Dans (texting) kitap kapağı

36. bölüm / 40

Dans (texting)

34

Yazar: Rabianur Türker

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 34

En güzel günlerimden birini geçirmiş olmanın mutluluğu vardı içimde. Yapmadığım her şeyi yapmış, cesaret edemediğim her şeye cesaret etmiştim. Geriye yalnızca iki şey kalmıştı, yapmayı hep istediğim, deneyimlemeden ölmek istemediğim iki şey kalmıştı. Onları da yaparsam yaşadığıma değecekti.

Çığlıklarım, kulak yırtacak derecedeydi. Barış’ın elini sıkı sıkı tutarken attığım çığlıklar, korkunun ve mutluluğun karışımıydı. Barış bu halime gülerken elindeki telefonla videomu çekiyordu. Yüzündeki gülüş her ne kadar dışardan mutlu bir gülüş gibi görünse de içindeki burukluk belli oluyordu. Anı yaşayamıyordu.

“Çok yüksek!” Diye bağırdım gülerek. Makas, en tepede duruyordu. Hayatımda hiç lunaparka gitmedim ve şu an buna oldukça pişmanım. Böylesine eğlenceli bir şeyi yapmamış olmak, oldukça büyük bir kayıptı.

Barış’ın elindeki telefonu nasıl düşürmediğini merak etsem de eminim ki daha önce defalarca kez bu oyuncağa binmişti, alışkın olduğu için korkmuyordu.

O videoyu neden çektiğini biliyordum. Barış, anı yaşamayı sevenlerdendi. Anıların telefonda değil, akılda kalmasından hoşlanırdı. Şimdiyse benimle olan anlarını telefonuna kaydediyordu. Öldüğümde izlemek için tüm anlarımızı kaydediyor ve ilerde izlemek istiyordu.

“Öleceğim!” Diye bağırdı Aytunç. “İndirin artık, anasını siktiğim indir!” Aytunç tüm korkusuyla oyuncağın operatörüne bağırıyordu. Onun bu hali beni daha çok eğlendiriyordu. Hiç korkmadan bıçağın önüne atlayacak cesareti olan adam, basit bir oyuncaktan korkmuştu.

Gözlerini kapatmış, sıkı sıkı kemere tutunan Aytunç, operatörün tüm değerlerine küfür ediyordu. Yükseklik korkusu olmasına rağmen bizimle binmek istemişti ve şu an deli gibi pişmandı.

“Aytunç bayılacak!” Diye bağırdı Bora. “Çok korkuyor!” Kendi korkusunu Aytunç’un üzerine atmaya çalıştığı belli oluyordu. Başımı hafifçe eğip ona baktığımda, deli gibi titreyen bedenini gördüm.

Gülerek Barış’a baktım. O da gülerek diğerlerinin ve benim bu halime bakıyordu. Makas aniden büyük bir hızla aşağı inmeye başladığında, Aytunç ve Bora’nın korku, benimse sevinç çığlıklarım yükselmişti. Oyuncağın diğer ucundan gelen Sıla ve Yamaç’ın korku çığlıklarını da duymak mümkündü.

“Eğleniyor musun?” Sesini duyurmak için bağıran Barış’a baktım. “Sence?” Dedim neşeyle. İçimdeki gerçek Lavinia, yıllar sonra yeniden ortaya çıkmıştı. Bu bir yandan iyi, diğer yandansa kötüydü. İyi yanı, son zamanlarımı güzel geçirmiş olacak olmamdı. Kötü yanıysa son zamanlarımı hayata bağlı geçirecek olmamdı.

Oyuncak sonunda durduğunda, kemerimi açıp indim. Neşeyle zıplarken başım hafifçe dönüyordu. O kadar döndükten sonra, bu oldukça normaldi. G kuvvetinden çıkıp normal hale dönmüştüm, başımın dönmesi olağan bir durumdu.

Diğerleri de indiğinde, Aytunç’un ıslak pantolonu gözüme çarptı. Kaşlarım çatılırken şaşkın gözlerle ona baktım.

“Altına mı işedin lan?” Yamaç şaşkınlıkla bağırdı. Hiçbirimiz böyle bir şey beklemiyorduk. Aytunç, altına işemişti.

Kahkaha atarak ona baktım. Barış ise bu anı kaçırmayıp Aytunç’un ıslak pantolonunu videoya aldı. Zoom yaparak çekmeyi de ihmal etmedi.

