12. bölüm / 40
End of beginning - minsung12'
Bölümler 40Şu an: 12'
- 1 1223 kelime
- 2 2706 kelime
- 3 3648 kelime
- 4 41.226 kelime
- 5 5801 kelime
- 6 6705 kelime
- 7 7794 kelime
- 8 8640 kelime
- 9 9649 kelime
- 10 10791 kelime
- 11 11717 kelime
- 12 12'861 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13956 kelime
- 14 14771 kelime
- 15 15743 kelime
- 16 16775 kelime
- 17 17848 kelime
- 18 18714 kelime
- 19 19832 kelime
- 20 20709 kelime
- 21 21°1.093 kelime
- 22 22725 kelime
- 23 231.054 kelime
- 24 24953 kelime
- 25 25968 kelime
- 26 26849 kelime
- 27 27721 kelime
- 28 28745 kelime
- 29 29654 kelime
- 30 30°1.427 kelime
- 31 31803 kelime
- 32 32776 kelime
- 33 331.740 kelime
- 34 341.135 kelime
- 35 35993 kelime
- 36 36860 kelime
- 37 37811 kelime
- 38 381.007 kelime
- 39 39899 kelime
- 40 401.152 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
⚠️⚠️UYARI⚠️⚠️
ARKADASLAR BU BOLUMDE RAHATSIZ EDICI VE BAZI OKUYUCULARI TETIKLEYEBILECEK YERLER BULUNMAKTADIR. RAHATSİZ OLACAK KISILER LUTFEN BOLUMU GECSIN.
⚠️⚠️UYARI⚠️⚠️
"Öyle işte. Minho'yla da konuşmadım hiç o zamandan sonra." Bütün olayları anlatmıştım. Hepsi teker teker yuta ya sövüyordu. "Bugün onlar buraya gelmicekmiş, şansına küs jis." Alayla konuştu jeongin. Hyunjin le baya bir konuşuyorlardı, hyunjin jeonginden hoşlanmaya başladığını söylemiş jeongine. O günden beri flörtleşip duruyorlarmış.
"Of sus. Gelmemeleri daha iyi, yüz yüze anlatamam bu olayları ona. Bana yazarsa öyle anlatırım anca." Sigaranın dumanını üflerken konuştum.
.
.
.
Saat 12 ye yaklaşmaya başladığında hepimiz yavaştan eşyalarımızı topluyor evlere dağılmak için hazırlanıyorduk. Merdivenlerden çıkıp yürümeye başladık, sessizce yürüyorduk. "Kanka annem mesaj atmış, markete uğrayacakmış sizi eve bırakıyım mı diyor. Napalım bekleyelim mi?" Felix'in sorduğu soruyla hepimiz durup onu dinledik. Seungmin ile jeongin onu onayladı fakat ben yürüyeceğimi belirtip yola koyuldum.
Apartmana yaklaştığım sırada birisinin adımı seslenmesiyle arkamı döndüm, "han! Bekle!" Gördüğüm kişiye gözlerimi devirip yürümeye devam ettim fakat elimi tuttup beni durdurduğu için ona dönmek zorunda kaldım. "Ne istiyorsun gece gece sapık gibi? Ne işin var senin burda, ya ailem görse!?" Sinirle sordum ve elimi sertçe çektim onun ellerinden. Yuta gülümseyip cevap verdi "kimse duymaz merak etme güzelim. Mor saçlı arkadaşın yüzünden konuşamamıştık hatırlarsın ki, yolda tek başına yürüdüğünü görünce gelmek istedim yanına. Hayırdır, sevgilin falan mı?" Elimi saçlarımdan geçirip sinirle konuştum "ne sevgilisi ya, yok benim sevgilim falan! Ayrıca seni ilgilendirmiyor yuta, kendine eğlenecek başka birini bul. Eve gitmem gerekiyor." Arkamı dönüp yürümeye yeltendim fakat elimi tutarak beni sokağın kenarında bulunan çimenlik bir alana getirdi. Elimi geri çekmeye çalışsam da o kadar sert tutuyordu ki canımı acıtıyordu. Çimenliklere geldiğimizde durdu ve elimi bırakıp omuzlarımdan tuttu. "Sokağın ortasında olmaz diye düşündüm tenha bir yere gelelim dedim, iyi yapmış mıyım?" Ellerini omzumdan çekip bir adım geri attım "aynen çok iyi yapmışsın. Senin derdin ne amına koyim? Onca yıldan sonra nerden geldim aklına? Ne istiyorsun benden? Yaptıkların yetmiyormuş gibi bir de bana sunduğun tekliflere bak! Derdin ne lan senin?" Gözlerim yavaştan dolmaya başlıyordu. Hiçbir ışık yoktu, sadece ayın yansıttığı güneş ışığıyla aydınlanıyordu burası. Kimse de yoktu, biraz korkuyordum.
