7. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI 2

7. Bölüm ❃

Merve Eribol

Figen Hoca:
Sorun yok Lale. Derslerini mail olarak gönderirim. Okuldan kaydını alana kadar derslerini oradan takip edersin.

Lale:
Teşekkür ederim hocam. Çok sağ olun.

Figen Hoca:
Ne demek güzelim. Sen yeter ki kendine dikkat et.

Lale, telefonun ekranını kapattı.

Elinde tuttuğu uçak biletine baktı.
Antalya → Ardahan

Birkaç saat önce hayatının bir anda bu kadar değişeceğini düşünmemişti.

Evinden ayrılmıştı. Okulunu bırakmıştı. Kafedeki işini bırakmıştı.
Ve şimdi...
Ardahan'a geri dönüyordu.

Lale gözlerini kapattı.

Belki de en başından beri ait olduğu yere dönmeliydi.

Telefonunu çantasına koydu ve elindeki bileti sıkıca tuttu.

Birkaç saat sonra uçak havaalanına iniş yaptı.

Lale, diğer yolcularla birlikte uçaktan indi.

Havaalanının kalabalığı arasında valizini çekerek ilerledi.

Bir süre sonra anons yapıldı.
"Ardahan'a gidecek yolcularımızın uçağa biniş işlemleri başlamıştır."

Lale elindeki biletine son kez baktı.
Derin bir nefes aldı.

Sonra sıraya girerek uçağa bindi.
Koltuklardan birine oturdu.

Çantasını yanına bıraktı ve cam kenarındaki koltuğa geçti.

Bir süre sonra diğer yolcular da yerlerini aldı.

Uçak kalkış için piste ilerlerken Lale başını cama yasladı.
Şehir yavaş yavaş geride kalıyordu.

Antalya...

Deniz...

Gül...

Umut...

Ve herşeyin başladığı o ev...

Hepsi artık arkasında kalıyordu.
Lale gözlerini kapattı.Uçak pistte hızlanmaya başladığında kalbi bir kez daha sıkıştı.

၄၃

Yaklaşık dört saat sonra uçak Ardahan'a iniş yaptı.

Lale, diğer yolcularla birlikte uçaktan indi. Valizini aldıktan sonra bir an olduğu yerde durdu.

Başını geriye yasladı.
Ardahan'ın serin havasını derin bir nefesle içine çekti.

Yüzüne hafif bir tebessüm yerleşti.
"Ait olduğum yer..."

Bunu söylerken gözlerini kısa bir süre kapattı.

Ardından valizini çekerek havaalanından çıktı.

İlk gördüğü taksiye el kaldırdı.
Bagajını yerleştirdikten sonra arka koltuğa oturdu ve şoföre evinin adresini tarif etti. Taksi hareket etti.

Lale camdan dışarı bakarken
Antalya'da bıraktığı hayatını düşünmemeye çalıştı.

Ama aklından tek bir isim çıkmıyordu.

𓆸

"Deniz, Lale'ye ulaşamıyorum. Nerede bu kız?"
Gül'ün sesi telefonda endişeli geliyordu.

Deniz'in sesi ise oldukça soğuktu.
"Bilmiyorum, Gül."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Umurumda da değil."

Gül kaşlarını çattı.
"Yine ne oldu? Kavga mı ettiniz?"

Deniz derin bir nefes aldı.
"Bunu git kendisine sor, Gül."

Sesindeki öfke hâlâ geçmemişti. Ama derin bir nefes verip.
"Sen bir eve gidip onu kontrol eder misin? Nasıl olduğunu bilmiyorum. Ben birazdan Umut'la pastaneye gideceğim."

Gül gözlerini devirdi.
"Of... Tamam. Yine neler dönüyor ya?"

Telefonu kapattı.

Kısa bir süre sonra babası onu sitenin önüne bıraktı.
"Ben aşağıda bekliyorum." dedi babası.

"Tamam baba."

Gül hızla arabadan indi ve apartmana girdi.

A Blok'a geçip asansöre bindi.
Birkaç saniye sonra Deniz ve Lale'nin dairesinin önündeydi.
Kapının zilini çaldı.

Bekledi.

Ses çıkmadı.

Bir kez daha bastı.

Sonra kapıyı birkaç kez tıklattı.
"Lale?"

Yine cevap yoktu.

Gül bu kez daha sert bir şekilde kapıyı çaldı.
"Lale! Benim, Gül!"

