10. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI 2
10. Bölüm ❃
Deniz'in arabası kafenin önünde durdu.
Umut ve Gül aynı anda ayağa kalktı. Gül'ün yüzündeki heyecan ve endişe birbirine karışmıştı.
Deniz camı indirip onlara baktı.
"Hadi binin." dedi.
Umut önden gidip ön koltuğa oturdu. Gül ise arka koltuğa geçti.
Deniz, Gül'ün kapıyı kapatmasını bekledikten sonra arabayı çalıştırdı.
Kısa bir süre kimse konuşmadı.
Arabanın içinde garip bir sessizlik vardı.
Umut birkaç kez ağzını açıp konuşacak gibi oldu ama Deniz'in gergin yüzünü görünce vazgeçti.
Deniz gözlerini yoldan ayırmadan,
"Ne konuşacağız?" diye sordu.
Umut derin bir nefes aldı.
"Eve gidelim, orada konuşuruz."
Deniz kaşlarını çattı.
"Umut, bana bak. Eğer konu Lale'yse şimdi söyle."
Umut bir an sustu.
Deniz'in sesi bu kez daha sertti.
"Çünkü eğer onunla ilgiliyse, eve kadar boşuna gitmeyelim."
Gül arka koltukta sessizce oturuyordu. Umut'a baktı.
Umut ise Deniz'in yüzüne döndü.
"Abi..."
"Ne?"
"Konumuz Lale."
Deniz'in elleri direksiyonun üzerinde sıkılaştı.
Arabanın içindeki hava bir anda değişti.
"Ben size ne dedim?" dedi Deniz.
Umut sakin kalmaya çalıştı.
"Abi, bir dinle."
"Dinlemek istemiyorum."
"Deniz..."
"Umut, sana açıkça söyledim. O kızın adını bile duymak istemiyorum."
Gül daha fazla sessiz kalamadı.
"Deniz, Lale'nin neden gittiğini biliyor musun?"
Deniz'in bakışları bir anlığına dikiz aynasından Gül'e kaydı.
"Gitmek istedi ve gitti."
"Hayır." dedi Gül.
"Tamam durun! Eve gidelim sakince konuşalım." Dedi Umut.
Deniz gaza biraz daha bastı ve kısa bir süre sonra siteye vardı.
Arabayı park ettikten sonra hep birlikte araçtan indiler. Deniz tek kelime etmeden önden yürümeye başladı. Umut ve Gül de sessizce onu takip etti.
Hep birlikte yukarı çıktılar ve eve girdiler.
Deniz salona geçip koltuğa oturdu. Umut ve Gül de karşısındaki koltuklara oturdu.
Evde ağır bir sessizlik vardı.
Deniz, ikisine de bakarak,
"Evet?" dedi.
Gül derin bir nefes aldı.
"Deniz, Lale senin böyle bir şey yapmayacağını biliyordu. Sadece senden intikam almak istemiş." dedi.
Deniz'in kaşları çatıldı.
"Anlamadım? Nasıl yani?" dedi.
Umut araya girdi.
"Yani sen onu anlayıp dinlemeden hırsızlıkla suçlamıştın ya... O da aynısını sana yaptı."
Deniz elini saçlarının arasından geçirdi. Duyduklarını anlamaya çalışıyordu.
"Lale kendisi söyledi bu sabah." dedi Gül. "Barışın diye demiyoruz ama... Gerçekleri bilmeni istiyoruz." Dedi gül.
Deniz başını kaldırıp Gül'e baktı.
"Bu mu yani?" dedi.
Sesindeki kırgınlık her kelimesinde hissediliyordu.
"Bir intikam uğruna her şeyin içine sıçmasını unutacak mıyım?"
Gül sustu.
Umut, Deniz'in ne kadar kırgın olduğunu anlayabiliyordu.
"Bak Deniz, haklısın." dedi. "Ama bence bir kez konuşun."
Deniz sinirle ayağa kalktı.
"İstemiyorum onunla konuşmak!"
Gül ve Umut bir anda sustu.
Deniz salonda birkaç adım attı.
"Bu sefer de başka bir şeyin intikamını alır belki." dedi.
Sonra onlara dönüp gözlerini kıstı.
"Ben ona nasıl güveneceğim bir daha?"
Gül'ün yüzündeki ifade yumuşadı.
"Bak, çok haklısın. Ama böyle bitmemeli Deniz."
Deniz başını iki yana salladı.
"Bitmesi gereken yerde bitti."
"Hayır. daha başlamadı ki bitsin!." dedi Gül.
Deniz ona baktı.
Gül bu kez daha kararlı bir şekilde konuştu.
