5. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI 2
5. Bölüm ❃
Pastayı dikkatlice dilimleyip tabaklara paylaştırdılar.
Lale daha fazla dayanamadı. Eline bir çatal alıp küçük bir lokma yedi.
Gözleri büyüdü.
"Pasta mükemmel olmuş. İçinde bir sos var... Meyve sosu gibi."
Gül de kendi tabağından bir lokma aldı.
"Gerçekten... Sanki çilek tadı geliyor."
Deniz çatalın elinde durdurdu.
"İmkânsız." dedi kaşlarını çatarak. "Çilek olamaz. Adamı özellikle uyarmıştık."
Umut da pastadan bir lokma aldı.
"Haklısın ama... Biraz çileği andırıyor. Belki kirazdır, bilemedim."
Deniz şaşkınlıkla ona döndü.
"Umut, biz sos da istemedik ki."
Umut omuz silkti.
"Belki kendileri koymuştur."
Lale ikisinin konuşmasına gülerek baktı.
"Boş verin ya. Tadı güzel sonuçta."
Kimse konuyu uzatmadı. sohbet eşliğinde pastalarını yemeye devam ettiler.
Yaklaşık yarım saat sonra...
Lale birden kolunu kaşımaya başladı.
Ardından boynunu.
Sonra yüzünü.
Huzursuz görünüyordu.
Gül bunu fark edip endişeyle ona döndü.
"Lale... İyi misin?"
Umut etrafa bakındı.
"Sinek ısırmıştır belki."
Lale hafifçe gülümsedi.
"İyiyim ya..."
Ama sesi eskisi kadar güçlü çıkmıyordu.
Birkaç dakika içinde yüzündeki kızarıklık belirginleşmeye başladı.
Kollarında küçük kabarıklıklar oluşuyordu.
Nefes alışı da giderek zorlaşıyordu.
Deniz mutfaktan bir bardak su içip balkona geri geldi.
Tam oturacağı sırada Lale'nin hâlini gördü.
Bir anda yüzündeki ifade değişti.
Hiç vakit kaybetmeden yanına çöktü.
"Lale..."
Kolunu eline alıp dikkatlice baktı.
Kızarıklık hızla yayılıyordu. Sonra elini alnına koydu. Ateşi yükselmişti.
Deniz'in gözleri öfkeyle büyüdü.
"Orospu çocuğu çilek koymuş!"
Sesi bu kez öfkeyle titriyordu.
"Çilek sosu koymuş!"
"Ne?"
Umut ve Gül aynı anda ayağa fırladı.
İkisinin de yüzü bembeyaz olmuştu.
Umut hiç düşünmeden anahtarlarını cebinden çıkardı.
"Ben arabayı çalıştırıyorum!"
dedi ve koşarak evden çıktı.
Gül panikle Lale'nin yanına çömeldi.
"Lale! Bana bak. İyi misin? Nefes alabiliyor musun?"
Lale güçlükle başını kaldırdı.
Göz kapakları ağırlaşıyor, nefesi düzensizleşiyordu.
Deniz sakin kalmaya çalışıyordu ama sesi sertleşmişti.
"Gül!"
Gül hemen ona döndü.
"Lale'nin çantasını al. Kimliğini, telefonunu... Ne varsa. Hemen aşağı in. Biz çıkıyoruz."
"T-tamam."
Gül telaşla ayağa kalktı, Lale'nin çantasını kaptığı gibi evin içine koştu.
Deniz tekrar Lale'ye döndü.
"Lale... Bana bak."
Lale baygın gözlerle ona bakmaya çalıştı.
Her nefesi biraz daha zorlaşıyordu.
Deniz hiç vakit kaybetmedi.
Bir kolunu sırtına, diğerini dizlerinin altına geçirerek onu dikkatlice kucağına aldı.
"Hiçbir şey olmayacak."
Bu sözleri daha çok kendini sakinleştirmek için söylüyor gibiydi.
Kapıyı ayağıyla kapattı. Asansör düğmesine bastığında saniyeler bile ona dakikalar gibi geliyordu.
Asansör kapıları açılır açılmaz hızla içeri girdi.
Kollarındaki Lale'nin nefesi giderek ağırlaşıyordu.
Deniz'in tek düşündüğü şey ise onu bir an önce hastaneye yetiştirmekti.
Umut koşarak arka kapıyı açtı.
"Çabuk!"
Gül hemen arka koltuğa geçti.
Deniz, Lale'yi büyük bir dikkatle arka koltuğa uzandırdı. Başını nazikçe Gül'ün dizlerine koydu.
"Başını dik tut." dedi telaşla.
Ardından ön koltuğa geçti.
Umut hiç vakit kaybetmeden gaza bastı.
Motorun sesi geceyi yararken araba hızla hastaneye doğru ilerliyordu.
Deniz'in nefes alışverişi düzensizleşmişti.
Öfkesini bastıramıyordu.
Yumruğunu defalarca torpidoya vurdu.
"Belasını sikeceğim onun!" diye bağırdı.
"Doğduğuna pişman edeceğim o şerefsizi!"
