27. bölüm · DENİZ'İN RÜZGARI 2

27. Bölüm ❃

Merve Eribol

Devran'ın yüzündeki ifade bir anda değişti. Gözlerini büyütüp ikisine bakarken şaşkınlığını gizleyemedi.
“Oooo! İddialar büyük burada hanımlar!” dedi.

Sonra ellerini iki yana açıp kahkahayla devam etti: “Çete misiniz lan siz? Doğruyu söyleyin, Samet'in adamları mısınız siz?”

Sena hemen başını iki yana salladı.
“Yok, Samet falan tanımıyoruz biz.” dedi.

Gül, hiç beklemeden Sena'ya dönüp sırıttı.
“İyi ki tanımıyorsun, yoksa ona da yürürdün değil mi Sena?” dedi.

Lale de Gül'ün lafını desteklercesine başını salladı.
“Aynen, aynen.”

Sena'nın yüzü iyice asıldı. Gül ve Laleyi birden süzdü.
“Ya siz susun! Saçma saçma konuşmayın.” dedi.

Devran derin bir nefes aldı. İki elini beline koyup birkaç saniye boyunca karşısındaki kızlara baktı. Ardından gözlerini kapatıp elini alnına götürdü. Belli ki sabrı tükenmek üzereydi.
“Hüso! Allah için gelesen! şunların ağzını dikiyor musun, bant yapıştırıyor musun bilmiyorum ama sussunlar!” diye seslendi.

Cevap beklemeden başını iki yana sallayıp depodan çıktı.

Ardında kalan kızlar birkaç saniye sessizce birbirlerine baktılar.

Deponun ağır sessizliği yeniden üzerlerine çökerken, Gül'ün yüzünde hâlâ belli belirsiz bir gülümseme vardı.

Sena ise somurtarak diğerlerine bakıyordu.

Lale'nin öfkesi henüz geçmemiş,

Sena, arkasından sandalyeye bağlanmış ellerini kurtarmaya çalışıyordu. İpi her çekişinde sandalye hafifçe gıcırdıyor, bileklerindeki bağ biraz daha canını acıtıyordu. Buna rağmen susmaya hiç niyeti yoktu.
“Yani yedi yabancıyla burada bağlı olsaydım da sizinle olmasaydım! Bok vardı, değil mi masama oturdunuz!” dedi öfkeyle.

Lale gözlerini kapatıp başını geriye yasladı.
“Ay Sena, aynı şeyi düşündüm. Beynimizi sikeyim ben!” dedi sinirle.

Gül ise ikisine bakıp derin bir nefes aldı. Şu an birbirlerine laf yetiştirmelerinin hiçbir işe yaramadığının farkındaydı.
“Of, yeter! Vallaha Sena, sabaha kadar yorulmadan laf sokarım ama şimdi sırası değil! Biz buradan nasıl çıkacağız? Umutlara nasıl haber vereceğiz?” dedi ciddiyetle.

Sena başını Gül’e çevirdi.
“Çok haklısın. İlk defa haklı konuştun, gül kurusu!”

Lale de endişeyle etrafına bakındı. Deponun kapısı kapalıydı ve dışarıdan hiçbir ses gelmiyordu.
“Beynim durdu resmen!” dedi.

Gül, Sena’ya dönüp dişlerini sıktı.
“Bana bak, botokslu Sena! Vallahi kalkarım seni fena yaparım. O gül kurusunu da ağzından sokar, başka yerden çıkarırım!”

Sena gözlerini kocaman açtı.
“Terbiyesiz! Pis gül kurusu! Sahte ucuz Isparta gülü!”

Lale ikisine bakarken ne diyeceğini bilemedi.

Tam o sırada metal kapının açılma sesi duyuldu.

Üçü de aynı anda kapıya döndü.

Az önce dışarı çıkan adamlardan biri elinde geniş bir bant rulosuyla içeri girmişti. Yüzündeki bezgin ifadeden, birazdan ne yapacağı belli oluyordu.

Sena adamı görünce hemen konuşmaya başladı.
“Beyefendi, benim ağzımı bantlamayın nolur. Bu ikisi çok konuşuyor. Ben susuyorum.”

