38. bölüm · Dörtnala büyümek
38. Bölüm
Netlik, insanın zihninde uzun süre asılı kalan sisin bir anda dağılması değildir yalnızca. Daha çok, sisin içinde yürümeye çalışırken fark edilen bir yol çizgisidir. İnsan bazen gerçeği görmek ister ama aslında istediği şey her zaman gerçek değildir; istediği şey, gerçeğin anlaşılabilir olmasıdır. Çünkü anlaşılmayan şey, insanı yorar. Netlik ise bu yorgunluğu bir süreliğine durdurur.
Netlik, her zaman güzel hissettirmez. Hatta çoğu zaman ilk anda rahatsız edicidir. Çünkü insanın alıştığı belirsiz alanı daraltır. O daralma, zihnin kurduğu ihtimalleri tek tek ortadan kaldırır. Daha önce “belki” ile başlayan cümleler, yerini “bu böyle” ya da “bu değil” gibi kesin ifadelere bırakır. Ve kesinlik, insanın hayal kurma alanını küçültür. Bu yüzden netlik, bazen özgürlük gibi değil, bir sınır gibi hissedilir.
Ama insan zamanla şunu fark eder: sınır, aynı zamanda bir korumadır.
Çünkü belirsizlik geniştir ama tehlikelidir. Netlik ise dar ama güvenlidir. İnsan neyle karşı karşıya olduğunu bildiğinde, zihni artık sürekli senaryo üretmek zorunda kalmaz. Şüphe, ihtimal ve korku aynı anda çalışmayı bırakır. Bu da zihinsel bir sessizlik yaratır. Ve insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri tam olarak budur: susan bir zihin.
Kitabın içinde geçen bilinmezlik ve şüphe duyguları düşünüldüğünde netlik, onların karşıtı gibi görünür. Ama aslında netlik bir karşıt değil, bir denge noktasıdır. Çünkü bilinmezlik tek başına kaldığında büyür, şüphe tek başına kaldığında çoğalır. Netlik ise bu ikisini sınırlandırır. Onlara bir çerçeve çizer.
İnsan çoğu zaman netliği sadece “cevap” olarak düşünür. Oysa netlik sadece cevap değildir; aynı zamanda bir yön belirlemedir. Bir kapının kapanması ya da açılmasıdır. Bir yolun devam edip etmediğinin anlaşılmasıdır. İnsan, hangi yolda yürüdüğünü bildiğinde, artık kaybolma korkusu yaşamaz. Kaybolmak, bazen fiziksel değil zihinseldir. Netlik bu zihinsel kaybolmayı azaltır.
Ama netliğin zor tarafı da buradadır: İnsan bazen yanlış bir netliği doğru bir belirsizliğe tercih eder. Çünkü yanlış bile olsa netlik, bilinmezlikten daha katlanılabilir görünür. İnsan “en azından biliyorum” hissine tutunur. Bu yüzden netlik her zaman hakikati temsil etmez; bazen sadece zihnin dayanma şeklidir.
Yine de gerçek netlik, insanı yanılsamadan çıkarır. Çünkü netlik, ihtimalleri azaltır ama gerçekliği artırır. İnsan artık neyin olmadığını da bilir. Bu bilgi, ilk anda kayıp gibi hissedilir. Çünkü her ihtimalin kapanması, küçük birer vedadır. Ama zamanla bu vedaların aslında bir rahatlama olduğu anlaşılır.
Netlik, insanın kendi iç dünyasında da önemlidir. Bir duygu net olmadığında, insan sürekli kendini sorgular. “Acaba hissettim mi?”, “Acaba abartıyor muyum?”, “Acaba yanlış mı düşünüyorum?” gibi sorular zihni sürekli çalıştırır. Ama netlik geldiğinde, bu soruların çoğu yerini sessizliğe bırakır. Çünkü artık düşünmek değil, anlamak vardır.
İlişkilerde de netlik aynı etkiyi gösterir. Belirsiz bir bağ, insanı sürekli bekleme halinde tutar. Beklemek, zamanla bir alışkanlık haline gelir ama bu alışkanlık huzur vermez. Netlik geldiğinde ise bekleme sona erer. Sonuç ne olursa olsun, insan artık bir duruşa sahip olur. Bu duruş, acı bile olsa, belirsizlikten daha sağlamdır.