“Keşke…” dedi Aytunç başını iki yana sallayarak. “Keşke sadece işemiş olsam…”

Altına sıçmıştı! Aytunç, hiçbir şeyden korkmadığını iddia eden Aytunç, korkudan altına sıçmıştı!

“Altına mı sıçmış?” Bora yerden kalkıp Aytunç’a baktı. Ağzını konuşmak için açmışken lafının devamını getiremeden kusmasıyla bu manzarayı görmemek için hemen arkamı döndüm.

Bora’nın kusması dışında çok eğlenceliydi.

“İğrençsin!” Sıla iğrenerek benim gibi arkasını döndü. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken bu durumun Aytunç için ne kadar utanç verici olduğunun farkındaydım.

Yazık çocuğa ya. Altına yaptığı yetmiyormuş gibi bunu iki düşmanı da gördü ve birisinde bunun videosu ölene kadar kalacak. Emin olduğum bir şey varsa, o video yalnızca Barış’ta kalmayacaktı. Barış’ın bunu her yerde paylaşacağından eminim.

Bora’nın kusması ve Aytunç’un altına sıçması, her yere yayılacaktı. Hayatları boyunca o video, sosyal medyada dolaşacaktı. Barış, görünüşü sayesinde sadece paylaştığı fotoğraflarla sosyal medyada binlerce takipçi kazanmıştı. Bu videoyu paylaştığı gibi her yere yayılacak.

“Reziller sizi.” Dedi Barış keyifle. “Artık elimde ifşanız var, kölem olacaksınız.” Alayla konuşurken sesinden keyifli olduğu belliydi.

“Buna binen cesaretimi de götümü de sikeyim!” Diye isyan etti Aytunç. Bora’nın kusmasının artık bittiğini düşünerek tekrar onlara döndüm.

“Yukarda altına sıçtığını söylerken şaka yaptığını düşünmüştüm.” Dedim alayla.

“Hepimiz öyle düşünmüştük…” dedi Yamaç. Bana hâlâ kızgın olduğu için konuşurken yüzüme bile bakmıyordu. Bana olan öfkesinin er ya da geç geçeceğinden eminim. Zaten hafiflemişti bile. Eğer hâlâ ilk anki kızgınlığı olsaydı, buraya gelmezdi bile.

Yamaç’la aram düzelecek, er ya da geç düzelecek. Kıyamaz o bana, dayanamaz.

“Şimdi ne yapalım?” Diye sordum gülümseyerek.

“Ben eve gidip temizleneceğim, siz takılın.” Dedi Aytunç. Veda bile etmeden yanımızdan ayrılıp hızla uzaklaştı. Fazlasıyla utandığı belli oluyordu.

“Sakin bir şeyler yapalım…” dedi Bora midesini tutarken. “Midem hâlâ çok kötü.”

Sakin bir şeyler… Açıkçası benim planlarım pek sakin değildi, aksine adrenalin doluydu. Fakat Bora’nın hastanelik olma veya tekrar kusma riskini de almak istemiyorum. O kendine geldikten sonra istediğim şeyi yapabiliriz.

“Yemek yiyelim.” Dedi Sıla gülümseyerek. Yemek iyi bir fikirdi ama Bora’nın bu halde çok fazla yiyebileceğini sanmıyordum.

İki saat sonra…

Bora’nın çok fazla yiyebileceğini sanmıyorum demiştim, değil mi? Güncelleme yapıyorum, üçüncü tabağına geçmişti.

“Bu kadar yiyip nasıl bu fiziği elde ediyorsun sen?” Dedim şaşkınlıkla ona bakarken. Aynı şey Barış için de geçerliydi, o da ikinci tabağı bitirmek üzereydi. “İkiniz de nasıl bu kadar yiyorsunuz?”

“Benim daha ilk tabağım.” Dedi Barış çatalındaki kebabı ağzına götürürken. Bora ise hiçbir şeyi umursamadan yemeğini yemeye devam etti.

İster istemez gözlerimi devirdim. “İkinci tabağın, Barış.” Dedim kendimden emin şekilde. İkinci tabağı olduğundan eminim, bunu inkâr edemez.

Barış gülerek bana baktı. “İlk tabağım güzelim, yanlış bildin.”

İkinci tabağı olduğundan adım kadar emindim. Neden ısrarla ilk tabağı olduğunu söylüyor ki? İlk önce yoğurtlu tantuni yemişti, yanlış hatırlıyor olamam çünkü tabağından ben de bir çatal almıştım.

