16. bölüm · Dörtnala büyümek

16. Bölüm

Ömür Kalkan

Olivia sabah erkenden evden çıktı.

Kapıyı kapatırken arkasına bile bakmadı.

“Zayn’la işi bitirmem lazım,” demişti sadece.

Ev bir anda sessizleşti.

Kahvaltı masasında tek başıma kaldım.

Ekmek bile boğazıma zor gidiyordu.

Tam o sırada arka bahçeden bir ses geldi.

“hav!”

Sonra bir koşu sesi.

“Necati! Şakir!”

Sandalyeyi itip kalktım.

Camdan baktığımda Necati ve Şakir’in çılgın gibi bahçede koştuklarını gördüm.

Milo da havlıyordu.

Her şey birbirine girmişti.

“Ne oluyor yine…”

Kapıyı açıp dışarı çıktım.

Serin hava yüzüme çarptı.

Ve o an durdum.

Çitlerin ötesinde…

O.

Siyah at.

Hareketsiz duruyordu.

Ama bu sefer kaçmıyordu.

Bana bakıyordu.

Kalbim yine hızlandı.

Bir adım attım.

At başını hafifçe eğdi.

Sanki beni tanıyordu.

“Tamam…” dedim kısık sesle.

“Bu sefer saklanmıyorsun.”

Çite yaklaştım.

Elimi uzattım.

At geri çekilmedi.

Aksine bir adım yaklaştı.

Nefesim kesildi.

Çite tırmanıp aşağı indim.

Toprak ayağımın altında yumuşaktı.

Bir adım daha.

At durdu.

Sonra yavaşça eğildi.

Binmemi istiyordu.

Bir an durdum.

“Gerçekten mi?”

Sanki cevap vermek yerine başını hafifçe salladı.

Evet.

Elimi yelesine koydum.

Sıcak ve gerçekti.

Sırtına çıktım.

Denge kurmaya çalıştım.

“Tamam…” dedim.

“At…”

Duraksadım.

Sonra aklıma geldi.

“Senin bir ismin olmalı.”

At bir an durdu.

Kulakları oynadı.

Sanki dinliyordu.

“Victor,” dedim.

“Bu sana yakışır.”

O an at hafifçe kişnedi.

Ama bu sıradan bir ses değildi.

Sanki beğenmiş gibiydi.

Hatta sevinmiş gibiydi.

Koşmaya başladı.

Rüzgâr yüzüme çarptı.

Bahçe, ev, Milo’nun havlaması geride kaldı.

Ağaçların arasına daldık.

Dünya hızla geride akıyordu.

Sık dallar yanımdan geçiyor, ışık kırılıp yeniden birleşiyordu.

Kalbim hızlıydı ama korku yoktu.

Sadece özgürlük hissi vardı.

“Victor…” dedim rüzgârın içinde.

“Sen nasılsın?”

Sanki anlamış gibi.

At bir kez daha kişnedi.

Bu kez daha uzun.

Daha canlı.

Sanki cevap veriyordu.

Sanki “iyiyim” diyordu.

Ve o an anladım.

Bu at beni sadece bir yere götürmüyordu.

Bir şeye de bağlıyordu. Sanki ikimizin kalbi birbirine bağlıydı.
🐎