"İki haftadır kendini spora, antrenmana veriyorsun. Sürekli gözün Lale'nin odasının kapısında fark ediyoruz biz. Dışarı çıkmıyorsun. Kimseyle konuşmuyorsun."
Deniz'in yüzü gerildi.
"Ben iyiyim."
"Değilsin." dedi Gül.
Umut da sessizce başını salladı.
"Abi, değilsin."
Deniz ikisine de öfkeyle baktı.
"Ne yapmamı istiyorsunuz?"
Gül hiç düşünmeden cevap verdi.
"Git ve onunla konuş."
Deniz sustu.
"Ardahan'a git demiyorum." dedi Gül. "Sadece bir kez konuş. İçinde ne varsa söyle. Öfkeni de söyle, kırgınlığını da... Ama onu dinle."
Deniz gözlerini yere indirdi.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra başını kaldırdı. Sinirle
"Neden peki? Neden konuşayım? Ne olmasını istiyorsunuz siz arkadaşlar? Ben böyle mutluyum! Hayatıma müdahale etmeyin yeter artık!" Dedi
Umut sinirle ayağa kalktı ve Deniz'in karşısına geçti.
"Müdahale ederim! Çünkü sen benim kardeşim gibisin! Mutlu değilsin şu an ve seni mutsuz görünce ben de üzülüyorum. Seviyorsun Lale'yi. Onu koruman, ona bakışların... Her şeyden çok belli." dedi.
Deniz ise hiçbir şey söylemedi.
'Hayır. sevmiyorum.' demedi.
Aksine, Umut'un söylediklerini sessizce dinledi.
Bir süre sonra hiçbir şey söylemeden yerine geri oturdu. Umut da Gül'ün yanına oturdu.
Deniz, gözlerini yere dikmişti.
"Tek taraflı bu." dedi.
Umut kaşlarını çattı.
"Ne tek taraflı?"
"Bu sevgi işte." dedi Deniz.
Gül, Deniz'in yüzüne dikkatle baktı.
"Neden öyle düşünüyorsun Deniz?" diye sordu.
Deniz başını kaldırıp Gül'e baktı.
"Seven, sevdiğine böyle bir şey yapar mı sence Gül? Sen Umut'a böyle bir şey yapar mısın?" diye sordu.
Gül cevap vermeden önce Umut araya girdi.
"Olaylara çok yanlış taraftan bakıyorsun Deniz." dedi.
Deniz bir anda ayağa kalktı. Daha fazla konuşmak istemiyordu.
Mutfak tarafına geçti. Tezgâhın üzerindeki bardaklardan birini alıp musluktan su doldurdu ve tek seferde birkaç yudum içti.
"Yanlış taraf falan yok. Yeter artık. Konuşmak istemiyorum." dedi.
Gül de ayağa kalktı.
"Deniz..." dedi.
Deniz elindeki bardağı tezgâha bırakmak üzereyken Gül'ün söyleyeceği son şeyi duydu.
"O da senden hoşlanıyor, Deniz."
Deniz'in eli havada kaldı.
Elindeki bardakla öylece donup kaldı.
Sanki Gül'ün söylediği cümleyi anlamaya çalışıyordu.
Arkasını dönmedi.
Kimseye bakmadı.
"Nasıl yani?" diyebildi sadece.
Gül, Umut'a kısa bir bakış attı.
"Hoşlanıyor işte. Önce güzelce düşün ne yapacağını. Sonra konuş onunla." dedi Umut.
Deniz hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Gül ve Umut daha fazla bir şey söylemeden kapıya yöneldiler.
Kapıyı açıp evden çıktılar.
Deniz ise mutfakta tek başına kaldı.
Elindeki bardağa baktı.
Sonra yavaşça bardağı tezgâhın üzerine bıraktı.
Aklında tek bir cümle dönüp duruyordu.
"Lale benden mi hoşlanıyor?"
Kendi kendine sorduğu bu sorunun cevabını bulmaya çalışırken gözlerini kapattı.
İki hafta boyunca Lale'nin yokluğuna alışmaya çalışmıştı.
Ama şimdi...
Her şey yeniden başlamış gibiydi.
❀
Sabah
Sabahın erken saatleriydi. Deniz'in yokluğu antrenmanda hemen fark edilmişti. Umut, telefonunu eline alıp onu aradı.
"Alo? Antrenmana gelmeyecek misin Deniz?" diye sordu.
"Yok. Hocayla konuştum. İşim var, birkaç gün yokum dedim." dedi Deniz.
Umut'un kaşları çatıldı.
"Ne işi? Neredesin?" diye sordu merakla.
Deniz birkaç saniye sustu. Ardından sakince cevap verdi.
