1. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI 2
1. Bölüm ❃
1-
Hatırlarsanız bu hikâyenin en başında size "Aşk istemiyorum." demiştim, değil mi?
Ah işte... Salak ben.
Hayatta neyi kınadıysam dönüp dolaşıp hep başıma gelirdi.
Ve galiba artık kendime yavaş yavaş bir gerçeği itiraf etmeye başlamıştım.
Ben... Deniz'den hoşlanıyordum.
Onun da bana karşı tavırları eskisi gibi değildi.
Sürekli tartışan, birbirini sinir eden iki insan olmaktan çıkmıştık sanki.
Bakışları yumuşamıştı.
Konuşmaları değişmişti.
Ama ben buna sevgi demezdim.
Diyemezdim...
Ya sevgi değilse? Kendi kendime gelin güvey olmaya gerek yoktu.
Ve benim elime intikamımı alma hakkı geçti. Hiç düşünmeden o hakkı kullandım ben. Onun, onlar yüzünden göz yaşı döktüğüm günleri unutmadım. Hiç bir şeyde unutturamazdı bana.
Evet...
Şu an hepinizin, "Lale, peki sen şimdi neredesin?" dediğinizi duyar gibiyim.
Şu anda Ardahan'dayım. Ailemin yanındayım. Peki Antalya'yı terk edip, buraya neden geldim?
Gelin. Her şeyi en başından anlatayım.
2 Hafta Önce...
Aileleriyle birlikte yaptıkları maç kutlamasının ardından, akşam Deniz'in evinde bir kutlama daha yapmaya karar vermişlerdi.
Bu kez sadece dört kişi olacaklardı.
Lale.
Deniz.
Gül.
Ve Umut.
Aileler kendi evlerine dönmüştü. Sonraki gün Lale ile Gül doğruca kafeye geçmişti.
Hafta sonu olduğu için içerisi oldukça yoğundu.
Masalar neredeyse tamamen doluydu.
Lale durmadan sipariş alıyor. Gül ise durmadan kahve yapıyordu.
Begüm ve Öznur salonda durmadan siparişleri masalara koyuyorlardı.
Onur beyde yardım ediyordu.
၄၃
O sırada Deniz ile Umut da dersleri biter bitmez kampüsten ayrılmıştı.
Kutlama için pasta almak istiyorlardı.
Bu yüzden şehrin en meşhur pastanelerinden birine girdiler.
Kapının üzerindeki zil hafifçe çaldı.
Kasadaki adam gülümseyerek başını kaldırdı.
"Hoş geldiniz." dedi.
"Kolay gelsin." dedi Deniz gülümseyerek.
"Teşekkür ederim. Buyurun, size nasıl yardımcı olabilirim?"
Umut vitrindeki pastalara göz gezdirdi.
"Dört kişilik bir pasta yaptırmak istiyoruz."
Deniz hemen söze girdi.
"Ama çikolatalı olsun."
Sonra parmağını sallayarak ekledi.
"Meyveli istemiyoruz. Özellikle de çilek olmasın."
Pastacı not defterine yazarken gülümsedi.
"Tabii. Ne zamana hazırlayalım?"
"Yarın hazır olursa çok iyi olur. Akşam beş ya da altı gibi gelip alırız." Dedi Umut.
Adam kısa bir hesap yaptıktan sonra başını salladı.
"Yetişir. Yarın akşama hazır olur."
Deniz ile Umut birbirlerine bakıp gülümsediler.
"Harika."
Ödemeyi yaptıktan sonra pastaneden çıkıp kutlama için alacakları diğer malzemeleri düşünerek yürümeye devam ettiler.
Deniz ile Umut, pastaneden çıkıp arabaya bindiler.
Motor çalıştıktan birkaç saniye sonra araç yavaşça hareket etti ve caddenin kalabalığına karışarak gözden kayboldu.
Onların uzaklaşmasını uzaktan izleyen Sena'nın dudaklarının kenarında hafif, sinsi bir gülümseme belirdi.
Tam arabanın köşeyi dönmesini bekledi.
Ardından çantasını omzuna düzelterek pastanenin kapısından içeri girdi.
Kapının üzerindeki zil ince bir sesle çaldı.
Kasadaki adam başını kaldırıp gülümsedi.
"Hoş geldiniz."
"Hoş bulduk." dedi Sena, yüzüne oldukça samimi bir ifade yerleştirerek.
"Aslında sizden küçük bir ricam olacaktı."
"Buyurun." Dedi adam.