Ama içeriden hiçbir ses gelmedi.
Gül'ün yüzündeki endişe arttı.
Kapının önüne baktı.

Lale'nin ayakkabıları da yoktu.
"Allah Allah..."

Hemen telefonunu çıkardı ve Umut'u aradı.

Telefon birkaç saniye sonra açıldı.
"Efendim, aşkım?"

"Sesimi hoparlöre alır mısın?"

"Tamam."
Umut telefonu hoparlöre aldı.

Deniz de konuşmayı duyunca dikkatini telefona verdi.
"Ne oldu, Gül?"

Gül derin bir nefes aldı.
"Beyler... Lale evde yok."

Deniz'in kaşları çatıldı.
"Nasıl yok?"

"Defalarca kapıyı çaldım, zile bastım. Açan olmadı."
Gül tekrar kapıya baktı.
"Üstelik ayakkabıları da yok. Dışarı çıkmış olmalı."

Deniz'in sesi soğuk çıktı.
"Gitsin."

Gül'ün gözleri büyüdü.
"Nasıl yani, gitsin mi?"

Umut da hemen araya girdi.
"Bir dakika... Lale nereye gitmiş? Yine neler oluyor? Kavga mı ettiniz siz?"

Deniz sinirle iç çekti.
"Hep aynı sorular..."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Evet. Kavga ettik."

Umut'un sesi ciddileşti.
"Ne oldu?"

Deniz cevap vermeden önce birkaç saniye sustu.

Gül hemen araya girdi.
"Tamam, bekleyin. Siz neredesiniz şimdi?"

"Balat Kafe'deyiz." dedi Umut.
Gül başını salladı.

"Tamam. Babam beni bırakır oraya. Şimdi yanınıza geliyorum. Orada konuşuruz."

Umut'un sesi yumuşadı.
"Ben gelip seni alsaydım keşke, aşkım."

Gül hafifçe gülümsedi.
"Tamam aşkım, sorun yok. Ben geliyorum."

Telefonu kapattı.

Gül birkaç saniye daha kapının önünde öylece kaldı. İçinde kötü bir his vardı.

Lale'nin telefonlarına cevap vermemesi.

Evde olmaması.

Bir şeyler kesinlikle ters gidiyordu.

"Şimdi neler oldu, tek tek anlat Deniz." dedi Gül, elindeki bardaktan bir yudum su içerken.

Umut da Deniz'e dikkatle bakıyordu.
"Yine kızın kalbini mi kırdın?" diye sordu.

Deniz'in çenesi gerildi.
"Bu sefer ben değil."

Umut ve Gül aynı anda birbirlerine baktılar.

Sonra merakla Deniz'e döndüler.
"Ne oldu?" diye sordu Umut.

Deniz birkaç saniye sustu.
Sonra öfkeyle konuşmaya başladı.
"Benim pastayı bilerek çilekli yaptığımı söyledi."

Gül'ün gözleri büyüdü.
"Ne?"

"Yetmedi..." dedi Deniz. "Beni onu öldürmeye çalışmakla suçladı."

Umut'un yüzündeki şaşkınlık arttı.
"Nasıl yani?"

Deniz sinirle ellerini saçlarının arasına götürdü.
"Bir de Sena'yla birlikte böyle bir plan yaptığımı söyledi!"

Gül ve Umut birkaç saniye boyunca hiçbir şey söyleyemedi.
İkisi de duyduklarına inanamıyordu.

"Nasıl abi ya?" dedi Umut sonunda.

Gül'ün yüzündeki şaşkınlık yerini kırgın bir ifadeye bıraktı.
"Lale mi söyledi bunu?"

"Evet!"
Deniz'in sesi yükseldi.

Gül hemen başını iki yana salladı.
"Lale böyle bir şey söylemez ki, Deniz."

Deniz öfkeyle ona döndü.
"Söyledi işte!"

Gül, Deniz'in bir anda bağırmasıyla irkildi.

Umut hemen araya girdi.
"Abi, bağırma kıza! Sakin ol."

Deniz derin bir nefes aldı.
Başını öne eğdi.

Bir süre kimse konuşmadı.

Gül bu kez daha sakin bir sesle sordu.
"Peki Lale nerede?"

Deniz başını kaldırdı.
"Bilmiyorum. Kavgadan sonra evden çıktım." dedi Deniz.

Umut düşünceli bir şekilde arkasına yaslandı.
"Belki kafasını toparlamak için bir yerlere gitmiştir."