“Hep böyle yapıyor.” Dedi Sıla yemeğini yerken. “Daha geçen gün üç tabak sarma yedi, sorunca da hiç yemediğini söylemişti.”

Barış umursamadan yemeğini yemeye devam ediyordu. Muhtemelen fazla yediğini düşünüp yalan söylüyordu her defasında. Peki, kendi seçimi. İstediği kadar yesin, kimse bir şey demez, yalan söylemesi gereksizdi bu konuda.

“Burası güzelmiş,” dedi Yamaç çayını içerken. “Normalde aspavalar çok serileştiği için yemekleri kötü, ama burası güzel.”

Ankara’a aspavalar çok yayılmıştı. Önüne gelen aspava açmaya başlamıştı ve pek çoğunun yemekleri de ikramları da berbattı. Fakat burayı beğenmiştik hepimiz, yemekleri aşırı güzeldi.

“Tatlıları nasıl acaba?” Dedim merakla. Eğer tatlıları da güzelse, o zaman favori yemek yerim burası olacaktı.

“Tatlı da mı yiyeceksin?” Dedi Bora şaşkınlıkla bana bakarken. “Az önce bizim çok yememize laf ettin, kendin dört porsiyon yemek yedin ve üstüne de tatlı yiyeceksin, obez olmamana şaşırdım.”

Ona gözlerimi devirdim. Fazla yemiş olabilirim, ne olmuş yani? Günlerdir adam akıllı yemek yemiyordum, bugün iştahım da açık. Kilo derdim de yok, normalde vardı ama artık yok. Son zamanlarım, kilomdan kime ne?

“Sana ne ya kızın yemeğinden?” Diyerek onu tersledi Sıla. “Kilolu olsa ne olacak? Sen kilolu kızlara mı laf ediyorsun?”

Sıla, gerçek bir feministti. Aklı olan birisi asla onun yanında kadınları incitecek şeyler söylememeliydi. Sıla böyle durumlarda anında otomatiğe bağlıyor, susmuyor. Kadınları savunması çok güzel olsa da çok uzun konuşup bir süre sonra baş ağrıtıyordu.

“Ne alaka lan?” Bora şaşkınlıkla sitem etti. “Kadınlara laf etmek haddime değil.”

“Kadınları öp de başına koy sen!” Sıla öfkeyle cırladı. “Atatürkçüsün sen, onu örnek al biraz. Atamızın izinden gidip kadınlara değer ver.”

“Değer veriyorum zaten!” Bora kendini savunmaya çalışırken oldukça çaresiz görünüyordu. “Çok güzeller, kadınları seviyorum.”

Sıçtıkça sıvıyor… Sıla asla susmayacak.

Sıla ona gözlerini devirdi. “Kadınlar harika varlıklar bir kere. Güzel olsalar da olmasalar da değer vermek ve saygı duymak zorundasın.”

Masadaki herkes Sıla’nın huyunu bildiği için kimse onu susturmaya ya da durdurmaya çalışmıyordu. Özellikle Yamaç, sanki dersini almış gibiydi. Yerine sinmiş oturuyordu.

Barış’ın kulağına eğildim. “Yamaç dersini almış.” Dedim alayla.

Barış gülerek Yamaç’a baktı. Ardından kulağıma yaklaşıp sadece benim duyabileceğim bir sesle, “Yamaç daha önce eteğine laf etmiş, Sıla da her zamanki gibi Sılalık yaparak çocuğu hayattan soğuttu.”

Yamaç hak etmiş diye yorumladım. Sıla’nın eteğinden ona ne? Sevgilisi olabilir ama bu, Sıla’ya istediği gibi karışabileceği anlamına gelmez. Sınırlarını bilmek zorunda.

“Yamaç hak etmiş.” Dedim umursamazca.

“Bence haklıydı,” dediğinde Barış, tek kaşımı havaya kaldırarak ona baktım. “Sen o boyda bir etek giysen, ben de rahatsız olup değiştirmeni isterdim.”

“Öyle mi?” Derken sesimdeki tehditkâr ton, aksini söylemesi gerektiğini söylüyordu. Eğer Barış, bu dediğini tekrar ederse ağzına sıçarım.

Nerede ne giyeceğimi bilen bir insanım, giyimime karışmak kimsenin haddi değildi. Sevgilim de olsa abim de olsa asla beni kısıtlayamaz.

