4. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI 2
4. Bölüm ❃
"Selamünaleyküm!"
Arkalarından gelen tok sesle dördü de irkildi.
Lale ve Deniz aynı anda arkalarını döndüler.
Karşılarında, bir hafta önce maç yaptıkları Atan Koleji'nin futbol takımı kaptanı Melih duruyordu.
Üzerinde siyah bir gömlek, kot pantolon vardı. Elinde ise ince zincirli bir kolye tutuyordu.
Deniz ile Umut onu görünce şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
"Melih?" dediler aynı anda.
Sonra başlarını hafifçe sallayıp,
"Aleykümselam." diye karşılık verdiler.
Melih'in bakışları ise doğrudan Lale'deydi.
Elindeki kolyeyi uzattı.
"Gratis in önünde çarpıştığımızda. Kolye gömleğimin düğmesine takılmış. Sonradan fark ettim."
Lale şaşkınlıkla kolyesine baktı.
Ve elini boynuna götürünce kolye gerçekten de yoktu.
Kolyesini eline alıp gülümsedi.
"Çok teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Melih de hafifçe gülümsedi.
Kısa bir sessizlik oldu.
Melih'in bakışları hâlâ Lale'nin üzerindeydi.
Sonra gülümseyerek konuştu.
"Bir de seni hatırladım."
Deniz yumruklarını sıkmaya başlamıştı.
Lale merakla kaşını kaldırdı.
"Nereden?"
"Tribünden. Deniz'e bağırıp destek veren sendin."
Küçük bir kahkaha attı.
"Bence o maçı Deniz ve takımı senin sayende kazandı."
Deniz'in çenesi istemsizce sıkıldı.
Bakışları sertleşmişti.
Melih'in Lale'ye uzun uzun bakması hiç hoşuna gitmemişti.
Kahve fincanını masaya biraz sertçe bıraktı.
"Bak sen paşama..." dedi soğuk bir sesle.
"Hayırdır Melih? Verdin kolyeyi bitti!. Şimdi de siktir git."
Masadaki hava bir anda gerildi.
Melih'in gülümsemesi yavaşça silindi.
Tam cevap verecekken Umut da sandalyesinde öne doğru eğildi.
"Aynen öyle. İşin bittiyse yoluna bak."
Gül ile Lale birbirlerine kısa bir bakış attılar.
Az önce kahkahalarla dolu olan masa, bir anda buz gibi olmuştu.
Melih, Deniz'e bakarak başını iki yana salladı.
"İşte Deniz bu." dedi sakin ama iğneleyici bir ses tonuyla.
"Herhangi bir konuda kendini hemen küfre ve kavgaya hazırlıyor."
Deniz'in çenesi sıkıldı.
Gözlerindeki öfke bir anda büyüdü.
Sandalyeyi geriye doğru itip sertçe ayağa kalktı.
Yüzündeki ifade, Melih'in üzerine yürümesine ramak kaldığını gösteriyordu.
Umut da refleksle ayağa fırladı.
"Deniz..." dedi onu durdurmaya çalışarak.
Fakat bu kez ilk hamleyi Umut değil, Lale yaptı.
Hiç düşünmeden oturduğu yerden Deniz'in elini tuttu. Sıcak parmakları, öfkeyle sıkılmış elinin üzerine kapandı.
Deniz istemsizce dönüp ona baktı.
Lale gözlerini ondan ayırmadan elini hafifçe aşağı çekti.
"Otur."
Sesi ne yüksek ne de sertti. Ama kararlıydı.
Deniz birkaç saniye Lale'nin gözlerinin içine baktı.
İçindeki öfke hâlâ dinmemişti.
Yine de hiçbir şey söylemeden yavaşça yerine oturdu.
Aynı anda Gül de Umut'un kolundan tutup tekrar yerine oturmasını sağladı.
Lale derin bir nefes aldı.
Sonra bakışlarını Melih'e çevirdi.
"Melih..." dedi sakin ama ciddi bir ses tonuyla.
"Kolyemi getirip bana teslim ettiğin için gerçekten teşekkür ederim."
Kolyesini eline alıp hafifçe kaldırdı.
"Bunun için minnettarım."
Ardından yüzündeki ifade ciddileşti.
"Ama konu burada bitti. Şu an burada gelmiş Deniz'i bana kötülemeye çalışıyorsun. Ben onun nasıl biri olduğunu biliyorum. İyi yönlerini de, sinirlendiğinde nasıl davrandığını da biliyorum. Kimin yanında duracağıma da kendim karar veririm."
Kısa bir duraksadı.
Sonra net bir ifadeyle ekledi:
"Şimdi... iyi günler sana."
Masada derin bir sessizlik oluştu.
Deniz'in gözleri şaşkınlıkla Lale'ye çevrilmişti.