Belki de netliğin en önemli yanı şudur: İnsanı sürekli aynı yerde döndürmez. Belirsizlik, insanı aynı soruların etrafında dolaştırır. Netlik ise o çemberi kırar. Bir yön verir, bir sınır çizer, bir başlangıç ya da bitiş oluşturur.
Ve insan şunu öğrenir:
Netlik her zaman rahatlık değildir.
Ama çoğu zaman özgürlüktür.
Çünkü netlik, insanı “ne olabilir?” sorusundan çıkarır ve “ne var?” gerçeğine getirir.
Ve insan için en yorucu şey çoğu zaman yaşananlar değil, yaşanabilecek olanlardır.
Net olmamak, insanın zihninde sürekli açık kalan bir kapı gibidir. Ne tamamen kapanır, ne de gerçekten açılır. Arada kalır. Ve insan o kapının önünde durdukça, içeri girip girmemesi gerektiğini bilemez. İşte bu kararsızlık hali, zamanla bir duygu değil, bir yaşam biçimi haline gelir.
Net olmayan şeyler insanı sürekli düşünmeye zorlar. Ama bu düşünme hali üretken bir düşünce değildir. Daha çok döngüsel bir yorgunluktur. Aynı sorular tekrar tekrar ortaya çıkar, aynı ihtimaller yeniden hesaplanır, aynı sahneler zihinde defalarca oynatılır. Fakat hiçbir düşünce bir sonuca ulaşmaz. Çünkü netlik yoktur. Ve netlik olmadığında düşünce ilerlemez, sadece yer değiştirir.
Net olmamak, insanın en çok hayal gücünü çalıştırdığı ama en az gerçeğe ulaştığı alandır. Zihin boşluğu sevmez. Boşluk varsa onu doldurur. Ama netlik yoksa, bu boşluk her zaman doğru şeylerle dolmaz. Bazen umutla dolar, bazen korkuyla, bazen de tamamen uydurulmuş ihtimallerle. Ve bu ihtimaller, gerçeklerden daha güçlü hissedilebilir.
İnsan bir süre sonra net olmayan şeye bağlanmaya başlar. Çünkü net olmamak, aynı zamanda bir ihtimal alanı bırakır. “Belki” kelimesi orada yaşar. Belki düzelir, belki geri gelir, belki yanlış anlaşılmıştır, belki zamanla değişir… Bu “belki”ler insanı ayakta tutabilir ama aynı zamanda içeriden yavaş yavaş tüketir. Çünkü belirsizlik, umutla birlikte yaşar ama umudu sürekli askıda tutar.
Net olmamak ilişkilerde daha görünür hale gelir. Bir insanın ne hissettiğini bilmemek, ne düşündüğünü anlayamamak ya da bir bağın nereye gittiğini görememek… Bunların hepsi insanı aynı yerde tutar: bekleme halinde. Beklemek ise zaman geçirmektir ama ilerlemek değildir. İnsan beklerken yaşar ama çoğu zaman kendini yaşamıyor gibi hisseder.
En zor tarafı ise şudur: Net olmayan şeyler bazen hiçbir şey olmamış gibi görünür. Dışarıdan bakıldığında her şey normaldir. Ama içeride sürekli çalışan bir sistem vardır. Zihin anlam arar, kalp yön arar, hisler bir cevap bekler. Fakat cevap gelmediği için her şey yarım kalır.
Net olmamak, insanın kendine güvenini de etkileyebilir. Çünkü sürekli yorum yapmak zorunda kalır. Bir bakışı anlamaya çalışır, bir sessizliği çözmeye çalışır, bir gecikmeyi açıklamaya çalışır. Ve bu yorumlama hali zamanla insanı yorar. Çünkü gerçek yerine ihtimalle yaşamak, zihinsel bir yük taşımaktır.
Bilinmezlik bu yüzden net olmamanın temelidir. Ama bilinmezlik tek başına nötr bir şeydir. Onu ağır yapan, insanın onu doldurma çabasıdır. Netlik olmadığında insan boşluğu kendi düşünceleriyle kapatır. Ve bu düşünceler bazen gerçeği temsil etmez, sadece korkunun ya da umudun şekli olur.