"Olabilir." Dedi Gül.

"Önce şu pastacıyı bir sorguya çekelim. Sonra artık ben yokum. Muhtemelen full antrenmanda olurum." dedi Deniz.

Umut, Deniz'e endişeli gözlerle baktı.
"Abi, üzme kendini."

Gül ise hiçbir şey diyemiyordu.

Hâlâ Lale'nin söylediklerini ve ortadan kaybolmasını anlamaya çalışıyordu. Onu tanıyordu. Lale'nin böyle bir şey söylemiş olması Gül'ün aklına yatmıyordu.

Deniz bir anda ayağa kalktı.
"Benim ona karşı iyi biri olmaya çalışmam zaten hataydı."

Gül, Deniz'e baktı ama bir şey söylemedi.

Deniz arkasını dönüp kafeden çıktı.
Umut ve Gül de peşinden gittiler.
Üçü arabaya binerek pastaneye doğru yola çıktı.

Pastaneye vardıklarında Deniz arabadan iner inmez hızla içeri girdi.
Kasadaki adamı görür görmez doğrudan ona doğru yürüdü.

Adam onları görünce gülümseyerek karşılamaya çalıştı.
"Hoş geldiniz. Nasıl yardımcı olabilirim?"

Deniz'in yüzündeki öfkeyi görünce gülümsemesi yavaşça silindi.
Deniz tezgâha doğru eğildi.
"Lan, bak seni sike—"

Umut hemen araya girerek Deniz'in önüne geçti.
"Siparişimiz yanlış geldi!"

Adam şaşkınlıkla Umut'a baktı.
"Nasıl yani?"

Gül de öfkeyle araya girdi.
"Size özellikle meyve istemediğimizi söylemişler! Siz resmen pastaya çilek sosu koymuşsunuz!"

Adamın yüzü bir anda düştü.
"Çilek mi?"

"Evet, çilek!" dedi Gül. "Kızın çileğe alerjisi var! Sizin dikkatsizliğiniz yüzünden arkadaşımızı kaybedebilirdik!"

Adamın gözleri büyüdü.
"Allah korusun..."

Umut, Gül'ün elini tuttu ve onu biraz sakinleştirmeye çalıştı.
"Gerçekten çok ciddi bir durumdu. Siparişler karışmış olabilir, bunu anlıyoruz ama sonuçta bir insan hastanelik oldu."

Adam panikle başını salladı.
"Çok özür dilerim. Gerçekten özür dilerim. Siparişler karışmış olmalı. Lütfen beni affedin."

Ardından ellerini birleştirdi.
"Para iadesi yapayım. Ne isterseniz yaparım. Yeter ki şikâyetçi olmayın."

Deniz'in sabrı yeniden taştı.
"Başlatma parasından!"

Pastanedeki birkaç kişi dönüp onlara baktı.

Deniz'in sesi yükseldi.
"Sizin dikkatsizliğiniz yüzünden bir insan hastanelik oldu! Siz hâlâ para iadesinden bahsediyorsunuz!"

Adamın sesi titredi.
"Haklısınız ama..."

"Ne ama?!"
Deniz bir adım daha attı.
"İşinizi hakkıyla yapın! İnsanların hayatıyla oynuyorsunuz!"

"Tamam, Deniz." dedi Gül, onun koluna dokunarak.
"Tamam, sakin ol."

Adam hemen kasadan parayı çıkarıp Deniz'e uzattı.
"Lütfen... Tek geçim kaynağım burası. Gerçekten çok özür dilerim."

Deniz paraya bile bakmadı.
Adamın uzattığı eli görmezden gelerek arkasını döndü.
"Umut, gel."

Hiçbir şey söylemeden pastaneden çıktı.

Umut ve Gül de adamın şaşkın bakışları arasında Deniz'in peşinden gittiler.

Üçü arabaya bindi.

Deniz direksiyona geçer geçmez motoru çalıştırdı.
Gül arka koltuğa oturdu.
Umut ise Deniz'in yanına geçti.

Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı.

Deniz ellerini direksiyona sıkıca kenetlemişti.

Gül, onun yüzüne baktı.
Deniz'in öfkesi hâlâ geçmemişti.
Ama Gül artık bir şeyi çok net görüyordu.

Deniz'in öfkesi sadece pastacıya değildi.
Lale'ye de değildi.
Asıl korktuğu şey...
Lale'yi gerçekten kaybetmiş olma ihtimaliydi.