“Öyle.” Dedi Barış kendinden emin şekilde. Ardından masaya döndü. “Beyler, sevgilinizin mini etek giyinmesine izin verir miydiniz?”

“Asla.” İlk tepki Bora’dan geldi. Barış sözünü bitirir bitirmez kesin bir dille konuşmuştu.

“Yamaç?” Dedi Barış sorarcasına. Yamaç okların ona dönmüş olmasından rahatsızca derin bir nefes aldı. Sıla, ne demesi gerektiğini söyleyen gözlerle ona bakıyordu.

Yamaç, Sıla’nın bakışlarını fark edince yutkundu. “Sessizlik hakkımı kullanıyorum.”

“Bu iyice kılıbık olmuş.” Dedi Barış gözlerini devirerek. “Yamaç da izin vermez, cevabı belli.” Bana dönüp gülümsedi. “Ben de sevgilimin mini etek giyinmesine izin vermem.”

Fazla iddialı cümleler bunlar…

“Abi sevgilisinin mini etek giyinmesine izin veren erkek,” diyerek devam etti Barış. Sol elinin işaret ve baş parmaklarını birleştirerek küçük bir yuvarlak yaptı. “Geceleri Mamak köprü altında veriyordur.”

“Barış’ın cenazesi kalkacak, hazır olun.” Dedi Yamaç arkasına yaslanarak.

“Dikkat et,” Sıla öfkeli gözlerle ona bakarken sesi oldukça gergindi. “Senin de cenazen kalkmasın, Yamaç.”

“Aşkım ben bir şey demedim ki, abinin itliği. Konuyla alakam bile yok.” Yamaç kendisini savunmaya çalışırken onları bir kenara bıraktım.

Bora, ağzındaki lokmayı yutup omuzlarını silkti. “Kimse kusura bakmasın, benim sevgilim açık giyinip o güzel vücudunu millete sergileyemez.”

“Kendim etek giyerim ama sevgilime öyle mini etek giydirmem.” Dediğinde Barış, aklıma gelen fikirle gülümsedim.

Herkesin yeterince doyduğunu düşünüyorum, bence artık buradan kalkabiliriz.

“Bizim eve gidiyoruz.” Dedim hızla. Kimse neden bunu söylediğimi anlamamıştı ama, yakında anlayacaklar.

Kısa süre sonra eve vardığımızda, erkekler hâlâ konunun farkında değillerdi. Dolabımdan geçen ay internetten aldığım ama yanlış bedende geldiği için giyemediğim üç eteği çıkarırken Sıla’ya gülümsedim.

“Barış’ı bu renk açar mı?” Dedim alayla. Sıla gülerek elimdeki eteğe baktıktan sonra başını yavaşça iki yana salladı. “O Yamaç’a yakışır.”

Elimdeki pembe eteği Sıla’ya uzattım. Yatağımın üzerinde duran diğer iki eteğe bakarken hangisini Barış’ın giymesi gerektiğine karar verememiştim.

Salonda her şeyden habersiz sohbet ediyorlardı, başlarına gelecekleri bir bilseler… Hiç beklemeden kaçarlardı. Barış kendisi kaşındı, etek giyerim ama sevgilime giydirmem dedi. Konuşurken düşünseydi, beni ilgilendirmez. Madem o kadar iddialı, öyleyse giymekten başka çaresi de yoktu.

Bu etekleri iyi ki atmamışım. Yanlış beden oldukları için atacaktım ama sonradan unutmuştum, çok şükür unutmuşum. Şimdi lazım oldu.

Eteklere bakmaya devam ederken, en sevdiğim renk olan kırmızı eteğe uzandım. Bunu, Barış giyecekti. Eteğin normalde bordo olması gerekiyordu ama satıcı kötü bir satıcıydı, bordo yerine parlak bir kırmızıya sahip olan bir etek göndermişti.

Beyaz olan etek de Bora’ya kaldı. Öncesinde bacaklarını almamız daha iyi olur, fotoğrafta güzel çıkarlar. “Bacaklarını da alalım mı?” Diye sordum Sıla’ya.

“Olur!” Dedi Sıla sevinçle. Şimdi gerçekten sıçtılar. Jilete gerek yok, direkt ağdayla gideceğim. Ne yazık ki genlerim baba tarafına çektiği için sık sık tüylerimi almak zorunda kalıyordum. Bu yüzden fazlasıyla ağdam vardı.