Net olmamak aynı zamanda bir bekleme durumudur. Ama bu bekleme aktif değildir. Bir şeyin gerçekleşmesini izlemek değil, gerçekleşip gerçekleşmediğini anlamaya çalışmaktır. Bu fark küçük gibi görünür ama insanın iç dünyasında büyük bir ağırlık yaratır.
Yine de net olmamanın içinde garip bir bağ da vardır. İnsan bazen netlikten kaçabilir. Çünkü netlik bir son getirir. Net olmayan şey ise her şeyin mümkün olduğu hissini korur. Bu yüzden bazı insanlar net olmayan şeylere tutunur. Çünkü o alanda hem kaybetmemiştir hem de tamamen kazanmıştır.
Ama zaman ilerledikçe bu alan daralır. “Belki”ler azalır, ihtimaller yıpranır, zihindeki senaryolar tekrar etmeye başlar. Ve insan şunu fark eder: Net olmamak, sonsuz bir ihtimal değil, yavaş bir tükeniştir.
Sonunda insan iki şeyden birini seçmek zorunda kalır. Ya netliği kabul eder ya da belirsizliğin içinde kalmaya devam eder. Ama hangisi seçilirse seçilsin, net olmamanın en önemli gerçeği değişmez:
İnsan en çok bilmediklerinden değil, bilemediklerinde uzun süre kalmaktan yorulur.
Netlik ve netsizlik, insan zihninin aynı soruya verdiği iki farklı cevaptan çok, iki farklı yaşam biçimidir. Biri insanı bir noktaya sabitlerken, diğeri onu sürekli hareket halinde tutar. Biri durdurur, diğeri sürükler. Ve insan çoğu zaman bu iki hal arasında gidip gelir.
Netlik, bir şeyin ne olduğunu bilmektir. Ama sadece bilgi değildir; aynı zamanda zihinsel bir yerleşmedir. İnsan net olduğunda artık tahmin etmek zorunda kalmaz. İhtimaller azalır, senaryolar sessizleşir, sorular tek tek düşer. Zihin sürekli çalışmayı bırakır ve ilk kez tek bir gerçeğe odaklanır. Bu yüzden netlik, çoğu zaman ağır olsa bile düzenlidir. İnsan neyle karşı karşıya olduğunu bilir.
Netsizlik ise bunun tam tersidir ama sadece “bilmemek” değildir. Netsizlik, bilinememe halinin uzaması ve bu uzamanın zihinde sürekli büyümesidir. Bir cevap yoktur ama sorular vardır. Bir sonuç yoktur ama ihtimaller vardır. Ve bu ihtimaller ne kadar çok olursa, insanın zihni o kadar yorulur. Çünkü net olmayan şeyler kapanmaz, açık kalır.
Netlik insanı bir sona getirir. Bu son bazen bir başlangıçtır, bazen bir bitiştir. Ama her durumda bir yön vardır. İnsan artık beklemez, yorumlamaz, çözmeye çalışmaz. Sadece bilir. Ve bilmek, her zaman rahatlatıcı olmasa da belirsizlikten daha düzenlidir.
Netsizlik ise insanı sürekli arayışta tutar. Ama bu arayış çoğu zaman bir yere varmaz. Çünkü ortada tutunulacak bir gerçek yoktur. Zihin sürekli boşlukları doldurur, sonra o doldurduğu şeylerden şüphe eder, sonra yeniden doldurur. Bu döngü, insanı fiziksel olarak değil ama zihinsel olarak yorar.
Netlikte insanın zihni sadeleşir. Netsizlikte ise çoğalır. Aynı olay için birçok açıklama, aynı duygu için birçok yorum, aynı insan için birçok ihtimal oluşur. Ve bu çoğalma, insanın iç dünyasında bir kalabalık yaratır. Kalabalık arttıkça sessizlik kaybolur.
Bir diğer fark, kontrol hissindedir. Netlik insana bir yön duygusu verir. İnsan neyi kontrol edip edemeyeceğini bilir. Netsizlikte ise kontrol hissi dağılır. Çünkü kontrol edilecek şey bile net değildir. İnsan neye müdahale etmesi gerektiğini bilemez.
