8. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI 2

8. Bölüm ❃

Merve Eribol

"Gerçekten çok şaşırdık ve sevindik kızım." dedi Mustafa Bey.

Sevcan Hanım, Lale'nin tabağına biraz daha sarma koydu.
"Kızım, biraz daha ye."

Lale, önündeki dolu tabağa bakıp annesine çaresizce gülümsedi.
"Anne, patladım. Yeter artık." dedi.

Sevcan Hanım gülümseyerek elindeki çatalı tabağına bıraktı.
"Eee, şimdi ne olacak?" diye sordu.

Lale'nin yüzündeki gülümseme bir anda daha da belirginleşti. Anne ve babasına baktı. Onları ne kadar özlediğini, evin sıcaklığını ve ailesinin yanında olmanın verdiği huzuru bir kez daha hissetti.

"Ben sizi çok özlüyorum. Burada, sizinle birlikteyken kendimi daha mutlu hissediyorum. Kaydımı yeniden buraya aldıracağım." dedi.

Sevcan Hanım'ın yüzü bir anda aydınlandı.
"Çok mutlu oldum canım kızım." dedi, gözlerinin içi gülerek.

Mustafa Bey ise kızını dikkatle süzdü. Lale'nin söylediklerinden memnun olsa da içindeki şüpheyi bir türlü susturamıyordu.
"Emin misin kızım, bir şey olmadığına?" diye sordu.

Lale, babasının gözlerinin içine bakıp başını salladı.
"Evet babacığım, eminim. Ne olabilir ki?" dedi.

Mustafa Bey, kızının yüzündeki ifadeyi birkaç saniye daha inceledi. Lale'nin gerçekten iyi olduğuna inanmak istiyordu.

Lale ise daha fazla soru sorulmasını istemediğinden ayağa kalktı.

"Hadi, siz kapının önüne çıkın. Ben çay yapıp getiriyorum." dedi.

"Tamam kızım. Kabak çekirdeğini de getir." dedi Mustafa Bey.

Lale gülümseyerek başını salladı.
"Tamam baba."

Mustafa Bey ve Sevcan Hanım kapıya doğru ilerleyip evden dışarı çıktılar.

Lale, onların ardından birkaç saniye baktıktan sonra derin bir nefes aldı. Yemek masasının üzerindeki tabakları tek tek toplayıp mutfağa götürdü ve tezgâhın üzerine bıraktı.

Ardından demliği aldı, içine su doldurup ocağın üzerine yerleştirdi. Ocağın altını açtıktan sonra ellerini tezgâha dayadı.

Derin bir nefes alıp verdi.

Gözlerini kapattı.

İçinde garip bir huzursuzluk vardı. Her ne kadar ailesinin yanında olmanın verdiği mutlulukla kendini iyi hissetse de aklı hâlâ başka yerdeydi.

İç çekerek gözlerini açtı.

Telefonunu eline aldı. Birkaç saniye ekrana baktıktan sonra Gül'ün ismini bulup arama tuşuna bastı.

Telefon birkaç kez çaldı.

Gül, şaşkın bir şekilde telefonu açtı.

"Lale?" dedi.

"Gül..." dedi Lale.

Sesindeki ton, Gül'ün endişesini daha da artırdı.
"Neredesin sen? Ne oluyor? Saat gece on iki! Başına bir şey mi geldi? Çok korktum." dedi Gül.

Lale gözlerini kapatıp mutfaktaki sandalyelerden birine oturdu.
"Gül, ben Ardahan'a döndüm." dedi.

Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
"Ne? Nasıl?" diye sordu Gül şaşkınlıkla.

"Dün, Deniz evden çıktığı gibi bilet alıp döndüm." dedi Lale.

Gül'ün sesi bu kez daha ciddi bir hâl aldı.
"Peki neden? Ve neden Deniz'i suçladın? O böyle bir şey yapmaz. Sen onu benden daha iyi tanıyorsun." dedi.

Lale, arkadaşının söyledikleri karşısında bir süre sessiz kaldı. Gül'ün sesindeki hayal kırıklığını hissedebiliyordu ama şu an bunları düşünmek istemiyordu.

"Gül, beynimi boşaltmam lazım. Ben böyle daha mutluyum. Arada seni ziyarete gelirim, olur mu? Umut'a da selam söyle." dedi.

Gül derin bir nefes aldı.
"Peki Lale... Umarım ileride bütün bunlarla ilgili iyi bir açıklaman vardır. Görüşürüz. Seni seviyorum." dedi.