Sena kısa bir an kapıya bakıp Deniz ile Umut'un gerçekten gittiklerinden emin olduktan sonra yeniden adama döndü.
"Az önce buradan çıkan beyefendilerden biri benim sevgilim."
Adam gülümseyerek başını salladı.
"Evet."
Sena utangaç biri gibi davranmaya çalıştı.
"Yarın ilişkimizin birinci yılını kutlayacağız. Sanırım bana sürpriz yapmak için pasta siparişi verdi."
Adam tebessüm etti.
"Ne güzel düşünmüş."
Sena sahte bir gülümsemeyle devam etti.
"Biz normalde fazla meyve tüketmeyiz. O yüzden pastayı sade çikolatalı yaptırdı, değil mi?"
"Doğru." dedi adam.
"Beyefendiler özellikle meyve istemediklerini söylediler. Hatta çilek olmasın diye özellikle belirttiler."
Sena, bunu duyunca belli etmemeye çalışsa da içinden kısacık bir gülümseme geçti.
"Tam da tahmin ettiğim gibi. Fakat sevgilim aslında çileğe bayılır." dedi,
hiç duraksamadan yalanını sürdürerek.
"Sanırım bana sürpriz olsun diye özellikle söylemedi. Sizden ricam, pastanın içine bol bol çilek koymanız. Ama dilimli olmasın. Çilekleri sos şeklinde koyun. Fiyat farkı ne olursa olsun ben ödeyeyim."
Pastacı hiç düşünmeden gülümsedi.
"Olur mu öyle şey? Seven insanlar için elimizden geleni yaparız. Bol çilekli sosla hazırlarız. Üstelik fiyat farkı da almam."
Sena'nın yüzündeki memnuniyet daha da arttı.
"Çok teşekkür ederim. Bir de son bir ricam var."
"Tabii."
"Sevgilim yarın pastayı almaya geldiğinde, lütfen bu konuşmamızdan bahsetmeyin. Sonuçta sürpriz bozulmasın." Dedi.
Pastacı iyi niyetle gülümsedi.
"Merak etmeyin hanımefendi. Biz müşterilerimizin sürprizlerini bozmayız."
Sena teşekkür edip pastaneden çıktı.
Kapı arkasından kapanırken yüzündeki masum ifade bir anda silindi.
Yerine, planının kusursuz işleyeceğini düşünen sinsi bir gülümseme yerleşti.
İçinden, "Yarın her şey istediğim gibi olacak." diye geçirdi ve kalabalığın arasına karışıp gözden kayboldu.
☆𓍯
Kafenin son ışıkları da birer birer kapanırken, gece serinliği sokağa iyice çökmüştü.
Onur Bey, kafenin önünde eğilmiş, kepengi yavaşça aşağı indiriyordu. Metal kepengin çıkardığı ses sessiz sokağın içinde yankılandı.
Öznur ve Begümün otobüsü kalkacağı için ışıklar kapanır kapanmaz vedalaşıp, durağa koştular.
Lale ile Gül de çantalarını omuzlarına takmış, kapının önünde bekliyorlardı.
"İyi akşamlar, Onur Bey!" dedi Lale gülümseyerek.
"İyi akşamlar!" diye ekledi Gül.
Onur Bey kepengi kilitledikten sonra dönüp ikisine baktı.
"Size de iyi akşamlar kızlar." dedi gülümseyerek.
"Kapanışa kadar kaldığınız için teşekkür ederim. Bu arada yarın maaşlarınızı hesaplarınıza yatırıyorum. Hadi, şimdiden sevinin."
Gül'ün gözleri heyecanla açıldı.
"Ay, harika! Yarın zaten okulda işte yok! Alışverişe çıkarız, Lale!"
Lale de gülümseyerek başını salladı.
"Evet! Çok iyi olur."
Onur Bey onları bir an süzdü.
"Bu saatte eve nasıl gideceksiniz? İsterseniz bırakabilirim."
Gül başını salladı.
"Teşekkür ederiz ama umut ve Deniz birazdan gelir."
"Tamam o zaman." dedi Onur Bey.
"Dikkat edin kendinize. İyi geceler."
"Size de iyi geceler!" dediler ikisi bir ağızdan.
Onur Bey arabasına binip uzaklaşırken, birkaç saniye sonra siyah bir otomobil kafenin önünde yavaşça durdu.
Direksiyonda Deniz vardı.
Yan koltukta ise Umut oturuyordu.
Deniz camı indirip gülümseyerek,
"Hanımlar, taksiniz geldi." dedi.
Gül gözlerini devirerek güldü.
"Geç kaldınız."
