18. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI 2
18. Bölüm ❃
“Tamam işte, anne. Deniz sağdaki koltukta, Umut da soldaki koltukta uyusun.” dedim, elimdeki yastıklarla.
“Tamam, sen yatakları hazırla. Ben uyumaya gidiyorum. Baban da birazdan uyur.” dedi annem.
Başımı salladım. Annem salondan çıkıp odasına geçti. Babam da annemin arkasından odaya geçti.
Ev yavaş yavaş sessizliğe bürünüyordu. Günün telaşı sona ermiş, evin içinde yalnızca gecenin sakinliği kalmıştı.
Deniz ve Umut balkonda sigaralarını içip içeri geldiler. Üzerlerine sinen hafif sigara kokusuyla salona geçerken ben de Gül’le birlikte onların yatacakları yerleri hazırlıyordum.
Yastıkları düzelttim, örtüleri serdik gül ile. İkisine de yerlerini gösterdim.
“Deniz, sen burada. Umut, sen de burada.” dedim, işaret parmağımla yatacakları yerleri göstererek.
Deniz yatağına bakıp ardından bana döndü. Dudaklarının kenarında yaramaz bir gülümseme belirdi.
“Mayın falan döşemedin değil mi, hırçın sevgilim?” diye sordu.
Bunu duyunca hepimiz kahkahayı bastık.
“Yok canım. Onu burada yapamıyoruz maalesef. Antalya’da yaparım. Orada annemler yok.” dedim gülerek.
Deniz’in yüzündeki gülümseme daha da genişledi.
“Salonun balkonu müsait mi?” diye sordu Umut.
“Müsait, geçin.” dedim.
Gül ve Umut, baş başa kalmak için balkona geçti.
Ben ise salonda Deniz’le baş başa kaldım.
Deniz yatağa girmeden önce üzerindeki tişörtü çıkardı ve altında siyah şortuyla kaldı.
“Aa, ne yapıyorsun ya?” dedim ve hemen arkamı döndüm.
Deniz’in güldüğünü duydum.
“Sanki önceden görmediğin şey.” dedi.
Hâlâ arkam dönük bir şekilde konuşmaya devam ettim.
“Ya tamam, gördüm de... Ama yanlışlıkla oldu onlar.” dedim.
“Lalecim, ben böyle uyuyorum. Alışırsın sen de, canım.” dedi ve yatağa girdi.
Bir süre sonra önüme döndüm. Ayakta dikilmiş, ona bakıyordum.
Deniz bir anda yataktan doğruldu. Belimden tutup beni kendine doğru çekti. Ne olduğunu anlamadan kendimi yanında buldum. Kolunu açıp başımı kolunun üzerine koydu ve sıkıca bana sarıldı.
Bir an şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Deniz? İyi misin, canım sen?” dedim.
Bir yandan da belli etmeden kolundaki kasları yokluyordum.
Deniz ise sanki dünyanın en normal şeyiymiş gibi rahat bir ses tonuyla cevap verdi.
“İyiyim, güzelim. Sen nasılsın?” diye sordu.
“Babam şimdi gelirse görürsün.” dedim.
“Uyumaya gitti. Gelmez.” dedi Deniz, hiç umursamaz bir tavırla.
“Ya gelirse?” diye sordum.
Tam o anda koridorun ışığı yandı.
Ardından evin sessizliğinde ayak sesleri duyuldu.
Gözlerim bir anda büyüdü.
“Eyvah, babam!” dedim.
Deniz şaşkınlıkla bana baktı.
“Sen adım sesinden insanları mı tanıyorsun?” diye sordu.
“Aile evinde yaşayınca böyle oluyor, canım.” diyerek doğruldum.
Deniz de şaşkın bir ifadeyle başını iki yana salladı.
“Ben de aile evinde yaşadım, Lalecim. Ama adım sesinden kimin olduğunu anlamıyorum.” dedi.
Hızla ayağa kalktım.
“Bu senin sorunun canısı.” dedim.
Tam o sırada babamın sesi kapının önünden geldi.
“Deniz oğlum.”