Sıla’yla birlikte alt kata indiğimizde, elimizde ağdalar vardı. Etekleri bilerek yukarıda bıraktık ki orada rahatça giyinebilsinler.

Barış, elimizdeki paşalara baktı. “Ağda mı yapacaksınız?” Diye sordu.

Başımı, gülümseyerek onaylar gibi salladım. “Evet.”

“Ha siktir…” dedi Yamaç. “Ben bu sırıtışı biliyorum,” oturduğu yerden hızla kalktı. “Beyler kaçın, bize yapacaklar.” Tam gitmek üzereyken Sıla onu durdurmuştu.

Yamaç daha önce defalarca kez ona ağda yaptığım için, bu sırıtmamı iyi biliyordu. Eskiden zorla ona ağda yapardım.

Bakışlarımı Barış’a çevirdiğimde, anlamadan bana baktığını gördüm. “Bana ağda mı yapacaksın?”

“Üçünüze de yapacağız.” Dedim gülümseyerek. Elimdeki ardaları koltuğa bırakıp oturdum ve Barış’ın koltuğa uzattığı bacağını kucağıma aldım. Barış hâlâ olanları idrak edememiş gibi şaşkınlıkla bana bakıyordu.

“Benim bacaklarım temiz, gerek yok.” Dedi Bora.

Barış ve Yamaç, anında ona baktı. İkisi de kaşlarını çatmış, aşağılar gibi Bora’ya bakıyordu.

“Sen bacaklarını mı alıyorsun?” Dedi Barış şaşkınlıkla.

“He.” Dedi Bora umursamazca.

“Ağdayla?”

“Evet.” Bora rahatlığından taviz vermeden pantolonunu yukarı sıyırıp pürüzsüz bacağını gösterdi.

“Gay misin lan sen?” Dedi Yamaç.

“Gay olsam Lavinia’yı mı severdim?” Barış ve Yamaç, Bora’nın gay olduğunu ve arka kapısının gıcırdadığını söylerken ben çoktan Barış’ın bacağını açıp ağdayı yapıştırmıştım bile. Garibim, ne yaptığımı hâlâ fark edememişti.

Barış, Bora’ya bakmaya devam ediyordu. “Peki, veriyor mu- Ananı sikeyim!” Barış daha lafını tamamlayamadan çektiğim ağdayla bağırmıştı.

Daha önce hiç ağda yaptırmadığı belli oluyordu. Acaba daha önce jiletle de olsa kıllarını aldı mı? Gördüğüm kadarıyla üst bedeninde kıl yoktu, fakat bacakları orman gibiydi. Sanırım sadece üst bedenini jiletle alıyor.

“Çok acıdı!” Diye bağırdı bacağına bakarken.

O acı çekmeye devam ederken, bacağına tekrar ağda yapıştırdım. Tüm bacağını hızla aldıktan sonra gülümseyerek ona baktım. Sızlanıp duruyordu ama umurumda değil, hak etti.

Ben onun diğer bacağını da alırken, Bora video çekiyordu. Barış’ın çektiği işkence hoşuna gitmiş gibiydi. Tabii Yamaç’ın halini çekmeyi de unutmuyordu.

Barış bir kez daha bağırdığında, elimle temiz bacağına vurdum. “Abartma!” Gerçekten abartmıştı. Ağda o kadar da acıtan bir şey değildi, küçük bir acı veriyor ama büyütecek bir şey yok.

“Acıyor!” Diye sızlandı Barış. Her ne kadar eğlensem de fazla bağırıyor, o kadar canının yandığını sanmıyorum.

“Kafeste bu kadar canım yanmıyordu!” Yamaç, bağırarak Barış’a eşlik etti. Kucağındaki minderi sıkarken başını arkaya atmıştı. “Bu ağdayı bulanın…”

“Ne kafesi lan?” Dedi Barış anlamadan.

“Kafes dövüşü.” dedim hatırlatmak istercesine. Aytunç daha önce bizim evdeyken söylemişti ona.

Barış şaşkınlıkla kaşlarını çattı. “Kafes dövüşü mü?” Diye sordu anlamadan. “Yamaç, kafes dövüşçüsü mü?” Barış’ın şaşkınlığından yararlanıp bir ağda bandını daha çektim. Bağırmamak için dudaklarını birbirine bastırmıştı.