Umut gözünü yoldan ayırmadan konuştu.
"Abi, sakin ol!"
Deniz cevap vermedi.
"Sakin ol!" diye tekrarladı Umut. "Adama sonra hesap sorarız. Şu an önemli olan Lale!"
Arka koltukta Gül, Lale'nin elini sıkıca tutuyordu.
Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlamıştı.
"Umut çok haklı..." dedi titreyen sesiyle. "Lütfen sakin ol Deniz."
Deniz derin bir nefes almaya çalıştı.
Başını koltuğa yasladı ama yumrukları hâlâ sıkılıydı.
Dakikalar geçmek bilmiyordu.
Sonunda hastanenin acil girişine ulaştılar.
Araba daha tam durmadan Deniz kapıyı açıp dışarı fırladı.
"Lale..." diye fısıldadı.
Onu tekrar kucağına aldı ve acil servisin kapısına doğru koştu.
"Sedye getirin!" diye bağırdı bütün koridoru inleten sesiyle.
Kapının önündeki hemşireler irkilerek onlara döndü.
İki hemşire hızla sedyeyle dışarı çıktı.
Deniz, Lale'yi büyük bir özenle sedyeye yatırdı.
Hemşirelerden biri sedyeyi içeri sürerken telaşla sordu.
"Nesi var? Ne oldu?"
Gül nefes nefese konuşmaya çalıştı.
"Çileğe alerjisi var... Ama bilmeden çilek soslu pasta yedi."
Hemşire ciddi bir ifadeyle başını salladı.
"Tamam. Biz ilgileniyoruz."
Sedyeyi hızla acil servisin içine doğru sürmeye başladılar.
"Şimdilik siz burada bekleyin."
Otomatik kapılar kapanırken
Deniz'in gözleri bir an bile Lale'nin üzerinden ayrılmadı.
Kapılar tamamen kapandığında koridorda derin bir sessizlik oluştu.
Deniz ellerini saçlarının arasına geçirip başını eğdi.
İlk defa yüzündeki öfkenin yerini tarifsiz bir korku almıştı.
"Nefes alamıyordu..." diye mırıldandı.
Sesi ilk kez bu kadar güçsüz çıkıyordu.
Gül gözyaşlarını silmeye çalışırken duvara yaslandı.
"Bir şey olmayacak..." dedi ama bunu söylerken kendisi bile inanmıyordu.
Umut derin bir nefes aldı.
"Olmayacak." dedi kararlı bir sesle. "Lale güçlüdür."
Deniz. "Arabanın anahtarını ver! O piçin evini bulacağım!" Dedi
"Abi!" dedi Umut.
"Yeter!" diye bağırdı Deniz. " Lan adamı özellikle uyardık!"
Umut hemen yanına gidip kolundan tuttu.
"Çok haklısın tamam mı! Ama şuan gel otur şuraya! Kendine gel!" Dedi.
Deniz kolunu sertçe çekti.
"Kendime nasıl geleyim lan!"
Koridorun sessizliğini bir telefon sesi böldü.
Gül irkilerek Lale'nin çantasına baktı.
"Bu... Lale'nin telefonu çalıyor."
Telaşla çantayı açıp telefonu eline aldı.
Ekrana baktığı anda yüzündeki ifade değişti.
"Sevcan abla arıyor!"
Sesi panik içindeydi.
"Biz ne diyeceğiz şimdi?"
Deniz telefona baktı. Birkaç saniye düşündü.
Derin bir nefes aldı.
"Hiçbir şey diyemeyiz."
"Neden?" dedi Gül çaresizce.
"Çünkü açarsak, sesimizden bir şeylerin ters gittiğini anlar."
Deniz başını iki yana salladı.
"İyi desek bile inanmaz. Kadın tanıyor."
Umut da aynı fikirdeydi.
"Hem burada olduğunu öğrenirse panikle yola çıkarlar."
Deniz gözlerini acil servisin kapısından ayırmadan konuştu.
"Kalpten gider kadın..."
Sesinde hem korku hem de çaresizlik vardı.
"Bu telefonu sadece Lale açmalı."
Gül yutkundu.
Telefon hâlâ çalmaya devam ediyordu.
Sevcan Hanım'ın ismi ekranda yanıp sönüyordu.
Hiçbiri elini uzatamadı.
Birkaç saniye sonra telefon sustu.
Koridor yeniden sessizliğe gömüldü.
Tam o sırada acil servisin kapısı açıldı.
Beyaz önlüklü doktor hızlı adımlarla yanlarına geldi.
"Çilek alerjisi olan hastanın yakınları siz misiniz?"
Üçü aynı anda ayağa kalktı.
"Evet!"
Doktor sakin bir ifadeyle konuştu.
"Hastamızın alerjik reaksiyonu oldukça ciddi başlamış. Ancak zamanında getirmişsiniz."
Üçünün de nefesi tutulmuştu.
"Şu an gerekli ilaçları uyguluyoruz. Solunumu normale dönmeye başladı."
Gül elini ağzına kapattı.
"Oh..."
Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
Umut derin bir nefes verip gözlerini kapattı.
Deniz ise tek bir soru sordu.
"İyi olacak mı?"
Doktor başını salladı.
"Evet. Büyük ihtimalle birkaç saat gözetim altında tutacağız. Şu an için hayati tehlikesi görünmüyor."
O cümleyi duyan Deniz rahatladı Yavaşça duvarı kenarındaki sandalyeye oturdu.
Başını iki elinin arasına aldı. Derin bir nefes verdi. Hayatında attığı hiçbir gol, kazandığı hiçbir maç...
O an duyduğu "Hayati tehlikesi yok." cümlesi kadar onu rahatlatmamıştı.
❀
"Melis... Geldiler mi hastaneye?"
Sena'nın sesi telefonda her zamankinden daha gergindi.
Melis, hastanenin koridorunda önlüğünü çıkarırken yorgun bir nefes verdi.
"Evet, geldiler."
Sena yerinde doğruldu.
"Nasıllardı?"
Melis birkaç saniye düşündü.
"Deniz'in kucağında bir kız vardı. Acil servise telaşla koştular. Doktorlar hemen müdahale etti."
Sena'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.
"K... Kucağında mı?"
Sesi istemsizce sertleşmişti.
"Evet."
Melis şaşkınlıkla kaşlarını çattı.
"Ama Sena, neden bu kadar takıldın buna?"
Sena cevap vermedi. Dişlerini öyle sert sıkıyordu ki çenesi ağrımaya başlamıştı.
Melis saate baktı.
"Sonra konuşsak olur mu? Gerçekten çok yoruldum. Stajım da birazdan bitiyor."
Sena gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
"...Tamam."
Telefon kapandı.
Sena, elindeki telefonu yatağın üzerine fırlattı.
"Kucağında..."
Bu kelime zihninde yankılanıp duruyordu.
Deniz...
Bir başkasını...
Kucağında taşımıştı.
Üstelik o kişi Lale'ydi.
Sena'nın gözleri öfkeyle doldu.
"Demek öyle..."
Dudaklarının kenarında soğuk bir tebessüm belirdi.
"Bu sadece bir uyarıyıdı Lale. Devamı da gelecek!"
Parmaklarını yumruk yaptı.
"Benim olan şeye yaklaşmayacaktın."
✮
Yaklaşık yarım saat sonra doktor yeniden koridora çıktı.
Üçü de aynı anda ayağa kalktı.
"Doktor, nasıl?" diye sordu Deniz, sesi yorgun çıkıyordu.
Doktor dosyaya göz gezdirdi.
"Şu an durumu iyi. Müdahaleye güzel cevap verdi."
Üçü de derin bir nefes aldı.
"Ancak..."
Bu kelimeyle tekrar gerildiler.
"Geçirdiği alerjik reaksiyon ciddi. Gece boyunca gözlem altında tutacağız. Herhangi bir komplikasyon gelişmezse sabah taburcu ederiz."
Deniz başını salladı.
"Tamam."
Doktor birkaç bilgi daha verip uzaklaştı.
İlk konuşan Umut oldu.
"Abi..."
Deniz ona baktı.
"Biz ne yapıyoruz?"
Deniz hiç düşünmeden cevap verdi.
"Ben burada kalıyorum."
Gül hemen itiraz etti.
"Deniz, sen de sabahtan beri ayaktasın. Git biraz dinlen."
"Dinlenemem."
Kısa ama net söylemişti.
Umut arkadaşının yüzüne baktı.
Yıllardır tanıyordu onu.
O ifadeyi ilk defa görüyordu.
Öfke yoktu.
İnat yoktu.
Sadece korku vardı.
Umut omzuna hafifçe dokundu.
"Tamam."
Gül de başını salladı.
"O zaman biz eve geçelim. Sabah erkenden yine geliriz."
Deniz yalnızca "Tamam." diyebildi.
İkisi vedalaşıp hastaneden ayrıldı.
Koridor yeniden sessizleşti.
Deniz tek başına sandalyeye oturdu.
Saatler ağır ağır ilerliyordu.
Bir hemşire gelip elindeki dosyaya baktı.
"Lale hanımın refakatçisi siz misiniz?" Diye sordu.
"Evet."
"Şuraya bir imza alacağım. Odaya girebilirsiniz." Dedi hemşire.
Deniz başını sallayarak imza attı.
Koridorlarda yalnızca hemşirelerin ayak sesleri yankılanıyordu.
Deniz bir an olsun odanın kapısından uzaklaşmadı.
Ara ara kalkıp camdan içeri bakıyordu.
Lale serumla uyuyordu.
Yüzündeki kızarıklık büyük ölçüde inmişti.
Nefesi artık sakindi.
Deniz derin bir nefes verdi.
"Korkuttun beni, Bücür."
Bunu o kadar sessiz söylemişti ki kendi bile zor duydu.
Ve geri oturdu. Bir kaç saat geçti ve Lalenin odasına girdi. Ona baktı sessizce.
Ve koltuğa uzandı. Farkına bile varmadan uyuyakaldı.