Kalbim yerinden çıkacakmış gibi oldu.
Hiç düşünmeden koşarak Umut’un yatağına girdim ve örtüyü üzerime çektim. Kendimi tamamen örtünün altına sakladım.
Deniz ise hâlime bakıp gülmemek için kendini zor tutuyordu.
“Mustafa amca, gel.” dedi.
Babam içeriye girdi.
“Oğlum, bir isteğiniz var mı? Sormayı unuttum.” diye sordu.
“Yok, sağ ol Mustafa amca.” dedi Deniz.
Babamın ayak sesleri yavaş yavaş benim bulunduğum tarafa doğru yaklaşmaya başladı.
İçimden dua ederken örtünün altında nefesimi bile tutmuştum.
“Maşallah, Umut uyumuş bile.” dedi babam.
Deniz gülerek cevap verdi.
“O uykucudur biraz.”
Tam o sırada babamın eli örtünün üzerinden omzuma denk geldi. Sertçe omzuma vurmuştu.
“Aslan parçası Umut! Deponun ışık problemini çözdü bugün.” dedi.
Ben ise bağırmamak için kendimi zor tutuyordum.
Omzumdaki acıyla dişlerimi sıktım. Örtünün altında yüzümü buruştururken tek yapabildiğim, sesimi çıkarmadan dayanmak oldu.
İncecik kolum, incecik omzum bu vuruş sayesinde yıkılabilirdi. Üstelik örtü ince olduğu için hafifçe de olsa hareketleri belli oluyordu. Örtünün altında kıpırdamadan durmaya çalışıyor, babamın bir an önce gitmesi için içimden dua ediyordum.
Babam omzuma vurunca Deniz direkt yerinden kalktı. Benim için korktuğu o kadar belliydi ki yüzündeki ifade bir anda değişmişti.
“Aman, Mustafa amca! Umut cılızdır. Şimdi omzu falan çıkar.” dedi.
Babam ise hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi bu kez de enseme bir şaplak attı.
“Tas kafa ya! Traşı iyi olmuş! İyi ki Umut’a kendi berberimi önermişim.”
Allah için baba, git!
İçimden çığlık atıyordum. Örtünün altında yüzümü buruşturmuş, bir yandan da sesimi çıkarmamak için dudaklarımı sımsıkı kapatmıştım.
İyi ki yataktaki Umut değildi.
Kimse evimize bir daha adım atmazdı.
Deniz ise babamın söylediklerini duyduktan sonra bana doğru bir kez daha bakıp sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalıştı. Fakat gözlerindeki endişeyi gizleyemiyordu.
Sonra bir anda babamın yanına yürüdü. Kolundan tutup onu duvara doğru götürdü.
“Bu tablo hâlâ burada mı, Mustafa amca? Ben küçükken de buradaydı.” dedi.
Ne yaptığını anlamıştım.
Tek amacı babamın bu sefer bana Osmanlı tokadı atmamasıydı.
İçimden Deniz’e teşekkür ettim.
Babam, Deniz’in gösterdiği tabloya bakarak başını salladı.
“Aynen öyle. Yıllardır bu duvarda. Anlamı büyük.” dedi.
Deniz tabloya bakıyormuş gibi yaptı. Ardından sanki uykusu gelmiş gibi ağzını kapatarak yalandan esnedi.
Belli ki artık babamın dikkatini başka bir yerde tutmaya çalışıyordu.
Babam ise Deniz’in geniş, kaslı omzuna vurdu.
“Sen uyu, aslan parçası. Ben de bir kızlara göz atayım.”
Ben örtünün altında nefesimi tutmuş, olan biteni dinliyordum.
Ama Deniz yerinden bir milim bile kıpırdamamıştı.
Babamın az önce bana vurduğu omuz darbesini düşününce içim ürperdi.
O vuruş bana gelmişse muhtemelen diğer odaya uçmuştum.
Deniz’in omzuna bakıp içimden, "of erkek ya." dedim
Bir dakika. Ne?
Babam benim odama mı gidecekti? Ben odada değildim ki!
