreyen sesiyle sordu. "N-naaşlarını toplamak uzun sürdü derken?!"

En arkada Yusuf Uludağın bayrağını vermek için bekleyen asker öne çıktı. "Yusuf Uludağ'ın naaşını tek parça halinde bulduk, Mehmet Başaran' nın sol bacağını bulamadık. Tahsin Kalender'in yalnızca sağ kolu bulunabildi. Yüzüğün içinde eşi ile birlikte kendi adı yazdığı için onun koku olduğunu düşünüyoruz."

Gülşen, duyduğu cümlelerle eş değer bir şekilde elini karnına, bebeğinin üzerine yasladı. Kapının pervazından ve bebeğinden destek almaya çalıştı ama bunlar onu ayakta tutmaya yetmemişti, aniden gözü kararmış yer ayakları altından kaymıştı, narin bedeni aniden yerle bir olunca Nida, Yıldızı bırakıp bayılan Gülşene baktı, başını kucağına koydu.

Nida kendi derdine yanamıyordu, çünkü iki arkadaşıda kriz geçiriyordu, biri kendini kaybetmişçesine ağlıyor, diğeri ise yerde baygın yatıyordu, ama en azından şanslıydı ,Yusuf'unun naaşı eksiksizdi, bir gün eşinin naaşını eksiksiz olmasına şükredeceği aklının ucundan bile geçmezdi.

⭐🌙

Eveet ballı böreklerim ilk bölümün sonuna geldik

Ama ikinci bölümü de hemen atacağım inşaallah

Çünkü daha hikâyenin girişindeyiz yani şu an sadace geçmişi anlatıyorum

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

50okunma 3beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18