Lale'nin dudaklarında buruk bir gülümseme oluştu.
"Ben de seni." dedi.

Telefonu kapattığında mutfakta yeniden sessizlik hâkim oldu.

Lale, elindeki telefona birkaç saniye daha baktı.

Sonra bakışlarını yavaşça ocağın üzerindeki demliğe çevirdi.

İçinde bir yerlerde, Ardahan'a dönmenin doğru karar olduğuna kendini inandırmaya çalışıyordu.

𑁍

Çay tepsisini hazırladı ve üzerine beş, altı tane bardak koydu. Kabak çekirdeklerini de bir tabağa koyduktan sonra bir eliyle tepsiyi, diğer eliyle de demliği aldı ve binadan çıktı.

Bina iki katlıydı. Eskiden birinci katta Denizler, ikinci katta ise Laleler oturuyordu. Denizler taşındıktan sonra alt kata yeni kiracılar gelmişti.

Lale kapının önüne çıktığında mahalledeki tanıdık görüntüyle karşılaştı. Eskiden kapının önüne bir halı serer, akşam serinliğinde komşularla birlikte oturup saatlerce sohbet ederlerdi. Çaylar içilir, çekirdekler yenir, konu konuyu açardı. Yıllar geçse de bu geleneği asla bırakmamışlardı.

Yan binadaki komşuları Tahsin Amca ve karısı Mübiye Teyze vardı. Kızları Melis de onlarla birlikte yaşıyordu. Melis, Lale'den bir yaş büyüktü.

Lale'nin elinde tepsiyle geldiğini gören Mübiye Teyze hemen kızına seslendi.
"Kız, kalk Lale'ye yardım et!" dedi.

Melis oflayarak yerinden kalktı ve tepsiyi Lale'nin elinden aldı.

"Eee Mustafa, Murat ve ailesi nasıl? Ne yapıyorlar? Buraya gelmeyecekler mi ziyarete?" diye sordu Tahsin Amca.

" Tahsin Amca, gelecekler inşallah. Konuşmuştuk, geleceklerini söylediler." dedi Mustafa Bey.

Mübiye Teyze merakla konuşmaya devam etti.
"Mustafa, onların iki tane çocukları vardı değil mi? Deniz ve Selinay... Vallahi Sevcan geçen gün Deniz'in resmini gösterdi. Maşallah, çok güzel bir çocuk olmuş." dedi.

Lale, Deniz'in adını duyduğu anda iç çekti.

Melis'in gözleri ise direkt fal taşı gibi açıldı. Hemen Lale'nin yanına yaklaşıp meraklı bir ifadeyle konuşmaya başladı.

"Kız! Anlatsana Deniz'i! Nasıl, yakışıklı mı? Kasları falan var mı? Futbolcu olacakmış diye duydum. Sevgilisi yok değil mi?" dedi.

"Ne bileyim ben Melis, halla halla!" dedi Lale.

"Kız, ne çemkiriyorsun!" dedi Melis.

Ardından Lale'ye biraz daha yaklaşıp sadece onun duyabileceği bir ses tonuyla sordu.
"Instagram'ı yok mu sende? Versene bana."

"Of Melis, şu an seninle uğraşamam." dedi Lale.

Melis şaşkınlıkla Lale'nin yüzüne baktı.
"Kız, sana ne olmuş böyle? Çemkirip duruyorsun." dedi.

"Birşey olmadı Melis." Dedi lale

"Senin sürekli şu kıvırcık saçları olan kızla paylaşımların vardı. O kızda yok muymuş Deniz'in Instagram'ı?" dedi Melis.

Lale sabırlı olmaya çalışarak derin bir nefes aldı.
"O Gül, en yakın arkadaşım. Ve bizden istemek yerine ismini arayıp istek at, Melis." dedi Lale.

"Ya kuzum, atarım da... Tanımaz belki beni. Ama hani sen dersin. Mübiye Teyze'nin kızı Melis falan..." dedi Melis.

Lale'nin sabrı artık tükenmek üzereydi. İçindeki sıkıntı her geçen dakika biraz daha büyüyordu.
"Melis, Allah için bak, zaten içim daralıyor. Yeter." dedi Lale ve ayağa kalktı.

Sevcan Hanım kızına şaşkınlıkla baktı.
"Nereye kızım?" diye sordu.