İçimdeki panik bir anda daha da büyüdü. Örtünün altında gözlerimi kocaman açmış, ne yapacağımı düşünmeye çalışıyordum.
“Mustafa amca! Bence bakma kızlara.” dedi Deniz, babama gülümseyerek.
Babam şaşkın bir ifadeyle Deniz’e döndü.
“Niye oğlum, bir şey mi oldu? İyi geceler deyip odama geçeceğim.” dedi.
Stresten dişlerimi sıkıyordum. Omzum hâlâ ağrıyordu.
Deniz ise hiç panik yapmadan konuşmaya devam etti.
“Mustafa amca, sen Gül’ü tanımazsın. Çok utangaç bir kız. Sen boş ver onları. Hiç gitme yanlarına.” dedi.
İçimden Deniz’e bir kez daha teşekkür ettim.
Babam birkaç saniye düşündü. Sonunda başını salladı.
“Haklısın oğlum. Hadi, ben gidiyorum. İyi geceler.” dedi.
“İyi geceler, Mustafa amca.” dedi Deniz.
Babam salondan çıktı.
Ayak sesleri koridorda uzaklaştıkça üzerimdeki gerginlik de yavaş yavaş dağıldı.
Allah’ım, şükür!
Götümü kurtarmıştı Deniz.
Babamın tamamen gittiğinden emin olduğum anda örtüyü üzerimden hızla attım. Derin bir nefes alırken hemen ağrıyan omzumu tuttum.
Deniz de hiç vakit kaybetmeden yanıma geldi. Yere çömeldi ve kolumu dikkatlice tutup incelemeye başladı. Yüzündeki endişe o kadar belirgindi ki, az önce yaşadığımız komik durum bir anda ikinci plana düşmüştü.
“İyi misin? Ağrıyor mu çok?” dedi, kolumu dikkatlice incelerken.
Önce ağrıyan kolumu kendim kontrol ettim. Birkaç kez hareket ettirip yokladım.
“Kırık çıkık yok, merak etme. Ve teşekkürler.” dedim.
Sonra yaşadıklarımızı düşününce gülmemek için kendimi tutamadım.
“Babam bir tane daha çaksaydı, muhtemelen rahmetli dayı ve amcalarımın yanında, yukarıdaydım.” dedim gülerek.
Deniz’in yüzündeki endişe yerini rahatlamış bir gülümsemeye bıraktı.
“Allah korusun. Babanın acilen şu temaslı şakaları bırakması lazım.” dedi.
Bu kez ikimiz de gülmeye başladık.
“İnşallah bırakır. Yoksa yola içeriye atarlar adamı.” dedim.
Deniz başını iki yana sallayarak gülerken ben de hâlâ ağrıyan omzumu ovuşturuyordum.
Az önce yaşadığımız garip bir anın ardından salonda yeniden kahkahalarımız yankılanıyordu.
Elimi şortumun cebine götürdüm. Parmaklarım cebimin içinde küçük misketi bulunca hafifçe gülümsedim. Sonra Deniz’e baktım.
“Bunları verecektim sadece. Dayak yemek planımda yoktu.” dedim gülerek.
Deniz önce yüzüme, sonra elime baktı.
Elimi yavaşça açtım.
Avucumun içinde duran mavi misket, salonun ışığında hafifçe parlıyordu.
Deniz’in bakışları miskete takılı kaldı. Birkaç saniye hiçbir şey söylemedi. Ardından eli yavaşça elime doğru uzandı. Parmakları avucumdan misketi aldı.
Misketi elinin içinde çevirip dikkatlice inceledi.
“Bu...” dedi.
Sesindeki şaşkınlığı hemen fark etmiştim.
“Evet, bu küçükken senden zorla aldığım misketin. Geç olsa da geri veriyorum.” dedim alaycı bir gülümsemeyle.
Deniz başını kaldırıp bana baktı. Ardından tekrar miskete döndü.
“Sen bunu saklıyor muydun?” dedi misketi inceleyerek.
Omuzlarımı hafifçe silktim.
“Evet, hep sakladım. Beni günlüğüne misket hırsızı olarak tanıtsan da hiç sıkıntı yok.” dedim gülerek.
