27. bölüm · Deniz Kenarındaki Ateş

26. Bölüm

leggeroella

Pınar'ın bahsettiği hikayeye baktım. Esat ile ben şarkı söylüyordum. Hikayeye küçük bir kalp ekledim ve hikayeme koydum. İçimden gelmişti tamamen. Telefonu kapatıp annemin televizyondan açtığı diziye odaklandım.

Konusunu soracak olursanız hiçbir fikrim yokturdu. Kim kime dum duma gibi birşeydi. Göz devirip , çekirdek çitlemeye devam ettim. Ancak bunları yaparken yüzümden hiç silinmeyen bir gülümseme vardı.

Annem odaya girdiğinde bakışlarım ona döndü. Bana uzattığı çayı elinden aldım. Yanıma kurulduğunda diziye bakmaya devam etti.

Bu zamana kadar annemden birşey saklayan bir kız olmamıştım. Ona söylediğim yalanlar her zaman pembe yalanlar olmuştu. Şimdi ise ona anlatmak istiyordum.

Ayaklarımı uzattığım sehpadan çektiğimde , koltukta düzgünce oturdum. “Anne.” Dediğimde göz ucuyla bana baktı. “Seninle birşey konuşmak istiyorum.” Dediğinde kaşları havalandı.

“Konuşalım.” Dediğinde tamamen bana döndü.
“Mal gibi otuz iki diş sırıtmanın nedenini konuşalım.”

Annem kızını çok iyi tanıyordu. “Anne.” Dedim ve yutkundum. “Ben birini seviyorum.” Dediğimde yerinde dikleşti ve gözleri büyüdü.
Normalde anneler iyi bok yedin deyip kızardı ama annemde bunun dışında bir tepki bekliyordum.

“Ne sen mi?” Dedi şaşkınca. “Kimi?” Diye sordu ve devam etti. “Kızım senin kalbin var mıydı? Senin gibi odun kimi sevebilir?” Dediğinde göz devirdim. Ondan beklediğim tepki buydu.

“Anne abartma.” Dediğimde kolumu cimcirdi.

“Anneye abartma denmez.” Dedi. “Kimi seviyorsun çabuk anlat. En başından beri anlat. Incığını cıncığını anlat.” Dedi adeta Yaprak dökümündeki Cevriye gibi.

“Bana kızmayacaksın ama.”

“Aysel sen salak mısın kızım?” Dediğinde yine ve yine göz devirdim. Ben tamamen anneme benziyordum. İnsanları nasıl gömüyorsam annemde beni o kadar gömüyordu. “Niye kızayım? Birazdan gidip şükür namazı kılacağım. Evde kalacaksın diye korkuyordum.”

“Ya anne ya. İki dakika düzgün dinle.”

“Tamam hele anlat.” Dediğinde nefesimi bıraktım.

“Etem amcanın torunu varya Esat.” Dediğimde bunu bekliyor gibi bakışlarında hiçbir değişiklik olmadı.

“Belliydi. Düğünde falan bi fingir fingirdiniz.” Dedi. “En son sen bu çocuğa düşmanlık besliyordun? Nasıl oldu bu?”

“Peşimden koştu.” Dedim , aslında binevi böyleydi. “Bana sürekli imalarda bulundu. Sonra bana çocukluğumdan beri seni seviyorum dedi.” Dediğimde annem bu defa şaşırdı.

“Esat mı? Seni? Çocukluğundan beri?” Dedi şaşkınca. “İşte ben buna oha derim.”

“Sonra bir gün ben bunun odasına girdim gizlice.” Dediğimde annem tekrardan kolumu cimcirdi. “Ah.”

“Kız ne ara?”

“Ya anne bi dur.” Dedim. “İşte o gün bu beni kıstırdı.” Dediğimde ters bakışlar attı. “Fesatça düşünme yakaladı işte beni. Sonra o gün bi çekim oldu ve kalbim hızlandı sanki. Sonrası ise bi şekilde geldi. Belki gelmezdi ama onun yüzüne geldi. Sonra , Deniz’e gittiğimizde biz bununla yakınlaştık.”

“Nasıl yakınlaşma bu?” Diye sordu annem. Keloğlandaki cadı gibi bakıyordu.

“Öptü beni.” Dedim rahatça. “Sonra bende onu…” dediğimde annem bir kere daha cimcirdi. “Anne gerçekleri anlatıyorum işte.”

“Allah'ın cezası öpüştünüz mü?”

“Evet.” Dedim.

“Günah günah.” Dediğinde göz devirdim.

“Yav anne şimdi buralara girme.” Dedim. “Sonra ben bundan kaçtım. Bir hafta o yüzden depresyona girdim. Emin olamadım çünkü. Sonra bir gün bununla konuştuk. Ben bunu biraz kırdım. Bu da gitti. Sonra baktım haşır foşur ağlıyorum. O zaman bir şeyler hissettiğimi anladım. Konuştuk hallettik falan.” Dedim.

“Sevgili misiniz yani?” Dediğinde duraksadım. Bunu bilmiyordum.

“Yani galiba.”

“Kafirler.” Dedi. Öpüşmemize gönderme yaparak. “Evlenmeyi düşünüyor musunuz?”

“Anne ne yaptın? Daha ortada doğru düzgün birşey yok.”

“İyi bakalım.” Dedi ters bakışlar atarken. “Hayırlısı olsun. Seni üzen her şeyden uzak dur. Ancak seni mutlu ediyorsa üstüne koş.”