"Anne, Bayram Amca'nın dükkânından soda alıp geleceğim." dedi Lale.

Ama asıl amacı soda almak değildi. Biraz dolaşıp hava almak, kafasını dağıtmak istiyordu.

"Ben de geleyim!" dedi Melis hemen.

Mübiye Teyze de kızına bakıp,
"He, Melis de gelsin. Birlikte gidin, gelin kızım." dedi.

"Yok. Ben tek gidip gelirim." dedi Lale.
Ardından daha fazla konuşmalarına fırsat vermeden hızla arkasını döndü ve yürümeye başladı.

Herkes şaşkın gözlerle Lale'nin arkasından bakıyordu.

Mübiye Teyze kaşlarını çatıp kızının yanına döndü.
"Kız, bunun tripleri ne?" dedi.

"Karışma Mübiye! Gençler işte." dedi Tahsin Amca.

Melis, Lale'nin uzaklaşan arkasından birkaç saniye baktıktan sonra Sevcan Hanım'a döndü.
"Kız Sevoş Abla, senin bu Lale vallahi değişmiş ha Antalya'ya gittiğinden beri. Ne mesajlarıma cevap veriyor ne de arıyor." dedi.

Sevcan Hanım kızının arkasından bakıp iç çekti.
"Vallahi ne yapalım Melis? Lale'ye karışmıyoruz biz. Nasıl mutuysa öyle davranıyor." dedi.

Sokağın köşesini döndüğünde derin bir nefes aldı. Akşamın serin havası yüzüne çarparken biraz olsun rahatladı. Yavaşladı. Etrafına baktı.

Çocukluğunun geçtiği sokaklar hâlâ aynıydı. Bakkalın önünde birkaç kasa içecek duruyor, karşıdaki evin balkonundan televizyon sesi geliyordu. Birkaç çocuk da sokağın ortasında top oynuyordu.

Her şey tanıdıktı.

Ama Lale kendini eskisi kadar tanıyamıyordu.

Bayram Amca'nın dükkânına vardığında hiç oyalanmadan içeri girdi. Doğrudan içecek dolabının önüne geçip kapağını açtı. Dolabın içinden yayılan soğuk hava yüzüne çarparken meyveli sodalardan birini aldı.

Şişeyi eline alıp parasını ödemek için kasanın olduğu tarafa geçti.

"Ooo, Lale! Hoş geldin kızım. Nasılsın? Nerelerdesin?" dedi Bayram Amca, onu görünce yüzünde sıcak bir gülümsemeyle.

"Antalya'daydım Bayram Amca, üniversite için. Ama geri döndüm. Sen nasılsın?" dedi Lale.

"İyiyim kızım, sağ ol. Vallahi ben de geçenlerde dükkânı bir hafta kapattım. Köye gittim." dedi Bayram Amca.

Lale şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
"Aaa, niye?" diye sordu.

"Bizim Gülsever doğum yapacaktı onun için. Anamları köye götürüp getirdim." dedi Bayram Amca.

Lale'nin yüzü bir anda aydınlandı.
"Ayy, çok sevindim! Gülsever Abla senin ablan değil miydi? Yeni hatırladım." dedi.

Bayram Amca gülerek başını salladı.
"Evet kızım, benim ablam."

Sonra elindeki sodaya bakıp tekrar Lale'ye döndü.
"Kız Lale, ben yine seni lafa tuttum. Hadi kızım, hayırlı geceler." dedi.

"Yok Bayram Amca, estağfurullah. Ben seninle ayaküstü sohbet etmeyi seviyorum. Hem özlemişim de." dedi Lale ve sodanın parasını uzattı.

Bayram Amca paraya bakıp elini salladı.
"Kızım, al o paranı da hadi git." dedi.

"Ya Bayram Amca..." dedi Lale, şaşkınlıkla.

"Sana da iyi geceler kızım, hadi!" dedi Bayram Amca.

Lale bir an daha ısrar etmeyi düşündü ama Bayram Amca'nın kararından dönmeyeceğini biliyordu. Bunun üzerine elindeki parayı hızla tezgâhın üzerindeki çikolataların arasına bıraktı.

"Vallahi bu soda boğazımdan geçmez." dedi.

Ardından Bayram Amca'nın arkasından seslenmesine fırsat vermeden hızla dükkândan çıktı.

Bayram Amca ise tezgâhın üzerindeki paraya bakıp başını iki yana salladı.

"Deli kız." diye mırıldandı.