Umut da aynı şekilde ona bakıyordu.
Gül ise gurur duyarak arkadaşını izliyordu.
Hiçbiri Lale'nin bu kadar net bir şekilde Deniz'in arkasında duracağını beklememişti.
Melih'in yüzündeki kendinden emin ifade yavaş yavaş kayboldu.
Bozulduğu her hâlinden belliydi.
Başını hafifçe salladı.
"İyi..." dedi.
"Ben sadece seni uyarmak istemiştim."
Son kez Lale'ye baktı.
"İyi günler."
Arkasını dönüp ağır adımlarla uzaklaştı.
Deniz ise hâlâ tek kelime edemiyordu.
Lale'nin az önce söyledikleri, öfkesini bastırmış ve zihninde bambaşka bir sessizlik bırakmıştı.
"Oha! Bu nasıl bir savunmaydı? Ağzım açık kaldı!" dedi Gül, gülerek.
"Ben bile etkilendim." dedi Umut, hayranlıkla başını sallayarak.
Deniz sırıttı, kollarını göğsünde birleştirdi.
"Vay be, Bücür! Bugün bir adamı dayak yemekten kurtardığın için melekler tarafından bol bol sevap kazandın."
Lale kaşını kaldırıp alaycı bir ifadeyle ona baktı.
"Biraz da sen kazansan şu sevaplardan, fena olmaz aslında."
Deniz omuz silkti.
"Elbet bir gün."
Bu cevapla birlikte masadaki herkes gülmeye başladı.
Kahveler bitmiş, sohbetin sonuna gelinmişti. Umut saatine göz attıktan sonra aniden ayağa kalktı.
"Abi, hadi kalkalım. Daha pastayı alacağız."
Deniz başını salladı.
"Doğru."
Hep birlikte masadan kalktılar. AVM'nin kalabalık koridorlarından geçip dışarı çıktılar. Akşamın serin havası yüzlerine çarparken otoparka ilerlediler.
Arabaya bindiklerinde direksiyona yine Deniz geçti. Umut ön koltuğa otururken Lale ve Gül arka koltuğa yerleşti.
Yaklaşık on dakika sonra pastanenin önünde durdular.
"İki dakika." dedi Umut.
Deniz de emniyet kemerini çözüp arabadan indi.
Lale ve Gül içerideki hazırlıkları merak eden bakışlarla camdan onları izlerken, iki arkadaş kısa süre sonra büyük ve özenle paketlenmiş pastayla geri döndü.
Deniz arka kapıyı açıp dikkatlice pastayı Lale'ye uzattı.
"Al bakalım. Bunu sana emanet ediyorum."
Lale iki eliyle kutuyu özenle aldı.
"Emredersin."
Pastayı kucağına dikkatlice yerleştirdi. Ve dikkatlice tuttu.
Deniz motoru yeniden çalıştırdı ve bu kez rotalarını eve çevirdiler.
Kısa bir yolculuğun ardından sitenin önüne geldiler.
Hep birlikte arabadan indiler. Lale, pastayı hâlâ büyük bir dikkatle taşırken diğerleri de poşetleri ellerine aldı.
A Bloka girip asansöre bindiler. Asansör sessizce yukarı çıkarken dörünün de yüzünde de tatlı bir heyecan vardı.
Asansör durduğunda koridora çıktılar. Lale çantasından anahtarını çıkarıp kapıya yaklaştı.
Anahtarı kilide yerleştirip çevirdi.
Kapı yavaşça açıldı. Ve içeriye girdiler.
Lale, iki eliyle dikkatlice taşıdığı pastayı mutfaktaki tezgâhın üzerine bıraktı. Derin bir nefes alıp gülümsedi.
Tam o sırada Gül, salonun ortasında dağınık duran yastıkları tek tek toplayıp koltuğun üzerine dizmeye başladı.
"Arkadaş..." dedi başını iki yana sallayarak. "Siz her gece yastık savaşı falan mı yapıyorsunuz? Ben artık şu yastıkları koltuğun üstünde görmek istiyorum."
Umut kahkahasını tutamadı.
"Sevgilim, onların sorunları var." dedi gülerek. "Sorunlarını böyle çözüyorlar. Biz hiç bulaşmayalım."
Deniz kaşını kaldırıp sırıttı.
"Sizin sorunlarınızı çözme şeklinizi de göreceğiz daha."
Lale hemen lafa atladı.
"Arkadaşınız benden şiddet görüyor. Umut'cuğum, sen en iyisi ona güzel bir ev bul da huzura kavuşsun."
Salonu bir anda kahkahalar doldurdu.
Deniz, eli ile yardım işareti yaptı ve. "Kendisi gerçeği söyledi." Dedi
Bu söz herkesin daha da çok gülmesine neden oldu.