Netlik bazen acıtır ama açık eder. Netsizlik bazen umut verir ama tüketir. Netlikte insan bir gerçekle yüzleşir. Netsizlikte ise birçok ihtimalle boğuşur.
Kitabın içindeki bilinmezlik temasına bakıldığında, netsizlik aslında hikâyenin yaşadığı alandır. Çünkü bilinmezlik net olmadığı sürece büyür. Netlik geldiğinde ise küçülür ya da tamamen sona erer. Bu yüzden netlik, hikâyeyi bitiren şeydir; netsizlik ise hikâyeyi uzatan şey.
İlişkilerde de bu fark çok belirgindir. Netlik, bir bağın ne olduğunu gösterir. Sevgi mi, uzaklık mı, devam mı, bitiş mi… Netsizlik ise bunların hiçbirini söylemez. Sadece hissettirir ama açıklamaz. Ve insan, açıklanmayan şeylerde en çok yorulur.
Atlar ve insanlar üzerinden bakıldığında da fark açıktır. Atlar daha net tepkiler verir. Yaklaşır ya da uzaklaşır. İnsan ise çoğu zaman net değildir; karışık sinyaller, değişen duygular ve sürekli yorumlanması gereken davranışlar taşır. Bu da insan ilişkilerini daha karmaşık hale getirir.
Netlik, insanın zihnindeki sisin dağılmasıdır. Netsizlik ise o sisin içinde yürümeye devam etmektir. Sis tamamen kötü değildir; bazen gizem, bazen umut taşır. Ama uzun sürdüğünde insan yönünü kaybetmeye başlar.
Sonuçta netlik ve netsizlik arasındaki en temel fark şudur:
Netlik, insanı bir yere götürür.
Netsizlik ise insanı bir yerde tutar.
Ve insan en çok, nerede olduğunu bilemediği yerde yorulur.
Fotoğraflara bakarken zamanın akışı değişmişti.
Duvarlar sabit değildi artık.
Sanki hepsi nefes alıyordu.
---
Zayn’ın yüzü her karede aynıydı.
Ama her kare bana farklı bir şey söylüyordu.
---
Ve sonra…
---
bir ses.
---
Arkadan.
Yakın.
Sakin.
---
“Buldun demek.”
---
---
Nefesim bir an kesildi.
---
Dönmedim hemen.
Çünkü bazı sesler…
dönmeden önce anlaşılır.
---
Ve o sesi biliyordum.
---
---
“Zayn…”
---
Sesim istemsiz çıktı.
---
Sanki isim söylemek bile fazlaydı.
---
---
Yavaşça arkamı döndüm.
---
Ve oradaydı.
---
Zayn.
---
Sakin.
Hiç acele etmeyen bir şekilde.
Sanki yıllardır bu anı bekliyormuş gibi.
---
Gözleri fotoğraflara değil…
bana bakıyordu.
---
---
Bir adım attı.
---
Ahırın içi daralmış gibiydi.
---
“Şaşırdın mı?” dedi.
---
Sesi düz.
Ama içinde bir ağırlık vardı.
---
---
Ben cevap vermedim.
---
Çünkü beynim tek bir şeyi tekrar ediyordu:
---
Bu adam hep buradaydı.
---
---
Zayn hafifçe başını eğdi.
---
Sonra çok basit bir cümle söyledi.
---
“Hoş geldin, kardeşim.”
---
---
Dünya bir an durdu.
---
Ahır sessizleşmedi.
---
Ben sessizleştim.
---
---
“Kardeşim…”
---
Kelime ağzımda yabancıydı.
Ama aynı zamanda tanıdıktı.
---
---
Zayn bir adım daha attı.
---
Fotoğrafların yanından geçti.
---
Sanki hepsi onun için sıradan bir geçmişti.
---
Ama benim için…
---
her biri yeni bir çöküştü.
---
---
“Sen…” dedim.
---
Sesim kırıldı.
---
“Sen başından beri buradaydın.”
---
---
Zayn cevap vermedi hemen.
---
Sadece baktı.