Lale’nin gözleri büyüdü.
“Şuan bak! Asıl senin ağzının bantlanması lazım!”

Adam, Lale’ye kısa bir bakış attıktan sonra başını iki yana salladı.

Sena ise bir anda pazarlık yapabileceğini düşünmüş olacak ki kendinden emin bir ifadeyle konuşmaya başladı.
“Benim çok param var, bakın!”

Adamın yüzünde alaycı bir gülümseme belirdi.
“Benim de var.”

Sena’nın yüzündeki ifade bir anlığına bozuldu ama hemen toparlandı.
“Benim villam var.”

Adam hiç beklemeden cevap verdi.
“Benim de Devran abimin villası var.”

Sena’nın yüzündeki çaresiz ifade artık iyice belirginleşmişti.

Lale ve Gül aynı anda Sena’ya döndü.
“Senin villan mı var?”

“Evet,” dedi Sena, sanki dünyanın en normal şeyinden bahsediyormuş gibi umursamazca.

Gül kaşlarını çatıp Sena’ya baktı.
“Abi bu kız götümüzün dibinden ayrılmıyor ama biz onu tanımıyoruz? Peki neden sevgili yapınca onlardan para koparıp pahalı hediyeler aldırıyorsun?”

Adamın eli havada kaldı.

Lale’nin söylediklerini duyunca o da birkaç saniye boyunca üçüne baktı. Görünüşe göre bantları yapıştırmadan önce son kez ne konuştuklarını dinliyordu.

Lale, Sena’ya bakarak devam etti.
“Çünkü o böyle yaparak kendini değerli hissetmeye çalışıyordu!”

Sena’nın yüzü kızardı.
“Ay susun be!”

Adam sonunda sabrını kaybetmiş gibi derin bir nefes aldı. Elindeki bandı açtı.

Önce Sena’nın yanına geldi.

Sena’nın gözleri büyüdü.
“Bir dakika—”

Adam bandı Sena’nın ağzına yapıştırdı.

Sena öfkeyle gözlerini açıp adama baktı.

Sıra Lale’ye geldi.

Lale başını iki yana salladı.
“Bakın, ben gayet mantıklı bir insanım aslında—”

Adam hiç cevap vermeden bandı onun ağzına yapıştırdı.

Son olarak Gül’e döndü.

Gül, daha bant ağzına gelmeden önce gözlerini kısıp adama baktı.
“Buyrun. Sıkı yapıştırın lütfen.”

Adam kısa bir an durdu.

Sonra bandı Gül’ün ağzına da yapıştırdı.

Depoda nihayet sessizlik oluştu.

Üç kız birbirlerine baktılar.

Sena’nın öfkeli bakışları, Lale’nin çaresiz ifadesi ve Gül’ün “ben size demiştim” der gibi duran gözleri aynı anda buluştu.

Artık konuşamıyorlardı.

Ama birbirlerine bakışlarından, bunun çok uzun sürmeyeceği belliydi.

༺☆༻

“Ben o topu onun bir tarafına sokardım da Enes Hoca’ya dua etsin o Serhat!” dedi Deniz, öfkesini hâlâ üzerinden atamamış bir hâlde.

Kaşları çatılmış, çenesi sıkılmıştı. Bir eli cebinde, diğer eliyle sinirli sinirli hareketler yapıyordu.

Umut yanında yürürken başını iki yana salladı.
“Abi siktir et! Salağın teki. Futbolla bir alakası yok ama Enes Hoca onu bizim sahaya sokmuş!”

Deniz derin bir nefes aldı. İkisi de dersleri yüzünden mantıcıya yaklaşık bir saat geç gideceklerdi. Mantıcının kampüse yakın olması nedeniyle arabayı almamış, yürüyerek gitmeye karar vermişlerdi.

Havanın kapalı ve serin olması yürüyüşü daha da sakin gösteriyordu. Yol kenarındaki ağaçların sararmış yaprakları rüzgârla birlikte kaldırıma savruluyor, kampüsün gürültüsü arkalarında kaldıkça sokakların sesi daha belirgin hâle geliyordu.

Deniz telefonunu cebinden çıkarıp ekranına baktı.
“Lale belamı sikecek! Telefonları da açmıyor, tripten. Kız haklı. Yarım saat dedik, bir buçuk saat geçti anasını satayım.”