Deniz birkaç saniye bana baktı. Sonra kendini tutamayarak kahkaha attı.
Elindeki mavi miskete bakarken yüzündeki gülümseme giderek büyüyordu. Ben de onun kahkahasına eşlik ederek gülümsedim.
Yıllardır sakladığım küçücük bir misket, ikimizin arasında yeniden eski bir anının kapısını aralamıştı.
Deniz sıkıca bana sarıldı. Kollarının arasındaki sıcaklığı hissederken ben de ona biraz daha yaklaştım. Ardından elindeki misketi şortunun cebine koydu.
Misket artık yeniden ondaydı.
Birkaç saniye öylece kaldık. Salonda sessizlik hâkimken balkondan Gül ile Umut’un konuşma ve gülüşme sesleri geliyordu. Sesleri gecenin sakinliğine karışıyor, evin içindeki sessizliği hafifçe bölüyordu.
Deniz bir süre sonra derin bir nefes aldı.
“Bu arada kötü bir haberim var.” dedi.
Ses tonundaki değişiklikle birlikte yüzüne baktım.
“Ne oldu?” diye sordum merakla.
İçimde istemsiz bir korku oluşmuştu. Acaba kötü haber bizim ilişkimizle mi ilgiliydi? Bir anlığına kalbim sıkışmış gibi hissettim.
Deniz ise kısa bir süre sustuktan sonra anlatmaya başladı.
"Annemin Amerika’daki dayısı vardı, hatırlarsın belki. O evleniyormuş. Annemle babam Amerika’ya gidecek ve annemler Selinay’ı bizim eve gönderecek, bir haftalığına.” dedi.
Söylediklerini duyunca yüzümde şaşkın bir ifade oluştu.
“Ee, bunun nesi kötü haber? Selinay geliyor bizim eve, ne güzel.” dedim.
Deniz’in yüzündeki ifade bir anda değişti. Sanki bütün hevesi kursağında kalmış gibiydi.
“Ya kızım, önceden olsa umurumda olmazdı. Çünkü önceden Lale, benim sadece gıcık kaptığım, sinir olduğum bir kızdı.” dedi.
Bir an durdu. Ardından bana bakıp hafifçe sitem eder gibi devam etti.
“Şimdi ise ben o Laleye âşık oldum ve biz evde baş başa kalacaktık, ne güzel. Annemin kızı gelip her şeyi mahvedecek.”
Kendimi tutamadım ve gülmeye başladım.
Deniz’in bu hâli o kadar komikti ki yüzümdeki gülümsemeyi gizleyemedim. Elimi Deniz’in yüzüne götürüp yanağına hafifçe dokundum.
“Ya, kardeşine neden ‘annemin kızı’ diyorsun?” dedim gülerek.
Deniz hiç düşünmeden omuzlarını silkti.
“Öylesine kuruldum ona işte. Ondan diyorum.” dedi.
Bu cevabı karşısında bir kez daha güldüm. Deniz’in Selinay’a olan sitemi, yüzündeki o çocukça kızgınlıkla birleşince daha da komik görünüyordu.
❅
Bizim çocuklardan ayrılıp Gül’le odama geçmiştim. Allah’tan valizlerimi birkaç saat önce toplamıştım. Şimdi tek yapmamız gereken uyumaktı.
Sabah erkenden yola çıkacaktık. Günün yorgunluğu üzerime çökmüştü. Odamın içinde gecenin sessizliği hâkimdi. Dışarıdan gelen hafif sesler de zamanla kesilmiş, ev tamamen sakinleşmişti.
Işığı kapattım. Oda karanlığa gömülürken yatağıma uzandım.
Gül’le birbirimize sarıldık.
Gözlerimi kapattığımda gün boyunca yaşananlar birer birer aklımdan geçmeye başladı. Deniz’in söyledikleri, gülüşlerimiz ve gecenin içinde yaşanan o küçük anlar...
Sonra düşüncelerim yavaş yavaş dağıldı.
Gül’le sarılarak uykuya daldım.