“Aytunç söylemişti ya, mal.” Dedi Bora, yakın çekimden Barış’ı çekerken.

Yaklaşık on dakika sonra, işimiz bitmişti. Mendille Barış’ın pürüzsüz bacaklarını temizledim. Tek bir kıl bile kalmamıştı. Hafiften kızarmış olsa da güzel görünüyordu, resmen bacakları beyazlaşmıştı. Ormandan farkı yoktu almadan önce.

“Şimdi yukarı çıkıp Lavinia’yın yatağındaki etekleri giyin.” Dedi Sıla şirin bir gülümsemeyle.

“Etek?” Dedi Yamaç sorarcasına.

“Kim etek giyecek? Biz mi?” Barış sözünü bitirdikten sonra bir kahkaha attı. “Tiner niyetine aseton mu çektiniz? Nasıl geldiniz bu kafaya?”

“Ben etek giymem.” Dedi Bora telefonunu kapatırken.

“Dünyaları verin, yine giymem.” Diyerek onu destekledi Yamaç.

Sıla, aklına bir şey gelmiş gibi Yamaç’ın kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Yamaç’ın gözleri büyürken sertçe yutkunmuştu. “Hangisi benim?” Diye sordu oturduğu yerden kalkarken.

Sıla’nın ne gibi bir şey söylediğini tahmin etmek hiç zor değildi.

“Ne dedin?” Diye sordu Barış gergin bir sesle. “Ne teklif ettin bu ırz düşmanına?”

“Pembe olan hayatım.” Dedi Sıla, abisinin sorusunu havada bırakarak. Yamaç hiç beklemeden merdivenleri tırmandı.

Barış’a bakıp hafifçe gülümsedim. Yanına yaklaşıp kulağına dudaklarımı yasladım. Söylediğim şeyle, Barış yerinden fırlayıp koşarak merdivenlere gitti.

“Seks mi teklif ettiniz lan?” Dedi Bora, Sıla ve bana bakarak. “Nasıl ikna ettiniz adamları?”

Ona dönüp tek kaşımı havaya kaldırdım. Şimdi de onu ikna edecektim. “Yer fıstığı yüzünden yoğun bakıma girdiğimde, ölmezsem istediğim bir şeyi yapacağını söylemiştin. Etek giymeni istiyorum.”

Bora, sabır çekercesine derin bir nefes aldı. “Şu Abazalara seks karşılığı her boku yaptırın, bana gelince söz senet!” Ayağa kalkıp söylenerek üst kata çıktı.

Onlar gidince yüzümde şeytani bir sırıtmayla Sıla’ya döndüm. “Ne teklif ettin?” Dedim alayla.

“Sence?” Dedi Sıla arsızca. Tam da tahmin ettiğim gibiydi, Yamaç’ın uçkurunu kullanarak ona istediği her şeyi yaptırıyordu. “Ama istediğini alamayacak, kandırdım biraz.” Gülerek arkasına yaslandı. “Sen ne teklif ettin?”

“Beraber uyumayı.” Dedim açıkça. Barış, gözlemlediğim kadarıyla abaza veya bel altına bağımlı değildi. Daha önce onu arkadaşlarıyla konuşurken duymuştum. Sevgilisine sarılıp uyumanın, en büyük hayali olduğunu söylüyordu.

Sıla, inanmadığını belli eden gözlerle bana baktı. “Sadece uyuyacak mısınız yani?”

“Barış’ın götü asla bana o niyetle dokunmayı yemez.” Dedim kendimden emin şekilde.

“Abimi dövüyor musun sen?” Sıla kahkaha atıp bana minder fırlattı. “Her istediğini yapıyor.”

Barış’ı dövmüyordum. İstediklerimi dövdüğüm için değil, aşkı için yapıyordu. Aşk buydu, koşulsuz, şartsız sevdiğinin isteklerini yerine getirmekti. Barış benden rahatsız olmayacağım bir şey istese, seve seve yaparım. Tıpkı onun yaptığı gibi.

Kısa süre sonra Barış, Yamaç ve Bora utana sıkıla merdivenlerden iniyordu. Sıla ve ben kahkahalarla onları izlerken üçü de hallerinden oldukça mutsuzdu. Giyindikleri etek öylesine kısaydı ki hepsinin iç çamaşırlarını görebiliyorduk.

Hayatımın en komik sahnelerinden birisi olabilir.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

397okunma 29beğeni 20yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…