"Dün siz evden çıktıktan sonra çantama birkaç parça kıyafet koyup arabamla yola çıktım." dedi.
Umut'un gözleri bir anda büyüdü.
"Ne? Abi, yol on altı, on yedi saat!" dedi şaşkınlıkla.
"Evet, biliyorum. On saati bitti bile." dedi Deniz.
Umut bir süre ne diyeceğini bilemedi.
"Sen var ya... Adamın dibisin." dedi sonunda.
Deniz hafifçe güldü.
Umut bir anda aklına gelen başka bir şeyi hatırlayıp devam etti.
"Bu arada senin yokluğunda Karan kaptanlık taslıyor." dedi.
Deniz'in yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Bırak, eğlensin biraz kendi çapında." dedi.
Umut da gülmeye başladı.
Ama ikisi de biliyordu.
Deniz'in çıktığı bu yolculuk, sıradan bir yolculuk değildi.
On altı, on yedi saatlik yolu göze almasının tek bir nedeni vardı.
Lale.
𓆸
Sabahın erken saatleriydi. Saat henüz yediyi yeni geçmişti. Lale, yatağın içinde gözlerini açmakta zorlanıyordu.
"Anne, saat sabahın yedisi! Biraz daha yatmak istiyorum!" dedi Lale, üstündeki örtüyü başına doğru çekerek.
Sevcan Hanım, kızının bu hâline bakıp başını iki yana salladı.
"Kız, düğün var, düğün!" dedi.
Lale örtünün altından homurdanarak cevap verdi.
"Ya banane anne! Benim düğünüm mü?" dedi.
"Mübiye Teyze'nin yeğeninin düğünü. Bütün mahalleyi çağırdılar." dedi Sevcan Hanım.
Lale, örtüyü üzerinden atıp doğruldu.
"Anne, ben Mübiye Teyze'yi sevmiyorum ya! Gıcık kadın! Elli yaşında ama işi gücü dedikodu, laf sokmak. Of, bir de düğünleri var ya... Melisin havasından da geçilmez. Sen git." dedi.
Sevcan Hanım kızının söylediklerine şaşkınlıkla baktı.
"Kız, çok ayıp! Hadi kalk! Güzel bir kahvaltı yapalım. Sonra evi toplarız. Babam bilgisayarının şarjını evde unutmuş. Sen de restorana gidip verirsin." dedi.
Lale istemeyerek de olsa yataktan kalktı.
"Düğünmüş! Tamam. Kalktım anne." dedi.
Sevcan Hanım da kızının kalktığını görünce mutfağa geçti. Çayı koymak için ocağın başına geçerken Lale, uykulu gözlerle odasından çıktı.
Bugün mahallede düğün vardı.
Ve Lale'nin hiç gitmek istemediği o düğün.
✮
Lale, kahvaltı masasının önündeki tabağına bakıp yüzünü buruşturdu.
"Anne, domates yemek istemiyorum! Nefret ediyorum!" dedi Lale.
Sevcan Hanım kızına bakıp kaşlarını çattı.
"Allah şimdi seni bir çarpacak, Lale, göreceksin! Kan yapar, ye diyorum. 'Nefret ediyorum, nimetten!' diyor." dedi.
Lale annesinin bu hâline gülmemek için kendini zor tuttu.
"Ya sultanım, ne bu gerginlik? Hayırdır, ne oluyor? Bunalım falan mı?" dedi Lale.
"Üf, aman! Ne bunalımı kızım? İyiyim ben." dedi Sevcan Hanım.
Lale annesinin yüzüne dikkatlice baktı.
"Emin misin canım?" diye sordu.
Sevcan Hanım, kızına biraz daha yaklaşarak kelimelerin üzerine basa basa cevap verdi.
"Eminim, CANIM!" dedi.
Lale daha fazla dayanamadı ve kahkaha attı.
Sevcan Hanım da kızının gülmesine bakıp istemsizce gülümsedi.
Kahvaltıdan sonra anne kız birlikte evi temizlediler. Evdeki işler bittikten sonra Lale odasına geçti.
Restorana gitmek için giyinmeye başladı.
Dolabının karşısına geçip ne giyeceğini düşündü. Sonunda geniş kot pantolonunun üzerine beyaz bir atlet ve ince, kahverengi kısa bir hırka giydi.
Saçlarını açık bıraktı.
Aynanın karşısına geçip hafif bir makyaj yaptı. Son kez kendine baktıktan sonra bilgisayarının şarjını çantasına koydu.
Çantasını omzuna takıp odasından çıktı.
"Anne, ben çıkıyorum!" diye seslendi.
"Tamam kızım, dikkat et!" diye karşılık verdi Sevcan Hanım.
Lale kapıyı açıp evden çıktı.