---
Sonra hafifçe nefes verdi.
---
“Başından beri değil.”
---
“Doğru yerden itibaren.”
---
---
O an anladım.
---
Bu ev sadece hatırlamak için değildi.
---
Bu ev…
biri tarafından yazılmıştı.
---
Ve ben o hikâyenin içine geç kalmıştım.
---
---
Zayn gözlerini kaldırdı.
---
Ve ilk kez sesi sertleşti.
---
“Artık her şeyi biliyorsun.”
---
“Ya da… bilmeye başlıyorsun.”
Uçağa bindiğimde bu kez hiçbir şey bana yabancı gelmedi.
Çünkü artık yolculuk yapmıyordum.
Bir şeye yaklaşıyordum.
---
Yanımda Zayn oturuyordu.
Sessizdi.
Ama bu sessizlik huzur değildi.
Hazırlıktı.
---
Camdan dışarı baktım.
Bulutlar aşağıda değilmiş gibi duruyordu.
Sanki biz yukarı çıkmıyorduk…
bir şeyin içine giriyorduk.
---
“İngiltere’ye neden gidiyoruz?” dedim.
---
Zayn hemen cevap vermedi.
Başını hafifçe cama çevirdi.
Sonra konuştu.
---
“Çünkü her şey orada başladı.”
---
---
Sözler kısa geldi.
Ama içimde uzun sürdü.
---
“Ne başladı?” dedim.
---
Zayn bu kez bana baktı.
Uzun süre.
Kaçmadan.
---
“Senin sandığın hayat,” dedi.
---
---
Uçak sarsıldı.
Ama içimdeki sarsıntı daha büyüktü.
---
---
İngiltere’ye indiğimizde hava griydi.
Ama bu gri gökyüzü değildi.
---
Hatıraydı.
---
---
Zayn’ın evine gittiğimizde kapı kendiliğinden açılmadı.
Ama kilit de engel olmadı.
Sanki ev bizi bekliyordu.
---
İçeri girdik.
---
Ev düzenliydi.
Ama yaşayan bir düzen değildi.
---
Saklayan bir düzen.
---
Zayn montunu çıkardı.
Hiç acele etmedi.
---
“Otursana,” dedi.
---
Sanki konuşacağımız şey bir sohbet değilmiş gibi.
Bir itirafmış gibi.
---
---
Oturduğumda ellerim fark etmeden sıkıldı.
---
Zayn karşıma geçti.
---
Bir süre sustu.
---
Sonra ilk kez “gerçek” konuşmaya başladı.
---
“Eldric Valen,” dedi.
---
İsim havaya düştü.
---
“Aileni dağıtan kişi.”
---
Nefesim kesilmedi.
Çünkü içimde zaten vardı.
---
Sadece şekil kazanıyordu.
---
---
“Victor…” dedim.
---
Zayn başını salladı.
---
“Victor bir anahtar.”
---
“Senin için bırakılmış bir şey.”
---
---
“Benim için mi?” dedim.
---
Zayn gözlerini kaçırmadı.
---
“Hayır.”
---
“Senin içine yerleştirilmiş bir şey.”
---
---
O an sessizlik çöktü.
---
Ev bile dinliyordu.
---
---
Zayn ayağa kalktı.
Masaya bir dosya bıraktı.
---
Kalın.
Eski.
Ağır.
---
Üzerinde tek bir isim vardı:
---
ELDRIC VALEN
---
---
“Bunu okursan,” dedi Zayn,
“geri dönüşün olmaz.”
---
---
Dosyaya baktım.
---
Ve ilk kez korkmadım.
---
Çünkü artık bilmiyordum.
---
Bilmemenin kendisi korkudan daha ağırdı.
---
---
“Plan ne?” dedim.
---
Zayn hafifçe gülümsedi.
Ama bu bir mutluluk değildi.
---
Bir kesinlikti.
---
“Onu bulacağız.”
---
“Ve bu kez kaçmayacak.”
---
---
Dosyayı açtım.
---
Ve hikâyenin sonuna ilk adımı attım.
---
Çünkü artık mesele geçmiş değildi.
---
Mesele…
---
geçmişi bitirmekti.
🐎