Lale gülümseyerek dolaptan çıkardığı pasta tabaklarını alıp balkondaki masaya götürdü.
Akşamın serinliği hafif hafif içeri süzülüyordu.
Gül de mutfaktan çatal, peçete ve bardakları alıp masayı özenle hazırladı.
Bu sırada Deniz ile Umut çoktan kendi dünyalarına dalmıştı.
"Abi ben sana diyorum, üçlü savunma bu ligde işlemez."
"İşler oğlum." dedi Deniz kendinden emin bir şekilde. "Doğru oyuncular olursa bal gibi de işler."
"Yok, sen FIFA oynaya oynaya gerçek futboldan koptun."
"Alakası yok!"
İkisi hararetle futbol tartışmasına devam ederken Gül pastayı kutusundan dikkatlice çıkarıp masanın tam ortasına yerleştirdi.
Çikolatanın mis gibi kokusu balkonu sardı.
Lale ve Gül sandalyelerine oturup birbirlerine baktılar.
"Hadi gelin artık!" diye seslendi Gül.
Deniz ile Umut ise tartışmayı yarıda kesmeden masaya doğru yürüdüler.
"Tamam. Geliyoruz." dedi Umut.
"Ben hâlâ haklıyım ama." diye mırıldandı Deniz.
Lale gözlerini devirerek gülümsedi.
"Şaşırdık mı?" dedi alaycı bir ses tonuyla.
Deniz omuz silkti.
"Doğruyu söyleyen dokuz köyden kovulur."
"Yok," dedi Lale gülerek. "Sen sadece inatçısın."
"Senin kadar inatçı değilim Lalecim." Dedi Deniz.
"İkiniz de çok inatçısınız arkadaşlar kusura bakmayın da." Dedi gül araya girerek.
"Ve ikinizin de öfke sorunları var." dedi Umut,
Gül başını onaylarcasına salladı.
"Evet ama Lale, en azından kendini sakinleştirmeyi biliyor. Deniz'in de bunu öğrenmesi lazım."
Deniz iki kaşını kaldırıp şaşkın bir ifadeyle etrafına baktı.
"Hasbihal falan mı yapıyoruz arkadaşlar? İşiniz gücünüz yok, bizi mi çekiştiriyorsunuz?"
Lale gülümseyerek omuz silkti.
"Ben böyle gayet iyiyim valla. Ama evet, Deniz'in şu öfke sorununu çözmesi lazım. Bir gün başına ciddi belalar açacak."
Deniz hiç düşünmeden cevap verdi.
"Açmam, siz merak etmeyin. Açarsam da hak etmişlerdir demek ki."
Lale iç çekerek başını iki yana salladı.
"İşte tam da bundan bahsediyorum."
Masada kısa bir sessizlik oldu. Ardından Gül gülümseyerek pastayı önlerine çekti.
"Off..." dedi Umut. "Şuna bak ya."
Gül çantasından çıkardığı dört ince mumu pastanın üzerine tek tek yerleştirdi.
Umut cebinden çakmağını çıkarıp uzattı.
"Al birtanem."
Gül mumları tek tek yaktı. Sarı alevler gecenin hafif karanlığında usulca titriyordu.
İşini bitirdikten sonra heyecanla etrafına baktı.
"Şimdi herkes bir dilek tutsun..." dedi gülümseyerek. "Ve aynı anda üfleyelim."
Deniz itiraz edecek gibi ağzını açtı.
"Manifest mi yapacağı..."
Umut hemen bir bakış attı
Deniz gözlerini devirip sustu.
Dördü de gözlerini kapattı.
Birkaç saniye boyunca yalnızca mumların hafif çıtırtısı duyuldu.
Sonra...
"Bir... iki... üç!"
Hepsi aynı anda derin bir nefes alıp mumlara üfledi.
Üç mum anında söndü.
Ama Lale'nin önündeki mum inatla yanmaya devam etti.
Deniz bunu görünce kahkahayı patlattı.
"Kesin para falan diledin. Ondan kabul olmadı."
Lale gözlerini kısıp ona baktı.
"Hayır ya ne parası."
Lale gülerek yeniden eğildi.
"Hayır, gayet normal bir şey dilemiştim."
Bir kez daha üfledi.
Bu kez son mum da söndü.
"İşte oldu." dedi rahat bir nefes vererek.
Deniz hâlâ gülüyordu.
"İkinci denemede kabul ettiler demek ki."
Lale eline geçen peçeteyi buruşturup ona doğru fırlattı.
"Kes sesini!"
Peçete Deniz'in omzuna hafifçe çarpınca masadaki herkes bir kez daha güldü.
Gece ilerledikçe, balkonu dolduran neşeli sesler sitenin sessizliğine karışıyordu.