"Biliyorum, yaptıklarım yanlıştı. Senin değerini seni kaybettikten sonra anladım han. Özür dilerim." Sesi hüzünlü çıkmıştı, duygu sömürüsü yaptığı her halinden belli oluyordu. "Han deme bana amına koyim. Nefret ettiğimi bile bile yapıyorsun ya, üzerine atlayasım geliyor." "Yoksa bu bir teklif mi?" Hafifçe gülümseyerek sordu. "Kafan falan güzel herhalde senin. Seninle daha fazla uğraşamam, gidiyorum ben" tekrar yürümeye yeltendiğimde bu sefer aşırı sert bir şekilde beni omuzlarımdan tutup bir tane ağacın gövdesine attı, sırtım acıdığı için minik bir inleme kaçtı ağzımdan. İki elini başımın yanına, ağaca yaslayıp suratıma doğru eğildi. "Bir daha beni dinlemeden gitmeye çalışırsan, hiç güzel şeyler olmayacak Han Jisung." Yutkundum. Sesinde ki öfke ve gözlerindeki ateşi gördüm. Artık gerçekten korkuyordum. Yuta'yı tanıyordum. Neler yapabileceğini biliyordum, neler söyleyebileceğini tahmin edebiliyordum.
Bir keresinde sırf ilişkiye girmek istemediğim için sertçe tokat atmış, ardından özür dilemişti. O zamanlar aşkından kör olduğum için yaptığı duygu sömürüsüne inanmıştım, ilişkiye de girmiş bulunduk.
"Yuta, çekil. Lütfen." Sesimde ki korku etrafa yayılmıştı adeta. "Sakin ol, sana bir şey yapmayacağım ama beni dinleyeceksin. Şuan, burada. Anladın mı?" Kafamı salladım ve onu dinlemeye başladım. "Yaptıklarımın farkındayım. Sana çöp parçasıymışsın gibi davrandım, seni aldattım. Ben bunları unutup seninle yeni bir sayfa açmak istiyorum. Affet beni." Ellerini çekti ve bir adım uzaklaştı. "Seni affetmeyeceğim yuta. Kusura bakma ama, oyunlarına kanacak başka birini bul. Bizim seninle işimiz çoktan bitti." Pişman falan değildi. Yine olsa yine yapardı. Yutayı benden çok kimse tanıyamaz.
Duygu sömürüsüne tekrar kanmadığım için sinirlendi. Dilini yanağında gezdirdi ve tekrar ellerini başımın iki yanına koydu. "O zaman şöyle yapalım, yatak arkadaşı olmaya ne dersin?" Sorduğu soruyla kahkaha attım resmen.
"Ay hiç güleceğim yoktu." Kafamı ona yaklaştırdım ve tükürcesine konuştum "git, o şunun kadar olamıyorsun diyip siktiğin kızı ara. Belki o da seni özlemiştir hm?" O kadar sinirliydim ki artık sinirden ağlayacak dereceye gelmiştim.
Sinirini belli edercesine bana baktı, gözleri bütün yüzümde, vücudumda gezindi. Bakışlarından rahatsız olup gitmek istediğimi belirttim, ama nafile. Beni dinlemiyor, sinirle suratıma bakıyordu, sanki onunu görmüyor gibiydi. "Eve gidicem yuta, bırak beni." Ellerini çekti, sert bir şekilde kollarımdan tuttu, "seninle işim bitene kadar hiçbir yere gitmiyorsun han jisung." Korktum, ölmek icin yalvarıyodum tanrıya içimden, al canımı, al canımı kurtulayım şundan.
⚠️⚠️⚠️⚠️
Beni tuttuğu gibi yere yatırdı ve boğazımı emmeye başladı, şok olmuştum. Bunu yapacağını tahmin edebiliyordum ama ihtimal vermek istemiyordum. Üzerimden itmeye çalıştım fakat o kadar güçlüydü ki hiçbir şey yapamıyordum. "Bırak! Bırak beni! Bırak beni yuta lütfen." Artık ağlıyordum. Böyle bir şey yaşamak istemiyordum. Boynumu emiyor, vücudumu elliyor aynı zamanda kendini bana bastırıyordu. İtmeye çalıştıkça daha da sert davranıyordu. Bacaklarımla itmeye çalıştıkça kendini bana daha da sert bastırıyordu. Tanrıya dua etmekten başka çaremin olmadığını anladığımda hüngür hüngür ağlıyordum artık. Çekilmesini söylüyordum bağırıyordum ama nafile. Dinlemiyordu.
Kemer sesini duyunca daha da ağlamaya başladım, tam bağıracaktım ki üzerimde ki ağırlık birden kalktı. Şok etkisiyle hiçbir şey yapamamıştım, kirlenmiştim. Kollarımdan destek alarak kendimi kaldırdım. Yuta yerde, üstünde onu öldüresiye yumruklayan bir minho vardı.
.
.
.
Su bolumu yazarken o kadar zorlanmistim ki, hatta tamamen farkli bir senaryoyla degistirmek istemistim. Ama yuta'nın nasil bir karakter oldugunu anlatan en iyi sahne bu sekilde anlatilabilirdi. Oncelikle tetiklenen ve rahatsiz olan okuyuculardan teker teker ozur diliyorum.
Oy vermeyi unutmayin!!^^
Bölüm etkileşimi