"İki dakika geciktik diye hemen sitem etmeye başladınız." dedi Umut.
Lale ile Gül gülümseyerek arka kapıları açıp arabaya bindiler.
Kapılar kapanınca Deniz sinyalini verdi ve araba gece ışıkları altında yavaşça yola çıktı.
ᥫ᭡
Araba sitenin önünde yavaşça durdu.
Motorun sesi kesilince gece yeniden sessizliğe büründü.
Deniz ile Lale aynı anda emniyet kemerlerini çözüp arabadan indiler.
"İyi geceler." dedi Umut gülümseyerek.
"Size de." dedi Lale.
Gül de camdan el salladı.
"Yarın görüşürüz. Gratis'e baskına gidicem yarın "
"Görüşürüz. Tamam baskın var yarın." diye gülerek karşılık verdi Lale.
Kısa bir vedalaşmanın ardından Deniz ile Lale sitenin girişine doğru yürürken, Umut direksiyonun başına geçti.
Gül de ön yolcu koltuğuna oturdu.
Araba yavaşça hareket edip siteden ayrılırken, Deniz ile Lale A Blok'un giriş kapısından içeri girdiler.
Apartmanın içi oldukça sakindi.
Koridorda yalnızca tavandaki lambaların loş ışığı vardı.
İkisi de yorgunluktan olsa gerek, hiç konuşmadan asansöre doğru yürüdü.
Deniz düğmeye bastı.
Birkaç saniye sonra asansör ding sesiyle kapılarını açtı. Yan yana içeri girdiler.
Asansör ağır ağır yukarı çıkarken içeride yalnızca mekanizmanın hafif uğultusu duyuluyordu.
Katlarına geldiklerinde kapılar yeniden açıldı.
Sessizce koridora çıktılar.
Deniz cebinden anahtarını çıkarıp kapının kilidine yerleştirdi.
Kilit hafifçe döndü.
Kapıyı açarak önce Lale'nin içeri girmesi için kenara çekildi.
Lale ayakkabılarını çıkarırken gülümsemeden edemedi.
"Beni gerçekten şaşırtıyorsun, Deniz Yıldırım." dedi.
Deniz dudaklarının kenarını hafifçe yukarı kıvırdı.
"En sevdiğim şeydir şaşırtmak." dedi kendinden emin bir sesle.
İkisi de içeri geçti.
Salon her zamanki gibi tertemizdi. Koltuklar düzenliydi, sehpanın üzerinde tek bir eşya bile dağınık değildi.
Ama başlarını sol tarafa çevirdikleri anda mutfağın hâli ortaya çıktı.
Lavabo, yıkanmayı bekleyen tabaklar, bardaklar ve tencerelerle doluydu.
Lale mahcup bir ifadeyle ensesini kaşıdı.
"Dün o kadar yorulmuşum ki..." dedi.
"Mutfağı toplamaya fırsat bulamadan uyuyakalmışım."
Deniz mutfağa kısa bir göz attı.
Sonra omuz silkerek gülümsedi.
"Sorun değil. Birlikte temizleriz."
Lale şaşkınlıkla ona döndü.
"Birlikte mi?" diye sordu.
Deniz başını salladı.
"Tabii. Sonuçta iki kişinin çıkardığı dağınıklık, iki kişi tarafından daha toplanmalıdır."
Lale istemsizce gülümsedi.
"Hâlâ beni şaşırtmaya devam ediyorsun."
Deniz hafifçe omuz silkti.
"Demiştim. Şaşırtmayı severim."
İkisi de odalarına geçip üzerlerini değiştirmek için kapılarını kapattılar.
Birkaç dakika sonra, neredeyse aynı anda kapılar yeniden açıldı.
Koridorda karşı karşıya geldiklerinde ikisi de kısa bir an duraksadı.
Lale'nin üzerinde mor renkli, rahat bir tişört vardı.
Altına ise siyah, diz üstünde biten kısa bir tayt giymişti.
Saçlarını dağınık bir topuz yapmış, yüzündeki makyajı büyük ölçüde silmişti.
Günün yorgunluğuna rağmen oldukça doğal ve güzeldi.
Deniz ise beyaz, sıfır kol bir tişört ile diz hizasında siyah bir şort giymişti.
Antrenmanlarla şekillenmiş kolları tişörtün altında belirginleşirken, duş almadan önce yüzünü yıkadığı belli oluyordu.
İkisi de birkaç saniye boyunca birbirlerine baktı.
Sonra aynı anda gülümseyince, ikisi de istemsizce bakışlarını kaçırdı.