Yüzünde hem endişe hem de suçluluk vardı.

Umut da kendi telefonunu kontrol etti.
“Gül de açmıyor. Bir güzel kurulmuştur bunlar bize. Hemen gidip gönüllerini almamız lazım.”

Deniz başını salladı.
“Aynen öyle kardeşim.”

İkisi adımlarını hızlandırdı.

Birkaç dakika sonra mantıcının bulunduğu sokağa geldiklerinde içerideki kalabalığı daha kapıdan fark ettiler. Camlardan görünen masaların neredeyse tamamı doluydu. İçerideki hareketlilik dışarıdan bile belli oluyordu.

Deniz kapının önünde durup içeriyi gözleriyle taradı.
“Hassiktir! Gel şimdi bu kalabalıkta bizim kızları bul!”

Umut sakin kalmaya çalışarak omzunu Deniz’e çevirdi.
“Abi tamam, sakin. Sen o salak Serhat’a sinirlendin ve çatacak yer arıyorsun.”

Deniz cevap vermeden tekrar içeriyi taradı.

Bir masadan diğerine bakıyor, tanıdık bir yüz görmeye çalışıyordu.
“Yoklar burada?”

Kaşları yeniden çatıldı.
“Sinirlenip başka yere mi gittiler?”

Umut elini kaldırdı.
“Dur bir! Biraz daha bakınalım. Faik Abi’ye de sorarız.”

İkisi birlikte mantıcının sahibi Faik Abi’nin bulunduğu tarafa doğru yürüdüler.

Umut tezgâha yaklaşınca seslendi.
“Abi, buraya nasıl desem... iki tane kız geldi mi?”

Faik Abi başını kaldırıp ikisine baktı.
“Nasıl iki kız oğlum?”

Deniz hemen araya girdi.
“Biri bir altmış sekiz, bir altmış dokuz boylarında. Hafif kumrala kaçan dalgalı saçları var. Böyle etrafa gözlerini kısarak bakışlar atan bir kız. Bazen de tatlı tatlı bakıyor.”

Umut birkaç saniye Deniz’e baktı.
Sonra kendini tutamayıp kahkahayı bastı.
“Yani oğlum kızın üzerinde ne vardı, söylesen yeterliydi!”

Faik Abi de gülerek başını salladı.
“Vallaha Deniz, kızın biyografisini çıkardın.”

Deniz ikisine de ters ters baktı.
“Mavili bir etek ve beyaz hırka.”

Faik Abi düşünmeye başladı. Gözlerini hafifçe kısıp salonu hatırlamaya çalıştı.
“Hee sanki hatırlar gibiyim... Kırmızı kazaklı bir kız mı vardı yanında?”

Umut hemen başını salladı.
“Evet, evet! Kırmızı kazaklı, siyah pantolonlu bir kız da vardı!”

Faik Abi eliyle salonun iç tarafını işaret etti.
“Onlar en son boş masa bulamadılar galiba. Sonra ben arka mutfağa geçtim oğlum, bilmiyorum.”

Deniz’in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Abi kamera? Kameralara bakalım biz.”

Faik Abi, Deniz’in telaşını görünce hafifçe güldü.
“Oğlum sakin ol, toz olmadılar ya.”

Umut, Deniz’in koluna hafifçe dokundu.
“Abi sen kameraları aç da bu sakinleşsin. Yoksa hiçbir şey onu tutamaz. Bak kızlar, kol kola sinirle çıkmış olarak gözükecekler kamerada!”

Deniz’in bakışları sertleşti.
“Tamam, açalım.”

Faik Abi başını sallayıp tezgâhın arkasından çıktı.
“E hadi gelin.”

Üçü birlikte kasanın bulunduğu bölüme doğru ilerledi. Faik Abi bilgisayarın başına geçerken Deniz ve Umut hemen yanına sokuldu.

Deniz’in gözleri ekrana kilitlenmişti.
İçinde kötü bir his vardı.

“Sakinliğini koru." Dedi Umut.

Deniz cevap vermedi.
Sadece ekranda belirecek görüntüyü bekledi.